3-7, 31.3-25.3, 6.5-1.9-%36, 18.02

 

orkunco@gmail.com
30 Ocak 2010, Cumartesi

Son yazının başında 3 Ocak yazıyor, yani neredeyse bir ay geçmiş aradan. Ve Lakers’ta meseleler hemen hemen aynı. Zor maç kazan(a)ma(ma) sıkıntısı, karta kaçmış point kart, e kardeşim o oynamasın da kim oynasın ya da kim gelsin… Rakam cümbüşü halindeki başlığın içinde gizli konulardan üç tanesi bunlar. Bir de Kobe var. Kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyordu yaklaşık bir ay öncesine kadar ama sakatlık, buna rağmen oynama inadı, ayrıca belki zorlaşan maçlar derken son birkaç güne kadar belirgin bir düşüş içine girmişti. Düşüş müşüş olağan şeyler ama dikkat çekmek istediğim başka bir şey olacak Kobe hakkında. O zaman arkadaşlar, bugün hiç vakit kaybetmeden konuya giriyorum, lisedeki tarih hocalarımdan Atilla Belgütay’a selamlarla…

3-7: Bu, Lakers’ın bu sezon %50 galibiyet oranının üzerindeki takımlara karşı deplasmanda oynadığı maçlardaki galibiyet-mağlubiyet sayısı. (Chicago her an %50 üzerine çıkıp 4-7’ye getirebilir bu dereceyi ama onlarla deplasmanda oynadığımız dönemde Bulls’un acınası bir halde olduğunu hatırlatmalı. Diğer takımların ise benzeri acayip dalgalanmaları olmadı.) Bu derece, şampiyon sıfatlı bir takımın üstünde eğreti duruyor. Hani kazanabildiğimiz o üç maç da Denver, Cleveland gibi rakiplere karşı oynananlar olsa rehavettendir deyip geçeceğiz ama maalesef o tip bir galibiyet yok.

Bu üç galibiyetten ikisi Houston ve Oklahoma City gibi iyi ama sürpriz şampiyonluk adayları arasında bile yer almayan, sezon öncesi kimselerin play-off sekizine yazmadığı takımlarla yapılan maçlarda geldi zaten. Neredeyse son üç aydaki son %50 üzeri takıma karşı deplasmanda kazanılmış galibiyet ise Dallas deplasmanında, Gasol’ün oynamadığı ve Kobe’nin sırtındaki sakatlık nedeniyle ilk yarısı boyunca sadece yürüyebilip standartlarının epey altında süre aldığı, ikinci yarıdaysa her nasılsa biraz kendine gelip süper olmasa da en azından oyuna katılabildiği maçta alınan. Kulağa etkileyici geliyor aslında ama Dallas’ın ne denli dengesiz bir takım olduğunu düşünürsek çok da anlam yüklememek gerek. Dallas pek de iyi bir takım değil; tehlikeli bir takım.

Yine de olumlu bir şey görmeye çalışırsak, en azından yenildiğimiz son birkaç maçın büyük bölümünde oyuna ortaktık. Toronto maçı son topta bitti; Cleveland maçı son saniyelerde belli oldu; San Antonio maçının skoruysa 20 diyor ama izleyenler biliyor, maç son 3-4 dakikada bir koptu tam koptu, öyle 20 oldu, ki Kobe de sakatlığı nedeniyle maçı yarım bırakmıştı. Ve evet, söz konusu Lakers olunca bu saydıklarım epey tırt teselliler, farkındayım.

31.3-25.3: Bu da Kobe’nin %50 üzeri ve altı takımlara karşı sayı ortalamaları. Tahmin edebileceğiniz gibi az olan miktar daha iyi takımlara karşı ortaya çıkan. Fark sizi çok etkilemediyse, %50 altı takımlara karşı maçlarda %50 şut isabetiyle oynarken diğer maçlarda sadece %43’te kaldığını da ekleyeyim. %50’yle 31.3 ve %43’le 25.3… Kobe gibi bir oyuncunun ligin kaba hatlarla üst ve altındaki takımlara karşı istatistikleri arasında bu kadar fark olmamalı, ki önceki yıllarda bu seviyede bir fark yoktu, hatta MVP olduğu 07-08’de %50 üzeri takımlarla oynanan maçlardaki istatistikleri belirgin biçimde daha iyiydi.

Başka bir istatistiğe bağlanıyorum: Bu sezon galip geldiğimiz maçlarda Kobe %49 isabet ve 29.1 sayıyla oynamış. Kaybettiğimiz maçlarda ise şut yüzdesi %38.4’e, sayı ortalamasıysa 25.5’e iniyor. “e adam iyi oynayamadığında Lakers kazanamıyor demek” şeklinde yorumlanabilir ilk bakışta ama bazı maçlara bakışta da acaba Kobe kötüyken daha az zorlasa ve daha fazla oyun kuruculuk edebilse Lakers kazanabilir miydi diye düşündüğüm oldu. Gerçi şunu da söylemeliyim, yenildiğimiz ve Kobe’nin de kötü istatistiklerle bitirdiği maçlardan en önemli birkaç tanesini izleyemedim. Bunlar ilk Dallas maçı, Denver maçı, Utah maçı ve son Cleveland maçı.

