Geçen sezonu unutma

Orkun ÇOLAKOĞLU

NBA Christmas Mönüsü dahilindeki maçta ligin baba takımlarından Phoenix Suns'ı, hem de Andrew Bynum'un kariyer sayı rekoruyla birlikte yenmek ve son 11 maçtaki dokuzuncu galibiyeti kazanmak gözlerin iyice Los Angeles'a çevrilmesini sağladı, bütün camiayı havaya soktu, forumlarda Lakers hakkında bugün çıkan her haber paylaşıldı, ki futboldaki önemli galibiyetlerden sonra bakkala gidip her gazeteyi alan anlar o forumcuların paylaşımlarının sebebini. Ekim sonunda ''Sonun başlangıcı'' başlıklı yazılarla analiz edilen ve Kobe'yi takas etmesinin kaçınılmaz olduğu buyurulan takım, yaşayacağı tahmin edilen sıkıntılardan sıyrılmış bir halde ve beklentilerin üzerinde bir performansla yoluna devam ediyor. Görüntü şimdilik güzel. Ama hemen hemen bir yıl önce de takımın benzer bir konumda yol alırken birden feci bir düşüş sürecine girdiğini ve sezonun geri kalanında kısmen toparlansa da eski ritmini yakalayamayıp, takım içi karışıklığa sebep olacak kadar silik bir performansla play-off'tan elendiğini hatırlayan Lakers taraftarları pek de rahat olamıyor.

Ne olmuştu...

Şu anda 19 galibiyet ve 11 yenilgiye sahip olan Lakers, geçen sezonun ilk 34 maçından 23 galibiyet çıkarmıştı. Yani o marja ulaşmak için bile gelecek dört maçta 4-0 tutturmalıyız. Geçen sezon 23-11'den hemen sonra üst üste iki yenilgi alındı ama daha sonra kazanılan önemli Heat (Miami de Miami yani o zamanlar) ve deplasmandaki Spurs galibiyetlerini de dışarda bırakmamak adına seriyi genişletip ilk 39 maça kadar dayandırabiliriz: 39 maçta 26 galibiyet... Esas dikkat çekici olan ise, normal sezonun neredeyse ilk yarısının tamamlandığı bu bölümün yarısında, takımın ikinci en önemli oyuncusu Lamar Odom'ın ve çeyreklik bölümlerinde de ilk beş oyuncuları Luke Walton ile Kwame Brown'ın sakatlıkları nedeniyle oynayamamalarıydı. (Hatta aynı periyot içinde Kobe de sakatlığı nedeniyle üç maç kaçırdı ama Lakers bu üç maçın hepsini kazandı.) Eksiklere rağmen elde edilen derece çok başarılıydı ve takımın tam kadro olmasıyla daha da iyi bir galibiyet oranına ulaşması bekleniyordu ama kadronun tamamının bir araya gelmesi bir kenara, eksikler arttı ve sezonun ilk bölümünde büyük katkı yapan gençler Jordan Farmar ve Andrew Bynum'un da duvara çarpıp büyük ölçüde devre dışı kalmaları sonrası Lakers tepetaklak gitmeye başladı. Sonuç malum: Bir önceki sezondan bile daha düşük olan 42-40'lık derece, play-off'a yedinci sıradan giriş bileti ve bu kez Amaré Stoudemire'lı olan Suns'a birinci ve üçüncü maç dışında direnemeyerek tek galibiyetle elenme...

Yine olur mu?

Şimdi de biraz moral düzeltelim. Evet, geçen sezon böyle bir düşüş yaşandı ama düşüşün kaynağı anormal miktarda sakatlık problemi yaşanmasıydı. Bu sezon yaşanmayacağının garantisi yok pek tabii ki ama yaşanacağının da yok. Ayrıca Lakers sezonun şu bölümüne kadar da sağlık bakımından sıkıntısız değildi; sezona ilk beş başlayan Kwame Brown 20 küsur maç ortalarda yoktu, 28 Aralık'ta oynamaya başladı, yine sezon başında ilk beşte olan ve çok da iyi performans gösteren Ronny Turiaf bilek sakatlığı sonrası düşüşte, Lamar Odom yazın omzundan geçirdiği ameliyat sonrası hazırlık kampını ve sezonun ilk dört maçını kaçırdı, dört maç önemli değil ama kasım ayı boyunca leyla vaziyetteydi, bu ay içinde toparlanabildi, son olarak da Luke Walton'ın bileği yine uf oldu, bakalım ne zaman dönecek.

Bir diğer farklılık da, geçen sezonun o ilk 34 maçının 20'sinin Staples Center'da oynanmış olması, bu sezon ise bu yazı yazılana dek oynanan 30 maçın iç saha ve deplasmana neredeyse yarı yarıya dağılması (16 içeride, 14 dışarıda). Ve tabii geçen sezonun yarısında nefesleri kesilen Farmar ve Bynum'un bir yıllık olgunlaşmalarının avantajı da bir yere not edilmeli.

Kadroyu kurcalarsak...

Sakatlıkların önüne geçmek pek de mümkün değil ama eksikleri kapamak, biraz daha genişleyen kadro sayesinde bu sezon daha fazla mümkün. Yine bu geniş kadro, daha az sayıda kötü sürpriz yaşamamız gerektiği beklentisini doğuruyor bende. Rotasyonun ana parçaları 82 maçın hepsini aynı ciddiyet ve konsantrasyon ölçülerinde oynamayabilirler, kabul, ama bu durumda açlıklarından faydalanabileceğimiz yedek oyuncularımız diğer takımların çoğununkinden daha kaliteli. İçerde verilen Nets, Magic maçları ya da önceki hafta deplasmanda berbat bir Cavs'e (maçı izledim ve bunu rahatlıkla söylüyorum) karşı üçüncü periyodun sonlarına doğru 10 sayılık farkı yakalamışken saçmasapan bir ruh haline girilerek kaybedilen maç, eğer sezon sonunda bir-iki galibiyet farkla daha elverişli rakibi kaçırır, hatta belki playoffta saha avantajını yitirirsek, canımızı sıkmaz umarım.

