DÖRDÜNCÜ VİTESTE 10-1

 

orkunco@gmail.com
22 Kasım 2008, Cumartesi

(Bu yazı Denver Nuggets maçından önce yazılmıştı. Başlıktaki dereceyi Nuggets maçı sonrası güncelledim ama yazıda bu maç değerlendirmeye alınmamıştır.)

 

Geride bıraktığımız yaklaşık iki haftada Lakers ciddi sınavlardan geçti. 4-0’la ve farklı skorlarla geçilen ilk dört maç sinyalleri veriyordu ama yanıltıcı da olabilirlerdi. Ayrıca oynadığımız takımlara, biraz da maçların üçünün Staples Center’da oynanması nedeniyle dudak büken bir kesim de mevcuttu. Sonraki altı maçın beşinde ise Houston, Dallas, New Orleans, Detroit ve Phoenix’le karşılaşıldı. Hepsi de şampiyonluk hedefiyle yola çıkmış takımlar bunların. Bu beşlinin üçüyle de deplasmanda oynandı. İkisiyle üst üste iki gece oynandı. Sonuç? Sadece Detroit’e kaybedildi, Houston’a 30 sayı fark atıldı, New Orleans’a karşı maç içerisinde 20 sayılık fark yakalandı, Dallas’a karşı üçüncü çeyrek sonu-dördüncü çeyrek ilk yarısında 30-9’luk bir seri yapıldı, Phoenix’e de bitime 4 buçuk dakika kala ilk beş oyuncuları oyundan aldırıldı. Böylece ilk 10 maç tek yenilgiyle geçildi. Etkileyici bir grafik.

 

Bu güzel tabloya rağmen, artistlik gibi algılanmasın lütfen ama, takım bence yüzde yüzünün pek yakınında değil. Ve bu da sevindirici bir durum olarak görülebilir sezonun bu noktasında. “Ulan Allahsız, daha ne istiyorsun?” tepki sorularına yanıt vermeden önce, çoğunu izlediğim şu altı maçtan kısaca bahsedelim.

 

Rockets bu sezon Batı’da en ciddi rakibimiz olmasını beklediğim takımdı. Hala da aynı beklenti içerisindeyim. Şu anki görüntüleri patlak ama sezon ilerledikçe yıldızlarının toparlanmasını bekliyorum, bu kadar kötü oynayamazlar. Shane Battier de gelecek ve bench’lerini kuvvetlendirecek. Bunlar bir kenara, bizim maça gelirken formda bir görüntüdeydiler. Maça da iyi girdiler; geçen yazıda sözünü ettiğim hücumdaki sarsaklığımız ilk çeyrekte rekor top kaybına sebep oldu, Rockets da o kaptığı toplar ve bir-iki de hücum ribaunduyla attı da attı. Sonra Aaron Brooks girdi, belli ki bizimkiler elemana çalışmamış, ne olduğunu anlamadan 15 sayı mı ne yazdı 5 dakika gibi bir sürede. Fark 16’ya çıktı, sabahın köründe mide ağrıları başladı ama neyse ki ikinci çeyreğin ortalarına doğru bizim meşhur “bench mob” dengeyi terse çevirdi. Bu noktada -Batuğ Abi’nin dediği gibi- “Adamım” Trevor Ariza’dan ayrıca bahsetmek gerek. Bir oyuncu az sayı atarak (maçı 8 sayıyla tamamladı, ki bunun yarısı da maç fiilen bittikten sonra, garbage time oynanırken geldi) nasıl bir maçtaki en önemli faktör olur, şahane bir örneğini sundu. Sürekli doğru paslar, doğru yardımlar, doğru müdahaleler, doğru şut seçimleri... Bazen kaçan atışlarınız bile fayda sağlayan cinstendir; içeriye öyle bir girersiniz ki, savunma dağılır, çemberden sekeni arkadaşlarınız rahatça tamamlar. Ariza genelde bunları yapıyor işte.

