1
111111
 

Mete ACAR
23 Ekim 2008, Cuma

 

2009-10 sezonuyla tekrar karşınızdayım! Yeni sezon başlamadan sakatlıklar başladı. Ben tüm takımlara sakatlık ve hastalıktan uzak, çekişmeli ve keyifli bir sezon diliyorum.

 

  Zirve yarışında olacağını düşündüğüm diğer takımlar kadar transfer yapmasalar da, Ron Artest’in katkısının sezon ilerledikçe artacağını tahmin ediyorum. Andrew Bynum diz sakatlığının izlerinden sıyrılmışa benziyor ve eğer hazırlık maçlarındaki performansı bir göstergeyse ligin en önemli pota altı oyuncularından biri olmaya soyunuyor. Takımın geri kalanı da bildiğiniz gibi zaten.  
  Sezon sonunda üst düzey rakiplerini alt etmek için kolları sıvadılar ve takasla Shaq’i kadrolarına kattılar. Onun dışında Anthony Parker ve Jamario Moon gibi gösterişsiz ama önemli eklemeler yaptılar. Cavs’in çok daha dengeli ve sadece LeBron James’in eline bakmayan bir yapıya kavuştuğu görülüyor. Bakalım kağıt üzerinde görülenler sahaya nasıl yansıyacak?  
  Öncelikle Garnett’in sağlıklı bir şekilde dönmesi Celtics için en önemli haber. Ancak iş sadece onunla bitmedi, Rasheed Wallace ve Marquis Daniels transferleri Celtics’in kadrosunun genişlemesini sağladı. Wallace geçen sene Detroit’te oynadığı gibi oynarsa hayal kırıklığı yaratır (hazırlık maçlarında o kafada oynadı). Bence önemli transfer Daniels’inki ve koç Rivers 1-2-3 numaraları yedeklemesini beklerken bunun altını fazlasıyla çizmiş oluyor. Celtics’in şampiyon olabilmesi için Pierce, KG ve Ray Allen’ın sağlıklı olmaları şart.  
  Sır dolu bir takım Magic. Geçen sezon play-off’lardaki beşlerinden üç kişi kadrolarında yok artık. Gidenler yerine gelenler fazla: Vince Carter, Brandon Bass, Matt Barnes, Ryan Anderson ve hatta “White Chocolate” Jason Williams. Kadro çok derin ancak takım kimyasının nasıl olacağı bir muamma. Zaten Magic bu sene takım kimyasına bakmıyor, kazanmaya oynuyor. On maç cezalı olan Rashard Lewis’in yokluğunda Magic’in 7-3 veya 8-2 yapacağına inanıyorum.  
  Son şampiyon oldukları 2007 senesinde $200,000’ın altında lüks vergisi ödeyen Spurs bu sezon şampiyon olabilmek için kesenin ağzını iyice açtı. Richard Jefferson takası haricinde takım Antonio McDyess, Theo Ratliff ve çaylak DeJuan Blair gibi pota altı oyuncularıyla beslendi. Koç Popovich’in övgüye boğduğu George Hill hazırlık maçlarındaki oyunuyla koçunun sözlerini boşa çıkartmadı.  
  Andre Miller gibi deneyimli bir oyun kurucuyu kadrolarına kattılar ama koç McMillan Milller’ı yedek olarak oynatacak gibi gözüküyor. Bu şimdiden problem yaratmaya başlamış gibi görünüyor. Bunun dışında son derece geniş bir kadrosu bulunan Portland’ın play-off’larda kendisini gösterme zamanı geldi ama koç McMillan’ın bu yükü nasıl taşıyacağına dair kuşkular da kadroları kadar derin.  
 


Ligin dördüncü en büyük maaş bordrosuna sahip olan takımı Utah Jazz. Carlos Boozer kriz ortamını iyi okuyup, takımda kalmayı seçince işler Arap saçına döndü. Paul Millsap’i kaybetmek istemeyen Jazz ona da kontrat verdi. Verilen bu büyük paralara rağmen oyuncular çok mutlu olmasalar gerek ki Utah semalarında kolayca tetkik edilemeyen, ama var olduğu sezilen bir gerilim hakim. Yine de Deron Williams sağlıklı olduğu sürece son derece tehlikeli bir takım halindeler.