Phil Jackson yedekleri kullanmıyor mu? Kullanıyor tabii, hatta yedek oyuncularını kullanma konusunda NBA'in en rahat coach'larından biri olduğu malum, öyle ki taraftarların çoğu kritik dakikaları yedeklerle oynama konusundaki gözükaralığı nedeniyle ağır eleştirilerde bulunur kendisine sıklıkla. Ama yedek rotasyonunda çok büyük olmayan bazı değişiklikler yapmasının yararlı olacağını düşünüyorum. İsim vermeyecek değiliz: Vladimir Radmanovic ve Sasha Vujacic'in nadiren maça elleri değiyor, o da sadece şut sokarak tabii. Kanımca biri Javaris Crittenton'ın önünü tıkıyor, diğeri ise Trevor Ariza ve Ronny Turiaf gibi iki savaşçının dakikalarından çalıyor.

Trevor

Ariza neyse ki yavaş yavaş dakikalarını arttırıyor; son olarak Walton'ın sakatlığı nedeniyle oynamadığı ilk maç olan Knicks maçında ilk beş çıkan Radmanovic yine sahada gezinince, Suns maçında Ariza onun yerini aldı ve taş gibi de top oynadı. Orayı bir daha Radman'a vermeyeceği kesin ama Walton dönünce ne olacağı muamma. Bence kendi vermediği sürece ilk beşin kısa forvet pozisyonu, ortaya koyduğu enerji, yaptığı savunma ve hücumdaki delicilik gayretiyle Ariza'nın olmalı ama Jackson'ın kafasındaki önceliklerin aynı olduğu konusunda emin değilim. Walton'ı severim ama ciddi bir savunma zaafı oluşturduğu, ayrıca geçen seneki formunda da olmadığı (kontrat sezonu diye miydi yoksa?) ortada. Üstelik yedek oyuncularla birlikte sahada bulunmasının onlara liderlik etmesi açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Ariza ilk beşle birlikte parlıyor ve sahaya farklılık katıyor ama yedeklerin yanında hem hücumdaki rolü belli değil, hem de belki de takımın en iyi savunmacısı olarak abuk adamların karşısında vakit geçiriyor. Varsın boş üçlükleri kaçırsın. Walton çok mu iyi şutör?

Çaylaker

Crittenton'a da biraz değinmeli; önünde Fisher ve Farmar gibi iki sağlam adam olduğu için oyun kurucu pozisyonundan dakika alamıyor ama özellikle Lakers taraftarı olmayan ya da yakından takip etmeyenler için kendisinin kıymetini şu şekilde tarif edeyim, bugün taraftarlar arası bir anket yapılsa ve ''Yapılacak bir takasta üç oyun kurucunuzdan hangisi öncelikle gözden çıkarılmalı?'' sorusu sorulsa muhtemelen en az Critt'in ismi söylenecektir. Aslında Jackson da onun ne denli yetenekli bir oyuncu olduğunun farkında ve''Oynatmıyoruz ama bunun yetenekleriyle ilgisi yok, bu genç adam kulübün geleceğinde önemli yer sahibi olacaktır'' gibi, bu profilde bir çaylak için kendisinden duymaya hiç alışık olmadığımız sözler de sarfetmiş durumda. Fisher ve Farmar'ın dakikalarını kırpmak çok zor ve bu ikisine de haksızlık olur ama Critt'e hiç olmazsa iki numaradan yer açılabilir. Zaten skorer yönü öne çıkan bir point guard kendisi. Vujacic gibi tek yönlü, o tek yönü de nadiren ve genellikle dandik maçlarda katkı veren bir adamla vakit geçirmektense bu çocuğu yavaştan takıma dahil etmek daha faydalı olacaktır. Tamamen kenarda geçirilen bir çaylak sezonunun kendisini olumsuz etkilemesinden ve geriye götürmesinden korkuyorum açıkçası. Knicks maçında rakip 20 küsur farkı eritip skoru kafa kafaya getirmişken son dakikalarda çocuğu birden ortaya atmak da pek doğru bir kullanım şekli değildi. Bir şut kaçırdı, bir faul yaptı ve yaklaşık üç dakika oynadıktan sonra kenara geldi. Üç dakikayı Vujacic oynasın, bu eleman üç dakikalık teke tek maçta Vujacic'e basketbolu bıraktırır.

'Baba'nın işine bu kadar karışmışken (tokadı yiyeceğiz ziyaretine gittiğimizde) bir de tam kadro varsayımıyla kafamdaki dakika dağılımını (aşağı yukarı tabii) yazayım:

PG: Fisher 25, Farmar 20, artan Crittenton'a
SG: Bryant 38, artan Crittenton'a
SF: Ariza 30, artan Walton'a
PF: Odom 35, artan Turiaf'a
C: Bynum 30, Brown 15, artan Turiaf'a

Radman ve Berk de molalardaki şut yarışmalarına katılıp araba, PlayStation, elektrikli soba falan kazansınlar. Ara ara Orlando'ya falan takas etmeye çalışsın Mitch Kupchak, ''Abi bu defa vallahi iyisini veriyorum, gözünü seveyim'' desin.

Odom'la bu iş nereye kadar gider, antrenmana minibüsle giden genç yıldız Bynum ve daha niceleri gelecek yazıda.

