KOÇUMUZ KEL, ALNIMIZ PAK, KADROMUZ VASAT


 

zcan73@hotmail.com
02 Ocak 2009, Cuma

batug.com’daki yazıların çıktısını alıp serviste okuduğum günlerden o yazıları yazma şansının verildiği günlere gelmek benim için oldukça heyecan verici. Tanışma faslını kısa tutup hemen yola koyulmak istiyorum. Merhabalar herkese; ben 29 yaşında İstanbul’da yaşayan, basketbolu oynamaktan çok takip etmeyi seven (polemik no:1; basketbol yorumlamak için oynamış olmak şart mı?), NBA organizasyonunu ile gelgitli bir ilişkiye sahip olan ve an itibariyle Bucks hakkında yazmak isteyen bir gönüllüyüm. Zamanla kendim hakkında konuşma fırsatı bulurum, bugünün anlam ve önemi, Bucks.

Milwaukee Bucks; kısa bir bakış:

Koçumuz Scott Skiles. Chicago’dan arkasında ağlayan bırakmayarak bize geldi. Hoş, geldi diyoruz ve kimmiş bu arkadaş diye kısa bir tarama yapıyoruz. 1964’te doğmuş, Michigan State üniversite takımında top zıplatmış, all time leading scorer olarak mezun olmuş, arada kokain olsun, marihuana olsun bulundurmaktan tutuklanmış, üstüne bir kez de alkollü araç kullandığından 15 günlüğüne mahpus hayatı yaşamış ve nihayet 1986’da Bucks tarafından draft’ın ilk turunda 22. sırada seçilmiş.

Yetenekli ve beyaz skorer rolünü başlarda NBA’e pek yansıtamamış, ne zaman ki 1989 yılı gelmiş, Orlando tarafından expansion draft ’ta seçilmiş, o zaman altıncı adam olarak süre almaya başlamış ve bir sene sonra da ilk beşe yerleşmiş. İşte o sene, 30 Aralık 1990’da alameti farikasını oluşturacak maçı oynamış, halen elinde bulundurduğu bir maçta en fazla asist yapma rekorunu -30 adet- bu maçta kırmış. Sene sonunda da zaten MIP seçilmiş. Yazık ki MIP’lerde çokça gördüğümüz bir durum olarak bu sezonu en iyi sezonu olmuş, bir daha da 17,2 sayı, 8,4 asist rakamlarına ulaşamamış.

1996’da omuz sakatlığı yaşayan yaralı bir kurt olarak Yunanistan’ın PAOK takımına gitmiş. Sakatlık dolayısıyla biraz oynamış, çokça oynamamış, Fransız koçuyla darılmış, bu arada memlekette bıraktığı çocuğunun velayetini almak ile de uğraşıyormuş derken, “bırakın beni, yırtın kontratımı, ne ben borçlu kalayım ne siz” demiş; ancak Yunan başkandan farklı bir tepki almış. Anında Fransız kovulmuş, bizim yaralı kurda emanet edilmiş PAOK ve önemli sakatlıklara rağmen lig üçüncü bitirilmiş.

Bu mini başarı hikâyesi Skiles’a Suns’ta sağlam bir asistan koçluk koltuğu kazandırmış. 1999’da da head coach’luğa getirilmiş. Demek ki eleman patronlarına kendini sevdirmesini biliyor veya gerçekten koçluk yetenekleri göz alıcı. İlk sezonunda Suns’ı konferans yarı finaline taşımış, ikinci yılında ise playoff ilk turunda takımını elenmekten kurtaramamış. Üçüncü sezonda 51 maçın 25’ini kazanmışken istifa etmiş. 1,5 sene boyunca kimse kapısını çalmamış, ta ki 2003-04 sezonu başlarında Bulls yönetiminin “lan Skiles diye bir herif vardı geçmişte, bir de ona mı versek takımı, takım nasıl olsa genç daha kötü ne olabilir?” diye düşünmesinin sonunda Chicago yollarına düşene dek.

