ANAAAM, KATİL!

 

orkunco@gmail.com
1 Ekim 2008, Çarşamba

Dokuz ay önce, son Lakers yazımız burada yayınlandıktan hemen sonra ''Bu site uzun bir süre güncellenmeyecek ve bu süre içerisinde Lakers'ta ligi sarsacak düzeyde değişiklikler yaşanacak'' diye bir haber gelse, hepimiz o değişikliklerin Kobe Bryant'ın takımdan ayrılması odaklı olacağı ihtimalini ilk olarak düşünürdük. Bıraktığımız noktada Lakers iyiye giden, beklentilerin üzerinde performans gösteren ve genç oyuncuları parlayan bir takımdı ama şampiyonluk kelimesinin telaffuzuna henüz dili dönmüyordu ve eğer sarsıcı değişiklikler söz konusuysa olumsuz senaryolar hala akıllara daha çabuk ulaşıyordu.

 

1

Ama sarsıntı Lakers'ı yıkan değil, yükselten bir sarsıntı oldu. Son üç yıldır takas yasağının başladığı Şubat sonlarına doğru dedikoduları kovalamaktan, sitelere girip çıkmaktan, Ron Artest'i, Carlos Boozer'ı, Jermaine O'Neal'ı, Jason Kidd'i beklemekten helak olan Lakers taraftarı hiç de beklemediği bir anda Pau Gasol'ün, hem de ne Lamar Odom ne de Andrew Bynum verilmeden takıma katıldığı haberini aldı. Bir Cuma akşamı yayılmış ve tam da Lost'2'un dördüncü sezonunun ilk bölümünü izlemeye hazırlanırken... Lakers taraftarı habere önce inanamadı, sonra üç yıl önce yine aynı dönemlerde ''Carlos Boozer Lakers'ta'' haberinin ortaya çıkıp birkaç saat içinde yalanlanışı aklına geldi ve haber ESPN'e, Yahoo'ya düşene, CNN altyazı geçene kadar rahatlayamadı. Sakinleştikten sonra ise o ümitsiz takas bekleyişlerinin, iç sahadaki en tırt maçları bile internetten de olsa kaygıyla takip etme günlerinin, ''Shaq gitti Lakers bitti aaaabi'' geyiklerinin nihayet sona erdiğinin farkına vardı. Bahsettiğim Lakers taraftarı benim ve biliyorum ki tek ben değilim.

 

Gasol'ün takımın çehresini nasıl değiştirdiğini ve sezonun kalanının hikayesini anlatmaya gerek yok. Ama o yazıdan sonraki Gasol harici değişikliklere kısaca değinelim: Tam geçen sezonu unutma'' dedikten birkaç gün sonra korkulan başa geldi, Andrew Bynum sakatlandı. Önce iki ay içinde döneceği söyleniyordu, sonra sezon boyu dönemedi, biliyorsunuz. O günlerde defterden sildiğim ikiliden Sasha Vujacic, Gasol gelmeden üç gün önce Staples Center'da oynanan ve zorla kazanılan bir Knicks maçında 20 sayı atarak parlamıştı gerçi ama tam Gasol'ün geldiği gün oynanan Raptors maçından itibaren resmen başka bir seviyeye geçti. Belki Maurice Evans'tan sonra Javaris Crittenton'ın da takımdan ayrılarak iki numara yedekliğinde rakipsiz kalmasıydı onu iyice rahatlatan, her neyse, ama yanıldığımı kabul etmem gerekir. Adam önemli bir yedek haline geldi ve açıkçası yazın gidecek diye korktum, takımda kaldığı haberini alınca da sevindim. Bu adama mantar günlerinde ''Havuza düşen bütün ribaundları alıyor'' diyerek ve bardağın dolu tarafını görme güzelliğine yeni bir boyut katarak sahip çıkan İsmail Şenol'a selam olsun.

