ARŞİV
26 Ekim 2008

Önceki Yazılar

VOTE FOR CHANGE: DEFENSE
 

smyrnall@hotmail.com
15 Kasım 2008, Cumartesi

Amerika’da bir deyiş vardır: “Yenemiyorsan, katılacaksın”. Bizdeki bükülemeyen elin öpülmesini bir adım daha ileri götüren, sadece öpmekle kalmayıp kazandıran yöntemleri geliştiren ve rakibini bu şekilde yenmeyi anlatan bir deyiş. Bu deyişin anavatanında, son dönemin favori sloganı ise “What we need is change”. İşte o değişimi başlatan Memphis savunmacıları belki “yenemedi” ama en azından onlara “katılmaya” karar verdi. Bunu ne kadar devam ettirebilecekleri ya da dönemsel bir iniş çıkışın parçası mı olduğunu zamanla hep birlikte göreceğiz.

 

 

Bu defansif değişimin belkide en önemli yaratıcısı kadroya yeni katılan asistan koç Kevin O’Neill. 2001–2003 arası NBA'de perimeter savunmasının ön planda olduğu Detroit'te Rick Carlisle’ın asistanlığını yaptı. Marquette Üniversitesinde çalıştığı 1994 yılında ise tüm NCAA takımları arasında defansif saha içi yüzdesinde takımına ilk sırayı kazandırdı (bir sene önce de Great Midwest konferansı yılın koçu ödülünü kazanmıştı). Aslında kendisi şehre uzak bir isim değil; daha doğrusu Grizzlies, O’Neill’in bu eyaletteki ilk koçluk görevi değil. 1994 senesinden sonra üç yıl süreyle Tennessee’nin baş antrenörlüğünü yaptı. Kısaca hem Memphis’e hem de savunmaya çok yakın bir isim olarak doğru seçim olduğunu düşünüyorum. Peki geçen seneye göre ne değişti takımda, biraz da ona bakalım.

 

İLK YEDİ MAÇ

 

Geçen sene, rakiplerini üç maç peşpeşe 100 sayı altında sadece bir kereliğe mahsus tutabilen takım, bu sene bunu biraz daha erken gerçekleştirdi: ilk üç maç sonunda. Bunu bir maç daha devam ettirerek seriyi dört maça çıkardılar ki, bunu da en son 2006 yılında başarmışlardı. İlk yedi maç itibarı ile de iki kere tam 100 sayı yedikleri için barajın üstünde kalmış oldular.

 

Sahip olunan her 100 topa karşılık gelecek şekilde düzeltilmiş rakamlar ile bakarsak iki sezon arasındaki fark gece gündüz kadar belirgin. Rakip takımlar her kullandığı 100 topta geçen sene 111,4 sayı bulurken, bu sene sadece 99,7 sayı bulabilmekte. Geçen sene bu kategoride tüm NBA'de 28. sıradayken, bu sene 7. sırada. Üç sayılık atışlara daha fazla önem veren ve FG yüzdesinde geçen sene %52.1 ile 28. sırada kalan takım, bu sene %44.3 ile 4. sırada. Bu da perimeter savunmasında olumlu yönde anlaşılması zor bir değişim demek. Geçen sene her 100 topa sahip olmaya karşılık rakipler 13.9 top kaybederken bu sene bu rakam 17.4 çıkmış. Bu da geçen sezon sonundaki 26. sıradan, bu sezon başındaki 10. sıraya çıkarıyor takımı. Kısaca, rakipler daha kötü şut atarken daha çok da da top kaybediyor.

 

Bu savunmaya dayalı başlangıç, beraberinde bir de franchise rekoru getirdi, Grizzlies, tarihinde ilk kez ev sahibi olduğu maçlarda 2–0 ile başladı sezona. Daha sezonun ilk haftasında gelen bu başarılar en son –belki de bugünkü takıma çok benzeyen- Pau Gasol’un çaylak dönemlerine denk gelen bir heyecan yaratıyor takım ve seyircilerde.

