KOMŞUNUN OĞLU TAKDİR GETİRMİŞ

 

orkunco@gmail.com
13 Aralık 2008, Cumartesi

(Bu yazı 13 Aralık Cumartesi sabahı oynanan Sacramento Kings maçından önce yazılmıştır.)

 

Gün itibarıyla Lakers’ın derecesi 18-3, iç saha ve deplasman maçlarının sayısında ciddi bir dengesizlik yok (12’ye 9), üstelik Kobe Bryant sezonun bundan sonraki bölümünde ya da en azından play-off’larda şu ana kadarkinden (%46 şut, %28’le maç başına 0.9 üçlük, 24.5 sayı, 4.3 asist) daha iyi oynamazsa sürpriz olur... İşler kuşbakışı tıkırında gibi gözükürken, internetteki en popüler iki Lakers sitesi LakersGround ve ClubLakers’ın forumlarına girdiğimizde karşılaştığımız bazı başlıklar ise şunlar:

“Kobe seneye maksimum kontrat istemese iyi eder”

“Atletik olmayan, yavaş takımlar bizden daha iyi savunma yapıyor”

“Kobe potaya gitmeyi unuttu mu?”

“Aferin Phil, evcil hayvanını oynatmak için %50’yle üçlük atan adamı kes!”

“Lakers yeni Dallas Mavericks mi?”

“Başkan, masaya yumruğunu vur!”

“Delgado gönderilmeli, Tabata alınmalı”

Sokağa kulak vermek lazım, taraftar her şeyi görüyor gibi şeyler demeyeceğim. Bazı taraftarların tepkisi aşırı olur ve bunlar gibi kalabalık forumlarda illa su yüzüne çıkıp destekçi de bulur bu tepkiler, ki bunlardan birinde 23 bin kayıtlı üye var. Başlıklardaki ve içindeki fikirlere çok da takmamak gerekmekle birlikte, en başta özetlediğim tablo söz konusuyken bu kadar negatif bir havanın hakimiyeti kestirip atılamaz. Taraftarı delirten faktörler nedir peki?

1- Bay Jackson final serisinin dördüncü maçında 24 sayılık farkın erimesine seyirci kalmıştı, geçen hafta da ligin derli toplu basketbol oynamaya çalışan ama neticede vasat takımlarından Indiana Pacers’a karşı son çeyrekte 16 sayılık farkın korunamayarak maçın ve deplasman bekaretinin kaybedilmesini engelleyemedi. Üç gün sonra bu defa ligin en tırt takımlarından Washington Wizards karşısında bitime 8:54 kala 19 sayı farkla önde olan takım, Butler’ın son üçlüğü girse maçı kaybedecekti. Bu gevşeme durumu maalesef geçen yıldan beri takımın huyu haline geldi. Normal sezonda birkaç kez (Dallas, New Orleans maçları ilk aklıma gelenler) ve play-off’ta Utah serisi altıncı maçında, San Antonio serisi dördüncü maçında çekirge birkaç kez sıçramış ama sonuncuda Celtics’e karşı bacağı kopmuştu. (Attila Belgutay hocamıza selamlar, saygılar) Sırf o tokat bile bu sezon aynı cıvıklığın tekrarlanmaması için yeterli bir motivasyon olmalıyken, dört gün içinde iki kez aynı hadise... Dikkat!

2- Takımın savunması düzeldi diyorduk, rakipler son on maçın yedisinde 100’ü, son altı maçın üçünde 110’u geçtiler, ki bunlardan biri de Kevin Martin’siz Sacramento’dan 113 yenen maç.

3- Belki en önemlisi, bizim takım görece sallanmaya başlarken öbür tarafta Celtics 13, Cavs 10 maçlık seriler yaptılar ve üstümüze çıktılar. 72-10’u geçme fantezileri yerini saha avantajını alma derdine bıraktı.

Sonuncusu bizimle ilgili değil; o konuda tek söyleyeceğim, ciddi sakatlıklar yaşanmazsa Boston yine 60’ı kesin geçer, geride bıraktığı fikstürü biraz kolay bulduğum ama en azından tırt maçlarda sürpriz sonuca mahal vermeyen ciddiyeti ve Doğu avantajıyla Cleveland da 60 marjına ciddi adaydır. Yani atlamak gereken çıta yüksek, bu sene ligde 70-75 puanla şampiyon olunmaz.

Diğer iki maddeyse birbiriyle bağlantılı. Sezon başından beri maçların çoğunu izledim, gördüğüm, Ariza haricinde takımın iştahında belirgin bir azalma olduğu. Elbette 82 maçın tümünde tüm oyuncuların yüksek konsantrasyonla oynamalarını beklemek boşa ama bu kadar yoğun katılımlı bir yayma organizasyonu da beklemezdim. İlk beşteki iki oyuncu 40 dakika ortalamayla oynasa, diğerleri 30’u geçse, ana rotasyon da yedi kişilik olsa anlarım ama bu takım maç trafiğini, yorgunluğu mazeret olarak sunacak en son takım. Kaldı ki bu cıvık babam afedersin grubunun başını çeken oyuncular da bench’ten gelen Farmar ve Odom. Hah, yine elime düştünüz, gelin bakalım odama.