 

İkinci çeyrekten itibaren top kayıplarını azaltıp ribaundlara da hakim olunca savunmanın etkisi ortaya çıktı ve Rockets set hücumuna kaldığında potaya bakamadı. Yazıcıoğlu Bynum Yao’yu oynatmadı, T-Mac zaten başka bir alemdeydi ve Radmanovic eşleşmesinden bile avantaj sağlayamadı, Artest de hücumda iş ona kalırsa genelde saçmalar bildiğiniz üzere. İkinci çeyreğin sonlarına bir ara Rockets’ın faydalı pota altı apaçisi Carl Landry’den üst üste iki dirsek yiyen Pau felaket başladığı maçın o anında silkelendi ve rakibi oymaya başladı. Özellikle üçüncü çeyreğin sonu ya da dördüncünün başıydı galiba, kendini kaybettiği bir bölüm vardı, kameralar Adelman’a zoom yaptı, yüz ifadesinden anladığım kadarıyla o an ismini sorsanız “Jessica” diyebilirdi.

 

Deplasmansa deplasman

 

Rockets maçında verilen gözdağının ardından “İyi güzel ama beş maçın dördünü Los Angeles’ta oynadılar, bir de deplasmanda görelim” yorumları vardı, ki haksız da değillerdi. Ama karşılıkları verildi. Dallas bizim maça çıkarken evinde henüz kazanamamıştı (ki hala kazanabilmiş değiller, dereceleri 0-4) ve bunun sağlayacağı ekstra motivasyonla bizi yeneceklerini düşünüyordum. Nitekim üçüncü çeyreğin sonlarına doğru farkı 14’e mi ne çıkarmışlardı da... Ama yine Ariza ve Farmar liderliğinde yine ikinci beş devreye girdi ve Kobe kenardayken yetişip öne geçtik, son çeyrekte Kobe dinlenmiş olarak oyuna girdikten sonra da fark 10’a çıktı. Sonraki bölümde Stackhouse Kobe’yi iyi savundu, bu arada şu yaşında 50 defa denese iki kere falan sokabileceği bir el üstü üçlük soktu süre dolarken, Fisher da elinden geldiğince saçmaladı ve Mavs de o farkı kapadı ama kazandık. Yedeklerin oyunu çeviren atağı dışında, Gasol’ün Nowitzki’ye yaptığı savunma maçın anahtarıydı.

 

Biraz tutarsız gözükebilir ama Dallas maçından önce rakibi favori görürken, ertesi gece, yorgunluk söz konusuyken ve daha güçlü bir rakibe karşı oynanacak New Orleans maçını öyle çok da ıkınmadan kazanacağımızı düşünüyordum. Açıklaması da şu ki, Mavs’e karşı bir şapşallık hali bekliyordum takımda, rakibin motivasyonundan da etkilenen, ama o maçı atlattıktan sonra Hornets’a karşı takımın maça yüksek konsantrasyonla başlayıp ritim içinde oynayacağından neredeyse emindim. Daha somut bir açıklama getiremiyorum maalesef ama maçları sıklıkla takip ediyorsanız takımın bu tip hallerini öngörebiliyorsunuz. Keza LakersTR.com’daki arkadaşların da büyük bölümü Hornets maçının daha kolay geçeceğini tahmin etmişti, benim marifetim değil yani. Ve beklediğimiz gibi de oldu; en azından bizimkiler son çeyreğin ilk yarısı geride kalırken farkı tekrar 16’ya çıkarınca kontağı kapayana dek.

