UMUT

 

pesimist44@hotmail.com
10 Mart 2009, Salı

yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu, kendimi otobüs durağına atmıştım fakat zerre faydası yoktu, rüzgar yağmuru üstüme üstüme atıyordu, ayağımdaki ayakkabılar pek bir inceydi ve ayaklarım sırılsıklam olmuştu, bir umutla dolmuşun gelmesini bekliyordum, hani saat kaçta geleceği de belli değildi, benden başkada durakta kimseler yoktu, yoldan geçen arabaların üstüme daha da çamur sıçratmaması için debelenip dururken dolmuş durağa yanaştı, biner binmez hemen oturuverdim, içim ürpermiş çok üşümüştüm, her yerim sırılsıklamdı, bir an evvel murat'ın evine ulaşmak istiyordum, dolmuş yolunda ilerlerken ellerimle pantolonumu ısıtmaya ve üzerimi kurulamaya çalışıyordum ama nafile, boş bir çabaydı, dolmuşun sıcaklığının da dışarıdan pek bir farkı yoktu.

bir kaç dakika sonra indim yağmur şiddetini kaybetmişti, murat’ın evi indiğim yerin hemen karşısındaydı, eski bir binaydı yapıldığından belli hiç bakım görmediği belliydi, bir apartman değil de bir depoymuş gibi büyük demir bir kapısı vardı, hızlı adımlarla apartmanın içine daldım, girer girmez merdivenlerden aşağıya murat’ın kot da kalan dairesinin kapısının önünde dikildim, elim bir türlü kapıyı çalmaya gitmedi, ne diyecektim ne diye gelmiştim ki buraya, bir amacım vardı halbuki ama bir amacım da yoktu, bu cümleyi murat’a kuramazdım, ya da bir şey demem gerekiyor muydu o benim arkadaşımdı, "n’aber hocu ben geldim" diye içeri dalmalı mıydım, yok böyle olamazdı yapamazdım, bir şey uydurmalı mı derken karar bile vermeden kapıyı çalıverdim, çok geçmeden kapıyı açtı, uykusuz ve bitkin bir hâl vardı üstünde, bir fanila ve altında eşofmanları ile kapıya çıktı, kıyafetlerine bakılırsa ev sıcaktı diye düşündüm, "hoşgeldin" diyerek buyur etti.

Murat’ın evine girdiğimde hep ilk geldiğim gün gibi bir çekingenlik oluşurdu, her zaman değişik gelirdi gözüme, hiç bir zaman onun evine öğrenci evi kisvesini koymamıştım bambaşkaydı benim için, enseye şaplak göte parmak geyiklerin döndüğü, sabaha kadar batak partilerinin döndüğü bir yer değildi; akşamın erken saatleriydi hemen yan odada murat'ın ev arkadaşı uyumuştu, eski evi gibi yıpranmış kapısı yarım açıktı, içerisi gözükmüyordu ama müziğin sesini duyuyordum; sordum murat'a "arkadaşın uyuyor mu?" odanın kapısına doğru baktı, hafif dudağını bükerek, "uyuyor ama müzik açık olması lazım, yoksa kesinlikle uyuyamıyor" dedi, kelimeler ağzından çıkarken sanki amansız bir hastalığa yakalanmış, yataklara düşmüş bir hastadan bahsediyor gibi ses tonu vardı, belli ki onunda sorunları vardı yada bana öyle gelmişti.


