NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


NBA WALLPAPERS

COURTSIDE


Değişim

Murat ERTAŞ
31 AĞUSTOS 2006

İşler yolunda gitmediğinde yönünüzü değiştirmek çok olağan bir tercihtir. Basketbol dünyasında da bunun aşırı uçlarda olmamakla birlikte varlığı bilinir. Özellikle yönetici kadronuzda oyunculuk kariyerini gelmiş geçmiş en başarılı basketbolcular listesinin ilk beşinde tamamlamış biri varsa başarısızlık anında değişimi getirir. Pacers için değişim anında olmadı belki ama şaşırtıcı ve bir o kadar da karmaşık gerçekleşti. Tüm oyuncu değişiminin ötesinde, özellikle Harrington konusunda yaşanan kaos, ilgili ilgisiz herkese pek dokundu. Neyse ki takım sahiplerinin Bird-Walsh ikilisinin otoritesini bozduğuna dair endişemiz, takasın gerçekleşmesiyle rafa kalktı.

Değişim konusunda söylenebilecek şeyler çok. Final oynayan takımın nasıl yenilendiğini gördükçe, benzer bir başarının tekrarının güç olduğunu itiraf etmek gerek. Mutlaka aradan geçen zaman bunu söyletiyor bize, çünkü O'Neal, Artest gibi adamlar bu takıma geldiklerinde de, beklentiler kesinlikle ortaya koyduklarının çok altındaydı. Üst üste doğru hamleler Indiana'yı pek de fedakarlık yapmadan yeniden başarıya kavuşturdu. Peki ama şimdi elimizdeki materyal benzer bir performans ortaya koyabilir mi?

Ne çok genç, ne de pek çok anlamda tamamlanmış bir takım var ortada. Son derece dengesiz, yetenekli oyuncuların pek çoğunun da aslında yetersiz olduğu gerçeği var. Geçen seneki kadronun üstüne gidilmesinin nedeni de buydu zaten. Eldekiyle iki ileri - bir geri gidileceği, büyük hedeflere ulaşılamayacağı, rahatça tahmin edilebilirdi. Asıl sorun değişim değil, onun doğru şekilde yapılıp yapılmadığı... Bu sorunun cevabını çok değil üç ay sonra bulmuş oluruz. O zamana kadar neler atıp tutabileceğimizi görelim.

Dönüşü tuhaf oldu

Takıma en önemli eklentinin Harrington olduğunu söyleyebiliriz. Ama en kritiği değil. Takımı bir üst seviyeye taşıma şansı olan tek oyuncu bence Daniels. Karşılıksız gönderdiğimiz Jones'un yerine yine karşılıksız sayılabilecek şekilde getirdiğimiz bu genç adam, üç ayrı pozisyonu oynamasından ziyade, kendi şutunu yaratması nedeniyle önemli. Takımda pozisyonuna göre bu konuda başarılı oyuncularımız da var aslında. O'Neal bir uzun için oldukça hareketli, adam geçme konusunda ilerliyor. Harrington da dış şutunu oldukça geliştirmiş, bunun faydasını görüyor. Jackson, kanayan bir yara olsa da, inişleri kadar çıkışları olan biri. Tinsley -eğer bu sene de takımda kalırsa- istediği zaman içeriye girip sayı çıkartıyor. Sarunas malumunuz.

Yani aslında göründüğü kadar kötü bir takım değil bu. Sadece sıradan. O sıradanlığı bozmak için de, Daniels gibi bir cambazın, kariyerinin bu en büyük fırsatını değerlendirmesi gerekiyor.

Gardlar, takım kimliği, oyun tarzı

Yazın önemli olaylarından biri Johnson'ın gönderilmesiydi. Nets karşısında tek başına savaşan Johnson, basketbolun akıl işi olduğunuen güzel şekilde göstererek ayrıldı takımdan. İki genç isim karşılığında gönderildi ama bu hareketin asıl amacı finansal rahatlama ve belki Sarunas'ı zorla Carlisle'ın önüne itmekti. Gerçi takım kampa dört oyun kurucuyla girecek ama Tinsley'in bahsettiğim yapılanmadan bu kez de sıyrılması artık olası görünmüyor. Başka bir takımda hem kendisine, hem o takıma, hem de bize daha faydalı olur. Zaten Sarunas'tan istediğimiz verimi almamızın tek yolu onun liderliğini kabullenmek gibi görünüyor.

Johnson'ın ayrılmasında en önemli sebepler olarak bunları saymakla beraber, üst yönetimin bunu yapmaktaki bir diğer amacı da, takımın oyun hızını artırmaktı. İlginçtir, Bird koçluk yaptığı takımı savunma - yarı saha basketbolu üzerine kurmuştu. Şimdi elinde O'Neal gibi üst düzey bir pota altı silahı varken koşan bir takım yaratma isteği, ve bunu besleyecek şekilde Daniels-Harrington gibi görev adamı olmaktan uzak, savunmaları zaman zaman soru işareti olan oyuncuları tercih etmesi, bana tuhaf geldi.