 


 

2 Ocak 2008

Bu işte bi 'Ariza' var

Orkun ÇOLAKOĞLU

İlk bakışta gayet sıradan bir takas gibi görünüyor, ki uzun vadede ne çıkaracağı belli olmasa şimdilik gerçekten öyle, ama Trevor Ariza'yı Lakers'a getiren takas biz Lakers taraftarları için çok fazla anlam ifade ediyordu. Aslında herkesi işin içine katmamak lazım, 'bizim çocukların' savunma yapabildiği günleri özleyen taraftarlar demek daha doğru olur. Takasın anlamı Ariza'dan çok büyük beklentiler olması falan değil. Potansiyelli ve genç bir oyuncu, henüz 22 yaşında, belki çok daha önemli bir oyuncu haline gelir gelecekte, ama örneğin beni ilgilendiren bu değildi. İki sebeple sevindik: Birincisi, gönderilen oyunculardan biri Brian Cook'tu. Bu yarı geyik sebep, esas sebep ise nihayet, hatta büyük yazayım, NİHAYET öne çıkan özelliği savunması olan bir oyuncuyu, hiç dış şut tehdidi olmasa bile takıma katmak. Şu geyik sebepten başlayalım. Geyik dedim ama aslında daha önemli sebep bu olabilir mi diye düşünmüyor da değilim. Brian Cook gitti! Sevincim Lakers taraftarı olmayanlara anlamsız gelebilir. Özellikle de son iki-üç yılda pek Lakers maçı izlemeyenlere... Ama taraftar gözüyle bu adamı izleyen herkes neler hissettiğimi anlıyordur. Yetenekleri kısıtlı oyuncu vardır, bir de sinir bozucu oyuncu vardır. Cook ikinci kategorinin mensubuydu. Ben de farkındayım geçen sezon maç başına 15 dakikada 7, önceki sezon 19 dakikada 8 sayı ortalama tutturduğunun, kenardan gelip şutuyla skor katkısı yapabildiğinin... Ama attığı sayının mislini savunmayı dört kişi bırakarak yedirdiğinin, dünyanın en ruhsuz sporcularından biri olduğunun ve bu yapıdaki bir oyuncunun zaten elindeki savunma malzemesi çok kısıtlı olan bir takımda hiç çekilmediğinin de farkındayım. Biz malımızı biliriz. Smush Parker'la sözleşme yenilenmeyeceğinin açıklandığı gün Garnett'i almış gibi sevindiğimizde de garip karşılanmıştık; hatta zavallının şanssızlığının Kobe Bryant'la oynamak olduğunu bile söyleyenler oldu. Eh, görüyoruz, siz de görebilirsiniz şurada...

İkinci sebebe gelince...

Daha önce yazmıştım, scout'ları Tayshaun Prince'i seçmesi yönünde rapor vermişken, sırf daha önce seçilmesi beklenen ama seçilmeyen, üniversitede çok iyi şut atan bir oyuncu diye Kareem Rush'ı seçmişti Mitch Kupchak. Kareem Rush bence potansiyeli ölçüsünde bir oyuncu olamadı, biraz harcandı biraz kendini harcadı, ayrı konu ama doğru yolda ilerlese bile Tayshaun Prince kadar faydalı ve Lakers'a oturacak, uzun yıllar belkemiğini oluşturan parçalardan olacak biri olamazdı herhalde. O 2002 draft'ında Lakers Prince'i almış olsa kimbilir tarih nasıl yazılırdı. En basitinden çaylak sezonunda takımın Spurs'e elenmesini engelleyemese de, ertesi sezon Malone-Payton'lı kadronun şampiyon olmasını sağlardı; sırf Pistons forması giymemesi ve Kobe'yi mahvedemeyecek olması bile yeterli. Her neyse...

Bu 2002'deki ıskadan sonra ne oldu peki? 2003 draft'ı, bir buçuk ay önce play-off'ta Spurs gardları delik deşik etmiş, içerden de Duncan oymuş. Tamam, Payton ve Malone'u aldın daha sonra (ki draft yapılırken henüz o anlaşmalar yoktu ortada) ama hiç mi arkalarını düşünmezsin; hele Horry'yi de serbest bırakıyosun. Kaldı ki Payton'ın da içi geçmişti, iki adım yavaşlamıştı. Seçilen adam Cook. Dışardan iyi şut atan bir uzun forvet, hesapta yeni Horry olacak. Arkasından Leandro Barbosa (ki Kobe'yle aynı pozisyonu oynuyor olsa da Lakers'ta olmayan tipte bir oyuncu, sonuçta aldığın adam da yedek kalacak) ve Josh Howard (...) seçiliyor. İkinci turdan Luke Walton iyi ama zaten hata yapma şansı epey az.

2004'e geçiyoruz... Karl Malone basketbola devam edip etmeme kararını henüz vermemiş (Aslında yaptığı, Lakers'ın şampiyonluk adayı olup olamayacağını tartmak, dışardan bakarak. İşi epey uzatıyor, hazırlık kampı bitiyor, sezon başlıyor, en sonunda Kobe''Artık bir karar verse iyi olur çünkü bu belirsizlik takımdaki diğer oyuncuları olumsuz etkiliyor'' diye son derece haklı bir çıkış yapınca da küsüyor. Bu olayda da ihale Kobe'nin üzerine kalmıştır, yuh diyorum), Cook'un ne mal olduğu ortaya çıkmış, Medvedenko zaten yastık. Shaq da takasını istemiş, gidecek ve takım sert pota altı oyuncusu, savunmacı 2/3, savunmacı point guard diye ağlıyor. Sıra Lakers'a geldiğinde henüz seçilmemiş olan karşılıkları Anderson Varejao, Trevor Ariza ve Chris Duhon. Kupchak ise Sasha Vujacic'i alıyor. Takımdan gittiğinde Cook'un gidişine verdiğim tepkiyi vereceğim Vujacic'i...

Sonraki draft'larda işler nihayet, biraz da tesadüfen, düzeliyor. 2005'te 10. sıradan Kupchak Sean May'i (rezalete gel), Phil Jackson Danny Granger'ı isterken başkanın oğlu devreye giriyor, Bynum alınıyor. Granger da güzel ama Bynum daha iyi olmuş.

2006'da zaten draft epey zayıf, bizim pick Miami'den geldiği için yerimiz de arkalardan, herkes atlayınca şehrin çocuğu, UCLA kahramanı, geriye kalan son point guard diye Jordan Farmar seçiliyor, güzel de oluyor.