 

O günlerde sinirimi zıplatan diğer bir isim Vladimir Radmanovic ise, yine Şubat ayından itibaren, Bynum'dan birkaç gün sonra sakatlanan ve onun gibi iki ay oynamayacağı söylenip Haziran''daki final serisine yetişebilen Trevor Ariza'nın sakatlanması sonrası ilk beşe kapak attıktan bir süre sonra Vujacic gibi akıllanma emareleri gösterse, hatta yerdeki toplara falan atlayıp ''Allah Allah, bir derdi mi var acaba?'' diye düşündürtse de, Kaan Kural abimizin yayınlarda kibarlığından ''Uzay gezgini'' ya da ''Aklı bir karış havada'' şeklinde açıklamaya çalıştığı ama aslında en güzel çevirisi ''Hıyarağası'' olan ''Space Cadet'' lakabını hak eden görüntüsüne kısa sürede döndü. Neyse ki bu sezon sakatlık olmadığı müddetçe ilk beşi, hatta maç başına 15 dakikayı bile biraz zor görecek gibi.

 

Kompozisyon: Yaz tatilinde neler yaptım?

 

Finalde de olsa yaza kaybeden taraf olarak giren taraftan kadrosuna en az bir önemli takviye yapması beklenir. (Bu arada bir parantez açalım ve 2008 NBA Finali için, Celtics'in her maçı kontrol eden taraf olduğu teziyle ''Six game sweep-Altı maçlık süpürüş'' yorumu yapanlara dördüncü maçın üçüncü çeyreğinin ortasında farkın 20 sayı olduğunu, Lakers zor olanı başarmayıp kalan bir buçuk periyotta o farkı koruyabilse serinin 2-2'ye geleceğini ve bir sonraki maçın da Los Angeles'ta oynandığını hatırlatıp kendilerine gelmelerini ve''.... game sweep'' kalıbının içini bu kadar boşaltmamalarını rica edelim) Lakers''ın başlıca takviyesi ise Andrew Bynum'un dönüşüyle kadro içinden gelecekti, dolayısıyla transfer pazarından büyük bir beklenti yoktu. Dış transferde nal toplayan takımın yöneticisinin çıkıp, önceki sezonu sakatlık ya da formsuzluk nedeniyle beklenen katkıyı veremeden tamamlamış bir oyuncunun ismini vererek ''İyi bir ..... ligin en önemli transferidir'' diye taraftarların hiç hoşlanmadığı türden demeç verdikleri olur ya, sağlıklı dönecek bir Bynum da Lakers için en baba transfer olacak elbette. Tam da final serisinde en çok eksikliği hissedilen türde, savunmada pota altını dolduracak, ciddi blok tehdidi oluşturacak, ribaundları toplayacak bir oyuncu oluşuyla bir nokta transferden farksız.

 

1

Bynum'dan bahsetmişken, final serisinde oynasa da yaklaşık beş aylık bir sakatlık sürecinin ardından haliyle tam randıman veremeyen Trevor Ariza''yı da atlamamak gerek. Ariza sakatlanmadan önce de yavaş yavaş takımda kendini kabul ettirmiş, hatta üç maçlık kısa bir periyotta ilk beş çıkmış, o üç maçta 11.3 sayı, %60 şut isabeti, 5 ribaund, 3.3 asist ve 1.7 top çalma gibi gayet başarılı istatistikler yakalamış, sonra her nedense Phil Jackson'ın tekrar Luke Walton'a dönmesiyle ilk beşten kesilmiş ama yedekten gelerek de olsa maç başına 20 dakika süre alarak ana rotasyonun parçalarından biri olarak kalmıştı. Pozisyonundaki diğer alternatifler üstte değindiğim Radmanovic ve George Karl dört numarası Kenyon Martin'i Kobe'yle eşleştirdiği için oluşan kayma sonucu kendisinden 20 santim kısa Anthony Carter ya da Allen Iverson tarafından savunulduğu Denver Nuggets serisi dışında felaket bir sezon geçiren Walton olduğu ve bu ikisi özellikle play-off boyunca çok hayır duası (!) alan performanslar gösterdikleri için Ariza o kadar ismi anılmasa da belki Bynum kadar önemli bir eksikti. Dolayısıyla o da önemli bir transfer gibi oldu. Bu arada sözleşmesinin son yılı için oyuncu opsiyonu vardı ve Bynum'un dönüşüyle Odom 3'e kayacağı ve önünü kapatacağı için onu kullanmayıp başka bir takım araması da ihtimaller dahilindeydi ama bence akıllıca davrandı ve şu an zaten kendisine ilk 5'te yer verecek bir takım olmadığını görerek ve muhtemelen şampiyonluğa oynayan takımlardaki her görev adamının daha göz önünde oldukları için muadillerinden bir parça daha kıymetlendiklerini de değerlendirmeye katarak takımda kaldı. Ki Phil Jackson da rotasyonda en azından Radman ve Walton'ın önünde yer alarak ilk kısa forvet alternatifi olacağını dünkü basın toplantısında belli etmiş durumda, Odom'ı nasıl kullanacağı üzerine konuşurken ''Kısa forvet olarak kullanacağım ama eğer uyum sağlayamazsa oraya Trevor'ı alıp Lamar'ı altıncı adam yapabilirim'' diyerek.