 

Bench’i epey zayıf olan, bütün iş yapan yedekleri 2-3 pozisyonlarına sıkışan Hornets’a karşı ikinci çeyreğin başlarından itibaren bir üstünlük kurmayı bekliyorduk ama daha ilk çeyrekte ilk beşler oyundayken, Bynum’ın sırtladığı pota altı savunması Chris Paul’ü yutunca rakip epey bozuldu, bu arada Paul erken 2 faul ve bir de teknik alıp kenara geldi ve öne fırladık. Sonra bench’ler oyundayken beklenen de gerçekleşti, fark iyice açıldı ve 20’ye vurdu. İkinci yarının başında Stojakovic maça şöyle bir uğradı, üst üste 8 sayı mı ne attı, ki ben takılma nedeniyle o esnada maçı izleyemiyordum, Radman’ın da vatandaşına desteğiyle fark 10’un altına indi bir anda ama günün kahramanlarından Fisher durumu toparladı, yine 20 civarına açtık arayı. Yine kapandı, yine açıldı derken istediğimiz an oyuna ağırlığımızı koyuyoruz gibi bir görüntü oluştu ve o an ben de son 6 dakikaya 16 sayı önde girerken maçın cebe girdiğini düşündüm. Tabii sahadaysanız bu tip şımarıkça düşüncelere kapılma lüksünüz yok, adam gibi bitireceksiniz maçı. Bizimkiler maçı kafada bitirdiler, hücumda herkes Kobe’yi izlemeye başladı, Kobe de sağolsun saçmasapan zorlayarak buna hayır demedi, Phil Jackson da takımın o haline ilk yarıda rakibi 30 sayıda tutan savunmanın bir numaralı faktörü olan Bynum’ı nedense kenarda tutarak, böylece Paul’e “Hiç çekinme, Fisher’ı geçtiğin gibi buyur pota altımıza. Fisher’ı da jeton bile atmadan geçebilirsin bildiğin gibi” diyerek destek verdi ve fark 1’e kadar indi. Neyse ki Kobe saçmasapan zorladığı pozisyonların ardından en zorunda Posey’nin üzerinden acayip bir üçlük attı, akabinde son çeyrek boyu CP3 karşısında paspas olan Fisher kritik bir top çalma yaptı ve maçı bağladık.

 

İlk tokat

 

Back-to-back ve zor takımlara karşı iki deplasman atladıldıktan sonra namağlupluk serisinin bir süre daha devam etmesi beklendi. Lakers’ın formu kadar, Iverson takası sonrası Pistons’ın sallantılı halinin de payıyla... Ne var ki Sheed’in “Bugün top oynayayım” dediği günlerden biriydi, Iverson Fisher-Farmar’a karşı durmadı, Prince her şeyi soktu, Kwame de takımına ayak uydurdu ve hücumda eline top değince savunmada da konsantre kalıp niteliklerini gösterdi, vesaire vesaire... Oyuncular bazında değil de genele bakarsak, adamlar bizim rakiplerin hücumdaki zayıf halkalarını riske etmeye dayalı savunmamızı çok iyi top dolaştırarak ve o boşlukları bularak (Kritik istatistikler: Kwame Brown’ın 4/5 isabetle 10 sayısı, ki o dört basketin de üçü boş turnike ve de 7/16 üçlük) cezalandırdılar, biz ise onların içerideki sertliğinden çabuk bezerek kolaya, yani dış atışlara kaçtık, yani püskürtüldük. Bizim adımıza da kritik istatistik, Gasol ve Bynum toplamda 18 şut kullanırken Derek Fisher’ın, dikkat buyurun Kobe’nin değil Derek Fisher’ın tek başına 16 şut denemesi. Zaten Kobe de 30 tane salladı. Bu ikilinin toplam 46 şuttan çıkardıkları isabet sayısı ise 16. Alkışlar sizlere, canlarım benim.