İlk sezon alınan sadece 19 galibiyet kovulmasına neden olmamış, nitekim ikinci ve üçüncü sezonunda sırasıyla 47 ve 41 galibiyet ile playoff’ taşımış takımını, ilk turda elenmişler. 49 galibiyet ile girilen 2007 playoff’u son şampiyon Heat’in süpürülmesiyle en büyük başarısı olarak kayıtlarda duruyor, öncekji sezon yapılan eklemelerin de gazıyla takım Doğu’da şampiyonluk adayı olarak gösterilmesine rağmen ilk 25 maçta dokuz galibiyet Bulls yönetiminin yeter demesine ve Skiles’ın kovulmasına yol açmış. Tabi oyuncularla yaşadığı problemler de sonunu getiren faktörlerden sayılabilir. Duyduklarımızın okuduklarımızın yalancısıyız; takım sıkı disiplinden şikayetçiymiş, daha rahat bırakılmak üzere kazan kaldırmış.

Bucks dönemi ve Skiles’ın tarzı

Esasen disiplinden taviz vermeyen Kel Mahmut tadında hocalığın da bazı avantajları var. En azından tarzını ortaya koyuyorsun ve takıma askeri düzen getirmek isteyen yöneticilerin de aklına ilk gelenlerden biri oluyorsun. Skiles uzun süre işsiz kalmadı, geçen sezonun sonlarına doğru, 21 Nisan 2008’de takımımızın direksiyonunu devraldı. Dikkat ederseniz bazı tarihleri özellikle yazıyorum, ilerleyen günlerde bunun nedenini açıklayacağım. “Nasıl bilirsiniz Skiles’ı?” diye soranlara cevabımız şöyle olabilir, psikanalist değiliz ancak geçmişte yaşadığı travmalar kendisine kurallara uymanın ve akabinde katı disiplinin takım olmada şart olduğunu öğretmiş olabilir. Bir yere kadar doğru olan bu tez, söz konusu NBA ve egosu şişkin yıldızlar olunca o söz konusu yerden sonra esnemek durumunda kalabiliyor.

Bucks organizasyonu olarak eksiğimiz disiplin miydi? Geçen sezon yaşanan trajedi takım daha sıkı idman yapsa veya tuvalette sigara içmez ise yaşanmaz mıydı? Tartışılır. Diğer tipik bir özellik olarak Skiles savunmayı önde tutan bir koç. Geldiğinde beri de ağzından düşürmediği bir konu bu. Geçen sezonun en rezil savunmasını adam edeceğim diye hırs yapmış kendileri. Bir nebze başarılı da olmuş: Rakibe attırılan sayı ort.da 97,2 ile 14., şut yüzdesinde 0,447 ile 10., üçlük yüzdesinde 0,335 ile 8., asist ort.da 20,43 ile 15.yiz. Amcamın hedefi daha da yukarılar. Ancak her istatistiğin diğer bir yüzü de vardır ve bizim diğer rakamlarımız o kadar da iyi değil. Ayrıca apaçık görünen bir durum var ki blok tehdidimiz neredeyse hiç yok ve ribaundlarda zayıfız. Demek ki bireysel savunma yetenekleri çok olan bir takım değiliz, konsantre olmamız gereken takım savunması.

Mevcut durum

Yazıyı yazdığım gün itibariyle 14-16 ile Merkez’de üçüncü doğuda sekizinciyiz. 18 deplasmandan altı galibiyet çıkarmışız. Evimizde Raptors, Cavs, Celtics, Suns’a yenilmişiz. Yıldızımız Michael Redd 14 maç kaçırmasına sebep olan sakatlığının ardından yeni yeni ritmini buldu. Son maçta eksik Jazz’a karşı 27 sayı attı ama dokuzda bir üçlük salladı ve gireni, takımın tek üçlüğüydü. Takımın genel görüntüsü playoff’u sonuna kadar kovalayacağı yönünde. Ancak esas amaç yeni sisteme alışma olmalı. Ha bu sistem takıma en uygun sistem mi, aşağıda fikrimi beyan edeceğim ama koçumuz bu sistemden vazgeçeceğini sanmıyorum.