 

Final oynayan kadronun üzerine bu iki değerli parçayı ekleyecek olan Lakers yaz tatiline başlarken ajandasının üst satırlarında sözleşmesi biten iki oyuncunun isimleri yazıyordu: Vujacic ve Ronny Turiaf.

 

Vujacic sezon içinde giderek artan, play-off'ta devam eden ve aslında genelini kötü oynadığı final serisinin üçüncü maçındaki 20 sayının rüzgarıyla öncelikli konuydu. Josh Childress, Carlos Delfino, Nenad Krstic gibi oyuncular tam o dönemde NBA takımlarınınkinden daha iyi teklifler karşılığında Avrupa'ya gitmeye başlayınca kısa bir süre Vujacic için de bu ihtimalden bahsedildi, belki de Vujacic ve menajeri blöf yaptılar ama sonunda üç yıl 15 milyon dolarlık, süresi kısa olduğu için gayet makul diyebileceğimiz bir kontratla takımda kaldı. Evet, kendisini bir dönem sevmezdim ama kendisini geliştirdiğine, hücumda kötü tercihlerini giderek azalttığına ve savunma yaparken rakibe yapışmaya niyet ederken saçma fauller yapmayı bıraktığına göre artık sorun yok. Bunlar bir kenara, sezon içerisinde Vujacic'in takıma kendini en çok adayan oyunculardan biri olduğunu gördüm. Belki önceden de böyleydi ama önemli rolleri olan oyuncuları haliyle daha iyi gözlemleyebiliyorsunuz. Shaq'ın ilk kez Suns formasını giydiği, deplasmanda oynadığımız ve NBA TV'de yıllarca tekrar tekrar gösterilmeye değer o müthiş maçın sonlarında Gasol'ün basket faulünden sonra gol sevinci yaşar gibi onun üzerine atlaması, final serisi dördüncü maçının sonlarında Ray Allen'ı kaçırdığı pozisyonun ardından molada ağlaması beni çok etkileyen kareler oldu. Kontratın üzerine yatacak bir karakter olduğunu zannetmiyorum, ki bunda yanılıyorsam bile kontratı zaten üzerine yatılabilecek bir uzunlukta değil.

 

Oh I love you like a friend but let's not pretend how I wish for something more

 

Turiaf'a gelince... O, kalbinde ortaya çıkan hastalıktan beri daha sahaya çıkmadan herkesin sempati duyduğu bir adam oldu. Formayı giyip sahaya çıktığı günden sonra sevgimiz katlandı; oyun içinde enerjisiyle, yedek bankında otururken figürleriyle hep sevimli bir yüzdü. Bunun yanında oyunu enerjiden ibaret bir oyuncu da değildi; Chris Webber kadar olmasa da orta mesafe şut sokabiliyordu, iyi bir blokçuydu ve çoğu kişi farkına varmamış olabilir ama bir uzuna göre iyi de bir pasördü. Hatta galiba Nisan ayı falandı, Duncan'ın yanına istikrarlı katkı veren ilk beş uzununu bir türlü bulamayan Spurs için harika bir parça olacağını yazmıştım Forum'da.