Koç Carlisle'ın takımda yaratılan değişiklikleri nasıl karşılayacağını tahmin etmek güç. Elbette Harrington'ı ve Daniels'ı elinin tersiyle itmeyecektir. Hele bu sene draftten gelen iki oyuncunun ve Granger'ın potansiyel olarak yükseklerde olmaları sayesinde forvet açısından yaşadığımız zenginliğin doruk yapması, kısa takım tercihi yapmasını zorunlu kılacaktır. Bunu yapmayı sevmediğini biliyoruz, yani ortaya 'bir Suns yaratmak' amacı konuyorsa, Carlisle inandığı basketboldan farklı birşey sunmaya zorlanacak demektir ki, başarıyı bu şekilde yakalamak oldukça zor olacaktır. Tüm bu koşan takım geyiğinin de, takımın iki senedir tepetaklak olan bilet satışlarıyla alakalı olduğu düşüncesini taşıyorum doğrusu.

Unutmadan söyleyeyim, Johnson'ın gidişi tuhaf gelse de, Armstrong'un gelişi çok güzel hamle. Elbette eski günlerinden uzak ama belki profesyonellik adına takımda yanlış giden şeyleri düzeltmede yardımcı olacak kişidir.

İhtiyaç ve imkan

Birkaç takasla takımın kadrosu yeniden şekillendi. Ama bence dönüşüm henüz tamamlanmadı, yarım bırakılmamalı. Elimizde yetenekli gençler olsa da, henüz beklenen noktada olmadıkları ortada. Ayrıca forvet pozisyonları haricinde kimin ne vereceği çok belirsiz. O halde elimizdeki mid-level exception'ı mutlaka kullanmalıyız. Şu an piyasada işimize yarayacak oyuncu sayılı. Zaten forvet ve gard konusunda kadro dolup taştı. Öyleyse bir uzun arayabiliriz. Evans ve Ely göze çarpan isimler. İkisi de büyük kazançlar olmazlar doğrusu. Bir de Indiana yerlisi gard-forvet Wells var. Henüz hiç bir takım ona ciddi bir ilgi göstermedi ama geçen sene ortaya koyduğu performansın karşılığını alacaktır. Ufak ihtimal onu alıp takasla Jackson'ı yollasak mesela, çok hoş hamle olabilir. Eminim bu ihtimaller gözden geçirilmiştir.

Bu arada milli takımı da buradan kutlayayım. Hatta belki ortaya koydukları başarıda Mehmet ve Hidayet'in de payı olduğu için, onlara da teşekkür edelim. Bu takımın bu kadar istekli oynamasının onların isteksizliği neticesinde doğduğuna inananlardanım. Bu bir suçlama değil elbette. Oluşan manzarada yer almak için şu an pek çok şeyi feda edebileceklerine eminim. Görüşmek üzere.

Vasatlıktan kurtulmak lâzım

Murat ERTAŞ
21 MAYIS 2007

Bundan üç sene önce Pacers'ın şampiyon adaylarından biri olduğu dönemi hatırlarsınız. Yavaş yavaş olgunlaşan bir takım vardı, üç senedir kendini geliştiriyordu. Zaten bu sürece alışık, çabuk başarının çabuk düşüş manasına geldiğini bilen insan sayısı düşük değil. İşte 2000 yılında başlayan o yeniden yapılanmanın arkasından öyle güzel hamleler yapıldı ki, o zamanın mevcut bakış açısıyla, bu süreç pek çabuk aşıldı ve takım hemencecik pişiverdi.

Tabii bu oluşum, sadece isim bazında, kağıt üzerinde güzel duruyordu. Gerçek aşamayı kaydetmek konusunda hem oyuncuların, hem teknik yönetimin, hem de yöneticilerin başarılı olduğunu kabul edebiliriz, ama mükemmel iş çıkardıklarını söylemek oldukça güç. Çünkü o olgunlaşma süreci son iki senede yerini ciddi sendromların yaşandığı, kadro içindeki oyuncuların diğer yüzleriyle karşımıza çıktığı bir döneme bıraktı ki, bunları önceden farkedip önlemini almak benim sorumluluğum değildi hiç bir zaman.

