MEMPH is GRIZZ lies

 

smyrnall@hotmail.com
26 Ekim 2008, Pazar

Kuruluşu üzerinden henüz 15 yıl bile geçmemiş bir takımın başından; takımın satılması, yeni sahibin şehir değiştirmesi, sonra takımı satmaya çalışması, satamayınca tekrar şehir değiştirmek istemesi ve bu süreçte bitmek bilmeyen yeniden yapılanma süreçleri geçmişse o takımın ve şehrin daha gidecekleri çok yolu var demektir. İşte o “yalan” olmuş yoldaki şehir ve takım: “Memph is Grizz lies”

İlk sekiz sezonunun galibiyet rekoru 28 olan Grizzlies’in, Memphis’e taşınması ile işler yavaş yavaş yoluna girmeye başlar. FedEx firmasının genel merkezinin Memphis'te olması etkili olmuştur şehrin seçiminde. 2004 yılında FedEx Forum'un da açılışıyla beraber playoffa kapak atılır, .500 üzeri galibiyet oranları gelir.

Ancak bu playofflar tek bir galibiyet getirmediği gibi Grizzlies’in NBA'deki mevcut en kötü kazanma yüzdesine sahip takımı olmasını da geciktirmez; hatta kazanan takım olmasına rağmen zarar etmesine de engel olamaz. Yoksa hata daha başlamadan mı yapılmıştır? Amerika standartlarında çok mütevazi bir şehir olan Memphis yanlış seçim miydi? FedEx gibi bir devin bu şehri genel merkez seçmesi mi yanlıştı? Her şey daha başlamadan yalan mı olmuştu?

2006 senesinde satış ve şehir değiştirme planları askıya alınır, arkasından yeniden yapılanma çalışmaları başlar, sonuçta 2005-2006 kadrosundan sadece Hakim Warrick kalacak şekilde bugünlere gelinir.

Yeni Baştan

Bu yeni başlangıçta rebuilding süresi üç yıl olarak belirlendi ve ne büyük raslantıdır ki bu sürecin sonları LeBron ve sınıfının yeni kontrat dönemine denk gelecek. Bu süreye kadarsa Memphis’in kontrat verebileceği dört potansiyel isim var: Gay, Warrick, Gasol ve Lowry.

Bu demektir ki takımın maddi durumu bir free agent ile imzalamak için uygun olacaktır; ancak sponsorların bile oyuncularına büyük şehirlere gitmeleri için baskı yaptığı, maddi olanaklar vaad ettiği bir ortamda, LeBron veya benzeri bir ismi Memphis’e getirmek neredeyse olanaksız görünüyor. Seyirciyi salona çekmek, daha heyecan verici bir takım olmak için LeBron belki tek başına yeterli olabilir, ama ligde 30 tane LeBron olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorundalar.

Göze Hoş Gelen Basketbol Tarzı

Memphis geçen senenin başında hızlı, göze hoş gelen basketbol oynatan, hücum öncelikli Phoenix’in kadrosundan Iavaroni’yi bunu uygulaması için head coach olarak getirdi. Seyirciyi daha çok salona getirmeye yönelik genel strateji değişiminin bu ayağı en azından istatistik kağıdında beklenen etkiyi gösterdi.

Geçen sezon yapılan hücum sayısında 7., maç başına atılan üçlükte 7., denenen üçlükte 4., atılan sayıda ise 10. sıradaydı Memphis. Atılan sayı bu kadar bolken yapılan asist sayısında ise yalnızca 28., denenen üçlük bu kadar çok iken şut yüzdesinde ise yalnızca 22. sırada kaldılar. Aradaki bu devasa fark “takım oyunu” oynamadıklarının, hazırlanmış setlerden çok mecbur kalınmış şut seçimleri yaptıklarının ve bireysel olarak sayıya gittiklerinin bir göstergesi. Hücum bu kadar düşünülürken de ufak bir ayrıntı atlandı: Savunma. Potasında en çok sayı gören 3. takım, rakibin hücum yüzdesinde ise %48 ile lig sonuncusu olarak, sezonu sondan 28. sırada tamamladılar.

