KADIKÖY'DE FİNAL OYNAR

 

orkunco@gmail.com
9 Ekim 2008, Perşembe

Geçen yazıda yaz dönemi hamlelerini inceleyerek sezonu açmış, boğucu olmaması için de o kadarla sınırlı tutmuştum. Takım hem şampiyonluk adayı hem de geniş kadrolu, dolayısıyla bahsedilecek çok şey var. Hazırlık döneminin başlarında olduğumuzdan ve henüz tek hazırlık maçı yapıldığından rotasyon, ikinci beş gibi konulara bulaşmayacağım. Biraz zaman tanıyalım, özellikle yedekler için görüntü netleşsin. Şimdilik tek tek oyuncuları ele alıp, haklarındaki tahmin ve beklentilerimden bahsedeceğim.

 

İlk beşle başlarsak...

 

Derek Fisher: Dünya üzerinde "Turnikeden kolay şut atıyor" tanımının gerçek anlamda tarif ettiği belki de tek oyuncu olan bu abimiz geçen sezonun bir bölümünde - tam sayıları şimdi bulamayacağım ama- 4/25 gibi bir turnike isabet oranına ulaşmıştı. Tabii ki söz konusu turnikeler idmanda atılan cinsten değil ama Fisher'ın penetre etme ve potaya yakın pozisyonda bitirme zaafına net bir örnek. Kendisi geçen sezon %43.6 şut isabetiyle oynadı ve haddini bilip atması riskli gözüken turnikeleri zorlamasa şut yüzdesi %50 civarına gelir, abartı yok. Artık 34 yaşında olan Fisher'dan öncelikli beklentim, yaşına başına ve olgunluğuna yakışmayan bu abuk turnike atıp kaçırma çılgınlığına bir son vermesi. Ağır abiliğine yakışmıyor hakikaten, hatta zamanında Smush Parker'ın, Brian Cook'un avukatlığını yapanlar şimdi içlerinden "Ulan herif koskoca Fisher'a bile sardı bir yerden" diyorlardır. Smush Parker da Denver'a gitmiş. Çakıcı Atkins de oradaydı en son. Hatta Von Wafer da orada olabilir. Allah sabır versin taraftarlarına. Parker-Atkins demişken akla gelen ilk kelimeyle Fisher'a dönelim. Kendisinden bu saatten sonra savunmadaki açıklarını kapamasını beklemiyorum. Böyle kabul edeceğiz artık. Tesellimiz arkasında iki blok tehdidinin bekleyecek olması.

 

1

Kobe Bryant: Her şeyden önce şu parmak ve ameliyat konusuna değinmek gerekirse, tabii sorun kökünden halledilse iyi olurdu ama Kobe'nin kararını destekliyorum. Bu sakatlık Şubat ayının başında meydana geldi ve sakatlığı yaşadığı New Jersey maçı ve bir gün sonraki Atlanta maçı dışında Kobe'nin istatistiklerinde şut attığı elindeki bir parmağında sakatlık olduğunu belli edecek herhangi bir düşüş olmadı. Milli takıma gitmese yazın rahatça ameliyat olup kurtulabilirdi ama Olimpiyat hayalinin peşinden gittiği için ağzımızı açamayız. Son olarak Eylül başında ameliyat olsa hazırlık kampını ve sezonun ilk ayını kaçıracaktı. Lakers'ın mevcut kadrosuyla, tabii başka önemli sakatlıklar yaşanmadığı müddetçe, Kobe'siz bir ayın altından kalkılırdı muhtemelen, özellikle ilk ay iç saha ağırlıklı bir fikstürümüz olduğu düşünülürse. Ama bir aydan, Kobe'sizliğin sebep olacağı belki birkaç ekstra yenilgiden daha önemlisi hazırlık kampı ve Kobe de anladığım kadarıyla en çok bunu göz önünde bulundurdu. Daha önce birlikte şampiyonluk yaşamamış ve şampiyonluk hedefiyle yola çıkan bir takımın liderinin kampta kenarda falan değil, saha içinde bulunması önemli bir şey. Bu kamplar yalnız vücudu hazırlama veya set öğrenme konusunda faydalı olmuyor, orada bir hava yakalanması lazım. Takım o havayı Kobe'siz yakalayamaz mıydı? Günahlarını almayalım, ama Kobe'nin mevcudiyetinin çok yardımcı olacağı açık. Bir de herhangi bir yıldızdan bahsetmiyoruz eğer rekabetçi yapı, hırs, iş ahlakı gibi basketbol yetenekleri harici şeyler yönünden bakarsak. Yani örneğin New Jersey şampiyonluk adayı olsa ve Vince Carter'ın kampı kaçırması gündeme gelse bu kadar mühim değil. Hücumu ve savunmayı takımın birinci yıldızından eksik olarak yapmak değil tek sorun.