hiç sorgulamadım, niye diye sormadım, esasında hiç şaşırmadım; müzik ortama eşlik ediyordu, kulak kesildim, tiz bir ses "yakın gel gülen mor yel, yakın kara düşlerime" diyordu, hüznün mabedine uyan bir ses tonu ve şarkıydı, bu şarkı ile uyumasına yada uyuyabilmesine hiç şaşırmadım, salona girdik ve ortamı zayıf bir ampul aydınlatmaya çalışıyordu, pek bir eşya yoktu, duvar diplerini doldurmak boş bırakmamak istercesine koyulan sedirler, bir iki tane çok eski sehpa ve çok yıpranmış bir halıdan başka pek bir şey yoktu, tabii ki bizi ısıtmaya çalışan elektrikli sobayı unutmazsak; televizyonu yoktu sadece murat'ın ev arkadaşının uyku hapı niteliğindeki radyosu tek farklı ses kaynağıydı, gündeme ait hiç bir şey yoktu ne bir gazete ne de bir dergi, sadece bulunduğumuz anları sonsuzlaştıran şarkıları dinliyorduk, çok fazla konuşmuyorduk, geyik yapılacak bir ortam yoktu, sadece sigaramızdan bir duman daha çekip tavanda sallanan lambaya hafif dalarak iç çekiyordum, murat'a baktığımda kendisini çok uzun süredir tanımama rağmen hala tanıyamadığım bir dehliz gibi görüyordum, yüzlerce binlerce soru işaretine bezenmiş biri gibiydi; benim için her daim gizemliydi, ama ben bu gizemi hiç sorgulamadım onu sadece dinledim, onun iç acıtan kelimelerini, onun mesaj kaygısı olmayan ruhumun derinliklerine işleyen sözlerini hep dinledim, biliyordum söylediği kelimeler beni gerçek dünyadan daha da uzaklaştırıyor iyice itkisel hayata itiyordu ama bunu ben istiyordum, mutsuzluğumla ve kendimle baş başa kalmak benim tatilimdi, bu ev, bu olmamışlık bu kaybedilmişlik, bendim...

hep büyük laflar kullanırdı ya da bana öyle gelirdi, bir filozofu dinler gibi dinlerdim kendisini, ona bir umut bağlardım çünkü o da benimle aynı mutsuzluk nehrinin içinde yüzüyordu, sadece akşamları görüşüyorduk yada ben öyle istiyordum gecenin yalnızlığında konuşmak istiyordum, marketten bir paket sigara alırken karşılaştığında geyik çevireceğin ya da karşılıklı bilardo oynayarak zaman harcayacağın bir adam hiç değildi, "yoruldum" dedim,

-çok yoruldum
-mücadele ettin mi?
-hayır
-ne istiyorsun?
-bilmiyorum
-.....


bir şey istemiyordum, üzgündüm; hep, her daim yalnız kalmak istiyordum yalnız kaldığımda yalnızlığıma lanet ediyordum, kız arkadaşım olurdu, seviyordum, sevdiğimde ise mutluluk ağır geliyordu istemiyordum, içim darlanıyordu, hani biri sorsa o anlar neden sıkıntılısın "mutluluktan abi" diyemezdim, beni sorunlu adledeceğini bilirdim, belki de öyleydim, dedim ya mutluluk birini sevmek ve onunda beni sevmesi ağırdı bana, sorunsuz bir ilişki benim için ütopya idi, ilişkilerimde hep kaybeden olmalıydım ama hep bu kaybedilmişliğe de sövmeliydim lanet etmeliydim bu paradoksta yüzmeliydim, sorulduğunda hiç bir zaman "evet abi x ile çok mutluyuz ya süper anlaşıyoruz" diyemezdim, bu ben değildim, hep bir şeyler olmalıydı, hep bir sıkıntı yaşamalıydım ama buna karşı delicesine sevmeliydim, bir parçam olmalıydı, olmazsa olmazım olmaydı, o benim sevgim değil acım olmalıydı, kim olduğu nasıl olduğu neye benzediği nelerden hoşlandığı… hiçbir şey önemli değildi, sadece benim aynı zamanda hem herşeyim hem en büyük acım olmaydı, benim yanımda değil uzağımda olmalıydı, hem içimde hem uzağımda olmalıydı, yanımda birini istemiyordum

-"ben acıyı seçtim murat" dedim,

yüzüme baktı, uzun uzun baktı, kelimeler ağzında idi ama söylemiyordu, hemen birasından bir yudum daha aldı, söyleyeceği şeylerden korkmuyordum "kafayı yemişsin lan sen" diyecek, gülüp geçecek biri değildi, onun rahatlığı vardı üstümde ama merakla söyleyeceklerini bekliyordum.