Off-season Takası

Yeniden yapılanmaya başlayan bir takım için kimlerin gittiğinden çok kimlerin geldiği daha önemlidir. Nasıl olsa neredeyse takımdaki herkes gidecektir. Sezon içinde gönderdikleri Pau Gasol’den sonra off-season'da da takımın çehresini değiştiren hamleler yapıldı. Ancak Memphis geçen sene ve off-season’ı biraz takımı yenileyelim de, nasıl olursa olsun havasında geçirdi.

Gerek Gasol - Gasol takasında, gerek Mayo – Love takasında hep vermesi gerekenden fazlasını verdi. Gasol konusunu açmaya bile gerek yok, gelelim diğerine. Bu off-season içinde en büyük eklenti hiç kuşkusuz OJ Mayo oldu (diğer önemli eklemeler Darrell Arthur, A. Lima ve Jaric). Gay ile takımın gelecekteki ikilisi olması beklenen, hem hızlı tempoya hem de göze hoş gelen oyuna çok uygun (tanıdık geldi mi?), fakat bunları yaparken bir yandan da beşe bir oynamaya kalkan (top kaybı ortalaması asist ortalamasından daha fazla), sorunlu olmaya müsait yapısı gibi sakıncaları da beraberinde getiren bir oyuncu. Magic Johnson sevgisinden dolayı seçtiği 32 numarayı giymesi, ne yazık ki, formanın altındaki ruhu da getirmiyor. Takasın kârlı tarafını belirleyen ise, kesinlikle Mayo’nun kendisi olacak; fakat bunun cevabını almak için en azından iki yıl beklememiz gerekiyor. Zaman bize ya OJ Mayo’yu verenin, ya da OJ Mayo’yu almak için bu kadar malzeme verenin yanlışını ortaya çıkaracak. Kesin olan bir şey var ki, Mayo heyecan veren bir basketbol oynamaya devam edecek.

Mayo iyi, güzel de... Keşke Mike kalsaydı

Memphis Mayo için Love’ın yanında Mike Miller’ı verirken, başka birini almadı (Lima hariç). Elindeki kötü kontratları verirken daha kötülerini aldı. İyi kişilikleri verirken, kötü olanları aldı. Lige geldiği ilk üç sezonda toplam 52 sayı atmasına rağmen, bir sezon sonra altı yıl, 37 milyon dolarlık bir kontrat yapılabilecek kadar takım oyuncusu olan, hademe lakabını yeteneğinden çok ağır işçi olmasından alan Brian Cardinal gitti, yerine son yıllarda problem olmaktan başka işe yaramayan, son dört yılda altı takım değiştirmiş Antoine Walker geldi. 32 yaşındaki Walker’ın son sezonu olacağı bile konuşulanlar arasında, tabii bir çılgın çıkıp da opsiyonunu kullanmazsa.

Hayır, korkmayın, Memphis GM'i bile bunu yapamaz (editör'ün notu: öyle bir yapar ki...). Kısaca, “antrenman delisi” diyebileceğimiz Miller gitti, yerine nişan yüzüğü şampiyonluk yüzüğünden daha çok ilgi çeken Jaric geldi. Miler’ın antrenman konusunda ne kadar etkileyici olduğunu, henüz tek bir resmi maça bile çıkmadığı yeni takımının koçu Randy Wittman’a sorun: “Sabahları salona gelen ilk kişidir. Akşam antrenmanına kalan tek kişi kendisidir.”

Miller’in çok mu ihtiyacı var sanki, preseason'da çaylaklardan daha fazla çalışmaya, hayır, ama çaylakların ona ihtiyacı var. Takım arkadaşlarının, yani gençlerin takımda böyle birini görmeye ihtiyaçları var. Bu tecrübesiz oyuncu topluluğuna örnek olabilecek Cardinal ve Miller, belki de ligde buna en çok ihtiyacı olan takımdan ayrıldı.

Evet, en çok ihtiyacı olan, çünkü takımdaki 15 oyuncudan 10 tanesi 23 yaşında veya altında. Bunlarında beşi çaylak, ikisi ise geçen sene çaylaktı. Kalan beş oyuncudan üç tanesi Minnesota tayfasından –belki de savunma özelliklerinden dolayı, Buckner hariç, ilk fırsatta takımdan gönderilecekler–, diğer ikili de Quinton Ross ve Warrick (ikili derken de rastgele bir tabir değil bu, kuzen olur ikisi). Kısaca, takımın abileri, deneyimlerini aktaracak oyuncuları, bu konuda pek de şöhretli değiller.