Neyse biraz da kadromuzdan bahsedelim. Oyun kuruculardan başlarsak, takımın direksiyonu Luke Ridnour’un elinde, asist yapar, topunu sürer, içeri girer, arada bırakır göz yaşını, üçlük atar ama öyle çok değil. Devamlılık derdi var ama takımcı ve şu zamanda takıma oynayan adam bulmak kolay iş değil, böyle de kabulümüzdür. Takımdaki ilk senesi ama biraz top kaybını (2,18) azaltsa fena olmaz. Yedeği Ramon Sessions, geçen sezonun sonlarında patlamasını yaptı ama bu sezon biraz düşüşte. Aslında beklentilere göre düşüşte desek daha doğru olur, geçen seneki 17 (yedisi ilk beş) maçta 7,5 asist ortalaması bu sene 29 (dördü ilk beş) maçta 4,8’e düştü. Ha dersiniz yazın yerine adam alırsan böyle olur, o da doğru, ancak kendisi çaylaklığı henüz bitirdi ve bence bir NBA takımının birinci oyun kurucusu olması için erken. Yine de bu çocuğun gelişeceğini öngörüyorum, geleceğimizin temel taşlarından olacak inşallah. Bir de Tyronn Lue var ama o biraz aldığı dakikalardan rahatsız. Çok bir şey yaptığı da yok, kalsa sevinmem, gitse üzülmem ama gidecek büyük ihtimal.

Skorer guardlarımıza baktığımızda birinci tercihimiz franchise oyuncumuz aynı zamanda, Michael Redd. Seneye sakat başladı, ancak forma girdi ama halen şut yüzdesi düşük, hele üçlük yüzdesi (0,337) yakışmıyor kendisine. Bulur kendisini şüphem yok, biraz hırs biraz liderlik arzusu onu kendine getirir. Yedeği Charlie Bell dört senedir takımımızda, en kısır istatistikli sezonunu oynuyor, kalibresinin altında şut atıyor. Bu aslında genel bir problemimiz. Bunların dışında zamanında Heat şampiyon olurken çok işe yarayan, bu sayede Cavs’e zıplayan ama hayal kırıklığı yaratan şutör parçası Damon Jones var elimizde ama bu adama daha baştan gıcık oldum. Detaylarını araştırıyorum, haklı tarafları olabilir, bu veteran üçlükçü şehrimize gelmek istememiş, takıma katılmamış falan anca ben bu yazıyı yazarken oynanan Pistons maçından önce açıklandı takıma katıldığı. O maçta da oynamadı zaten. Bu saatten sonra takıma katkısı ne olur, pek umudum yok, şunu söyleyebilirim, kendi kaybeder.

Forvetlere gelirsek, flaş transferimizden, yani Richard Jefferson’dan başlayalım. Onu bunu gönderdik, bildiğiniz gerçekler, bu skorer beyefendiyi aldık. Biraz yavaş başladı ama katkısı artacaktır eminim de; işin savunma boyutu beni düşündürüyor. Koç savunma delisi ancak takımın yarısına geldik halen savunmacı bir aslan yok ortada. Demek koç-takım kurgusu çatışması var hafiften, dur diğer iki pozisyon işleri değiştirir diye düşünmeyin, ben inceledim, kötü haberi söyleyeyim, sabır ve emek gerekiyor. Öndeki üçlümüzü incelediğimizde koşturmalı bir şeyler oynarız gibi geliyor, ya da şuta dayalı bir oyun ama koçumuz biraz farklı. Daha sağlamcı bir adam kendisi ve takımı da kendisine benzetmek istiyor. Kötümser değilimdir asla; ama bu sene playoff göremezsek birinden biri değişecek gibi, bu durumda ilk akla gelen de maliyeti de göz önünde bulundurularak koç. Neyse kadro incelemesine devam, üç numarayı yedekleyen bir çaylak, All-star slam dunk yarışmasının adaylarından biri; Joe Alexander. Özetlerde kendisini görme şansını buldum, bir beyaza göre iyi zıplıyor, sonu prototipleriyle benzemez umarım.