 

 
  Linas Kleiza Olympiakos’a, Dahntay Jones Indiana Pacers’a gittiler.Jones’un yerini Arron Afflalo doldurur. Zaten ilk beşe geçen sezon banktan gelen J.R. Smith çıkacak. O da ne? Hazırlık maçlarında ilk beşte Joey Graham’i görüyoruz. Koç Karl bizlere bir sürpriz daha hazırlıyor olsa gerek. Geçen seneden daha güçlü değiller ve geçen sene yaptıkları çıkışı sürdüreceklerini sanmıyorum.  
 


Sezona 22 oyuncuyla başlamamak için türlü türlü takaslar yapıyorlar. Kadrolarına derin yerine “eğlenceli” demeyi tercih ediyorum. Toronto’dan takasla aldıkları Kris Humphries hazırlık maçlarının dikkati çeken isimlerindendi. Performansını merakla izleyeceğim.

 

 
  Oldukça verimli bir yaz dönemi geçirdiler ve krizi fırsat bilip, oyuncularıyla istedikleri gibi kontrat yenilediler. Doğu konferansını yine dördüncü sırada bitirmeleri tesadüf olmaz, ancak ilk üç sıradaki takımlar çok güçlü. Tarih bu sezon Hawks için tekerrür edebilir.  
 

Seyretmeye değer iki çaylakları var. Bilhassa Taj Gibson “basketbolcuyum” diyor. Savunma gayretleriyle rakiplerini bezdirecekler yine. Bu onların artı yönü ama iş hücuma gelince ortada fazla bir şey yok. Ben Gordon gidince şutunu yaratan oyuncu kalmadı. Derrick Rose sezon ilerledikçe oyununu bir seviye yukarı çıkartacaktır.

 
  Sağlıklı ve çenesini kapamış bir Gilbert Arenas tam da Wizards’ın istediği şeydir. Pota altı yeterince güçlü olmasa da Minnesota ile yaptıkları takas sonucu aldıkları Randy Foye ve Mike Miller çok faydalı olacak oyuncular. Nick Young’ın da devreye girmesiyle birlikte tüm yük Arenas-Butler-Jamison üçlüsünün omuzlarında olmayacaktır.  
  Potansiyellerine kıyasla haklarında iyi şeyler hissetmediğim bir takım Hornets. Başlarına gelen sakatlıklar bilinçaltıma işlemiş olmalı. Emeka Okafor sakatlıktan dolayı hazırlık maçlarını oynamadı. David West de sakatlık yüzünden maç kaçırıyor. Stojakovic zaten malumunuz. Bu işler sadece Chris Paul ile olacak işler değil.  
  Raptors’ın kadrosu neredeyse tamamen değişti. Chris Bosh’un yardımcısı olarak göreve Hido’yu getirdiler. Bosh ribauntlarda tek başına boğuşmasın diye Reggie Evans takasla alındı. Onun dışında Pistons’ın eski oyuncusu Amir Johnson Milwaukee üzerinden takasla alındı. O ve yine Milwaukee’den takasla alınan Sonny Weems beklenin üzerinde katkı sağlayabilirler. Bu kadronun normal koşullar altında play-off yapması lazım.  
  Blake Griffin’le talihleri değişebilir, çünkü Griffin iş ahlakı yüksek seviyede olan ve davranışlarıyla etrafındakileri değiştirebilecek birisi. Aslında Clippers’da işler beklenenden iyi gidiyor. Zach Randolph’dan kolayca kurtuldular. Rasual Butler gibi banktan katkı verecek bir oyuncuyu aldılar. Eh, Baron Davis de bu sene işlerin farklı olacağını söylüyor. Clippers’ın play-off’lara girmesi lazım artık.  
  Heat play-off’lara girebilmek için yine Dwayne Wade’e güveniyor. Wade’in bu sezon da etkili bir yardımcısı yok. Michael Beasley’e güven beslemediğim anlaşılmıştır sanırım. İyi olabileceğini herkes biliyor da, kafa durumu pek elvermiyor sanki. Fakat gelecek yaz boşalan salary capleriyle şampiyonluk adayları arasına girebilirler. Tabii Wade’i ellerinden kaçırmazlarsa...  
  Koç Eddie Jordan’ın şimdiden fark yarattığını düşünüyorum ama bu play-off yapabilmeleri için yeterli olur mu, emin değilim. Oyun kurucuları Andre Miller Portland’a taşınınca dümene genç Louis Williams geçti. Williams’ın istatistikleri gelişecektir ama saf bir oyun kurucu olmadığı ortada. Elton Brand eski günlerine rahmet okutuyor. Dalembert’le birlikte emeklilik günleri yaklaşan oyuncuları andırıyorlar. Sezon başladıktan bir süre sonra ilk beş kadrosunda değişiklikler yaşanabilir. Mesela ilk beşe Mareese Speights yerleşebilir.  
  Takımın önemli oyuncusu Mike Dunleavy hala sakat. Takımın skor gücü büyük oranda Danny Granger’ın ve biraz da Troy Murphy’nin omuzlarında. Brandon Rush’dan çok şey bekleniyor. Beklentileri ne ölçüde karşılayacağını göreceğiz. Roy Hibbert, nesli tükenmekte olan “elle tutulur pivotlar” arasına girmek üzere.  
 