 

82-0 gidecek değildik tabii, önemli olan derslerin çıkarılmasıydı. İzlemediğim Chicago maçında boyalı bölgeden 64 sayı bulmamız bu yönde olumlu bir işaretti. Bulls’un feci pota altı savunmasınında payı vardır elbette ama takımın da içeri girme konusunda her zamankinden biraz daha kararlı olduğunu düşünüyorum Detroit maçından sonra. Pistons’ı bizden iki gün sonra konuk edip farklı yenen Suns’a karşı oynanan son maçta da top uzunların eline daha fazla değmeye devam etti. Gasol-Bynum ikilisinin toplam 16 şutu ve 14 sayısı ilk bakışta bunu söylemiyor belki ama Drew’un faul problemi nedeniyle sadece 20 dakika sahada kalabildiğini, Pau’nun 2/8 atarken 9 asist yapabildiğini, kenardan gelen Odom’ın da 11 şut kullandığını gözden kaçırmamalı. Bu maçta 21 üçlük denedik ama Pistons maçındakilere oranla daha kaliteli şut seçimleriydi, ki 10/21 gibi çok iyi bir isabet oranı tutturduk (Radmanovic 5/5 isabet!) ve maçı kazandıran da bu üçlükler oldu diyebiliriz.

 

Dönüp maçların tümüne şöyle bir baktığımızda göze çarpanlar: 1- Bu takım hakikaten iyi savunma yapıyor artık. 2- O savunmanın en önemli parçası Andrew Bynum. 3- Ariza’dan çocuğum olsun istiyorum. 4- Takımın deplasmanları iyi oynama alışkanlığı devam ediyor. 5- Kobe ve Fisher’ın antikalıkları, ki ona aşağıda geleceğim.

 

Daha ne istiyon Orkun?

 

Derece 9-1, oynanan maçların yarısı şampiyonluk adaylarına karşı, yine yarısı deplasmanda, savunma istatistiki bazda ligin en iyisi, yedekler gıcır, falan da filan... Peki hala ne dördüncü vitesinden bahsediyorum? Eksik olan ne?

 

Eksik olan başlıca şey, o Detroit maçında yüzümüze vuran, içeriden oynama kararlılığı. Bu konudaki en ısrarcı oyuncu olduğu için bugün Trevor Ariza taraftarlar arasında son dönemin popüler oyuncusu belki de. O maçtan sonra düzelme var ama genele göre konuşursak hala bu konuda bir istikrar tutturmuş değiliz. Örneğin Hornets maçının kriz olan o son 6 dakikasında Kobe’nin yanında Smush Parker, Brian Cook, Kwame Brown, Luke Walton oynuyormuş gibi saçma bir bölüm yaşadık. Bu takımın artık Kobe’nin el üstü şu atmasından çok daha iyi opsiyonları var hücumdaki sıkıntılı anlarda, bunu hem Kobe’nin hem de bazen onu öylece izleyen diğerlerinin anlaması, aslında anlamışlardır mutlaka da, hatırlaması gerek. Kobe ilk 10 maç itibariyle maç başına neredeyse 20 şutla oynuyor, şut isabet oranı da yalnızca %44. Böyle bir takımda 20 şut atacaksan %50’yle falan atmalısın. Daha 10 maçlık istatistik, epey değişebilir o oran ama %44’le 20 şut olmaz, olmamalı. Bynum maç başına 8 şut kullanıyor, Erick Dampier mı bu çocuk? Gasol maç başına 12 şut, daha çok ikinci beşle sahada olan Odom maç başına 8, 35’inde süperstarlığa merak salan Fisher Efendi maç başına 10.4; e oha! Sezon başlamadan da yazmıştım, Fisher’ın şu pota altında bitiremediğini bilmiyor gibi anlamsızca zorlaması, olmadık anlarda kalabalığın içine girmesi, abuk subuk acele şutlar kullanması yaşına yakışmıyor. Bu kadar kabiliyetli oyuncuların bulunduğu ve savunmanın dikkatini çektikleri bir takımda Fisher gibi iyi bir şutör %35’le mi şut atar, ayıptır yahu. Ki üçlük yüzdesi normal aslında, %40. E şimdi Fisher alsın eline kağıdı kalemi, toplam şut isabetinden üçlükleri çıkarsın, sonra da düşünsün “Yahu ben ne yapıyorum, kim benden turnike atmamı istiyor” diye. Kobe ve Fisher’ın şutlarındaki fazlalıklar uzunlara aktarılmalı.