Kadro demişken

Takımın beklenen ilk beşi Conley – Mayo – Gay – Darko – Gasol şeklinde. Bu beşlinin en büyük dezavantajı, takımın geneliyle aynı: Tecrübesizlik. Beş oyuncunun toplam NBA tecrübesi sekiz sezon, bunun beşi Darko'ya air olmakla birlikte. Sırayla dağılımları 1–0–2–5–0 sezon. Bu genç beşlinin heyecanlandıran yanı ise, Gasol dışındakilerin, en kötü 8. sıradan draft edilmesi; daha da ilginci o oyuncunun Rudy Gay olması.

Mike Conley: Takımın bu seneyi tamamlayacağı noktanın, belki de en önemli belirleyicisi olacak. Iavaroni bizzat, Conley seçiminde hızının çok etkisi olduğunu söyledi (tabii ki tanıdık geldi, seyirci hızlı oyunu sever). Off-season'ı gayet iyi değerlendirdiği söylenebilir. Düzenli olarak ağırlık çalıştı, her gün 600 üç sayılık atış denemesini rutin haline getirdi, bunun meyvelerini de preseason'da aldı. Geçen sezon .33 olan üç sayı yüzdesini, preseason'da .44'e kadar çıkardı. Elbette normal sezondaki baskı ve karşısında oynayacak oyuncular daha farklı olacaktır; ama iki rakam arasındaki gelişme de göz ardı edilemiyecek kadar tatmin edici. Hedef: 15+ sayı, 6+ asist.

OJ Mayo: Büyük ödül, büyük risk. Daha lisedeyken fenomen haline gelen, gireceği draft'ta 1. sırada seçilmesine garanti olarak bakılan Mayo, henüz NBA'e girmeden bu beklentilerin altına düştü bile. Yine de, heyecan uyandıran oyunu ile kendi özel seyircisine sahip olacağını şimdiden söyleyebiliriz (tabii ki tanıdık geldi, seyirci göze hoş gelen oyunu sever). Serbest atışta .800, şut yüzdesinde .440 ve üç sayı yüzdesinde .400, herkesin ulaşabileceği yüzdeler değil; ama benzer sorun kendisi için de olacaktır. NBA’de karşısındaki oyuncular, bu yüzdeleri düşürmekte NCAA’dekilerden daha başarılı olacaktır. Hedef: NCAA ortalamalarına (20+ sayı 3+ asist 4+ ribaund) yaklaşmak, şu anda 3.5 olan top kaybı ortalamasını aşağıya çekmek.

Rudy Gay: Draft edildiği sene, kendisi için 10 dolarlık yüreğe sahip 100 milyon dolarlık adam benzetmesi yapıldı. Kendisi ise bunlara Grizzlies tarihinde 20+ sayı ortalaması yakalayan 3. oyuncu olarak cevap verdi (diğerleri Shareef Abdur-Rahim ve Pau Gasol; yakında bunlara Mayo da eklenebilir). Bir diğer cevabı da kendisini takas eden Houston’dan Scola ve Mutombo’ya yaptığı unutulmaz smaçla verdi (tabii ki tanıdık geldi, seyirci unutulmaz smaçları sever). Fakat hala bu konudaki kuşkuları tamamıyla silemedi. Takımın, şimdilik, genel anlamda birinci oyuncusu. Hedef: İstatistik olarak üç sayı yüzdesi hariç hiç sorunu yok. Asıl hedefi, rakamlarını değil, liderliğini geliştirmek; kaybederken de kazanabileceklerini göstermek olmalı.

Darko Milicic: İlk beş içindeki ilk sekizde draft edilen dörtlünün, en sondakinin Rudy Gay olması ne kadar ilginç ise, 2. sırada seçilip en başta olanın Darko olması da o kadar ilginç. NBA'deki 6. sezonuna başlayacak olmasına rağmen henüz 23 yaşında, ve asıl problemi kafasında, kendine güveninde. Son dönemde çıkışa geçse de, hücum gücü kısıtlı ve asıl görevi savunma olacak. Geçen sene 14. sırada tamamladığı blok kategorisinde, bu sene de takımın asıl gücünü oluşturacaktır. Hedef: 10+ sayı 8+ reb 1,5+ blok ve .55 olan serbest atış yüzdesini geliştirmek (ilk beşteki yerini koruyabilirse, bu rakamların çok üstüne de çıkabilir).