Arka alan da ak kaşık değil

Power forvet pozisyonunda ise ilk beşe yerleşmiş bir çaylağımız var; Luc Mbah a Moute. Bu delikanlının ismini her seferinde yazmamı beklemezsiniz sanrım bundan böyle kendisine kısaca Mbah diyeceğim. Mbah boyu posu (6’8” - 2,03m) pozisyonuna göre biraz kısa, kilosu (104,3kg) fazla gibi bir arkadaş. Mbah, C-Will kısa adlı kendisinden iki yaş büyük bir abisini yerinden ederek ilk beşe yerleşti. İyi mi yaptı? Ben gençleri tutarım, fırsat verilsin derim her daim ama bu C-Will denen saçı kaşı olmayan, hayret ve acıma kontenjanından sempatik, enteresan karakter takımımıza geldiğinde beklenti yüksekti, ne de olsa zamanında draftın tepelerinden kaptığımız T.J.Ford’u vermiştik karşılığında; ha patladı ha patlayacak denen iki sezonun ardından, balonunun söndüğünü kabul eder gibi bench’e çekmek ne derece doğru? Tek korkum Mbah’ın da şişirilmeye başlayan bir balon olmasıdır. Oysa ihtiyacımız bowling topu sertliği. Başka ne var menüde diye baktığımızda Croshere ismini görüyoruz ve hafiften içinde çiftlik geçen bir çocuk şarkısı geliyor aklımıza. Oynasın, o da oynasın. Tüm takım oyuncularının kontratlarını ayrı ayrı incelemek şart oldu, kötü kokular geliyor burnuma.

Pivotları severim. Takımın kalbi gibidirler benim için. Bizim kalbimiz Avustralyalı, giderek fos bir top pick olmaya yaklaşan, ona buna laf atmayı seven, oyun içi pisliklerden kaçınmayan, gelişti gelişecek denen, sertmiş gibi yapan ama özünde bir patlıcan içi kadar sert olabilen, atsan atılmaz satsan satılmaz biri, soyadı da çirkin; Andrew Bogut. Biraz Hırvatlık da var kendisinde sanırım. Yeni Longley desen değil, belki Zan Tabak daha yakın bir benzetme olur. Deron Williams, Chris Paul şanslarını geri tepip kendisini seçmemiz onun suçu değil belki ama gelişim için biraz daha çaba görmeyi de hak ediyoruz. Bulsak daha blokçu ve ribaund sever bir uzuna değiştirilmesi gerek bence. Yedekleri, kontratımı alır yatarım Gadzuric, umudum çok sonuç yok Francisco Elson. Uzunda sıkıntılarımız var. Tüm bu sıkıntılar yetmezmiş gibi Malik Allen adında gereksiz bir adam daha var kadroda ki kendisi hakkında ne yazsam boş. Belki muhtemel takaslarda boşlukları doldurur.

Özetle kadromuz bence doğuda playoff’a yeter, yetmeli. Koçumuz uzun vadede takımı sinirlendirebilir ama kısa vadede iki sezon üst üste postseason yazısı yazdırsa bana yeter, bu arada gençlerimiz gelişir, alırız adam gibi bir koç, gereksiz kontratlı adamlardan da kurtulur ve başarıya aç bir süper yıldızı takıma katarız, o zaman Bradley Center hak ettiği Bucks takımını izlemeye başlar. Kısmetimizde varsa bir sonraki yazıda neden bunu hak ettiğine değiniriz. Herkese güzel bir yıl dilerim.

Not: Bu yazıya başlarken oynanmamış Pistons maçını kaybettik. Olur deyip geçmeyelim. Kel koç son 15 dakikayı yedek kadro ile oynamış. Fark 20 bile değilmiş bunu yaparken. Nasıl iş anlamadım. Bir de açıklama yapmış: “fark açıldığı için değil, parkedeki kadronun maçı alacağına inandığım için sokmadım ilk beşi” diye. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Yine de doğuda sekizinciyiz halen, önümüz deplasman, ne kadar sürer bu durum, jesus knows. Hayır o değil güzelim seriyi bozduk ona yanarım (öyle demeyin üç maç üst üste bizim için güzel bir seri).

fotolar: yahoo sports