Koç Alvin Gentry ile eski “run ‘n gun” günlerine döndüler. Bu en çok Amare’nin işine yarayacağa benziyor. Robin Lopez ayağını kırdığı için ameliyat oldu ve sezonun ilk ayını kaçıracak. Suns’ın kadrosu sezonun tümünde aynı performansı sağlayacak kadar dengeli ve derin değil. İlk beşle ikinci beş arasında ipekle aba arasındaki fark kadar fark var. Sakatlıklar başlarını çok ağrıtır.

 

 
  Geçen sezondan çok daha farklı bir takım haline geldiler. Bunun sebebi iki yıldızının önemli sakatlıkları. Yao Ming sol ayağını kırarak bir sene istirahata çekildi. T-Mac ise Aralık ayında sahalara dönecek kısmetse. Formda ve sağlıklı bir şekilde dönerse Houston sürpriz yapabilir. Aksi takdirde bu kadroyla çılgınca savaşacaklarını ama play-off haricinde kalacaklarını tahmin ediyorum.  
  Genel menajer Joe Dumars gelecek sene oyuncu pazarında daha fazla takım olacağını düşünüp, pazara erken saldırdı. Ancak pazardan ala ala Charlie Villanueva ile Ben Gordon’ı aldı. Ben Gordon’ın oyunculuğuna bir şey demiyorum ama aynı mevkide Richard Hamilton gibi bir oyuncu varken, başka bir mevkii güçlendirilemez miydi? Detroit alışılmışın aksine şu an yumuşak bir takım görüntüsünde. Yeni koç John Kuester da Joe Dumars’ın bu acayip deneyinin bir parçası herhalde.  
  Golden State’in savunma yapmadan sırf hücuma dayalı oyunları bazılarına eğlenceli gelebilir ama ben onlardan biri değilim. Üstüne takım oyuncuları kazan kaldırınca görüntü iyice kumlu oluyor. Durduk yerde takasını üstelik takım seçerek, isteyen Stephen Jackson için diyecek şey bulamıyorum (var tabii de burada yazılmaz, ayıp olur). Onun dediklerinin normal olduğunu söyleyen ve diyenleri görünce aklım tutuluyor. Warriors tam bir karmaşa içinde ve basketbolları için söylenecek söz bile kalmıyor.  
  Kevin Durant bu sezon sayı krallığına oynayabilir. Russell Westbrook’un sık sık triple-double’la flört edeceğini sanıyorum. Genç ve çok ümit veren bir kadrosu var Thunder’ın. Ayrıca kulüp organizasyonu emin ellerde bulunuyor. Play-off’lar için henüz erken olduğunu düşünüyorum ama izlemesi keyif veren takımlardan biri olacaklardır.  
  Takımın yeni pivotu Tyson Chandler sakatlıktan dönüp, hazırlık maçlarına çıkmaya başladı. Karşılıklı olarak takas edilen Okafor-Chandler ikilisinden hangisinin daha çok sakatlanacağı konusu ilginç bir rekabete yol açabilir. Bu arada Raja Bell’in sol el bileğinde tendon yırtılması tespit edilmesi takım üzerindeki kara bulutları arttırdı. Bell ameliyat olup, sezonu bile kapatabilir. Sakatlıklar Bobcats’in zayıf olan play-off umutlarını şimdiden söndürmüş gibi gözüküyor.  