Marc Gasol: Kardeş Gasol’e bir takım seç deselerdi, herhalde soru tamamlanmadan Memphis derdi. Hem abisinin, hem de kendisinin yıllarca basket oynadığı şehir olacak Memphis. 2001-2003 arasında iki sezon Lausanne High School'da basketbol oynayıp, oradan Barcelona’ya geçti. Hızlı oyuna ne kadar ayak uydurabileceği soru işareti. Çaylak sezonunu genel olarak fiziksel uyum ile geçirecektir, hem takım sistemine, hem normal sezonun yoğun maç temposuna, hem de Avrupa’da karşılaşmadığı Howard, Shaq, Amare gibi oyunculara karşı oynamaya. Hedef: 8+ sayı 7+ ribaund.
 


Geri kalanlar

Takımın genel görüntüsü, kısaların atıcı, uzunların tutucu olması. Iavaroni’nin bizzat kendisi de, geçen sezon oyuncuları iç ve dış oyuncular olarak gördüğünü, pozisyona göre ayırmadığını belirtmişti. Kısa yedeği görevini Lowry–Jaric–Crittenton–Buckner paylaşacaklardır. Crittenton guard olmasına rağmen, asist yeteneği gerçekten sınırlı. İçeri penetre edebilirken, içeriden dışarı pas çıkarmakta çok başarılı değil, ve hücumları orada eriyip gidiyor. Bir guardın ribaund ortalaması, asist ortalamasının yaklaşık üç katı ise pas vermekte ciddi sorunları var demektir. Jaric ve Buckner ise, mâlumunuz, çok fazla sahada olmayacaklardır; geriye en güvenilir yedek olarak Lowry kalıyor.

Forvet yedekliği ise Warrick–Ross–Arthur–Walker ve Petway arasında paylaşılacak. En büyük destek Warrick’ten gelecektir; ama çok katkı yapmasını beklemesem de, Arthur da takımın dikkatle takip edilmesi gereken oyuncularından olacak. Çok yönlü ve iyi çalıştığı takdirde sağlam potansiyeli var; fakat tek dakika almadan ceza ile giriş yaptı NBA kariyerine. Yeşil odada gereğinden fazla kalması umarım Arenas etkisi yaratır. Warrick’in kuzeni Ross ile Walker bilinen köyler, ama Petway ortalama bir NBA takipçisi için yeni bir isim. 4 numara için fizik 3 numara için yetenek eksiği var, en büyük artısı ise atletikliği. Kimbilir, belki bu sene all-star arasında smaç yarışmasında bile görebiliriz D-League Slam Dunk eski şampiyonunu.

Pivot mevkiinde ise, forvetten kaydırmalar dışında, yedeklik yapabilecek tek isim var: NBA’in ilk İran'lı basketbolcusu Hamed Haddadi. Çin’deki olimpiyatlarda dikkat çekse de; hem oyun, hem kültür olarak uzak olduğu NBA’de ne yapacağı belirsiz.

Chris Wallace ile antremanda bununla ilgili hoş bir olay geçmiş başından; Wallace iletişim kurmasını cesaretlendirmek için jestlerle ve el işaretleriyle anlatmaya çalışmış derdini fakat yaptığı hareketin İran’daki karşılığı biraz iletişimi bozucu çıkmış. ABD’deki karşılığı ise orta parmak göstermekmiş. Aslında -kelimenin tam anlamıyla- uzun oyuncu olarak Memphis NBA’in şanslı takımlarından, kadrosunda en çok seven-footer veya üzeri oyuncu barındıran dört takımdan birisi (birinci dört ile Lakers, ve Memphis’in bu kategorideki üç oyuncusu da ABD dışından).