Artest konusunu artık unutmuş gibi yaparak sonraki döneme göz atarsak, bu seneki All-Star sonrasındaki 'beklenmeyen' çöküşü açıklayabilir miyiz, bilmiyorum. Artest'in gönderildiği, yerine Peja'nın geçici olarak monte edildiği sürecin bir 'geçiş' olması, takımı takip edenlerin en önemli beklentisiydi. Büyük bır yıldız kaybetmek elbette kötüydü, ancak zarar kapatılabilirdi. Peja'nın takımda tutulmaması çok doğru bir seçim gibi durdu ilk andan itibaren ve sezonu da erken kapatarak pişman olunacak bir durum olmadığını bize ispatladı. Onun sağladığı fayda ile takıma katılan Harrington ise belli noktalarda kendini geliştirmiş göründü ama katkısıyla hiç bir zaman "İhtiyaç duyulan adam" dedirtemedi. Eldeki benzer özellikli ve daha genç Granger yatırımına yüklenmek, zaten çok ileriye gidemeyeceği öngörülen takım için belki daha iyi olurdu. Bunu söylememin tek nedeni Granger değil elbette. Harrington ve S-Jax karşılığında aldığımız iki kontrat, Murphy ve Dunleavy, belki de takımın en karanlık döneminde başrolleri oynamaya aday isimler. Bu tür bir yargıya varmak için erken olsa da, kısa süreli balayı dönemi sonrasında takımın yaşadığı dibe vuruşun sadece uyumsuzluktan kaynaklanmadığını belirtmek gerek.

Bu iki isim çok mu kötüydü de böyle oldu? Evet demem zor. Hiç birşey beklemediğim Dunleavy Jr. yeni takımında çok daha faydalı göründü. Murphy ise performansından ziyade sakatlık problemleriyle düşündüren bir adam. Takımdan giden isimlerin büyük kayıplar olmadığı kesin, o yüzden sadece giden paraya ve ipotek konan piyasa özgürlüğüne acıyabiliriz. Piyasadan çok fazla adam koparabilen topraklar olmadığına göre Indiana, böyle bir 'ya tutarsa' hamlesinin tamamen yanlış olmadığını ama kesinlikle tamamlanması gerektiğini düşünüyorum.

Koç ve sistemi uymadı

Hamleyi tamamlama konusuna hızlı bir giriş yaptı yönetim aslında ve Carlisle ile yolları ayırdı. Savunma ve yarı saha hücumuna inancıyla bilinen, dahası bunun uzmanlarından biri olarak kabul edilen yakın bir arkadaşı işten çıkarmak mutlaka zor oldu Bird için. Yapılması gereken şey ise tam olarak buydu. Eğer takım iki yıllık bir sendromun içinde debeleniyor ve bu sorun kendiliğinden çözülemiyorsa müdahale edilir. "Kadronun içindeki isimlerin bir kısmının Carlisle ile bağlarının koptuğu" söylentilerini de en iyi değerlendirebilecek adamlar Bird ve Walsh. Şimdi mesele, takımı doğru analiz edebilecek bir koç bulmakta.

Temposuz oyunda takımın en önemli silahlarının etkisizleştiğini gördük. Dahası, savunmaya dayalı olduğunu söylediğimiz sistem, net bir şekilde, takımı boğan ve en güçlü yönünü bile kullandırtmayan bir sisteme dönüştü. Yeni gelecek kişinin sabırlı mı yoksa hızlı mı basketbol oynatacağını bilemem. Ama öncelikle, hangisinin doğru olduğunu görecek ve buna oyuncuları inandıracak biri olması şart.

İşin ağır kısmı yönetimde mutlaka. Sadece koç seçiminden değil, kadroda yapılan revizyonun devamından da sorumlular. Bu sene daha derli toplu görünen ama her sezon sonunu sakat geçiren Tinsley ve yavaş yavaş ilgisini kaybetmeye başlayan O'Neal konuşulan isimler. Gönderilmeleri pek ihtimal dahilinde görünmüyor olsa da, radikal bazı hareketler ilgi çekici sonuçlar için gereklidir. Son yeniden yapılanma şansını da sezon içi takasla yok edenler şimdi bu hareketlerden de kaçınırlarsa, yeni sezonda yine vasat bir takım seyretmemiz kaçınılmaz olacaktır.

Kim gelebilir?

Koç adayları hakkında da ufak tefek bilgiler verelim.

İlk aday olarak görünen Toronto Koçu ve eski Pacers oyuncusu Mitchell yeni anlaşmayı imzayınca, bu ihtimal ortadan kalktı. Oyuncularla zaman zaman anlaşmazlığa düştüğü bilinen Mitchell'ın en ciddi aday olmasını yadırgamıştım doğrusu. Diğer iki aday takım içinden. Davis daha önce iki koçluk deneyimi yaşamış ama başarılı olamamış. Chuck Person takımın efsane isimlerinden olsa da, koçluğa ne kadar hazır olduğu tartışılır. Son olarak da Stan Van Gundy var şimdilik listede, görüşülmüş de onunla. Fakat adamı isteyebilecek başka takımlar pusuda bekliyor, Miami kariyeri oldukça parlaktı hatırlarsanız.

