kayıp ruh

17 Mayıs 2009, Pazar

kısa devre

spora dair ilk hatıram, üçdörtbeş yaşımda babamın beni maça götürmesi diye beliriyor zihnimde hep. bir pazar günüydü, şüphesiz. öyle hatırlıyorum, sanıyorum yahut atıyorum. babam artık hatırlamayı da, konuşmayı da bıraktığından, herhalde kimse bilemez, benden başkasına çerezden farksız bu hayalin gerçeğini. ... herkesin çocukluğunun mutlu anları kendine.

...

seko’nun çocukluğundan biraz hatırlıyorum. kaçıncı turnuvaysa artık, üç müydü, seko da onüç müydü. belki de bir salı akşamı. potanın altında duruyordu. topu kenara yuvarladım ve üçlük çizgisinden ona doğru yürüdüm, tanışmak için. bana gülümsedi. kasa itibarıyla çocukluğa üstten bakıyordu ya, yıllar geçtikçe yumuşak yüzünde daha az sahaya çıkan tebessümü o an o kadar çocuktu ki. ... işte seko’nun postundan bir tüy. bende duruyor, hatıra. aynı ormanın hayvanlarıyız. benzer zamanların.

...

üçü çoktan geçmiş olmalı. hayvanın inine döndüğü saatler. masalar toplanmış, sandalyeler üstlerine dizilmiş, camekâna demirler takılmış. dışarıdaki lambalar söndürülmüş, içeride teki yanıyor, merdivenin ordan sızıyor. ertuğrul kapıyı kapatıp kilitliyor, barın arkasına geçip sürahiyi birayla dolduruyor, yarım sigarını ağzına takıp masaya oturuyor. iki kişiyiz. bazen belki atilla da var. o sefer yok. tom waits’in sesi hep var, burbon şatlar zaten şarkılarda. bir de adnan, bu bir kedi, tipsiz ve talihli, yanda uyuyor. enbiey sohbetinin üçüncü şahıslara kapalı bölümüne geçmekteyiz ve durumun farkındayız. iyiyiz. yüzlerimize yansıdığına eminim, aynalar yuttu gitti.

...

şoför koltuğuna zorlukla yerleştim. diğerleri gitmişti. sağ bilek toplukta tenisten beysbola doğru ilerliyor. bakıp durursam sanki şişmesini görebilecekmişim gibi geldi, bu hissin manzarasından tırsarak arabayı çalıştırdım. eve varsam iyi olur, pazar akşamı kimseyi buralara getirmeye değmez. kullanabilirim. sol olsa daha zor olurdu bak. ... kırık filan yoktur, yine bağı parçaladım herhalde. kaçıncı oldu bu, yedi, sekiz? ... o bilekle maçın sonuna kadar oynamam saçmalık. bazen gerçek bir çaresizim, aklım uçuyor, başka mazeretim yok. pişmanlık hissetmiyorum, tersine hâlâ maçı düşünüyorum. uzadıkça uzaması da ne berbat oldu ama. ayağın içine sıçtım. iki ay kalır alçıda ... yalnız müthiş oyun oldu ha! tek aşille ozan’a karşı onbeş dakika, vay be! ... eve vardım sayılır.

...

salondayım... onyedi mayıs ikibindokuz. dylan baba’nın yeni şarkılarını dinlerken yazdım. başım kaygusuz. kıçım pek tutmuyor. ikisinin arasında elektrik ve ışığım. birazdan günbatımı yanacak, ben de yakacağım bir afacan daha. içeride talihim uzanmış, dizlerine buz koymuş dinleniyor. geceye iki yedinci maç var, heyecanı en bildik ve en sevdik. bizim çocuklarla birlikte seyretmek isterdim, hep yapardık, bu sezon olmadı, seneye artık... site bilmemkaç yaşını bitirdi. kazık kadar olmuş. ne bileyim nerede, dışarda sürtüyordur, yanımda mı oturacak! valla ben gayet memnunum halinden. halimden de. güzel bir pazar günü. kırk sene önceki en güzel pazarın torununun torunu, elbet gözüm gibi bakarım. kimseden de esirgemem.

dylan’ın yeni şarkılarını seve seve yazdım, üçüncüyü, beşinciyi, sekizinciyi çok sevdim, onları daha çok çaldım, öyle yazdım. biri bu yazıyı okurken o şarkıları dinleseydi nasıl olurdu? sözün ötesine geçer miydik ve zamanın berisine? çok geç. baştan söylemeliydim. yazı bitti. eyvallah.




mesaj gönder