 

Kobe'nin oyunu hakkında söylenecek çok fazla şey yok zaten. Phil Jackson dakikalarını 35 civarına çekmeyi planlıyor, ki makul. Buna ve Bynum'un dönüşüne bağlı olarak sayı ortalamasında da düşüş yaşanacaktır. 25'e inmesini bekliyorum normal sezonda, buna karşılık asist ortalaması 6'ya çıkabilir. Daha önemlisi savunma düzeyini arttırması. Geçen sezon yine en iyi savunma takımına girdi ama o savunma takımları isim yapmaya dayalı. En iyi savunma takımına giren, yani ligin en iyi beş savunmacısından biri olan oyuncu takımının Denver, Utah ve San Antonio'yla oynadığı serilerde nasıl olur da sırasıyla Anthony Carter, Ronnie Brewer ve Bruce Bowen'ı, yani rakiplerin ilk beşlerindeki hücum bakımından en tırt kısa oyuncuları tutar, oy veren teknik adamlar onu bir açıklayıversinler. Enerjisini hücuma saklama falan, onu biz de biliyoruz da, o zaman savunma takımında işi ne? Savunma takımı değil, savunma yapma potanyeli takımı koyulsun öyleyse adı. Her neyse, Kobe'den beklentim o takımdaki yerini hak etmesidir. San Antonio'yla oynuyorsak Ginobili'yle ya da Parker'la eşleşeceksin arkadaş.

 

Lamar Odom: Kontrat sezonu öncesindeki hazırlık kampına fiziksel olarak formdan düşmüş geldiği için koçtan ayarı yiyen bu arkadaşımız bu sorumsuzca hıyarlığıyla bana öğrencilik hayatımdaki sayısız anı hatırlattı. Şimdi kendisi free agent olacağı yazın öncesinde kendisini tekrar parlatmaya çabalarken ben de tez yazmaya çalışacağım, ne kadar ilginç. Umarım ikimiz de başarılı oluruz ama kendisinin dış şutunu boş bırakıldığında rakibin canını acıtacak seviyeye çekebileceğine inancım zayıf ne yazık ki. Dört numara oynarken çok daha fazla açık alan bulma şansı vardı ve şut zaafı daha az ortaya çıkıyordu. Bu yıl şut sokamazsa geçmiş olsun çünkü penetre edecek yer de eskiye göre çok az olacak. Topsuz hareketlenme konusunda da pek parlak değil; mesela Ariza iyi yapıyor o işleri, ona da geleceğiz şimdi. Phil Baba bunları bildiğinden, bari top elinde olsun, ritmini kaybetmesin diye hücumda oyun kurucu gibi kullanacağını, Fisher'ın 2, Kobe’nin 3'e geçeceğini söyledi, ki gayet mantıklı bir deneme. Tabii bunun yanında her zaman iyi bir pota altı alternatifi, önceki yazıda da dediğim gibi.

 

Pau Gasol: Günün birinde "Oynarken izlediğim ve potansiyelinin en fazla altında kalan oyuncular" gibi, bunaltıcı isimli bir liste yapmaya kalkarsam Gasol'ü başlara yazacağım gibime geliyor. İddiam odur ki Kobe'deki özgüvenin yarısına sahip olsa Duncan'la kıyaslanabilirdi. Hep güçsüzlüğünden bahsediliyor ama bence sorunu güç falan değil, özgüven, buna bağlı olarak da denememek ya da yeterince denememek. Pozisyonuna göre çok güçlü olmayabilir ama herkesin güçlü olması gerekmez. O boyla birlikte o ayaklara, öyle düzgün bir orta mesafe şuta, o ellere sahip olmak da önemli. Neyse, bize bu da yeter. Ayrıca Bynum'un dönüşüyle 4'e geçişinin kendisine yarayacağını düşünüyorum. Belki biraz potadan uzaklaşacak ama şutu ve yüzü dönük oyunu olduğu için bu sorun değil. İtirazlarının, bağırtılatının hastasıyız; aynen devam koçum.