Bunlar dışında akla gelen isimlerden Adelman pek Bird tarzı bir adam değil, o yüzden dışarıda kalabilir, yoksa kariyer olarak piyasada en iyilerden sayılır. Allah korusun, Larry Brown az da olsa ihtimal dahilinde, Walsh ile olan yakınlığından kaynaklı. Ve diğer Van Gundy var doğru tercih olabilecek ama onun da kişisel sebepler yüzünden birkaç sene ara vermesi olasıymış.

Durumlar böyle. İki senedir inişe geçen başarı eğrimizi toparlayacak bir koç bulabilir miyiz? Yahut lottery topu bize bir ikram yapar mı? Yazın önümüze güzel takas fırsatları gelir mi? Sorular sorular...

Görüşmek üzere.


Murat ERTAŞ / Sadık ILIMAN
29 AĞUSTOS 2005, PAZARTESİ

Planda değişiklik yok

"Geçen sezon NBA'e damgasını vuran neydi?" sorusu kimisi için farklı isimlerle cevap bulsa da, objektif bir NBAsever için Pacers ve başına gelenler en ilgi çekici olay olmalı. Önceki sezon playoff yarı finallerinde takımın yeterince zorluk yaşamadığını ve bu yüzden şampiyon olamayacağını söyleyenlerden gelecek beş senenin şampiyonluğunu talep etmek gibi bir hakkımız var artık sanırım. Bu hak tabii ki bir isteğe dönüşmeyecek ama yaşananların ardından ortaya koyulan mücadele somut bir şekilde sonuca gidecek, kuşkum yok.

Auburn Hills'te yaşanan olayların izleri silindi. Olay çoktan kapanmıştı belki ama Reggie Miller'ın veda gecesinde Detroit'in yaptığı jest, en koyu Pacers taraftarının bile kalbini yumuşatmıştır. O geceden ziyade sonrasını anmak artık doğru olan şey. Zaten gurur duyulacak kısmı da o. Altı kişiyle oynanan maçlar, Haislip'in ilk beşte başladığı maçlar, dahası kazanılan maçlar vardı. Nakavt olmadık, elimizde fazlasıyla genç ve sınırlı kabiliyetleri olan bir kadroyla. Bu birikimin o kadrodakilerin üzerindeki olumlu etkilerini görmek için çok beklemedik, hepsinin çabasını takdir ediyoruz. Yaşanabilecek en sıra dışı sezonun mimarları Artest ya da Stern değil, sahada basketbolu oynamaya çalışan kadroydu. Söz Stern'e değmişken, kararlarını hala onaylamadığımı belirteyim. Sadece sonuçları Indiana için daha iyi olmuştur belki uzun vadede, diyebiliyorum; zaman gösterecek.

Sezonun bitişi de başlangıcı kadar can sıkıcıydı. Playofflara Pistons karşısında veda etmekten daha kötü olan, Reggie Miller'ın emekliliğiydi. Uzun zamandır biliniyor ve bekleniyor olması bir şeyi değiştirmedi. Gençliğini hatırlayıp skor yükünü çektiği bu sezon, belki en güzel şekilde hatırlanması için fırsattı. 'Sürünen eski süperstar' yerine, 'ilerleyen yaşında sınırlarını bilen faydalı veteran' olarak bitirdi, Indiana Pacers Efsanesi olduğu gerçeği ise değişmedi.

Gelecek sezonla ilgili planlar eskisiyle aynı. Bird'ün geldiğinden bu yana agresif olarak sürdürdüğü transfer politikası bu sene de Saras ile sonuçlandı. Avrupa basketbolunda günün en önemli yıldızı olmasından ziyade, Miller'ın gediğine oturacak bir oyuncu. Daha lider ama daha dağınık olsa da Miller'ın ilk beşte yaptığı savunma hasarını düşünürsek, benchten gelmekte sorun çıkarmayacak Saras, şut ve pas yetenekleriyle çok faydalı olacaktır, adaptasyon ve görevini kabullenme sorunu yaşamazsa elbette. Ama Pacers'ı seçerek, neyi kabul ettiğini iyi biliyor olmalı, NBA'in en geniş kadrolarından birinde yer arayacak kendine. Ben beklentilerimi yüksek tutacağım. Neler yapabileceğini bildiğimize göre ondan benzer performanslar beklemek hakkımız.