 

1Ne var ki Turiaf'ın play-off boyunca gösterdiği rezalet performans sonrası biraz acele ettiğimi bana kabul ettim. İstatistikleri maç başına yaklaşık 10 dakikada %39 şut isabeti, 2.0 sayı, 1.4 ribaund, 1.0 blok. Özellikle final serisinde o kadar silikti ki (10.3 dakika, 1.8 sayı, 0.7 ribaund), bir yedek olmasına rağmen bence Lakers adına serinin Radmanovic'ten sonraki en önemli zayıflığıydı. Ligin en kötü ribaund alan uzunlarından biri oluşu ve pota altında pozisyon bitirme konusundaki sıkıntıları Celtics karşısında çok sırıttı. Turiaf hakkında karar verirken ne kadar sevilen biri olsa da bu zaaflarını ve Bynum'un dönüşü sonrası daha da az ihtiyaç duyulacağını göz önünde bulundurmak gerekiyordu. Dolayısıyla Golden State'in kendisine yaptığı dört yıllığına 16 milyon dolarlık teklif Lakers için çok lükstü ve haklı olarak Turiaf'a hizmetleri için teşekkür edildi.

 

Ara başlıktaki sözler, Andrew Bynum'dan sonra dünya üzerindeki en heyecan verici 1987 doğumlu zat olduğunu düşündüğüm Amy MacDonald'ın harika şarkısı ''A Wish For Something More''dan alıntı. Hanımefendi şarkısında bu tip bir şey anlatmıyor tabii ama duruma uyarlayabiliriz. Sevgili Ronny, seni seviyoruz, güzel insansın, takımda senin gibi birinin bulunması her durumda iyidir, ama keşke biraz daha iyi topçu olsaydın da şampiyon olsaydık, akabinde o parayı da gözümüzü kırpmadan verip seni kadroda tutsaydık.

 

Turiaf'ın iyice küçülecek de olsa bir yeri vardı ve onu doldurmak gerekecek. Bu görevi iki buçuk senedir doğrudürüst maça çıkamayan, sadece final serisinin beşinci maçında mecburiyetten sahaya sürülüp biraz da heyecandan eli ayağına dolanan ama şu sıra sağlık durumunun iyi olduğu söylenen, iki buçuk sene önceki formuna kavuşması artık pek mümkün olmasa da 10 dakikalık yedeklik konusunda bir şansı daha hak eden Chris Mihm, geçen sezon Clippers'ta 19 dakika, 5.5 sayı, 5.2 ribaund ortalamalarıyla oynayan, savunma ve blok tehdidi olarak değilse de ribaundlarda Turiaf'tan daha etkili olmasını beklediğim Josh Powell ve geçen sezonun yarısında takıma katılıp sezonu bizimle bitiren, görev aldığı maçlarda beklentiler ölçüsünde fena iş yapmayan, kontratının yalnız bir bölümü garanti olan, yani sezon ortasında takımdan kesilebilecek DJ Mbenga üstlenecekler.

''Japonu tavlamışın...'' ''Çinli, Çinli!''