 

 

1

Andrew Bynum: Geldik sünnet çocuğuna... Bynum-Gasol ikilisi hazırlık kampınınilk günlerinde pek de istenen ölçüde uyum gösterememiş ve Utah'la oynanan ilk hazırlık maçına Bynum yedek başladı. Tabii bu işler öyle bir anda olmaz ama dün izlediğimiz Bynum da hiç öyle yedek kalacak gibi değil. Açıkçası ben uzun süre sonra ilk maçı olduğu için, biraz stres biraz hamlık nedeniyle tutuk performans göstereceğini düşünüyordum ama takımın en iyisiydi. Henüz eski dağıtıcılığını gösteremiyor, ki gayet normal ama çok önemli bir gelişme var, o da jump shot geliştirmiş olması. Çıkıp öyle üçlük çizgisinin bir adım içinden atmıyor tabii ama potanın dibine girmiş olmasa da pota yakınlarından şut sokmaya başlamış, ki bu eğer sürdürebilirse oyununa müthiş bir boyut katar. Ben zamanla Gasol'le yan yana rahatça oynayacaklarını düşünüyorum çünkü Gasol oyunu açabilecek şekilde dışarı çıkabiliyor, ayrıca ikisi de iyi pasör (Bynum'un bu yönü öne çıkmamıştır ama bir pivota göre gayet iyi pas verir). Teknoloji delisi olması ve takımdaki tüm oyuncuların bilgisayar sorunlarını çözmesi nedeniyle (bizim mühendis Alim gibi "format at" demiyormuş öyle) "Yazıcıoğlu" lakabını layık gördüğüm bu sevimli kardeşimizin ilk etapta görevi ribaundlar ve savunmada takıma kademe atlatmak ama eğer o şutların devamı gelirse hiç de Phil Baba'nın dediği gibi hücumda perde yapıp hücum ribaundu kovalayacak adam olmakla kalmaz.

 

Şimdilik ilk yedekler gibi gözüken oyuncularla devam...

 

Jordan Farmar: Penetre etme ve bitirme konusunda hiç de fena olmayan, şutunu da geçen sezon epey geliştiren, normal sezonda %37, play-off'ta %38.6 üçlük isabetiyle oynayan Farmar aslında oyun kurucunun topla fazla oynamasını engelleyen üçgen hücumu uygulayan bir takımda değil de, oyun kurucuya serbestlik tanıyan bir takımda oynasa şu an All-Star değilse de çok daha tanınmış bir oyuncu olabilirdi. Ama halihazırda bulunduğu nokta da gayet iyi: Şampiyonluk adayı bir takımda ikinci sezonunda ortalama 20 dakikada 9 sayı ortalama yakalamış, play-off'ta bir ara feci bocalasa da toparlanmayı başarmış ve daha 22 yaşında bir oyuncu... Fisher'dan ilk beşi alacağı günler yaklaşıyor. Yalnız mutlaka savunmasını geliştirmeli. İkinci beşle oynadığı için mi bilmiyorum ama o konuda biraz disiplinsiz. Son yıllarda hep savunmasıyla başarı kazanan UCLA'den gelen bir oyuncu olduğunu hatırlamalı. Pek kuvvetli olmayabilir ama ayakları çabuk bir oyuncu ve pozisyonunda savunmanın öncelikli gereksinimi de bu.

 

1

Sasha Vujacic: Geçen hafta da yazdığım gibi, kontratın üzerine yatmayacağını düşünüyorum. İyi bir yedek olacaktır, yine ortalama 8-9 sayı civarı destek verecektir. Fisher'da olduğu gibi o da turnikeye girmeyerek şut yüzdesini belirgin ölçüde yükseltebilir. Sevgili Berk hakkında merak ettiğim başlıca konu ise Gasol'le ilişkilerinin nereye gittiği. Medya gününde habire birlikte fotoğraflar, geldiğinden beri özel bir ilgi... Ne oluyoruz?