Dale Davis bir kez daha veda etti takıma. Gittiği yer kendi oyun tarzına cuk oturacak: Pistons. Onlar için iyi transfer, Pacers için büyük bir kayıp değil. Eh, Davis de istediği parayı alacak. Herkes memnun, Pacers taraftarı dışında. Neyse ki Davis, Auburn Hills olayları sırasında başka takımların benchini ısıtmakla meşguldu. Eğer o esnada Pacers kadrosunda ve orada olup da sezonun ardından böyle bir hareketi çekmiş olsaydı, Indiana'ya her gelişinde kafasına su şişesi yerdi bence.

Draft sonuçlarıyla ilgili erken yorumların yanlışlığını, onlarla geçen bilmemkaç sene sonunda artık anlamış bulunuyorum. 5'inci sıradan seçilen Bender'ın verdiği heyecanı bir daha duyamamıştık ama Tinsley, Jones'lar ve Harrison gibi güzel pickler yaptık. Bu sene iyi, dahası hazır bir oyuncu aldığımıza neredeyse eminiz. Bird pek umutlu, kafada kalan tek soru işareti, sakatlık sorunları olabilme ihitmali. Kalıcı bir sakatlığı kimse istemez ama Pacers, kadrosunun genişliği sayesinde Granger'ın yokluğunu hissetmeyebilir. Elbette kim istemez bu kadar altlardan seçilmiş bir oyuncunun katkı verir hale gelmesini. Onun tadı apayrı.

Pacers artık ulaşılması gereken noktaya ulaştı. Yaşanabilecek pek çok deneyimi örnek olarak alabilirler. En önemlisi, Artest'in taşkınlıklarına son nokta konuldu. Yine tekrarlar mı? Sanmıyorum. Tekrarlasa dahi bunun NBA sınırları içinde sonuncu olacağına bahse girebilirim.

Aşağıda son vaziyeti vererek yazıyı noktalıyorum. Daha kavgasız bir sezonda görüşmek dileğiyle.

KALANLAR
Ron Artest, Jonathan Bender, Austin Croshere, Jeff Foster, Eddie Gill, David Harrison, Stephen Jackson, Anthony Johnson, Fred Jones, Jermaine O'Neal, Scot Pollard, Jamaal Tinsley

GELENLER
DRAFT: Danny Granger (17), Ezarem Lorbek (46)
FA: Sarunas Jasikevicius (Litvanya)

GİDENLER
FA: Dale Davis (Detroit'e)
TAKAS: James Jones (Phoenix'e)
EMEKLİ: Reggie Miller (waive edildi)

SERBEST
John Edwards (yasaklı)

ertasmurat79@hotmail.com


14 MAYIS 2005, CUMARTESİ

Sihirbaz-mış!

Herkese merhaba. Normal sezonun sona ermesine kısa bir süre kala koç Carlisle için "böyle motivasyonsuz, bitse de kurtulsak diye düşünen bir camiayı playofflara taşırsa sihirbazlık olur" demiştim. Ne var ki umduğumdan daha da sihirbazlık oldu. Playoffları altıncı olarak tamamlayan, Boston'u inanılmaz bir şekilde geçen Indiana'nın bu beklenmeyen başarısında kuşkusuz en büyük pay Carlisle'a ait. Öncelikle geride kalan ve 4-3 geçtiğimiz Boston serisine bir göz atalım.

Kötü baslangıç

Serinin ilk maçında Fleet Center'de ortalıktan süpürüldük desek pek yanlış olmaz. Hele bir ikinci periyot oynadık ki, büyük bir ihtimalle bu sezon oynadığımız en kötü ikinci periyoddu. Hücumda yaratıcı yoktu. Zaten herkes Johnson'ın eline bakıyordu. Johnson ise topla 15 saniye oynayıp süre dolmadan önce olur olmayan pozisyonlar yaratıyordu. Bu seri sonrasında, Johnson'ın ilk beş için hiç ama hiç uygun olmadığını herkes anlamış durumdaydı artık. Tabii bu arada Alim'in de payı büyük bu konuda. Forumda Johnson üzerine çok net ve şok açıklamalarda bulunduktan sonra, sanki herkes hemfikir oldu.

İkinci maçta en büyük avantajımız, ilk maçtan daha da kötü oynayamamamızdı. Çok sert ve heyecanlı geçen maçta Reggie'nin olağanüstü performansı ile galibiyete ulaşmış olduk. Ki bu maçta da o kadar kötü oynadık ki, ben hayret ettim. Doğru düzgün ve göze hoş gelen bir hücum sergileyemedik maç boyunca. Ama son periyodda çok iyi çalışan savunmamız bizi maça ortak edip sonunda kazandırdı.

Üçüncü maçta beklediğimiz Pacers'ı bulduk. Yine olağanüstü bir performans sergileyen Reggie lideriğindeki Pacers, Celtics'e şans tanımadı, hatta bu kez onları sahadan süpürdü. Şimdi tüm maçlara tek tek değinmeye gerek yok. Ama bu seride çok kilit bir nokta var ki, bence serinin kaderini belirleyen faktör oldu.