 

Takım olarak ise hala attığından fazla sayı yiyor Grizzlies fakat en azından geçen seneki farkı biraz kapatmış durumdalar. En önemlisi ise maç başına yedikleri sayıyı neredeyse 15 sayı aşağıya çektiler. Madalyonun kötü olan öbür yüzünde ise hücumun geçen seneye göre benzer ama daha az bir düşüş yaşaması. Sebebi ise tamamıyle üç sayılık atışlar diyebiliriz. Genel olarak hucüm istatistiklerinde ilerleme var bile denebilir. Gerek yapılan top kayıpları gerek hucum ribaundları buna örnek fakat üç sayı yüzdeleri takımı ciddi olarak engellemekte. Aslında bu da beklenmedik bir durum değildi, geçen sezon Mike Miller ve Carlos Navarro’nun ayrılışı ile üçlük çizgisinin arkasından zorlanacakları beklenen bir durumdu. Kyle Lowry’nin çok az sayıda denediği şutla yakaladığı yüksek yüzdesini saymazsak OJ Mayo hariç yerlerde sürünüyor takım. Önceki yazıda Rudy Gay’in tek sorunu olarak göstermiştik üçlük yüzdesini, meğer o kötü hali değilmiş. Bu sene %17 ile atmakta kendisi, hem de maç başına neredeyse beş üçlük denemesi yaparak. Tabii ki takımın bu sorunu kendilerine sadece yüzde problemi olarak dönmeyecek. Dış şut sorunu devam ettikçe, hem OJ Mayo’nun yüzdeleri etkilenecek hem de takımın diğer seçenekleri kısıtlanacak. Rakip takımlar ya tamamıyla içeri gömülecek, ya da OJ Mayo’nun başına birini verip boyalı alanın bir adım dışı kadar olan bölgeye savunmayı yoğunlaştıracaklar.

 

KISALAR

 

Günümüzde NBA’in iddialı takımları genelde üç yıldızdan oluşan formülle başarıya ulaşmakta. Malesef bu üçlünün perimeter oyuncusu olduğu çok fazla örnek yok. Modern dönemlerden Gilbert Arenas, Caron Butler ve forvet Antwan Jamison üçlüsü ve biraz daha geçmişe gidersekte Run TMC dışında gösterilecek pek örnek yok. Memphis ise Conley–Mayo–Gay ile bu denemeyi yapmakta şu anda; fakat Conley ayağı ciddi anlamda bu taktiğin zayıf halkası.

 

İlk yedi maçta sadece iki kere 30 dakika üzerine çıkabildi, hatta 4. çeyreklerde oyuna bile girmemeye başladı; ya da girse bile bir seçenek olarak görülmedi. Mayo bile son çeyrekte PG oynamaya başladı ki, belki de Iavaroni gerekli mesajı nasihatla değil musibetle vermeye çalıştı, bu dakika dağılımlarıyla. Koçun Javaris Crittenton’ı ise kafasındaki takımda düşünmediğini önceki yazıda belirtmiştim. Hakim Warrick yedekten gelerek Conley’den daha fazla süre alıyor; yine yedekten gelen Lowry de hemen hemen aynı süreleri almakta. Conley saha içi isabetinde %36 ile geçen sezonun çok altına düştü, üç sayılık atışlarda ise preseason'da elde ettiği ilerlemeyi beklerken %12 gibi bir guard için kabul edilemez düzeylere geriledi. Mayo ise her maç kariyer sayı rekorunu geliştirmeye devam ediyor. Denver maçında ilk çeyrekte attığı 20 sayı franchise rekorundan iki sayı, devrede attığı 26 sayı franchise rekorundan bir sayı geride kaldı. Lowry ise yedekten gelmesine rağmen rakamsal açıdan (birbirlerinin adeta kopyası) Conley’den daha başarılı.

 

UZUNLAR

 

Conley gibi sezon öncesi yaptığımız tahminlere göre beklentilerin altında kalan bir diğer isim de Darko Milicic. Gerçi “ilk beşteki yerini koruyabilirse” diyerek bunun da beklenen bir sonuç olduğunu belirttim; fakat bu kadar erken olması da iyiye işaret değil. Bunun bir taktik olarak kenardan destek vermek için yapıldığını söyleyebilsek, belki herşey çok farklı olacak ama malesef sezonun ilk maçında ilk beş çıktıktan sonra yerini Darrell Arthur’a kaptırdı. Uzun sıkıntısı olan bir takımda en çok süre alan 9. oyuncu dersek bench desteği için ilk beş başlamadığını anlatmaya yeter sanırım (Warriors’un takas edeceği Al Harrington ile çeşitli senaryolar var).