 

Bir diğer problem de Radmanovic. Dün maçı kazandırdı, sağolsun ama bunun sezon boyu çok nadiren gerçekleşeceğini, denk gelen o maçların çoğunun da dün geceki gibi kritik maçlar olmayacağını tahmin edebiliyoruz maalesef. İlk beş çıkmasına karşı değilim çünkü hem ilk beşteyken zarar verme tehlikesi daha az ve şutu girerse tamamlayıcı da oluyor. Ama maç başına 22 dakika, Berk Vujacic’in 15 dakikanın altında alabildiği bir takımda bu kadar az vasfı olan bir adama fazla. Şut atmaksa Vujacic daha iyi şutör. Muhtemelen Radman bu geceki Denver maçından başlayarak en az bir süre daha yatar. Bu dönemde onun süresinden kısıp Vujacic’e verilmesi taraftarıyım. Berk şu sıra çok az oynayabildiğinden girdiği anlarda da biraz panik içinde oluyor; zaten boşluk yakaladığı an şut atardı, şimdi abartmaya başladı, hatta bu yüzden Bulls maçının ortasında Ariza’yla dalaştılar. Süresi 20 dakika civarına çıkarsa daha mantıklı davranışlar sergileyecektir, Radman’dan da faydalı olur. Walton’a ise hiç gerek yok, aman ha!

 

Bu geceki Denver maçıyla başlayan önümüzdeki beş maç da Staples Center’da. Geride bıraktığımıza göre kısmen kolay bir maç periyodu olacak. Bu Kobe-Fisher’ı dizginleyip uzunlara daha fazla atış yaptırma konusunda adım atmamızı umuyorum. Radmanovic sürpriz yapıp Suns maçındaki gibi devam etmezse Vujacic’in de dakikalarını arttırma vakti geldi.

 

Bozmadan devam edelim şekerler...

 

(İzleyemediğim Nuggets maçında Kobe yine Gasol-Bynum ikilisinin toplamı kadar (18) şut atmış ancak en azından üçte ikisini sokmuş. Fisher 7 şut kullanmış, ki makul. Radmanovic bizi yanıltmamış; 16 dakikada 1/4 isabetle 3 sayı, 3 top kaybı, 0 ribaund, 0 asist. Vujacic bu defa ondan fazla süre almış 17 dakikayla ama bu daha çok maçın erken kopmasıyla alakalı bir durum, zaten Vujacic de felaketmiş, 2/11 şut ve 1/7 üçlük. Maçı izleyemedim yayın olduğu için ama göz ucuyla bakıyordum, farkı bir ara 27’ye çıkarmıştık ikinci çeyrekte, muhtemelen sonra gevşedik ve 14’le bitti. Denver özellikle Billups takası sonrası biraz daha kontrollü oyun oynuyor, savunma-hücum yönleri biraz dengelendi ve eskisi kadar yüksek miktarlarda sayı atmıyorlar ama yine de adamları 90 sayıda tutmanın hakkını vermeli. İlginç nokta, ilk yarıda 67, ikinci yarıda ise 37 sayı atmamız. Nuggets karşısındaki galibiyet serimizi de 456 maça çıkardık böylece.)

 

Not 1: Pazartesi sabahı NBA TV’nin yayınlayacağı Sacramento maçını o günkü sınavım nedeniyle pas geçtim ama 1 Aralık’taki Toronto maçında bu sezon ilk kez Lakers’ımı anlatacağım.

 

Not 2: Haziran’da Final serisi dördüncü maçını yaklaşık 30 kişi birlikte seyreden Türkiyeli Lakers taraftarlarının bu sezonki ilk buluşması 20 ya da 21 Aralık tarihinde gerçekleşecek. Bu cümle basın bülteni gibi oldu, tiksindim. Ayrıntılar için: http://www.lakerstr.com/forum/index.php?topic=6084.0

 

Tıkla ve Lakerların kalesine buyur
ya da şuraya bir mail at

lakers

anasayfa