 

1

İç transferin yanında Mitch Kupchak'in bir gözü de dışarıdaydı, çok büyük bir hevesle olmasa da. Free agent'lardan James Posey, Brent Barry ve Kurt Thomas'ın isimleri Lakers'ın hedefleri olarak anılırken, müzmin takas öznesi Lamar Odo'ın da Ron Artest için gözden çıkarılabileceği basında epey yer buldu. Odom-Artest takasının gerçekleşmeme sebebi söylenenlere göre Lakers'ın Artest'in yanında, basketbolun bıraktığı, herhangi bir katkı veremeyecek Kenny Thoma'ın iki yıl daha süren ve 16 milyon dolardan fazla ödemesi olan kontratını almak istememesiydi.''Odom zaten hemen hemen o paraya oynuyor, ne fark edecekti ki?'' sorusu bu noktada yerinde bir soru. Fark şu ki Odom'ın kontratı bu yaz sona eriyor ve Miami kendisine bir kez daha değerinin üstünde kontrat sunmadığı müddetçe (ki bu senaryo ihtimal dışı değil) şu anki yıllık ücreti (bu sezon 14 buçuk milyon dolar) civarında bir yıllık ücretle yeni sözleşme imzalaması imkansız. Daha önce benzer bir durumu 2000 yazında sözleşmesi biten Glen Rice'la yaşayan ve takımın en önemli üçüncü oyuncusu, en iyi dış şutörü falan demeden kendisini - takasla ve Horace Grant karşılığında- postalayan Lakers, daha doğrusu Jerry Buss bu sefer de Odom'la yıllık maaşında %30 civarı bir indirime gitmediği sürece yeni sözleşme yapmaz.

 

Ligin en iyi savunmacılarından olan, dış şut konusunda Peja Stojakovic değilse de Odom'la kıyaslayınca öyle gözüken Ron Artest Lakers'a cuk oturabilirdi, ayrıca bize gelmeyip Houston'a giderek bir takımı daha önümüzde ciddi engel haline getirdi ama yine de o takasa girmemenin mevcut şartlar altında bizim için daha doğru olduğunu düşünüyorum. Kenny Thomas'ın parası benim cebimden çıkmayacak kontratı falan bir kenara, birincisi Odom'ın 4 oynayabilmesi sayesinde Gasol-Bynum'dan birinin kenarda olduğu dakikalarda bile-eğer maç rahat gitmiyorsa-iki çok iyi uzunla sahada yer alabileceğiz, ki bu ligde başka hiçbir takımın sahip olmadığı bir koz ve diğer uzun alternatifleriniz yukarıda bahsettiğim Mihm, Powell ve Mbenga'ysa daha da değerli hale gelen bir kadro esnekliği. İkincisi ise her ne kadar Odom'ın da kontratı gelecek yaz sona eriyor olsa da ve pırpır ederken canlanıp ellerimizin boş kalması ihtimali mevcutsa da, sözleşmesinin son yılındaki bir Ron Artest bana daha tedirgin edici geliyor. Top kullanma konusunda falan sorun çıkartacağından değil ama biliyoruz ki adam rahat duramıyor, çabuk sıkılıyor. Bir sezon Lakers'ta oynar, şampiyon olursak hevesini de alır, sezon sonu basar gider. ''Yapmaz öyle şey'' diyebilecek biri olduğunu zannetmiyorum.

 

Serbest oyunculardan özellikle Posey'nin peşinde ciddi olarak dolandık ama Hornet'ın verdiği kontratı biz veremezdik, o kadar da fazla ihtiyacımız yoktu kendisine. Zaten Posey'yi almanın cazip yanlarından biri de Celtics'in önemli bir parçasını onlardan koparmaktı (Her ne kadar ben Celtic'ten hemen bu sezon adam almamıza soğuk baksam da) ve en azından bu gerçekleşti. (Celtics'in Posey'den sonra Darius Miles'ı alması da Aurelio sonrası Josico transferine benzedi.) Gerçi kendi konferansımızdaki en ciddi rakiplerimizden geldi ama Celtics'te olmasındansa Hornet'ta olmasını yeğlerim, taraftarları bozulmasın. Brent Barry, Vujacic'in ayrılma ihtimaline karşı bir B planıydı zaten. Gerçi bizim Vujacic'le anlaştığımız tarihte Barry çoktan Rockets'la söz kesmişti ama sonuçta ona gerek kalmadı. Kurt Thomas Celtics karşısında eksikliğini hissettiğimiz türden, tecrübeli ve kaliteli bir uzun yedeği olduğu için bu üçlü arasında en çok istediğim isimdi ama o da takımıyla tekrar anlaştı.