Farmar açık ara sezonun en büyük hayalkırıklığı. Kendi adıma bu adamın yaşı ve rolü ölçüsünde ilk iki sezonundaki performansından memnundum. Bu sezon istatistiklerinin yine önemli gelişme göstermesini değil ama hücumda biraz daha olgunlaşmasını, savunmada da artık daha ayakta durabilir olmasını bekliyordum. Hak getire... Şu görüntüsüyle Lakers’ın Fisher sonrası ilk beş oyuncusu olamaz. Bir tek tempo hızlandırmayı biliyor ve savunmada Fisher’dan bile kötü. Hücumdaki bocalaması hoşgörülebilir ama maç başına 20 dakika oynayan bir adamın top çalmaya atlamak dışında savunma yapmaması kabul edilemez. Kadınların zihnini okurum falan diyordu, madem o kadar kafası çalışıyor, kendisi böyle oynar ve bu takım bu sezon şampiyon olamazsa yazın ya draft’tan ya da serbest oyuncular arasından, öyle Shammond Williams ayarında da olmayan bir point guard alınacağını ve kontrat sezonunda tek bir pozisyon için iki kişiyle yarışmak zorunda kalacağını da tahmin edebiliyordur. Şimdi at koşturuyorsun da o zaman ne bok yiyecen?

Ve Odom... Ulan kendini yakıyorsun, bari bizi yakma! Kontrat sezonunda böyle genişlik, böyle rahatlık, vallahi helal olsun arkadaş. Hayır, hem demek parada pulda çok gözü yok, nasılsa dünyalığımızı yaptık, güzel para götürdük düşüncesinde diye, hem de birçok şekilde benim öğrencilik hayatımı sembolize ettiğinden gerçekten sempati de duyuyorum ama bir yandan da takımın önemli bir parçası ve bu sene o kupa getirilmezse kralını tanımam. Ciddi olursak, adamın kontratının son yılında olmasına rağmen top kullanma hırsı taşımaması falan gerçekten güzel ama biraz abartmış durumda, uygun ortamı bulmuşken saklanmaya başladı, ki biliyoruz ki pek sever. Odom kapasitesinde bir adam maç başına 25 dakika süre alıyorken ve bunun yarısında ikinci beşle birlikte sahadayken kullandığı şut sayısı 7’nin altında mı olur? Samim beni delirtme diyorum, Uğur Yücel’in de ellerinden öperim, taş gibi dizi yapmışlar. Odom’ın bu ‘takılma’, idare etme havası haliyle savunmasına da yansıyor. Bazen potaya pek bakmasa bile çok faydalı, kafasını maçta tutarak oynuyor, misal son Suns maçı güzel bir örnekti (6 sayı, 9 ribaund, 7 asist, 2 top çalma, 1 blok), bazen de Wizards maçındaki (3 sayı, 3 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı (iki tane falan da “pas mı atıyorsun, iftira mı?” denecek cinste ve arkadaşlarının top kaybı yapmasına sebep olan pası vardı) ve 20 dakikada 4 faul) gibi hücumda tembelliği attığı pasa bile yansıyor, savunmada pota altına girenleri öylece izliyor, her an çıkıp “Beyler sayıyor muyuz?” ya da “Kadroları değişelim abi, böyle dengesiz oldu” diyecekmiş gibi.

Jordy ve Lamar takımdaki cıvımaya ve sermeye yatkınlığın bayrak adamları olmakla birlikte sorun onlarla başlayıp bitmiyor maalesef, keşke o kadar basit olsa. Savunmadaki gerileme büyük ölçüde guard savunmasının zayıflığına bağlı, yani geliyoruz Fisher ve Kobe’ye. Sene başında fark neydi derseniz, Kobe savunmaya daha konsantre gözüküyordu, Fisher’ın sorunu zaten konsantrasyon falan değil yavaşlık ama onun verdiği açığı da takımın gerisi rotasyonla, yardımla, sahanın her yerinde basan kimliğiyle kapatıyordu. Şimdi? Kobe Grant Hill’in 9/11 gibi muazzam bir şut isabetiyle 23 sayı atmasına izin verecek seviyede savunma yapıyor, takım savunması da aynı farkındalık düzeyinde değil, dolayısıyla Beno Udrih gibiler bile bela olmaya devam ediyor. Yoksa sorun takımdan değil de, Lakers’ın yardımlı, zaman zaman alana dönen savunmasına rakiplerin artık hazır gelmesi ve takımın alternatif bir plan üretememesi mi? Bu da üzerinde düşünülmesi gereken bir ihtimal ama izlediğim kadarıyla sorun bu kadar karmaşık noktalara ilerlemiyor. Rakip guard topu yere vuruyor, basıp geçiyor, turnike atıyor, bizimkilerin bir kucağından tutup kaldırmadıkları kalıyor. Ya da bir pick&roll sonrası hemen boş adamı buluyorlar. Bu takım ilk maçlarda ışık gösterileri falan yapmıyordu, yani öyle pek de rakipler tarafından çözülecek bir şey yok.

