Hadi Size 4 Avans

 

emre_gunes_2002@hotmail.com
06 Kasım 2008, Perşembe

Sezonun başlamasıyla bir güzel oh çektik hep birlikte. Önceki yazımda yer verdiğim belirsizliklerin azalmasıyla konuşulacak konuların da sayısı epeyce arttı. NBA Tv’nin Digiturk’e geçişiyle maçları kaydedebilmeye başlamam çoğu maçı takip edebilmemi sağladı. O yüzden bu yazıda galibiyetsiz Clippers’tan olduğu kadar NBA’in geri kalanından da bahsedeceğim. Fazla bekletmeden başlayalım.

Yeni yüzler

Şu ana kadar izledikçe daha çok beğendiğim isim Derrick Rose. Top elindeyken bir adamın hızının bir nebze azalmasını beklememe sebep olan fizik kurallarını yıkmasa da, epeyce zorluyor bu şahıs. Stan Van Gundy’nin maç öncesindeki röportajında kendisini izlemenin, fast forward’lanmış bir kayıt izlemeye benzediğini söylemesi de, başka bir zamanda Stan ile iyi arkadaş olabileceğimizin göstergesi olsa gerek. Gelecekte neler yapacağını görmek için sabırsızlandığım bir isim kendisi, çünkü Tony Parker tadında penetre edebiliyor şimdiden ve seyre değer, kaçırmayın derim.

New Jersey yazarımız olan Ömer Bilgin’in şiddetle beğendiği O.J. Mayo’nun da şimdilik düşük yüzde ile sayı bulmasına rağmen, sayı tehdidi olarak kendini kabul ettiriyor olması takdire şayan. Memphis Gasols takımını da fırsat yaratarak izlemek lazım. Gasol gider, Gasol gelir yönetimini seçmiş Memphis’e başarılar diler, Eric Gordon’a geçerim.

Eee… Eric Gordon diye bir oyuncu var. Tek sorun izlemeye fırsat verecek dakikalardan uzak olması. 14 dakika oynadığı, “bu şehir ikimize büyük, Clips” mesajı verilen Lakers maçındaki hezimet dışında, maç başına üç dakika oynaması biraz can sıkıcı. Özellikle Cuttino Mobley’i dinlendirmek için kullanılmasını beklediğim bu gence yazık oluyor şimdilik. Antrenman performansı tabii ki Mike Dunleavy ile kendisi arasında, ama Utah maçını izlerken spikerin aktardığı bir durumdan bahsetmem lazım. Maç öncesinde ısınmak için tam olarak orta sahadan, 7-8 metrelik orta mesafeden şut atarmışçasına şut atıyormuş zıpır delikanlı. Spikerin dikkatini çeken bu zıpırlığı değil, hiç zorlanmadan bu şutları sokması ya da ufak farklarla kaçırması olmuş. Eric’i yanı başına çekip konuşan spikerin sorusu, “Nasıl?” olmuş. “It’s my legs man. My legs are super-strong.” Yani, “Carlos gibiyim, bekle beni Barthez” demiş çevirmek gerekirse. Hemen resime gözünüz gidecek olabilir kontrol etmek amaçlı üzülmeyin ben de baktım göremedim. Görmek lazım diyip takımlara geçelim.

Takımların Görüntüleri

Elton Brand’le olan ayrılığımız sebebiyle onu da takip ettim meraktan. Philadelphia’nın ilk maçında kendisi, açıkçası şimdiki Shaq hızında, topu alıp pek hamle yapmadan orta mesafeden şut atan bir tavır takındı. Philadephia’nın geri kalanı ise beğendiğim unsur oldu. Brand zaten sonraki maçlarda bacaklarını kazanmaya başladı, ve bu takım muhtemelen playofflarda rakibine kolay diş geçirtmez derim.

Rakibimiz olan Phoenix ise Terry Porter ile yeni bir kimliğe bürünüyor yavaş yavaş. Yavaş kelimesi buradaki odak noktamız, tempoları artık epey düşmüş durumda. Açıkçası topun çok hızlı dönmesi, yumağın kedi üzerindeki etkisine benziyordu NBA seyircisi üzerinde. Bu “yumak” takımı artık kaybettik diyebiliriz. Set hücum’a endekslendiler ve Shaq’ı 1’e 1 yakaladığı anlarda sürekli kullanıyorlar. Şu ana kadar 1 top kaybı ortalamasına sahip ve 13 sayı 9 ribaund ortalamasıyla “Bakın, katkı” diyor Shaq beyefendi. Hangi sistem kendileri için daha iyi tartışmasını yapacak Phoenix yazarımızın konusuna derinlemesine girmeden, bu rakip bize ağır gelecek demek zorunda kalıyorum Clippers bakış açısıyla. Takımda sayı, ribaund ve asist dağılımı çok iyi olmaya başladı D’Antoni’nin 7 kişilik rotasyonunun bitişiyle, ve en önemlisi Amare hariç herkesin dakikaları azalmış durumda. Defanslarının da doğal gelişimini unutmamak lazım.

Şu ana kadar takip ettiğim yazarların büyük çoğunlukla şampiyonluk favorisi Lakers ise izlediğim Denver maçında tutuk olmasına rağmen şehri bize dar etmekte. Demin Phoenix için bahsettiğim dağılım Lakers’ta abartılmış durumda. Maçlarında yorulan adam olduğundan şüphe bile ediyorum üçgen hücuma rağmen. Uzatmaya gerek duymuyorum kendilerini, oynuyorlar hakkını vererek.

