BU SEZON: BELASINI ARAYAN BİR TAKIM

 

orkunco@gmail.com
13 Ocak 2008, Cumartesi

Bilenler bilmeyenlere anlatsın, Phil Jackson’ın o meşhur 2003-04 sezonunun ardından yazdığı “The Last Season: A Team in Search of Its Soul”, Türkçe olarak (Son Sezon: Ruhunu Arayan Takım) Maviağaç Yayıncılık’tan çıktı. Kendilerine teşekkür ederken, çevirinin maalesef rahatsız edici boyutta kötü olduğunu söylemek gerekir; all-defense first team – savunma odaklı takım gibi garabetler var. Neyse, yine de alalım aldıralım. Bu arada dikkatli okuyucularımız hatırlar, vaktiyle Anıl Çelebi bu kitap hakkında çarpıcı sözler sarfetmişti. Bill Simmons’ın geçenlerdeki bir yazısında benzer bir komiklik vardı, kendisine selam olsun, keşke kitabın yeni baskısının arkasında medyadan alıntılar olaydı da, Anıl’ınki de aralarında yer alsaydı: “Ne gerek var hoca? Sen de başkanın kızını s.ktin...” – Anıl Çelebi, Batug.com

Phil Baba o takımın o sezonki yolculuğunu bu başlıkla anlatmıştı, ben de şu an bulunduğumuz noktada mevcut Lakers’ı belasını arayan takım olarak görüyorum. Önceki yazıda da takımın uyuşuk halinden bahsetmiştim. Sonra olanları özetleyelim, Florida’da üst üste iki gece iki topun çemberde dönüp çıkmasıyla kaybettik, bu arada Celtics müthiş formunu sürdürüyordu ve 19 maçlık seriyle Staples Center’a geldiler, tam o maçta da Lakers sezon başı ciddiyetine döndü. Ama tek maçlığına... Sonraki günlerde evde Utah’a karşı oynanan ve ikinci çeyrekte farkı 20’ye çıkardığımız üçüncü çeyrekte berabere oldu ve kafa kafaya gitti, sonlarda kopardık. Roy’suz Portland’ı iyi bir üçüncü çeyrekle boğup maçı 14’le kazandık ama Roy olsa muhtemelen o maç da sıkıntılı biterdi. Nitekim iki gün sonra New Orleans tokadı vurdu. Ertesi akşam Golden State’e karşı ikinci çeyreğe sağlam bir seriyle girip 17 fark yaptık, adamlar devre arasına neredeyse önde gireceklerdi. Bir şekilde yırttık, geldik yine eve, ilk maçta son çeyrekte 16 sayılık farkı koruyamayıp son saniye basketiyle yenildiğimiz Indiana son topta şutu atabilse belki yine buzzer beater’la kazanacaktı. Her maçtan sonra artık akıllanırlar diye ümit ediyorsunuz ama boşa. Son olarak dünkü Miami maçının ikinci yarısında 13 farka ulaştık, hadi onu geçtim, 2:55 kala 7 sayı öndeydik, 0:38 kala maç berabereydi. Olacak iş değil yani. Miami’nin hücumda ne kadar tek yönlü bir takım olduğunu falan geçiyorum, son maçları ne hallere soktuğunuz ortada, insan bari son 3 dakika için rakibin işini bitirme kararlılığı gösterir.

Geçen sefer takımın oyununun Celtics’in aynı dönemde gösterdiği muazzam performanstan ötürü daha çok rahatsızlık yarattığından bahsetmiştim, bu sefer ise vaziyet biraz farklı. Malum, Celtics’in halka arzını gerçekleştirdik, bizim maçtan başlayarak dokuz maçta yedi kez yenildiler. Ama 2009’un başından beri gösterdiğimiz performansın devam etmesi halinde bizim de öyle bir periyoda girmemiz çok şaşırtıcı olmayacak. Taraftarları olan arkadaşlar bozulmasın ama kendi sahanda Indiana ve Miami gibi iki vasat takımı son topu kullanamamalarıyla yenebiliyor olmak, Golden State gibi düpedüz kötü bir takıma, değil deplasmanda, cehennemde de oynansa 17 sayılık farkı yakaladığın bir maça ortak olma, hatta öne geçme şansı vermek ciddi sinyaller. Geride kalan 36 maçın 22’sini içeride oynadık, ligin en az deplasmana giden takımıyız. Diğer taraftan en iyi deplasman takımlarından da biriyiz ama şu görüntüye göre pek yakında öyle diyemeyebiliriz. “Play-off mu oynuyorsunuz arkadaş, nedir bu hırs?” diyen mi var? Evet, play-off oynuyoruz bir bakıma. Batı’da –şimdilik- rahat olabiliriz, final kadar saha avantajını cebe koyarız gibi ama ya final? Geçen sene final serisindeki deplasman maçlarının üçünü de kaybettiğimize ve Boston-Cleveland ikilisiyle çok yakın gittiğimize göre üç takım için de her maç play-off maçı demektir.

Takımda iki buçuk önemli sakat oyuncu var ama bu defa sakatlar mazeret değil. Bu maçların hepsini izledim, hiçbirinde yakaladığımız farkları Odom’ın yerine dakika alan Josh Powell ya da Farmar’ın yerine oynayan Berk ya da Walton yerine ilk beşe dönen Radmanovic yüzünden harcamadık. Hatta Powell özellikle son iki maçtır gayet iyi oynuyor, Radman da savunmada kendine has mega aptallıklardan arınmış olmasa da hücumda şutlarıyla faydalı oldu genelde. Bunun başlıca sorumluları, son on gündür falan dayaklık savunma yapan Gasol, aynı şekilde uzun süredir Celtics maçı ve bir de son Miami maçı haricinde savunmaya hiç kendini vermeyen ve sadece arada top çalmaya oynayıp pozisyonunu kaybeden Kobe ve sezon başından beri bahsettiğim beceremediği halde pota altındaki kalabalığın içine girip dağılarak çıkma ısrarını sürdüren, ligin en skorer takımının asist ortalaması 4 olan oyun kurucusu Derek Fisher’dır. Takımın en tecrübeli, lider durumundaki üç adamı yani.

Sıradaki dört maç Houston ve San Antonio’yla back-to-back, akabinde evde Orlando ve Cleveland. “Tokat geliyor” niteliğinde bir viraj yani. Tahminimce hele önceki üç maçta bir yenilgi alırsak, ki Teksas’tan en az bir tane alacağımızı düşünüyorum, Cleveland maçını Noel günündeki ciddiyetle oynarız. Ama o tek bir maç... All-Star arasına kadar olan bir ayda 16 maçımız var ve 10 tanesi deplasman, zaten tam ara öncesinde Boston ve Cleveland deplasmanlarını da barındıran 6 maçlık tur var. Indiana ve Miami maçlarında izlediğim şu takım yolunarak girer All-Star arasına. Derbilerin havası farklıdır bilmemne tabii de, yarın bir koyarlar, ondan sonra Celtics örneğindeki gibi arkası gelir.

Ne sakatlıklar sonrası takımdaki değişikliklerden, ne Bynum’dan bahsedeceğim; Lakers için günün konusu bu sersemlik halidir. Play-off yarın başlamıyor ama bir taraftan da çoktan başladı. Geçen sene kaybetmiş bir takım olarak bu sene o saha avantajını almamız lazım. Çok şeyi değiştirir, her şeyden önce kafada.


 

 

Tıkla ve Lakerların kalesine buyur
ya da şuraya bir mail at

lakers

anasayfa