2007 ilk tur seçimi Javaris Crittenton'dan da memnunum. Henüz oynamadı ama sadece henüz çok genç ve önü dolu olduğu için. Draft'larda işler düzeliyor da, bu arada Vladimir Radmanovic ve Derek Fisher'a verilen mid-level'lar zihniyetin değişmediğini gösteriyor. Öncelik verilen kabiliyet yine şut, savunma defektleri ise halen gözardı ediliyor.

Ariza takası, işte Kupchak ve Jackson nihayet bu zihniyetin dışına çıktıkları için önemli. İyi (hatta pozisyonuna göre çok iyi) bir şutör olan ama savunma namına hiçbir şey yapmayan Brian Cook (ki bu sezon Jackson onu hala kullanıyordu, hatta Odom'ın yokluğunda ilk beş de çıktı) ve istikrarsız da olsa yine dış şut tehdidi bulunan, savunmada ise üç numara için kısa kalan ve eh işte denecek kadar oynayan Maurice Evans yollanarak, dördüncü sezonunda bulunduğu NBA kariyeri boyunca toplam dört isabetli üçlük atabilen Trevor Ariza alınıyor. Savunmaya katabilecekleri düşünülerek...

Ariza dilerim bir arıza değildir, devamı gelir. Phil Jackson takastan sonra hala “Sert oyuncuya ihtiyacımız var” dediğine göre, değil gibi de, en azından ihtiyacı karşılayacak kadar. Ama o sertlik için de Kwame'den medet umulmasın lütfen. Tamam, sert adam da, o kadar. Elde bir sürü takas malzemesi var, gözler dışarıda olmalı.

Bu takas işi de sonraki bir yazıya; belki gelecek yazıya...

10 Aralık 2007

DUYURULAR

- http://torinolu.blogspot.com ''Altan bunlar da badem gibiymiş...''

- Selçuk askere gidiyor, Kayhan zaten gitti, geceleri daha rahat uyuyabiliriz.

- Yazıyı yazarken aklıma geldi; bu Vujacic, Cook ve Parker başka bir takımın forması altında buluşsalar keşke. Eğlensek... (Böyle dedik ya, Beşiktaş'a gelirler üçü birden.)

- Facebook'taki batug.com grubu erkek üyelere kapanmıştır. Kapıların zorlanmaması rica olunur.

 

 

Orkun ÇOLAKOĞLU
26 Ekim 2006, Cumartesi


Heyecan verici...

“The weak defense makes playoff success unlikely, but that doesn't mean there isn't any reason to be excited. (...) This season we'll be watching a team come together, a year that lays the foundation for the exciting times to come over the next three. A deeper playoff run in 2007 and hopefully legit contention in 2008.”
(“Zayıf savunma bu sezon için playoff başarısını imkansız kılıyor ama bu, heyecan duymak için bir sebep olmadığı anlamına gelmez. (...) Bu sezon, bir araya gelen bir takım ve bundan sonraki üç senede yaşayacağımız heyecanlı anların temelini oluşturacak bir yıl izleyeceğiz. 2007'de playoffta ilk turun ötesine geçer, inşallah 2008'den itibaren de ciddi şekilde zirveye oynayabiliriz.”)

* * * * * * * * *

Bu satırları bir Lakers forumundan ayıkladım. Özellikle de ilk cümlesi için.

Çoğu kişinin, Lakers'ın playofflara son sıralardan tutunmasını beklediğinin, hatta playoff dışında kalabileceğini düşündüğünün farkındayım. Normalde takımın -öngörülerde de olsa- yerinde sayması, sıkıcı bir durum olmalı. Ama yerimizde sayacağımızı söyleyemem.

Kağıt üzerinda geçen yıldan daha güçlü olduğumuz tartışılmaz; hiçbiri Ben Wallace sansasyonunda olmasa da takıma dört yeni isim katıldı, kadrodaki oyuncular gün geçtikçe daha iyiye gittiklerini -özellikle geçen sezonun sonunda- ortaya koydular, ayrıca gelişmesi beklenen gençler var. Sorun ise ne kadar daha iyi olduğumuz.

Açıkçası bence bunu derecelendirmek çok güç. Ama aşağı yukarı bir değer belirtmek gerekirse, sakatlıklar daha fazla başımızı ağrıtmadığı takdirde 50 galibiyete ulaşabileceğimizi, hatta azıcık da geçebileceğimizi düşünüyorum.

Kendimce sebeplerimi, yukarıdaki faktörleri açarak sunayım:

YENİLER: Vladimir Radmanovic, Maurice Evans, Shammond Williams, Jordan Farmar.

Hepsinin de kritik takviyeler olduğunu düşünüyorum. Şimdilik ne beklenerek alındıkları hakkında yazacağım.

Radmanovic, şahsen ilk gördüğümde soğuk yaklaşsam da, Phil Jackson'ın aradığı tipte bir oyuncu. Öne çıkan yönü tabii ki şut yeteneği, tabii öncelikli alınma sebebi de. Hatırlarsanız draft sonrasında, Jackson'ın o günlerde yaptığı bir açıklamadan bahsederek, dış şutun günümüz şartlarında çok önem kazandığını (ki bununla, yıldız oyunculara her temasa faul çalındığını ima ediyordu), transferde bunu göz önünde bulunduracaklarını söylemişti. Zaten Lakers'ın da şiddetle şutöre ihtiyacı vardı, hele ki bu konuda takımdaki en maharetli ismin Brian Cook olduğunu düşünürsek. Her neyse, Radman, bu açığı kapar düşüncesiyle, mid-level exception önüne serilerek daha ilk gün kadroya katıldı. Ayrıca iyi pas verebilen bir oyuncu ve eminim Zen Master bunu da göz önünde bulundurdu, ısrarla onu isterken. Pas ve şut, Phil için belki de en önde gelen iki kriter. En büyük soru işareti, istikrarsız bir insan evladı oluşu ve ribaunt miktarları. (Bu arada ESPN'in ‘istatistikçi doktor'u John Hollinger tutturmuş durumda, “Cook varken kulübün parasını bu adama saçmanın anlamı ne” diye. Buralardaki “Senin elinde Ali Tandoğan gibi sağ bek var” keşiflerinden alışık olmasam kimbilir ne haldeydim. Ali Tandoğan geçen haftaki Rize maçının son dakikasında rakip santrfora asist yaparken aklıma bunlar geldi, bir posta da Hollinger'a gittim.)