-.....

hiç bir yorum yapmadı, hiç bir şey söylemedi, gözlerinin içine baktım, ne düşünüyorsun gibilerinden, hiç bir şey söylemedi öylece hiç bir şey olmamış gibi masanın üstündeki sigarasına elini uzattı içinden bir dal çekti ve yaktı içli içli, hiç bir şey söylemedi , ne mana çıkarmalıydım anlamadım, sormadım da ne diyorsun diye, soramazdım.

öylece sustu hiç bir şey demedi, dinlememiş gibide davranmamıştı ama bir yorum da getirmemişti, hayal kırıklığına uğramıştım ama belli etmemeye çalıştım, hiç bir şey söylemedim, bir sigara da ben yaktım, o anlar çocukluğumu düşündüm çünkü benim için en güzel kaçış yoluydu bu, hesapsız kitapsız beş dakika bile sonrasını düşünmeden yaşadığım yıllar, “ne güzeldi lan” dedim içimden, mis gibi, özgürdün bi’ kere kardeşim, inanılmaz kredin vardı, dertmiş tasaymış hep hikaye, en büyük derdin misketlerinin ya da gazoz kapaklarının ütülmesi idi, hayat o zamanlar çok hızlı gibi geçmişti benim için ama bir o denli de çok yaşamış, çok şey görmüş geçirmiş gibiydim, kiracı olduğumuzdan dolayı lise ilk yıllarıma kadar birkaç farklı semtte geçti çocukluğum, yazın da dedemlerin köyünde alırdım soluğu, hep güzel şeyleri, güzel anıları düşünürdüm, hani askerlik yapmış gelmiş adam askerde yaptığı hep güzel anıları anlatır, aklında onlar kalır ya ben de hep güzel şeyleri düşünüyordum, çünkü onlar benim tutunacak dalımdı, bir nevi onlarla avunuyor onlarla mutlu olmaya çalışıyordum, üşür gibi oldum, uykusuzluk ve sıkıntı bünyemi yoruyordu, yüzüm bembeyaz gözlerimin altı mordu, hayata karşı direncim kalmamış gibiydi, çok çabuk hasta oluyordum, hemen başıma ağrılar giriyor ve çok çabuk üşüyordum, kışın kısa kollu ile deli gibi sokağa çıkan çocuk artık biraz büyümüş ve osuruktan bir rüzgarda montun içine kaplumbağa gibi kafasını sokmaya çalışan birine dönüşmüştü, zaman hızla bir sessizliğin içinde ilerleyip gitti, çok şey beklememiştim halbuki, ortaya üzüntümü benliğimi koymuştum, bir lokma bir hırka hesabı sadece içimdekileri dökmeye çalışmak, bir şeyleri paylaşmaktı, cevap bulmak değildi ki amacım, yoktu ilacı zaten, sadece içimi dökmek istemiştim hepsi bu, büyük beklenti feci sarsmıştı, murat birden doğrultu tuvalete doğru yöneldi, sanki birazdan yapacağı şey benim gecemi tanımlıyordu, gider gitmez ayaklandım hemen montumu giydim, sessiz bir şekilde ayakkabılarımı da, yine sessiz bir şekilde kapıyı çekip çıktım, yine her zaman olduğu gibi kendimleydim ve yine baş başa idim, kapıdan dışarı attığımda yağmur sicim gibi yağıyordu, hızlı adımlarla hemen apartmandan dışarı çıktım, sokaklar bomboştu haliyle, geçen birkaç araba dışında pek bir şey yoktu, sokaklar boş, dükkanlar kapalı, lambalar kısık gibiydi; bu yorgun bu ıssız bu yalnız şehir bendim, boş sokaklarda o ve ben yine özdeşleşmiştik, yine beni koynuna almayı başarmıştı yine soğuk yine ıslaktı, gözlerim gibi, ne zaman bitecek diye düşündüm, daha ne kadar sürecek diye,

 

yağmur daha da hızlandı....

-devam edecek...


DAHA ÖNCE

düştü
bi durun ya!
farkında olmadan, denize...
aklıma gelmişken; gideyim dedim
aklıma gelmişken; bunalayım dedim