Geldik dibe

Sezonun dört maçını geride bıraktığımız şu günlerde, Clippers’ın hâli, bir Newcastle’dır, Tottenham’dır andırıyor hafiften. İyi transferlere rağmen ligin dibini gören iki futbol takımıyla aramızdaki farkı sakatlıklar oluşturdu diyebilirim. İçimi rahatlatan da olayın sadece bundan ibaret olduğunu görmek oldu, Utah karşısında. Ortalama 20 sayı farkla yenilmemizin üzerinde durulmaması gerektiğini düşünüyorum. Utah karşısında maçın başlangıcında yedek soyunan ve oynaması şüpheli olan Camby ile Davis ikilisinin etkisi gerçekten gözüme çarptı. Şimdi derinlemesine maç analizine girelim.

Utah Jazz – Los Angeles Clippers

Mike Dunleavy’nin kariyeri boyunca ilk beşe aldığı ilk çaylak olan Mike Taylor’a bir çift sözüm var. Bak Mike, ilk beşe giremeyeceğin uzun yıllar boyunca geriye bakıp “hey gidi hey” diyebilmen için bir güzellik yaptık. Ha olur da, “sıskayım ama içimde bir Rajon Rondo var” dersen o ayrı. Kendisinin her perde savunması esnasında yaklaşık 3-4 metrelik boş alan bırakması Utah guardlarına şölen yarattı benim gördüğüm kadarıyla. Hani madem çaylak denenecek bu isim niye Eric Gordon değil?  Maçın başında hareketli olan tek isim Al Thornton kişisel çabasıyla sayılar bularak ivme katmış gibi olsa da, Utah’ın rahatlıkla topu istediği anda istediği isimlerle buluşturmasına hiç bir direnç gösteremedik. Tabii Baron işleri değiştirdi.

Davis girene kadar isolation dışında set hücümda en ufak denemeye girmeyen takım, bir anda hareketlendi. Oynamaması beklenen Davis’in girip üçlük atması, ardından takımca iyi bir savunma ile lut süresinin dolmasını zorlaması, maçtaki gidişâtı bir anda değiştirdi.

İleride en azından ikili oyunlara giren ve Kaman’a epeyce rahat pozisyon yaratan Davis’in gazını henüz atamadan, Camby oyuna girdi. Camby de hem hücümda hem savunmada çok belirgin iz bıraktı. Yine ikili oyunlarda Camby’i bulan Davis hücümda bir ritim tutulmasını sağladı. Davis kalça ve parmak sakatlıklarını hala hissediyor ve iyi olduğu kadar kötü yanları da var şu an. Top kaybını kabullenilebilir seviyeye indirmesi için tam hareketlilik kazanması gerekiyor. Ölüsünün yetmesi ne yazık ki Batı Konferansı konumuz olunca, yoğurtsuz iskender servisine benziyor. Camby ona nazaran çok daha aktif ve hareketli savunmasıyla göz doldurdu bu maçta. Defansta Garnett gibi dolaşarak potaya yakın oluşabilecek pas yollarını uzun kollarıyla kapatması Kaman’ı da çok rahatlattı. Zaten maçın en verimli adamı Chris Kaman oldu, müthiş çabuk bitirişleriyle pota altında 9/12 isabetle 19 sayı bularak en skorer isim oldu. Kanımca bu sezon epey rahatlar bu adam, Camby’nin faul çizgisine çektiği savunmacılar sayesinde.

Altıncı adamlık başka bahara

Ricky Davis de bu maça kadar 1/17 isabetle kara deliğe dönmüştü ve takımın ihtiyacı olan altıncı adamlık sıfatına uzaktı. Hala da uzak kendisi, ama nispeten daha iyiydi diyebiliriz. Bileğinin sakatlığından epey şikayetçi kendisi, en ufak darbede yeniden bileğinin rehabilitasyonuyla uğraşıyormuş, altıncı adamlık da neymiş. Bu adamın en azından 13-16 sayı arasında ortalama tutturmaması halinde Tim Thomas dışında sayı üretebilecek pek opsiyonumuz kalmıyor, ne yazık ki. Tim de iyi çocuktur ama, “her şeyin sınırı var, nereye kadar?” (Müslüm Gürses’in maç sonrası röpörtajından alıntı)  Bu arada 24 sayı üreterek, alınabilecek ribaund bırakmayarak Carlos Boozer’a dakika vermeyen Paul Millsap maçı aldı götürdü, çabasına saygı duyalım.

Maçın bir diğer ilgimi yakalayan noktası da herhangi bir Türk takımının antrenmanı taraftara açıldığında yakaladığı seyirci sayısının bizim seyircimizle eşit olmasıydı. Lakers’ın çıkışıyla devreye giren gayrimeşru çocuk muamelesi gerçekten beni üzdü. Sonuçta bilet fiyatları uygun, Baron Davis gibi canı sıkıldıkça sayı bulan, bulduran bir adam var gidin izleyin. Taraftara buradan sitemimin ardından yazının sonuna geliyorum.

Bu takımda gerçekten iyi bir hava yakalanacak sakatlıkların geçmesiyle en kısa sürede. Playoff için iddia sahibi olmamız elbette çok zor, özellikle sırf isolation oynadığımız bir maçı izledikten sonra. Belki parçaların bütünü oluşturmasını bekliyor olabilir Mike Dunleavy, o açıdan da hak vermek lazım adama.

Sacramento ile aynı seviyede olmayan bir takım olduğumuzu tüm objektifliğimle belirtir, bir sonraki yazıda görüşene kadar hepinize saygılarımı sunarım.