Maurice Evans'tan önceki yazıda da bahsetmiştik. Devean George'tan daha iç açıcı bir isim bence, belki de sadece yeni olduğu için öyle geliyor. Ondan beklenen özellikle savunma katkısı, ama çok ciddi bir savunma kozuna dönüşmesini de beklemiyorum açıkçası.

Shammond Williams son iki yıldır Avrupa'daydı ve son olarak Barcelona'yla Euroleague'de final oynadı. Ciddiye alınmaması normal ama Lakers'ta Smush Parker'ın ilk 5 çıktığını unutmamak gerekiyor. Unutulmaması gereken bir diğer nokta da, geçen sezon boyunca Parker'ın yedekliğini Berk Vujacic'in yapması. Vujacic'ten daha çok işe yarayacağı kesin bence.

“Farmar da orda oynamıyor muydu?” diyeceksiniz. Onu şimdilik ön planda saymama sebebim, kasım ayında ancak 20. yaşgününü kutlayacak bir çaylak olması. Phil'in hemen ciddi süreler vermeyeceğini düşünüyorum. Sezon ilerledikçe hocasını ikna edebilir mi, göreceğiz. Ama bu bir kenara, çocuk hazırlık maçlarında taraftarın gönlüne girdi (Bir bölümününkine UCLA'deyken girmişti zaten). Öncelikle cesur bir adam, daha önce de söylendiği gibi zaman zaman bundan kaynaklanan hatalar da yapabiliyor, ama memnunum bu yönünden. Şimdilik şut performansı iyi, daha önemlisi ise savunmadaki ışığı. Her girdiğinde süper savunma yapmadı maçlarda, ama ortalama 18 dakikada 1.75 top çalma çok parlak bir istatistik. Rakibinin önünde kalma çabasını da beğendim. Taraftarın gözüne girmesinden daha önemlisi ise, Tex Winter'ın da beğenisini kazanmış olması. Ki bilen bilir, Winter, oyuncu genç de olsa, moral vermek amacıyla inanmadığı şeyi söyleyen biri değildir; bilakis oyunculara en sert eleştirilerin ondan geldiği de olmuştur; buna Shaq, Kobe, Odom da dahil. Winter hazırlık maçlarından da önce yaptığı bir açıklamada, Farmar'ın sezon içinde ilk 5'e kapak atabileceğini söyledi. Sanırım düşüncesi pekişmiştir.

Transferler neticesinde hâlâ takımın en ciddi zayıf noktalarından olan oyun kurucu savunması için bir çözüm bulunmuş değil. Kurt Rambis en son “Shammond Williams savunmada iyi performans gösteriyo da bıdı bıdı” diye birşeyler söylüyordu ama boş laf gibi geldi. Farmar ilerde o oyuncu olabilir ama onu kenarda tutalım. Smush belki kontratının sezon sonu bittiğini hatırlayıp sadece top çalmaya yatmaktan vazgeçer. Ya da yine aynı şeyi hatırlayıp top çalma istatistiğini arttırmaya çalışır; bilemiyorum.

ESKİLER: Geçen sezonun başlarında bocalama devresi yaşayan, ancak takım içinde yerlerini buldukça ve zaman ilerledikçe belirgin bir çıkış gösteren oyuncular; başta Lamar Odom, Kwame Brown ve Luke Walton.

Geçen yıl bu zamanlarda Odom'ın 3 numara, Kwame ve Mihm'in ise 4-5 oynamasını bekliyorduk. Boşuna beklemişiz. Lamar'ın yanında pota altı civarında gezecek tek isim olması şart, ki kendisine alan açılsın. Zira istikrarsız şutuna fazla başvuramıyor. 4 numara oynarken de savunmada sıkıntı yaşatabiliyor. Ama en azından hücumda çok daha rahat. Geçen sezon Mart ayında %56 şut, %53 üçlük isabetiyle 17.2 sayı, Nisan'da %53 şut isabeti ve 16-10-6 ortalamalarını, playofflarda ise 19-11-5 ortalamalarını yakaladı. Daha az tereddütle şut kullanır ve daha kararlı potaya gider oldu.

Kwame, Mihm'in sakatlığından sonra ilk 5'e yerleşince kendini bulmuştu. Nisan ayında 12.8 sayı, 8.6 ribaundla oynayarak normal sezonu çok iyi bitirdi, playoffta da 12.9-6.6'yla oynadı. Hiçbir zaman bir pota altı skor silahı olmayacak ama gayet iyi bir bire-bir savunmacı. Draft sırasıyla falan değerlendirmekten vazgeçilirse, Tim Duncan'la, Kevin Garnett'le göğüs göğüse çarpıştığı ve bu adamları bile geçen sezon bazı maçlarda sindirdiği görülebilir. Hâlâ hücumda gecenin bir vakti kafayı duvarlara vurdurabiliyor tabii, ama Ben Wallace vurdurmuyor mu ki? (Virgülden sonraki kısmı tek başına okuyunca güzel oluyor.)

Luke 2006 playofflarında 12.1 sayı, 6.4 ribaundla oynamıştı. Benzer istatistikleri bu sezonun özellikle ilk bölümünde, Radman henüz ısınamamışken görürseniz şaşırmayın, çünkü Walton'ın ilk 5 çıkması bekleniyor. Her zaman oyun zekası yüksek bir oyuncuydu, ama artık sahada çok daha kendinden emin olduğunu hissedebiliyorsunuz izlerken. Lider gibi oynuyor, öyle bir görev almamış olmasına rağmen.