Coaching ziyafeti

O belirleyici faktör ise koç farkı oldu. Carlisle yine inatçı kimliği ile bizi her zaman seriye geri döndüren isim oldu. Ki kritik maçlara bir göz atalım: İlk maçta süpürüldükten sonra, son derece kritik bir ikinci maçta çok önemli bir galibiyet aldık. Dördüncü maçta evimizde çok ama çok ağır bir yenilgi aldık. O kadar ağır ki, hem saha avantajı elden gitti, hem de takımda 31 sayılık mağlubiyetin şoku yaşandı. Ne var ki Carlisle takımı öyle hazırlamış olmalı ki bu ağır yenilgiden sonra gidip Boston'u deplasmanda tekrar devirdik. Asıl sihirbazlık o zaman başladı. Evimizde seriyi bitireceğiz derken, Pacers taraftalarını şok eden bir uzatma yeniligisi geldi ve seri son maça kaldı. Yine inanılması zor olan bir tablo çıkıyor ortaya: Maçı daha çok isteyen, daha motivasyonlu olan takım Indiana! SONUÇ: Indy in seven.

Kuşkusuz bu galibiyetlerin mimarı koç Carlisle. Her zaman taktiği ve oyun anlayışı iyi olan Carlisle, psikolojik olarak da bir o kadar etkili olmalı ki, bu takımı böyle ağır durumlardan sonra tekrar seriye ortak edebildi. "Playoff koçu değil" diyenlere de güzel bir cevap vermiş oldu. Taraflı tarafsız herkesin beğenini toplayan Carlisle şu an GM'ler için "vazgeçilmezler" sıralamasında kuşkusuz en üst sıradadır bence. Bilmem yanılıyor muyum?

Stres, kavga, performans

Yarım senedir Indiana'da herkes biri, biri ise herkes için çaba göstermiş durumda. "Savaşmak" kelimesinin anlamını artık en iyi şekilde bilen ve ortaya koyan bir takım var ortada. Boston serisi ile psikolojik olarak daha da gelişim göstermiş durumda r takım. Kritik anlarda yaşanan stres, altıncı maç sonrası S-Jax'in takım içinde bazı oyuncularla kavga ettiğine dair dedikodular ve ortaya konulan inanılmaz bir özveriden sonra bu gelişim, Boston'da bizim açımızdan güzel sonuçlandı. Tinsley'in dönüşü, daha ilk maçından çok ama çok şey fark etti. Hücumlarda toplar yerinde dağıtıldı, takım biraz hareketlenip fast break'leri yeniden zorlamaya başladı. Şu anda "bu iyi, şu kötü oynuyor" demek yanlış olur. Gerçek ilk beşimizin bir saniye bile oynamadığı bir sezonda bu kritik dönemde oyuncuların performansını tek tek değerlendirmek yanlış olur diye düşünüyorum.

Oyuncular bile onlar kadar emin değildi!

Tabii bu serinin stresi ve heyecanı taraftarlara da yansıdı. Forumda Boston'lu ve Indiana'lı arkadaşlar arasında güzel sohbetler oldu. Ne var ki Boston taraftarları "biz bu seriyi alacağız" diye diye seriyi verdiler. Üç maç verdikleri halde büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaklarını ve durum 1-1 olduktan sonra dahi seriyi 4-1 alacaklarına inanan sevgili Ozan'a (Aydın) kadar herkes emindi yani. Anlayacağınız, büyük ihtimalle Boston'lu oyuncular bile onlar kadar emin değildi. Tabii ki bu sözlerin arkasında hem sevinç, hem de biraz takılma vardır.

Burdan Boston takımını da kutluyorum. Bu yıl gerçekten çok dişli gösterdiler kendilerini. Bench'in iyi olması, hele ilk beşin iyi gününde olduktan sonra ortaya koyduğu performans Boston için çok pozitif sinyallerdi. Ne var ki koç Rivers'ın zaman zaman çok kötü idaresi Boston'u da etkilemiş oldu. Hele alınan müthiş galibiyetlerden sonra Boston yerine bizim daha istekli olmamız beni şaşırttı açıkçası.

Son sözler

Şu an eşleştiğimiz Detroit'e ilk maçı kaybetmiş, sonraki iki maçı almış durumdayız, seride beklenmedik şekilde 2-1 öndeyiz ve sonraki maç da Pazar bizim sahamızda. Pacers köşesinde ara açılmış olduğu için bu ilk playoff yazımda, ihmal edilmiş ilk tur serisini değerlendirmeye aldım; üç maçı geride kalmış ve önde olduğumuz Pistons serisini de, bu yazıyı fazla uzatmamak amacıyla ve dördüncü maç sonrasında vaziyeti değerlendirme niyetiyle hafta arasına bırakıyorum. Ama bitirirken şunu eklemeliyim; sonuç ne olursa olsun geçen yıl vardığımız noktaya da yaklaşmış olduk. Üstelik ne durumlarda... Yani bu seriyi kaybetsek dahi, bence kesinlikle yapamadıklarımıza değil de, yaptıklarımıza ağırlık vermemiz gerek.