Bunlardan Denver maçındaki 7/17 zaten normal sayılabilecek bir oran, Utah maçından sonra Kobe’nin şutların önemli bölümünü sonlara doğru, fark açılmışken, “bir de böyle deneyelim” gibisinden attığını okudum birkaç farklı kişiden, sonuncusunun ardından da Kobe’nin isabet oranı çok mesele edilmemişti, belki de Gasol-Bynum’ın Cleveland uzunlarına karşı uğradıkları bozgunun gölgesinden kalmasından ötürü. Öte yandan örneğin Noel’deki Cleveland maçından arda kalan 11/33 isabet oranı epey yanıltıcı çünkü o gün Kobe neredeyse tek başına oynamaya çalıştı ve çoğu günler baskete çevireceği birçok atışı da kaçırdı. Ama bir diğer yandan da kazanılan Orlando ve Milwaukee maçlarında nasıl saçmaladığını ya da üst üste 734’üncü Rose Garden yenilgisinde nasıl lüzumsuz zorladığını ve takımı kontrol etme namına hiçbir şey yapamadığını görmedim değil. Bu istatistik sezonun devamında dikkatle takip edilmek üzere bir kenarda dursun.

6.5-1.9-%36: Takımımızın “Derek Ağabey”i Derek Fisher’ın %50 üzeri galibiyet oranlı takımlara karşı oynadığı maçlarda ortalama 28 dakikadaki istatistikleri. %36 şut, 6.5 sayı ve 1.9 asist. Oyun kurucu, 28 dakika ve 1.9. Sakın kimse üçgen, roller falan demesin, 1.9 diyorum. Kaldı ki sırf şutör rolüyle kabul etsek bile onun yüzdesi de aha orada duruyor. Üçlük oranı da %32. Savunma deseniz malum… Phil Jackson da sorulduğunda “Fisher takımın saha içi organizasyonu için önemli bir parça, hücumumuz onunla daha iyi işliyor” falan diyor. Hikaye tabii, kırk yıllık oyuncusunun daha da zor duruma düşmemesi için ona pay biçiyor ama kendisi de farkındadır Fisher’ın yarattığı zaafların. Yine de ondan Fisher’ın sürelerini biraz daha kısıtlamasını beklerdim ve bekliyorum. Bu kadar kötü bir performansa maç başına 27 dakika çok çok fazla.

Fisher’ın dakikalarını almasını beklediğimiz oyunculardan Jordan Farmar son dönemde biraz daha iyi gözüküyor, ki Ocak ayı istatistikleri de %46 şut, %41 üçlük, 9.2 sayı. 2007-08’deki performansına çok benzer bir düzey. Ne var ki halen görece rahat maçlarda, takım toplu halde iyi oynarken kendini gösterebiliyor; sıkı rakiplere karşı veya zor durumlarda ise sivrilebilmiş değil. Örneğin son bir aya baktığımızda Milwaukee, Toronto, New York, Orlando ve Dallas maçlarında özellikle dikkat çektiğini görüyoruz. Milwaukee ve Dallas maçları zaten fark olmuştu, tam Farmar’ın ortamı. Toronto maçı yakın geçiyordu ve doğrusu son çeyrekte kritik sayıları da oldu ama rakibin savunma düzeyi de malum. New York maçında savunmasıyla biraz sivrilmişti, kazara olduğu görüşündeyim gerçi ama karşısında Larry Hughes ve Chris Duhon’ın bulunması da yardım etmiştir mutlaka. Kalıyor Orlando maçı, onda da üçüncü periyodun sonlarından itibaren kontrolü tekrar ele alıp rakibi darmadağın ettiğimiz dakikalarda, takımla birlikte birden parladı. Kendisine “rüzgar topçusu” diyorum zaten. Kulaklarıyla ilgili bir espri değil bu; çoğunlukla işler iyi giderken rüzgara kapılıp oynayabilmesiyle, diğer durumlarda ise pek fark yaratamamasıyla ilgili bir tarif.

Shannon Brown da bu yönden çok farklı bir adam değil ama fayda sağlamak için topu elinde tutmaya ihtiyaç duyan tipte bir oyuncu olmadığından Farmar’a göre daha fazla tolere edilebilir. Takımın bir numaralar karşısına dikilebilen oyuncuları arasında en iyi savunma yapanı olduğunu zaten çok söyledik. Orta mesafe şutunu da çok iyi bir seviyeye getirdi. Ocak ayı performansı %50 şut ve 9.4 sayı. Son dönemde Phil Jackson’ın, ayağındaki topuk dikeni problemi nedeniyle zorlanan Artest’in dakikalarını kısmasıyla Brown maçların sonunu oynayan beşte sıkça yer alır oldu. Eğer bir takas yapılmayacak ve point guard alınmayacaksa bence bir numara pozisyonunu da maç içinde birkaç dakikalığına idare edebilir. Onun 2-3 numara dakikalarının bir kısmını da bu sezon daha fazla şansı hak ettiğini evvelden de söylediğim Vujacic alır. Takas demişken…