Smush Parker ve Brian Cook'un da oyunlarını ileri götürmeleri beklenebilir aslında, ama ben yeni alternatifleri nedeniyle dakikalarının düşeceğini düşünmekteyim. Berk Vujacic'in de tabii... Vujacic demişken, aslında 10.8 sayı ortalamayla başarılı denebilecek bir hazırlık dönemi geçirdi, ama son Denver maçını izlerken elemana daha da uyuz oldum. İkinci yarıda resmen sapıttı, eline geleni sallamaya başladı. Hatta bir yerde Bynum'a müsait pozisyonda pas atmak yerine sığır gibi bakınıp başka bir yere saçma bir pasla hücumun içine edince, A-Bomb “Give me the fucking ball” diye bağırdı, televizyonlarımızdan duyduk.

GENÇLER: Taraftarların manevi olarak üzerlerine titrediği gençler Turiaf, Bynum ve Farmar. Farmar'ı yenilerle birlikte saydık. Turiaf ve Bynum ise bu sezon uzun rotasyonunu zenginleştirecek gibiler.

19 yaşını daha bugün bitiren (yani yeni 19 olan; senelerin tartışma konusudur bu) Andrew Bynum'un, geçen yıldan daha çok oynasa da, bu sezon da pek katkı yapması beklenmiyordu. Ama Kwame ve Mihm'in sakatlıkları nedeniyle sezonun en az ilk üç haftasında oynayamayacak olmaları, takımı ona muhtaç bıraktı. Birkaç gün önce ilk ortaya çıktığında bu oldukça korkutucu bir durumdu, ama Bynum son 3-4 hazırlık maçında o kadar iyi performans gösterdi ki, şimdi herkes onu ‘gerçek' maçlarda görmek için heyecanlanır oldu. Ben de aynı hisleri yaşıyorum. Yine de soğukkanlı olmak gerekir. Çocuk iyi yolda ilerliyor ama öyle 15 sayılar falan beklenmesin. Yaparsa ne âlâ...

Turiaf'ın ise sezon genelinde Bynum'dan daha fazla dakika almasını bekliyorum. Daha doğrusu bekliyordum, ama Bynum acayip bir çıkış gösterdi ve dengeleri değiştirebilir. Hazırlık maçlarının ilklerinde çok iyiydi. Şu an Kwame'den sonraki en iyi pota altı savunmacımız olduğunu söyleyebiliriz; ayrıca beklenmedik biçimde takımın en iyi blokçusu da o. Akıllı da bir oyuncu, Phil'in gözünden düşmesi için bir sebep yok. Cook'a bir dakika bile verilmeyip hepsinin bu güzel adama yatırılması kabulümdür. (Bu arada Brian Cook'un kontratı uzatılmadı şimdilik ve aldığımız en güzel haberlerden biriydi bu. Vujacic'in 4. yıl opsiyonunun kullanılması ise keyifleri kaçırdı)

* * *

Lakers geçen sezonu 45 galibiyetle bitirmişti. Sezonun başında çok bocalamasına, o dönemde birçok maçı avucunun içine almasına rağmen kaybetmesine rağmen. Yani 50 galibiyete ulaşmaları da işten bile değildi. Şimdi daha iyi ve daha tecrübeli bir takım söz konusu. Batı'daki çoğu takımın daha iyi durumda olduğunu farkındayım, ama Lakers da o kategoride sayılması gerekenlerden biri. Dolayısıyla 50 galibiyet, bence, gayet gerçekçi bir hedef.

Tabii bu arada sezon başlamak üzereyken bambaşka sıkıntılar söz konusu...

Kobe'nin yazın geçirdiği diz ameliyatının ardından üç ay içinde sahalara dönebileceği söyleniyordu. Oysa dördüncü ayı geride bırakıyoruz ve 31 Ekim'deki açılış maçında '24 numara'nın oynayıp oynamayacağı hala muamma. Kendisi iyi hissettiğini ve oynayacağını düşündüğünü söylüyor ama Rambis de haklı olarak uzun vadeli düşüneceklerini, acele etmeyeceklerini belirtiyor.

Rambis demişken, onun ortada gezme sebebi de, malum, Phil'in kalçadan ameliyat geçirmesi. Aslında ameliyat iyi geldi, şimdi yürüyüşü uzun süredir olmadığı kadar iyiymiş. Ama hazırlık kampını kaçırmasında olumlu bir taraf arayacak değilim. İşin başka bir yönü ise, sağlık durumunun yeni kontrat kararını etkileyecek olması. Ameliyat işi ilk çıktığında hemen “Sezon sonu bırakır” gibi baykuş yorumları da etrafa yayıldı ama Jeanie Buss yengemiz aksini düşünüyor ve “Bundan önce çok acı çekiyordu. Şimdi rahatlayacak ve daha fazla motivasyonla işe girişecektir” diyor. 2008'de biten kontratı uzatması dileğiyle...

Bunlar dışındaki en ciddi sakatlık problemi pivot bölgesinde. Kwame idmanda omzunu sakatladı; Mihm'in bileğine ise artık ne olduysa, 12 Mart 2006 tarihinden beri düzelmesini bekliyoruz. Yukarıda da söylediğim gibi, sezonun ilk üç haftasını kesin kaçırıyorlar.

Radmanovic'in sağ elinde (şut attığı eli) yırtık varmış ve ameliyat gerektirdiği söyleniyor. Radman fedakarlık yapıp oynamayı devam edecek gibi, ama performansı kötü etkilendikten sonra o fedakarlık neye yarayacak? Hazırlık maçlarında 15 üçlükten iki tanesini sokabildi; düşünün.

Bir de Shammond Williams var. Karın adelelerindeki kasılma nedeniyle son birkaç hazırlık maçında oynayamadı. Açılışa o da yetişmeyebilir.