Herkese basketbol dolu günler.

Sadik.Iliman@gmx.net


23 NİSAN 2005, CUMARTESİ

Şampiyonluktan bile önemli

Vay canına. Heyecanlanmak için ne çok sebep var. Kimi üzücü, kimi sevindirici, kimi ise sadece merak uyandırıcı. Pacers uzun bir sezonun sonunda playoff yapmayı başardı ama ortaya konulanın sadece bir playoffa kalma mücadelesi olduğunu söylemek, onları hafife almak olur. Belki spor dünyasında çok duyduk "savaşarak kazandılar" lafını ama ilk kez bu kadar açık ve insanların yüzüne vura vura elde edilmiş bir başarı var belki de.

Öncelikli konumuz playofflar olmalı, halbuki playoffa kalmaktan, hatta şampiyon olmaktan bile önemli bir şey oldu. Reggie Miller, NBA'deki son sezonunu geçen gün kapadı. 39 yaşındaki, Indiana'nın basketbol simgesi haline gelmiş Reggie'nin hayatını birkaç paragrafa sığdırmak kolay olmazdı, o yüzden sadece "şampiyonluktan bile önemli bir olay" vurgusuyla durumun ehemmiyeti kavrayın. Hoş, kimsenin Reggie konusunda eksik bilgisi ya da yanılgıları olmadığını düşünüyorum. Pacers organizasyonunu NBA'deki prestijli yıllarına kavuşturmuş, üstelik bu sürece draft edildiği gün yuhalanarak başlamıştır. Kadrodan Person, Detlef, Smits, Mark Jax, Rose gibi önemli oyuncular kopup giderken o hep buralardaydı. Buna rağmen belki de en önemli özelliğini, arka planda kaldığı şu üç-dört senede gösterdi. Egolarına alıştığımız star oyuncuların aksine o, takımındaki genç oyuncuların yükü sırtlamalarını kabul etti ve role player haline geldi. "Yaşlandı" laflarını yutturmak için böyle bir fırsat bulmayı o da istemezdi; ama istediğinde hala orada bir güç olabildiğini gösterdi. Ve artık bir efsanenin son günlerini yaşıyoruz. Reggie'nin takımda katkıları bu playofflar sonunda bitmeyecek. Bu takımı büyük bir dönemeçten geçirdi, ilk geldiği anda yaptığı gibi. Kazanma tavrını takıma ögreten kişi oldu, "kaybetmekten korkarsan kazanamazsın" mantığını oyuncuların aklına kazıdı. Bundan sonra Pacers'ın geleceğinin ne kadar parlak olduğu bilinmez ama bir gerçek varsa eğer, ileride, 20 yıl sonra olsa bile Pacers bir şampiyonluk yaşarsa, bunun mimarı Reggie Miller olacaktır.

* * *
Üst üste üçüncü sezon Boston Celtics'le karşı karşıyayız. Şartlar çok daha farklı elbette. İlk turda elendiğimiz seriden sonraki sene Celtics'i süpürmüştük. O süreç sonrasında Pacers olumsuz, Celtics ise olumlu değişimler yaşadılar. Dereceler arasında tek galibiyetlik bir fark olsa da, Pacers bu seride Artest ve Tinsley gibi iki önemli silahını kullanamayacak. Celtics ise geçen seneki kadroya Payton,Walker, LaFrentz ve iki mühim çaylak eklemiş durumda. Yani ellerinde ciddi anlamda değişmiş, iyiye gitmiş bir kadro var. Bu onları "yenilmez" yapmadı belki ama işimizin kat kat zor olduğu açık.

Serinin kaderini ne belirleyecek? Pacers'ın savunması mı yoksa Celtics'in hücumu mı? Normal şartlarda playoff demek, savunma demektir. Yine de Celtics'in ortaya daha fazla direnç koyması mantıklı görünüyor.

DEFANS: Bu noktada Pacers bir adım önde çünkü savunma yapmaya alışmış, bunun kimyasını oluşturmuş durumda. Her ne kadar oyuncuların birlikte oynama süreçleri bir türlü denk gelememiş olsa da, çekirdek kadronun uzun zamandır birlikte olmasının avantajı önemli. Boston ise ligde bu konuda en kötülerden. Pozisyonları için kötü olmayan savunmacıları olsa da etkili savunma yapamıyorlar. Pierce bu sene karşısında Artest yerine Jackson olduğu için kendini şanslı hissediyor olmalı. Pacers'ın üstünlük sağlayacağı nokta ribaundlar olmalı çünkü Celts için en zayıf nokta, uzunlarının uzun gibi oynamayı sevmemeleri, Jefferson'ı bu yorumun dışında tutarsak.