18.02: Takaslar için son gün 18 Şubat. Fisher giderek daha da kötü oynadıkça Lakers’ın da ismi point guard’larla daha fazla anılır oldu. Chad Ford bugün ESPN’de yer alan yazısında Lakers’ı 18 Şubat gününe dek takas yapması en muhtemel on takım arasında göstermiş. Lakers’ı o listeye durumlarına dayalı olarak mı yoksa sadece kafasında fikir yürüterek mi dahil ettiğini bilmiyorum ama çıkan haberlere bakılırsa takımın en azından bir arayışı söz konusu. Geçtiğimiz günlerde Chicago’lu bir muhabir Kirk Hinrich için Bulls’la konuşmuş olduğumuzu yazmıştı, ki önceki yazıda da belirttiğim gibi Hinrich hem alınabilecek oyuncular içerisinde bizim ihtiyaçlarımıza en net karşılık veren isim hem de Bulls’un 2010 yazı için daha fazla salary cap boşluğu yaratma ihtiyacından mütevellit onu göndermesi gayet olası.

Son dönemde ortaya çıkan bir diğer isim de Devin Harris. Bu sezonun başında Nets’in onu gözden çıkarabileceği pek düşünülemezdi ama Harris bu sezon kasık sakatlığının da etkisiyle büyük düşüş yaşayınca Nets’in dokunulmazlar listesinde Brook Lopez’i tek başına bıraktı. Hala genç oyuncu gibi algılanıyor (Semih gibi) ama Harris’in bir ay sonra 27 yaşını bitireceğini de hatırlatayım, yani öyle üzerine takım kurulacak, çok potansiyelli genç oyuncu falan da değil. Ben yine de Morrison’ın biten kontratının yanında Farmar, Vujacic ya da Brown gibi süslerin Nets’in onu gözden çıkarması için yeterli olmayacağını düşünüyorum ama eğer alabilirsek etkisi ne olur? Elbette Fisher’a göre büyük bir güç katkısı olur; özellikle de savunma ve potaya gitme konusunda. Şutu halen soru işareti ama Nets’e göre çok daha boş kalacak bu takımda ve Dallas günlerinden beri şutunu geliştirdiyse Jason Kidd örneğindeki gibi bir çıkış gösterebilir üç sayı isabet oranı. Bu sezonki ciddi düşüşü ve sakatlığıyla bağlantısı ise en önemli şüpheyi oluşturuyor. Kendisi en önemli iki fantezi basketbol takımımda tepelerden seçtiğim bir oyuncu olarak beni yaktı, bir de Lakers’ı yaksın istemem. Gerçi sakat haliyle bile Fisher-Farmar’dan daha faydalı olur muhtemelen. Ama açıkçası Hinrich’i tercih ederim. Sağlıklı bir Harris daha iyi oyuncu ama Hinrich Lakers için daha uygun parça gibi.

Takas demişken, gerçi gelip geçti ama Bynum-Bosh söylentilerine de değineyim. Bana göre Lakers açısından çok da heyecan verici bir söylenti değildi, ki kulübe yakın kaynaklar da Lakers’ın böyle bir teklif gelse bile pek düşünmeden ret yanıtı vereceğini söylediler. Bosh hücumda Gasol’ün yanında çok daha iyi bir tamamlayıcı olabilir ama –bence- örneğin Odom’ın yanında Bynum kadar faydalı olmaz. Şu an Lakers’ın en önemli kozlarından olan pota altı kalıbının sıradanlaşacak olması da cabası. Ayrıca, bu benim sübjektif değerlendirmemdir tabii ama Bosh’un istatistiklerinin işaret ettiği kadar etkili bir oyuncu olmadığını düşünüyorum. Ve son olarak Pazar günü Toronto maçında ikisinin eşleşmesini dikkatle izledim, karşı karşıya olduklarında Bynum ağır bastı. Geçen sezonki ilk Toronto maçında da (ikincisinde Bynum sakatlığı nedeniyle oynayamamıştı) görüntü bu yöndeydi. Bynum’a bazen ben de çok kızıyorum, hala çocuk halleri var falan ama bir yandan da şaka maka hala gelişim gösterdiğini, şu an ligin sırtı dönük hücumu en iyi üç-dört oyuncusundan biri olduğunu unutmamak gerek. Kısacası yetki benim elimde olsa ve teklif gelse ben böyle bir takası reddederdim.

Philadelphia maçı başlamak üzere, daha fazla uzatmıyorum. Pazar günü takımdan zorlu bir deplasmanda nihayet düzgün bir performans görebilmemiz dileğiyle…

http://twitter.com/orkunco


 

 

Tıkla ve Lakerların kalesine buyur
ya da şuraya bir mail at

lakers

anasayfa