Pivotların yokluğunda Bynum'un, Turiaf'ın, Shammond yokken Farmar'ın daha fazla fırsat bulacak olmaları güzel tabii bir açıdan. Ama Lakers fikstürünün en avantajlı bölümünü sezon başında oynayacak. İlk 20 maçın 15'i Staples Center'da, hatta bir de Clippers'la oynanacak olan 16'ncı var. Hızlı bir giriş yapmayı umuyorduk ama mevcut şartlar altında vasat bir derece elde etmemiz sürpriz olmaz, ayıp da olmaz.

Toparlamam gerekiyor, geç oldu... Lakers hazır veya komple bir takım değil, ama taraftarları için bu sezonluk yeni heyecanlar vaadeden, keyif verecek ve güzel bir takım. Baştaki alıntıda da söylendiği gibi, yeni bir dönemin ilk adımlarını izliyor Lakers taraftarları. Kobe dışarıdan en çok imrenilen oyuncu, Bynum herkesi şaşırtırken bizi gururlandırıyor, Farmar yıllar sonra takımın adam gibi bir oyun kurucuyla oynayacak oluşunun ümidini aşılıyor. Taraftarın sevgilisi Turiaf takımda daha ciddi bir rol üstleniyor.

Daha ne olsun ki heyecanlanmak için?


Draft sonrası

Beş pozisyonun üç buçuğunda rakibe karşı ağır kaldığımız ve bu nedenle elendiğimiz Phoenix serisinden sonra Phil Jackson, yeni sezon için takımın hız ve savunmaya ihtiyacı olduğunu belirtmişti. 2000'lerin başındaki şampiyonluklar döneminde bile, perdeden kurtulup adamının önüne tekrar geçebildiğini görmediğim, özellikle ayağı kırıldıktan sonra ligin en kötü birebir savunmacılarından olan Derek Fisher'ı izleyen, son iki yıldır Chucky Atkins, Smush Parker ve ikisinin de yanında patates kızartması gibi bulunan Sasha Vujacic'i adamlarını kaçırırken görmekten ağzı fena halde bozulan biri olarak “Ay inşallah!” dedim. Hoca'nın bu yönde talepte bulunması, dini imanı şut olan ve bu fetişi de Lakers'ın elinde Sasha Vujacic, Brian Cook gibi oyuncularla patlayan Mitch Kupchak'i de dizginleyebilirdi. Diğer taraftan, Zenmaster'ın geçenlerde bir radyo programında “Günümüz basketbolunda üç sayılık atışlar çok önemli ve bizim de buna ihtiyacımız var” demesi, çelişkili bir durum yaratmıştı. Hem atletik, hem de iyi şutör insan evlatları da var tabii ama -hele ki bu kadar zayıf bir draftte- 26. sıraya kalmaları beklenmez. Nitekim Thabo Sefolosha 13'te gitti. Fakat draft çalışmalarında Lakers'ın atletik yetenekleri nihayet ön planda tuttuğunu gördük ve bu da şahsen mutlu etti.

Oyun kurucu eksiğini mid-level exception'ı kullanarak kapamamız beklendiğinden, draftte 2-3 numara seçeceğimiz düşünülüyordu. Aslında planlar da o yöndeydi, öyle ki, atletik yetenekleri terbiyesizlik boyutunda olan (faul çizgisinden sıçrayıp bacak arası vuruyor) insan evladı James White'ı ikinci kez work out'a çıkarıp bir de sağlık kontrolüne sokunca, draft kaşarı Chad Ford bile son gün girdiği mock'ta Lakers'a White'ı yazmıştı. Fakat şehrin çocuğu Jordan Farmar'ın beklenmeyen biçimde (beklenmeyen derken, çok daha yukarılarda seçilmesi umulmuyordu ama Lakers'tan hemen önce seçen New Jersey-Memphis-Cleveland gibi oyun kurucu arayışında olan takımlardan birinin götüreceği düşünülüyordu) bize kalmasıyla hesaplar değişti ve yerel kahraman takıma dahil edildi. 2-3 numara ihtiyacı da, çok sürpriz biçimde 51. sıradan seçilen ve kimsenin tanımadığı, şu an ismini bile hatırlamadığım Senegalli pivot karşılığında Detroit'ten alınan Maurice Evans'la halledildi.

Farmar, bu yıl pek de beklenmeyen bir biçimde NCAA Finali oynayan UCLA Bruins'in oyun kurucusu ve yıldızıydı. Bir başka deyişle, Los Angeles için yerel kahraman. Zaten çocukluğundan beri de Lakers taraftarıymış, hatta aşağıdaki resimdeki 44 numaralı oyuncu da o.

 



Farmar kolejde iki yıl okudu ve henüz 19 yaşında. Bu iki sezondur yuvarlak olarak 13 sayı - 5 asist gibi, pek de göz alıcı olmayan istatistikleri var ama zaten UCLA takımı o noktaya savunmasıyla gelmişti. Öne çıkan özelliği oyun zekası
(bu özelliğini tipiyle birlikte düşününce, küçük Walton gibi gözüküyor). Bir de Kupchak, Orlando'daki kampta Farmar'ın beklediklerinden daha iyi bir atlet çıktığını söyledi, ki yukarıda da bahsettiğim gibi bu önemli bir nitelik. En önemli zayıflıkları ise, istikrarlı bir şutu olmaması ve çok fazla top kaybı yapması.

 

Vasat oyuncularla dolu olduğu söylenen bir draftin 26. sırasından fazla bir beklentiniz olmasın ama en azından şehrin sevdiği, sosyal açıdan oynayabileceği en iyi yerde oynayacak ve nihayet son birkaç yıldaki oyun kurucularımızdan farklı gibi gözüken birini seçtik.

 

Mo Evans ise gecenin ikramiyesi oldu. Devean George serbest kalıp gideceği için yerini dolduracak bir 2-3 almamız şarttı ve hiç birşey kaybetmediğimiz bir alışverişle bu açığı kapadık. Evans okuduğum kadarıyla Detroit'teki süresinden şikayetçi olduğundan böyle bir takas için bastırmış. Bence George'tan daha iyi bile oldu çünkü daha çabuk bir oyuncu ve Kobe'nin dizlerini yoran hızlı 2 numaralarla eşleşebilir. Kedi olalı fare tutan Mitch Kupchak'e alkış...