 

1Bu oyuncuların hiçbiri alınamayınca Lakers açısından yazın en göze çarpan dış transferi, geçen yılki draft'ın ikinci turunda seçilen ve pişmesi için bir yıl daha Çin'de bırakılan, 2.07 boyundaki point guard, Çin malı Magic Johnson Sun Yue oldu. Kendisini Olimpiyatlar'da Çin formasıyla izledik bildiğiniz gibi, hatta ABD'yle oynadıkları ilk maçta Kobe dökülürken kendisi takım arkadaşlarına kıyasla iyi bir oyun ortaya koyunca Alim Karasu ''Bugün sahada Lakers'tan tek bir yıldız var ama o Kobe Bryant değil''demişti, ki bu sözün orijinalini hatırlayanlar espriye hakkını verecektir. Çin milli takımının Litvanyalı koçu Jonas Kazlauskas'ın fenalık getiren, Avery Johnson'ın rotasyonlarına rahmet okutan ve manasız sık oyuncu değişiklikleri yüzünden zaman zaman bir çeyrekte üç defa oyundan çıktığı için Sun çok parlak bir turnuva geçirmedi. Zaten basın toplantısında açık sözlü biçimde kendisinin de söylediği gibi, her şeyi ortalama düzeyde yapabilen ama oyunun hiçbir yönünde çok iyi olmayan bir oyuncu. Ama atletik yetenekleri üst düzey (ABD maçında Dwight Howard'a yaptığı bloğu izleyenler hatırlayacaktır; 2006 Dünya Şampiyonası'nda da Carmelo Anthony smaca giderken fena bir tokat patlatmıştı), 23 yaşında ve gelişime açık bir oyuncu. Ne yazık ki medyayla tanıştığı basın toplantısından bir gün sonra hastanelik oldu ve mononükleoz teşhisi konuldu. Bazen aylarca yatırabilen bu hastalık nedeniyle sezon öncesi hazırlık kampının tamamını kaçırması bekleniyor, ki bu da özellikle bir çaylak için büyük şanssızlık elbette. Acil şifalar diliyoruz kendisine.

 

Powell ve Sun Yue dışında kadroya garanti kontrat verilmeyen ve takımdaki gelecekleri kamp performanslarına bağlı olan birkaç yeni isim daha var: CJ Giles, Brandon Heath, Dwayne Mitchell ve bu seneki tek draft seçimimiz (ikinci turdan) Joe Crawford. Kadroda 14 tane garanti kontratlı oyuncu var ve bu arkadaşlarımız son yeri kapmak için kendilerine göre biraz daha avantajlı olduğunu düşündüğüm Coby Karl'la birlikte mücadele edecekler. Giles ve Heath muhtemelen 10 gün içinde takımdan kesilirler. Mitchell'ın iyi savunmacı olduğu söyleniyor ancak boyu 1.95 ve guard meziyetleri olmadığı söyleniyor, ayrıca dış şutu çok zayıf, onun da şansı az. Karl'la birlikte son spotu kapması en muhtemel olanı Crawford'un kozu dış şutu ama bunun dışında pek bir şey gösteremedi Yaz Ligi maçlarında. Onun gibi 2-3 oynayan ve dış şutu iyi olan Karl geçen yıl oynamasa da takımla birlikte olma tecrübesinden ötürü takımda kalma konusunda daha şanslı gözüküyor.

 

Sensiz geçen günlerin...

 

Ölü sezon nihayet sonlanıyor. İlk hazırlık maçımız 7 Ekim'de. İzleyebilir miyiz bilmiyorum ama nihayet takım sahaya çıkacak. Medya gününden gelecek fotoğrafları ve üç-beş kelamı bile özlemle bekliyorum.