  Timberwolves sakatlıklardan fena halde muzdarip takımların başında geliyor. Kevin Love sol elini kırdı ve 6-8 hafta sonra sahalarda olacak. Al Jefferson’da aşil tendonundan rahatsız ve son hazırlık maçlarında oynamayacak. Sezon açılışında oynayacak olsa da bir sakatlık Timberwolves’un sezonunu rezil edebilir. Taze koç Kurt Rambis’in genç Timberwolves takımıyla yapacaklarını merakla izleyeceğim.  
  Knicks de gelecek yazı sabırla bekleyen takımlar arasında bulunuyor. Bu sezon için sadece kadrolarını korudular ki o bile başarı bence. Play-off’larla alakalarının bile olacağını sanmıyorum. Akıllarında varsa yoksa LeBron, LeBron…  
  Milwaukee Bucks organizasyonu son yıllarda oldukça başarısız. Bu başarısızlıkları sayesinde maçlarına seyirci çekemiyorlar. Dolayısıyla çulsuz bir organizasyon olarak gittikçe daha çok küçülüyorlar. Sonu nereye varacak belli değil ama play-off tünelinin ucu bizle gözükmüyor.  
 


Grizzlies ligin en kötü organizasyonu. Kepazelik takım sahibi Michael Heisley ile başlıyor. Heisley kendi yatırımlarına bakacağına GM Chris Wallace’ın da işlerini yapmaya kalkıyor. Böylece Pau Gasol’e karşı Kwame Brown gibi abuk sabuk takaslar görebiliyoruz. Bu yaz da trend devam etti ve takıma Zach Randolph ve Allen Iverson gibi topu çok seven “ağır abiler” geldi. Bu oyuncuların gelmesi Rudy Gay ve O.J. Mayo gibi genç ve yetenekli oyuncuların gelişmesine katkı mı sağlar köstek mi olur, göreceğiz.

 

 
  New Nersey Nets yeni sahibi Rus milyarder Mikail Prokorov’u bekliyor. Şimdiki sahibi Bruce Ratner takımın önemli miktarda hissesini Prokorov’a satacak ve birlikte Brooklyn’deki büyük inşaat projesini gerçekleştirecekler. Her şey yolunda giderse New Jersey Brooklyn’e taşınmadan önce bir yıldız oyuncuyu kadrosuna katmış olur. Bu sezon ise genç kadro birlikte oynamayı öğrenecek.  
  Birkaç yıl önce Batı Konferansı’nın kalburüstü takımlarında biriydi Kings. Oysa şimdi ligin en kötü takımlarında biri, belki de birincisi. Bu serbest düşüş yetmiyormuş gibi bir de Fransisco Garcia garip bir şekilde kol ve bileğinden sakatlandı ve en az dört ay sahalardan uzak kalacak. Çaylak Tyreke Evans seyredeğer bir oyuncu ama oyun kurucu olduğu kanaatinde değilim.  

Bu power ranking, takımların 27 Ekim - 1 Kasım tarihleri arasındaki tahmini performanslarıyla potansiyellerinin ve sıralamadaki yerlerinin bir ortalaması alınarak, son derece bilimsel(!) bir şekilde hazırlanmıştır.