 

Son olarak Dallas'a gelecekteki bir ikinci tur hakkını göndererek JR Pinnock diye birini aldık. Yaz Ligi'nde etini budunu görürüz ama muhtemelen en fazla 15 kişilik kadroya kapağı atıp sezonu NBDL'de geçirir.

 

Başka neler olabilirdi?

 

Draftte üst sıralara çıkmak için Lakers'ın girişimlerde bulunduğu çeşitli kaynaklarca yazıldı ve söylendi ama drafte birkaç saat kala Lakers'ın yerinde kaldığını ve ordan kıpırdamayacağını gördük En önemli söylenti, Lamar Odom'un kullanılmasıyla Chicago'dan ikinci sıra draft hakkının alınacağı yönündeydi, Fakat hem Bulls hem de Lakers cephesinin “Yerimizden kıpırdamıyoruz” açıklamalarıyla, draft saati gelmeden bu ateş söndü. Odom demişken: Ondan vazgeçilmesi dışardan bakanlarca çok tuhaf görünse de, bana Lakers'ın tekrar şampiyonluğa oynayabilmek için eninde sonunda yapması gereken hareket gibi geliyor. Bir çeşit “dışı sizi yakar, içi bizi” durumundan söz edilebilir. Tarafsız bakınca, çok yönlü, bol ribaunt alan, asist yapan, eşleşme sorunu yaratabilen bir adam. Ama Lakers gözlüğüyle bakarken, karşılığını yeterince alamadığınızı düşündüğünüz kontratını, eşleşme sorunu yarattığı gibi savunmada da en az yarattığı kadarını yaşadığını, istikrarsızlığını görüyorsunuz. Her neyse, en azından bu sezon da takımda kalması kesin olduğuna göre, geçen sezonun ikinci bölümünde gösterdiği çıkışı arttırıp 4 numarada rakip uzunlar için daha zor bir lokma olmasını ummaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok.

 

Diğer “yukarı çıkma” ihtimalleri, Chris Mihm ve 26. sıra draft hakkı kullanılarak Chicago ya da New Orleans'la takasa girmekti. Kwame Brown artık ilk beşe yerleştiğinden ve istikrarlı süre aldığında her akşam 12 sayı - 8 ribaunt sağlayabileceğini gösterdiğinden, Bynum'a bu yıl daha ciddi süreler verilmesi planlandığından, Turiaf da seneye hem fizik kondisyon bakımından çok daha iyi seviyede, hem de takıma ve sisteme daha fazla adapte olacağından, zaten kontratının son yılında olan Mihm'i daha fazla elde tutmak ve ortalıkta pivot yokken bu kadar yüksek takas değeri olduğu bir ortamda değerlendirmemek gerizekalılık. Örneğin, pivot ihtiyacı olan ve Pryzbilla'yı overpaid kılmak haricinde bu ihtiyacını free agent'tan gidermesi mümkün gözükmeyen Bulls'a Mihm'i vererek, Hinrich'in arkasında kalan ve bize cuk oturacak, iyi savunmacı ve iyi ceza şutörü Duhon'la birlikte 16. sıra hakkını alabilirdik. Kupchak'i tatmin etmemiş olacak ki, bu gayret lehimize çalışmadı; bunun üstüne eğilseydi, Bulls'un reddetme ihtimali yoktu bence.

 

Veya, yine deli gibi pivot ihtiyacı olan New Orleans'a Mihm, yanında Cook ve 26. sıra hakkı teklif edilerek, 15. sıra haklarıyla birlikte zaten elden çıkarmak için bakındıkları ve muhtemelen en sonunda uyduruk ikinci tur hakları karşılığında satacakları JR Smith ve Macijauskas alınabilirdi. Smith yetenekli bir adam, Jackson'ın elinde ciddi bir oyuncu olabilirdi, Macijauskas da en kötü ihtimalle bile Vujacic işkencesinden daha fazla yarar sağlardı. Draft hakkını saymadım bile...

 

Kupchak'in Mihm'i nasıl değerlendireceğini göreceğiz. Bunlardan daha iyisini aldığımız bir takasta kullanırsa hemen ertesi günü, içinde etekli fotoğrafımın da bulunduğu özür yazım bu sitede olacak.

Sıradaki hamleler?

Farmar ve Evans'la, 1 ve 3 numaralara kağıt üzerinde takviyeler yapıldı ama çalışmaların durmasını beklemiyoruz. Farmar henüz 19 yaşında ve özellikle bu yıl pek dakika almasının beklenmediğini bizzat Kupchak LA Times'a söyledi. Bu durumda, artık iyice duyulduğu gibi radarımızda olan Marcus Banks'e hamleyi yapacağız gibi. Bu yıl Banks ve Smush 1 numarayı sırtlayacaklar, sene sonunda zaten Smush FA olup muhtemelen uçacak ve Farmar da onun yerini alacak (Vujacic'i bu satırlarda kasten anmıyorum).

 

Banks'in NBA kariyerinin ilk iki buçuk senesi hayal kırıklığı olarak geçse de, bu yıl Minnesota'ya takas olduktan sonra kabuğunu kırdı ve marifetlerini gösterdi. 30 dakikada 12 sayı, 4.7 asist, 3 ribaunt ve %48 şut isabeti, güzel sayılar. Smush'la arasında acayip bir fark olmadığını farkedenler için, esas farkın bu sayıların anlatmadığı savunma yönünde olduğunu söylemek gerekir. Bu yıl biraz savunma yapabilen bir gardımız olsa, konferans finali oynayacaktık. Banks'in bu katkıyı vereceğine inanıyorum. Bir saha içi komutanı olmadığı, bazen çıldırtan hatalar yapabildiği doğru, ama bizim ondan beklentilerimiz farklı.

 

Mihm'in bozdurulmasını ise yaz boyu sabırla bekleyeceğim. .

orkunco@gmail.com