86-87 TAYFASI VE GUARD SORUNU

 

Kerem YILMAZ
13 Aralık 2008, Cumartesi

 

Liderliğini Ersan, Cenk ve Oğuz'un yaptığı, basketbolumuzun efsane kadrolarından biri olarak anılacak 1986 ve 87 doğumlu oyunculardan kurulu genç milli takımımız, katıldığı bir çok turnuvada final oynayıp kazanamayarak, Ato Boldon misali ‘ikinciliklerin ekibi’ olarak tarih sayfasında yerlerini aldılar. 2003 Avrupa Yıldızlar Basketbol Şampiyonasında, 2005 Avrupa Gençler ve Ümitler Şampiyonalarında ve son olarak da 2006 yılında İzmir'de yapilan Avrupa 20 yaş altı Basketbol Şampiyonasında final oynasak da, her seferinde Sırpların tokadını yiyip, sahadan gözü yaşlı ayrılan taraf biz olduk.

Bahsettiğimiz takıma, farklı yaş gruplarına göre zaman zaman dahil olan ya da kemik kadroda yer alan oyuncular:

- Onat Akış
- Berent Kavaklıoğlu
- Hakan Demirel
- Mehmet Yağmur
- Cenk Akyol
- Serhat Çetin
- Can Altıntığ
- Ersan İlyasova
- Semih Erden
- Oğuz Savaş
- Emre Bayav
- Ömer Aşık
- Cemal Nalga

Kadroya göz atınca gözüme çarpan ilk detay, oyuncuların boyu ile doğru orantılı olarak düşen performansları, daha doğrusu beklentileri karşılayamamalarıdır. Kadrodan görüleceği üzere takımın dört tane oyun kurucusu mevcut idi. Milli takımda yaşadıkları Lâle Devri boyunca, takım yapısı sebebiyle özellikle hücum alanında çok fazla sorumluluk alan isimlerden olmadılar; ama günümüzde ortaya çıkan tabloya bakınca bazı yerlerde hata yapıldığı gayet açık.

Takımın birinci oyun kurucusu olan Hakan Demirel, Tofaş altyapısında yetişenlerden. Onun durumu aslında, biraz da bana göre, Tofaş altyapı eğitiminin hatalı oluşundan kaynaklanıyor. Hakan, Tofaş altyapısında oynarken, Çınar Lisesi ile Dünya Liseler Arası Şampiyonu olan kadronun da oyun kurucusuydu. Tofaş'ın altyapı ilkeleri sonucu, herşeyin başarıya endekslenmesi sebebiyle bu başarının ön plana çıkartılıp, yıldız oyuncu egolarının törpülenmesinin başarının anahtarı sayılmasının sonucunda, şampiyon kadrodan sadece Hakan Demirel'in tibielde -benchten ya da kadro dışından- maçları izlemesi, pek şaşırtıcı olmasa gerek. Hakan'ın 2006 Dünya Şampiyonası sonrası dibe doğru devam eden kariyeri, kendi hataları kadar altyapı eğitimimizin ne kadar yetersiz olduğunun da bana göre kanıtıdır. Genç Milli takımımızın dört oyun kurucusu arasından, fizik olarak tek yeterli isim olan Hakan, yetenek olarak da bana göre diğer üç oyuncudan oldukça öndeydi. O, yeteneklerini ve kendine sunulan şansları doğru kullanamayarak diğer üç isme yaklaşmayı tercih etmiş ve biraz da geri dönülemeyecek bir yola girmiştir.

Takımın o dönemde ikinci oyun kurucusu konumundaki Mehmet Yağmur'un durumu da Hakan Demirel'e yakın. Karşıyaka alt yapısından yetişen Mehmet, dört sezon Karşıyaka'nın A takımında oynadıktan sonra Beşiktaş kadrosuna dahil oldu. Beşiktaş'ın büyük bonservis bedeliyle ve büyük ümitlerle kadrosuna kattığı Mehmet'in, bu zamana kadar takıma olumlu bir katkısı olduğunu söylemek çok zor. Carlos Cabezas çakması fiziğiyle, Beşiktaş Jimnastik Kulübüne kulplu beygir olarak daha çok yararı olurdu diye düşünenlerdenim.

Takımın son oyun kurucusu kadrosunda değişmeli olarak yer alan Onat Akış ve Berent Kavaklıoğlu'nun, fiziksel dezavantajları sebebiyle, çok fazla gelecek vaad etmedikleri, ta o dönemlerden belliydi. Yetenek anlamında da kısıtlı özelliklere sahip olan bu iki ismin şu an olduklarınden daha iyi konumlarda olmaları, beni asıl şaşırtan durum olurdu. Onat'ın Tuborg'la birlikte tek sezonluk Birinci Lig deneyimini maç başına 0,31 sayı ortalamasıyla bitirmiş olması, altyapıdan üstyapıya oyun kurucu çıkarma konusunda ne kıvamda oluşumuzun göstergesidir sanırım (bu arada, Onat'ın Birinci Lig kariyerinde attığı toplam beş sayının da Fenerbahçe potasına gidişi, ilginç bir tesadüf olmuş). Berent'in çelimsiz fiziği, top hakimiyetinin vasat denebilecek seviyede oluşu ve en az diğer üç oyun kurucu kadar şut tehdidine sahip ol(ma)ması ligin dibinde yer alan takımların yedek oyun kurucusu yaftasından kurtulamayışının sebebidir. Yakın gelecekte bugünlerini de arayacağını düşünüyorum açıkçası.

Bahsettiğimiz bu dört isme rahatlıkla Cenk Akyol'u da ekleyebiliriz ama Ender Arslan'a mahkûm edildiğimiz şu dönem, basketbolumuzda oyun kurucu yetiştirme ve dahası üst yapıya hazırlama konusunda ne kadar büyük sıkıntı içinde olduğumuz gerçeğine daha fazla odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Modern basketbolda oyun kurucular, takımları adına sahada hemen hemen her istatistiğe etki ederken biz hâlâ neden topu sadece rakip sahaya getiren oyuncuya katlanmak zorundayız? Doğru hamleler yapılmadıkça, Portland - Toronto maçında olduğu gibi karşı karşıya Sergio Rodriguez ve Jose Calderon'un oynamalarını izleyip, "Bizim neden bir Ricky Rubio'muz yok?" sorusunu kendimize sormaya devam ederiz.