 

Milicic bu kadar az sure alırken Hamed Haddadi’nin de inactive list'e alınması uzun rotasyonunu üç kişi üzerine yıkmış oldu. Bu üçlüyü de, biraz geçmişin Hubie Brown taktiğine benzer şekilde, eşit ve kısa sürelerde oynatarak diri tutmaya çalışıyor Iavaroni. Genel olarak 22 – 29 dakika arası ortalamalar ile sahada kalıyorlar. Şut yüzdeleri problemli olsa da, hem takımdaki genel değişimin önemli bir parçası olması hem de henüz denenmemiş bir potansiyel olarak ilk beşte Arthur ile devam edilmesi taraftarıyım. Kendisinin ilk beşe geçmesi ile 2001–2002 sezonundaki Shane Battier, Pau Gasol ve Willie Solomon’dan oluşan çaylak üçlüsünden beri ilk kez üç çaylak ile maça başlanmış oldu. Warrick için ise kısaca, kendisinden bekleneni yapıyor diyebiliriz. Marc Gasol, hızı biraz kesilse de bambaşka bir değişiklik getirdi takıma. Daha dördüncü maçında 27 sayı 16 ribaund yaparak NBA'deki ilk dört maçı içerisinde 25 sayı 15 ribaund barajını geçen Shaq’tan sonra ilk oyuncu oldu. Güçlü fiziği ve oyun bilgisiyle OJ Mayo’nun bulduğu sayılarda çok emeği var; fakat ikili sıkıştırmalarda topu doğru yere çıkarmakta çok zorlanıyor. Asist ortalamasını 1’in üzerine çıkarması gerekiyor.

 

ROTASYON

 

Ligin ilk ayı itibarı ile rotasyon üç kısa + üç uzun + Rudy Gay şeklini almış durumda. Bu yedi kişilik ana rotasyonda Gay ve OJ Mayo’nun aldıkları 40’ar dakika hariç aşağı yukarı herkesin aynı süreyi aldığı dengeli bir dakika dağılımı var. Bu yedi kişiye 14 civarı dakika alan Milicic ve Quinton Ross sınırlı (daha çok diğerlerini dinlendirme) katkı vermekte. Zaten oynadıkları yedinci maça kadar, sahaya giren 10. bir oyuncu bile olmadı.

 

YENİ BAŞLANGIÇLAR EN TEPEDEN BAŞLAR

 

Defansif yönelişin bizzat takım sahibi Michael Heisley tarafından dikte edildiği söylenmekte. Ayrıca kendisi ilk kez bu sene draft seçiminde aktif rol aldı. Draftları takımın finansal durumunu etkilemediği için 'The Free Shot' olarak tanımlayan(!) GM Chris Wallace’a göre her türlü daha başarılı olduğunu söylenebilir.

 

Değişimin sezon öncesi en tepeden başlaması, teknik kadroya savunma öncelikli bir asistan koç ekleyerek yeni savunma anlayışının yansıtılması olumlu gelişmelerdi. Bunun üzerine en azından şimdilik sahada karşılığının da alınmış olması doğru yolda ilerlendiğinin bir göstergesi. Sezon boyunca bu anlayışın devam etmesini umuyoruz çünkü savunma yapmak her şeyden önce istek işidir, emek verme işidir. Savunma yapmaya hazır olan oyuncular kazanmak için her maç kendisini yormaya hazır oyuncular demektir. Belki harcanan efor her zaman galibiyet getirmez ama galibiyette hiçbir zaman efor harcanmadan gelmez. Belki her maçı kazanamazsınız ama her maç bunu istediğinizi gösterebilirsiniz. Aynı Marc Gasol’un dediği gibi: "You're not always going to make shots but you can play defense every game."

 

İlginç Not: İlk 8 maç itibarı ile Memphis maç süresinin tam %80 inde sahada 23 yaş ve altındaki oyuncuları bulunduruyor. Açık ara NBA’in en yüksek oranı. Kalan %20’nin yaklaşık %11,5 de 26 yaşındaki Warrick’e ait zaten. 26 yaş birçok NBA takımı için genç sayılabilir ama Memphis şehri için çok yaşlı. Ligin en genç takımı Golden State Warriors’da bile bu oran %33,5 civarlarında.