Evet, takımda bir düşüş var ama yine de panik havasının esas sebebi komşunun oğlunun karnesi. 13 maçtır kazanıyorlar, son maçlarda genelde fark atıp duruyorlar, ayrıca savunma istatistiklerinin liderliğini de aldılar ve Haziran ayından beri savunma şampiyon yapar muhabbetinin döndüğü bir ortamda bizimkiler bir de buna takıyorlar. Celtics’in formunu inkar edecek değilim, son bir hafta-10 günlük bölümde daha iyi gözüktükleri de kesin ama 21-2 ve 18-3 arasında çok fark olmadığı, ayrıca bizim kaybettiğimiz Indiana deplasmanında onların da uzatmada kazanabildikleri ya da yine yakın zamanda Charlotte’ı 5 sayıyla yenebildikleri atlanıyor gibi. Bunun da sebebi o şampiyonluk etiketi işte.

Biz yine onların üstüne çıkmalıyız, o ayrı... Taraftarın rahatsızlığına takım da aynı ölçüde olmasa da katılıyor zaten. Phoenix maçının arasında Kobe Bryant röportajı girdi, şu ESPN’in maç öncesinde çekip maç esnasında bir mola sonrası yayına verdiği tipten, “Şampiyon olmak istiyorsak savunma yapmalıyız. Sadece hücumla bir yere varamayız” falan diyordu. MSN’i olsa Seda Sayan’dan “O Kendini Biliyor” isimli parçayı gönderirdim kendisine. Doğru, savunma yapmalısınız da, senin yaptığından değil. Top çalmak için yaptığın kamikaze atlayışlarından hiç değil. Yeri gelmişken, bu Kobe, Farmar, Ariza, bir de Odom iddiaya tutuşmuşlar, sezon boyu en çok kim top çalacak diye. Ariza ve Odom’ın falsosunu görmüyorum bu konuda, Farmar da bir derece ama Kobe’nin top çalmak için yaptığı saçmalıkları Vujacic yapsa anında kenara alınır, bir daha da zor girer. Ya bu Kobe geçen sene yine en iyi savunma takımına girdi bir de, olacak iş değil. Aklıma geldikçe açıp geçen seneki koçların listesine bakıyorum; kankası Byron Scott, Isiah Thomas, Mike Dunleavy, Marc Iavaroni, Sam Vincent, Sam Mitchell, Milwaukee koçu Pogrebnyak mıydı neydi, kesin bunların parmağı var bir kere.

Bir yandan da Phil Jackson tutuştu, değişiklik yapayım diye Phoenix maçında Radmanovic’i kesip Walton’ı ilk beşe aldı, dahası Radman’ı hiç oynatmadı da. Bunda iki amacı olabilir: 1- Fisher ve Kobe maşallah top kullanmaya meraklıyken iki uzuna top indirmeyi görev bilecek birine kadroda yer vermek. 2- Takıma gözdağı vermek. Hedef birincisiyse Walton 22 dakikada 6 asistle bir ölçüde işe yaradı ama adamlar bir süre sonra bunun şut özrünü hatırlayıp uzunların üzerine kapandıklarında dımdızlak kalıverdi. Üçüncü periyodun ortalarına doğru böyle pozisyonlarda üst üste iki bomboş şut kaçırınca da kenara geldi ve bir daha girmedi. Öte yandan hedef ikincisiyse de kimsenin korkmasına gerek yok ve sallamamışlardır da zaten çünkü kimsenin gariban Radmanovic kadar kolay kesilemeyeceğinin oyuncular dahil hepimiz farkındayız. Radmanovic’i sevmem ama %48’le maç başına 2 üçlük atıyordu en azından; pas atacağı adamların üzerine kapanıp “onu sok gel bi de bana sok” dercesine savunulan Walton’ı da göreceğiz. Savunma desen al birini vur ötekine.

Yine laf lafı açtı, neresinden toparlayayım bilemedim şimdi. Bari şunu söyleyeyim, çocuklar, bu savunma alışkanlık işidir, şimdiden çalışmaya başlayın, derslerinizi son güne bırakmayın. Bakın eşşek gibi sunumu bayram tatili boyunca yapmadım, kaldı üç gün, fenalıklar geliyor. Finallere daha var ama Noel’e bir şey kalmadı, evimizde o maçı vermemiz hiç iyi olmaz, alınacak bir yenilginin yükü bütün sezon taşınır, final serisinde öne geçene kadar da atamazsınız. Ondan önce de back-to-back maçlarla Florida turu, hatta yine back-to-back’in ikinci ayağı olan bir New Orleans deplasmanı var. Celtics maçı da yedinci günde beşinci maçımız olacak. Onların bizim maç öncesi fikstürü ise bariz rahat. Dolayısıyla kendinize gelin, o bir haftada kamyon çarpmışa dönmeyelim. Hoca, sen de bırak Walton’ı falan.

fotolar: yahoo sports, Erol Atar!
 

 

Tıkla ve Lakerların kalesine buyur
ya da şuraya bir mail at

lakers

anasayfa