Pivotların uzun boylu olması malesef o boyla eşdeğer bi katkı sağlamıyor, ve bu üçlünün ikisi çaylak, biri de Darko. 4 - 5 numarada ciddi sorunlar yaşanması çok olası, bu açıdan da sezon öncesi en çok konuşulan konulardan biri tecrübeli bir uzun takası yapacak senaryolardı. Warrick ya da Walker, gerekirse Lowry ve Javaris eklemeleri ile veteran uzun, belki de Shawn Marion senaryoları konuşuldu. Daha sonra New York basınından Darko ve Jaric karşılığında Zach Randolph dedikoduları geldi; Memphis ek olarak 1. tur drat hakkı isterken, Knicks de Lowry’yi istedi, fakat iki taraf da bunları vermeye yanaşmadı.

Karşılık olarak Lowry yerine Crittenton, 1. tur yerine 2. tur teklifleri yapıldı. Tecrübeli bir uzuna karşılık Knicks’e Zach’den kurtulma fırsatı. Takas edilen bu ikisi olacak ama üç yılda 48 milyon dolar Zach’a değer mi? GM’iniz Wallace ise, her an her şey olabilir. Kesin olan bir şey var ki, takas olma olasılığı en yüksek oyuncular, Iavaroni’nin hakkında açık açık Javaris’i yedek point guard olarak görmüyorum, takımı daha iyiye götürecek fırsat olursa değerlendiririz dediği Crittenton, bir de hem eli yüzü düzgün bir takas malzemesi olup, hem yokluğunda çok üzülmeyecekleri Darko. Walker ve Jaric ise adaylar arasında her zaman yerini koruyacak.

Gelecek bizim

Takım olarak en olumlu yan genç, ofansif yanı güçlü ve atletik olmaları; ayrıca kadronun gelecek vaat eden oyuncular barındırması. Bunun doğal sonucu olarak, en olumsuz yan da tecrübesizlik, Memphis için şu an sadece siyah ve beyaz var, gri yok. Gençlerin yanında veteranlar yok. Hücuma karşılık savunma yok. Atletizme karşılık olgun oyun bilgileri yok. Potansiyele karşılık tecrübeleri yok. Ama ellerinde hepsini gerçek bir geleceğe dönüştürecek fırsatları var.

New Orleans Hornets konferans değiştirdiğinde, ne kadar en kötüsüne denk geldiler dendiyse; bugün Memphis için de aynısı geçerli, adeta Hornets ile Grizzlies yer değiştirmiş halde. Hornets'in başardığını başarmamaları için hiç bir neden yok, yeter ki eldeki imkanlar dahilinde doğru seçimler yapılsın. Kimse Memphis’e şu kadar maç kazanamadınız, bu kadar sayı atamadınız diye sitemde bulunmaz ama “takım” olarak neden ilerleme kaydedemediniz diye sorar. Birlikte oynamayı neden öğrenemediniz? diye sorar.

Bu sezon önemli olan kazanılan maç sayısı değil, edinilen deneyimdir, antremanda dökülen terdir. İlerleyen senelerde ilk playoff galibiyetini getirecek olan, bu sezon kazanılan maç sayısı değil, antrenman salonunda verilen emek olacaktır. Bu sezon önemli olan genç olmanın dezavantajı değil, gelecekte bunu avantaja çevirecek çalışmayı bugünden yapabilmektir. Her ne kadar “an itibariyle” en zayıf noktaları görünse de, sahip oldukları en büyük güç genç olmalarıdır. Aynı Marc Gasol’un dediği gibi: “Being young does not mean you can't be strong”

Umut vaat eden geleceğin “gerçek” olması dileğiyle yeni sezonda Grizzlies’e başarılar.


Not 1: Bu yazı yazıldıktan sonra B. Petway waive edildi, kadro 14 kişiye düştü.

Not 2: Takım maskotu kanserle verdiği savaştan galip çıktı ve geri döndü. Yerine birini bulmayı bile düşünmeyip, geçen senenin bir kısmını maskotsuz geçirmişlerdi.

İlginç Not: Ligin başlamasına 2 hafta kala kadrosunda 15 ve altında oyuncu kalan yani takımdan kesilenleri belirleyen takım sayısı sadece dokuz; bunlardan biri de Memphis. Diğer sekiz; Atlanta, Charlotte, Clippers, Oklahoma City, Sacramento, Toronto, Detroit ve Phoenix. İlk yedi takım son yılların genelde playoff yapamayan zayıf takımları; son ikisi ise güçlü, playoff yapan; ancak belki de ligde en dar rotasyonu kullanan iki takım.