 

Trevor Ariza: Çok sevdiğim ve inandığım Ariza, Bynum zorla ilk beşteki yerini geri alana kadar ilk beş oyuncusu olabilir ama ideal kadroda yedek olacağını düşünüyorum, o yüzden buraya yazdım. Odom'ı kesip ilk beşe dönmesi de muhtemel. Eğer şutunu geliştirdiyse ne ala ama bunun dışında da topsuz oyunda kazık gibi kalmayan, doğru yerlere hareketlenen, iyi koşular yapan, bana şu an sanki bir santrforu tarif ediyormuşum gibi hissettiren ama gerçekten de maçta toplam 45 saniye falan topa eli değmesine rağmen 10 civarı sayı ortalaması yakalayabilecek, bunun yanında iyi savunmacı olan ve daha önce yer aldıklarının aksine rollerin ve hedeflerin belli olduğu bu takımda bu konuda daha da iyiye gideceğine inandığım, potansiyelli bir oyuncu. Sezon sonu kontratı bitiyor ama kendini ispatladığı takdirde sezon sonu ona kontrat, Odom'a da yol verilmesi muhtemel.

 

Vladimir Radmanovic: Zamanla üçüncü beşe kadar düşebileceği kanısındayım ama şimdilik yeri burası. 10 dakikalığına konsantre olmayı becereiblse epey işe yarar ama Utah maçında gördüğümüz kadarıyla kendisinde en ufak bir değişim yok. Vujacic'i de hesaba katarsak üç numara pozisyonundan dakika alamayacağı artık kesin gibi, tabii tam kadro olduğumuz müddetçe. Kendisinin savunmada oluşturduğu madeni kullanacak kozlara sahip olmayan takımlara karşı zaman zaman 4 numarada, oyunu açacak bir şutör uzun olarak kullanılabilir ama o da kısıtlı sürelerde. Zamanla ligin en lüks 10'uncu adamına dönüşür gibi. Bizim için hava hoş.

 

Chris Mihm: Mihm son iki buçuk yıldır başına musallat olan sakatlığı nihayet atlattığını ve uzun süre sonra tam anlamıyla sağlıklı olduğunu söylüyor, idmanlardan gelen haberler de bunu onaylar cinsten, biz tabii şimdilik bir şey söyleyemiyoruz. Daha önce de dediğim gibi, tamamen eski Mihm olmasını beklemiyorum ama yaklaşsa bile beklenmedik bir kazanç ve gayet iyi bir yedek uzun olur.

 

Kalan oyunculara ayrıca yer açmaya gerek yok. Luke Walton ya önceki sezona dönüş yapar, ki zor, ya da durumu Radman'dan da fena. O da iyi bir 11. adam olur. Josh Powell işe yarayacak gibi geliyor, Mihm yine yalan olursa onun yerini alır. En büyük avantajı iyi ribaundcu olması ve bu yönüyle daha ilk idmanlardan sonra Phil Jackson'dan övgü alması. Ribaundcu yedek uzun basit bir şey gibi geliyor olabilir kulağa ama mesela geçen sezon yoktu. Sun Yue ilk söylenenlerin aksine hazırlık kampını kaçırmadı, şimdiden idmanlara başladı ama çabuk yoruluyormuş. Bir-iki hazırlık maçında daha dakika alamayabilir. DJ Mbenga sezon içinde Babylon'da çalacakmış. Coby Karl-Brandon Heath-Joe Crawford-CJ Giles-Dwayne Mitchell arasında geçen 15. oyuncu olma yarışında ise bir gelişme yok.

 

Bu yazının ana fikri şudur ki, Lakers'ta taş gibi kadro var. Hedef ise ligde şampiyonluk, Avrupa'da final, sonrasında da yıllardır süregelen "Avrupa'da final" klişe hedefinin neden Avrupa'da şampiyonluk olarak değil de final olarak belirlendiğinin yanıtını bulmak. Tevazu göstergesi olarak mı kabul edelim bunu? Avrupa denen şeyin o finalinde geçilmesi mümkün olmayan bir canavar mı çıkıyor, 20 jeton atsak da yetmiyor mu, ne oluyor?

 

Bir de Adidas en çok Lakers ürünlerini satmasına rağmen niye Lakers ürünlerini son aylarda bulamaz olduk ve niye Celtics ıvır zıvırına gösterilen özen Lakers ıvır zıvırına gösterilmiyor? Lisanslı ürün alarak kulübe sağladığımız gelirlerin Gasol gibi transferlere dönüşmesi birilerini harekete mi geçirdi, düğmeye mi basıldı?

 

Anıl Çelebi'nin vaktiyle dediği gibi, "Bu ülkede en az 6 milyon Lakers taraftarı var. Lütfen, ama lütfen biraz dikkat."

 


Tıkla ve Lakerların kalesine buyur
ya da şuraya bir mail at

lakers

anasayfa