 

Bir süre önce hiç Lakers hakkında düşünesim yoktu, başka bir sebepten ötürü. O dönemki ruh halinden kurtulamadığım takdirde Lakers, NBA falan da anlamını yitirecek, en azından eskisi kadar önemli olmayacak gibi geliyordu. Ama galiba yanılmışım, belki de maçları izliyor, takımı takip ediyor olmak öyle bir zamanda çok yardımcı olurdu ve bu çok sevdiğim meşgalemin olmaması her şeyi zorlaştırdı.

 

Lakers'ım dönüyor, hem de bir şampiyonluk adayı olarak. Benim gözümde, biz Lakers taraftarlarının gözünde favori olarak... Bir süredir ligin kalanı sadece Kobe'den korkuyordu, artık tüm takım korkutucu. Şampiyon sıfatlı takım Celtics olabilir ama Lakers da onlar kadar ''Team to beat'',

 

Galiba ne olursa olsun hiçbir şey Lakers'ın ve Beşiktaş'ın önüne geçemiyor benim hayatımda. En fazla uzak oldukları dönemleri değerlendirebiliyor. İyi midir, bilemiyorum.

Medya günü demeçleri ve fotoğraflarıyla bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

 

Not 1: 4 Ekim Cumartesi günü bekarlığa veda edecek olan değerli abimiz, büyük Detroit Piston'lı Onur "Tititi" Tirkeş'e ve sevgili eşine bir ömür boyu mutluluklar dileriz - Los Angeles Lakers Türkiye

 

Not 2: Lakerstr.com sitesi Utah Jazz'la oynanan konferans yarı finali dördüncü maçı ve NBA Finali'nin yine dördüncü maçını sarı-mor renklere gönül veren taraftarlar birlikte izlesin diye birer buluşma tertip etti. Hatta ikincisinden önce denk geldi, İstiklal Caddesi'nde Celtics'li kovaladık. Siteden duyurma şansımız olmadı o dönem, bundan sonrakileri duyururuz ama yine de Lakers'lılar taraftarın bu güzel sitesinden uzak kalmasınlar, hatırlatalım.

 

Not 3: Sezona bir ay, ilk hazırlık maçına bir hafta kala heyecan azlığından yakınan Lakers taraftarı varsa yemeklerden sonra bundan alsın: http://www.youtube.com/watch?v=r2Qgf4M-Y7Y

 

Not 4: Herhalde ilgilenen herkes artık öğrenmiştir, NBA Türkiye dergisinin yayın hayatı sona erdi, ya da ara verildi diyelim. Huzurlarınızda birlikte çalıştığım herkese teşekkür etmek istiyorum; dergi için gecesini gündüzüne katan Mete abime, izin günlerini dahi dergi için harcayan Bülent abime, yazı yazdığı zaman aynı sayfalarda yer almaktan gurur duyduğum ve yazılarının yanında çok değerli desteğini, tavsiyelerini esirgemeyen Batuğ abime, ofisin Turiaf'ı olan ama işindeki yeteneği Turiaf değil Gasol seviyesinde olan Şansal'a, Andrew Bynum gibi genç yaşında ağır bir sorumluluk sırtlayan grafikerimiz Emre Kurtuluş'a, zorla NBA öğrenen eski grafikerimiz Selver'e, bu toprakların belki bir numaralı NCAA uzmanı Ümit Can'a, sayfa yapımı esnasında yazılarını okumanın yorgunluk unutturduğu Emre Özcan, Gökhan Özşahin ve Onur Tuncaboylu, Murat Murathanoğlu ve Faruk Akagün'e, Kare Kare sayfalarının yaşamasını sağlayan Yavuz Avşaroğlu'na, Türk ve Avrupa basketbolu sayfalarını üstlenen Ümit Avcı ve Barış Özman'a, ve unuttuysam çok özür dilediğim, dergiye irili ufaklı emek vermiş diğer herkese..

Tıkla ve Lakerların kalesine buyur
ya da şuraya bir mail at

lakers

anasayfa