OFANS: Pacers ofansı O'Neal'ın dönüşüne kadar çok iyi işleyen ve topu çevirmeye, doğru şutu bulmaya dayalı bir sistemdi. O'Neal geldiği gün bu değişti, eskiden olmayan low post skor opsiyonunun oluştuğu gözönüne alınırsa, bu çok da saçma değildi. Boston kadar etkili olmasa da Pacers, Jax ve O'Neal gibi iç-dış tehditlere, Reggie ve Johnson gibi iyi atıcılara sahip. Boston'da her tür tehdit var. Yani oyunun durumuna gore istedikleri stilde oynayabilecek bir takım. Pierce iç -dış oynar, kezâ Walker, aynı işleri yapabilir. LaFrentz, üçlük tehdidi olması açısından önemli. Payton çok top kullanmasa da adamın ne oynayabileceğini biliyoruz. Ricky tam bir 6'ncı adam, bütün gidişatı tek başına çevirebilecek kadar potansiyelli ama bizdeki Jackson gibi fazla savruk olabiliyor. Çaylakları da fena değil ama playofflarda deneyimli Pacers karşısında Celtics'in onlardan skor bekleme lüksü yok.

DİĞER FAKTÖRLER: Öncelikli faktör Carlisle. Rivers'ın ortaya hiçbir şey koyamadığı koçluk kariyerine karşın Carlisle özellikle bu sene mucizeler yarattı. Zaten post season deneyimi itibariyle Rivers onun yanında çok vasıfsız kalıyor. Indiana sezonu çok iyi kapadı, Celtics de orta halliydi. Özellikle iki hafta önceki formu tekrar bulmak müthiş olurdu Pacers için. Geçen seneki sweep'in intikamını almak isteyecek Celtics ama bu belli bir baskı da getirebilir.

GARDLAR: CELTICS
Reggie ve Johnson ikilisi ilk beş çıkacak ve eminim kendi oyunlarını ortaya koymaya devam edecekler. Savunmada onları zorlayabilecek Payton-Allen ikilisinin çok da katkı yapacağını sanmıyorum bu seride. Ama bench'ten gelecek Ricky'nin tek ilacı Fred Jones olabilir. Haliyle Fred, zaten olması gerektiği gibi sağlam dakikalar alacaktır. Sakatlığı formunu etkilemiş olsa da, savunma gayreti bizim için kritik olacak.

FORVETLER: EŞİT
Elimizde O'Neal ve Jackson, karşıda da Pierce ve Walker var. Jackson'ın savunma rolü, hücumdakinin önüne geçmeli. Zaten Pierce'ın onu oldukça yoracağını hepimiz tahmin edebiliyoruz. O halde topu, onu doğru kullanma yüzdesi yüksek olanların eline vermeliyiz. O'Neal acı içinde oynuyor, Walker'ın kötü savunmasının karşısında gayreti yerinde olur ve potaya yakın oynamaya çalışırsa, Walker gibi seçimleri genelde yanlış olan, top kullanma delisi bir oyuncudan iki taraflı istifade edebiliriz. "Walker'ı zorla, Celtics'i yen" ana prensip olabilir.

PİVOTLAR: PACERS
İki takım arasında en önemli fark bence burada. Jefferson dışında ribaundçu uzunu olmayan Celtics'e karşı Foster ve Dale Davis, hatta Pollard'la üstünlük kurmamız kolay olacak. Elbette Boston atletik bir takım olarak müthiş ribaunt farklarının oluşmasını engelleyebilir ama hücum ribaundlarının önünü kesmemiz bile yeterince tatmin edici olacaktır. Celtics karşısında O'Neal'ın da pivota kayma ihtimali olabilir, Croshere'a dakika verirsek. O zamansa ribaunt etkinliği düşse bile hücum olarak daha iyi hale gelebiliriz. Boston ise LaFrentz-Blount ikilisiyle çıkacak karşımıza ama ikisi de belli noktalarda çok yetersiz.

BENCH: EŞİT
Buna itiraz edenler olacaktır. Ricky süper bir sezon geçirmiş ve bu rolü iyice kabullenmiş olabilir . Ama role player açısından Pacers kadrosu da boş değil. Jones-Croshere-Foster üçlüsü, enerji, skor ve ribaunt desteğini belirli seviyelerde verecektir. Boston cephesinde Ricky her maçın kaderini etkileyebilecek bir oyuncu, Jefferson da katkı yapıyor, daha fazlası yok. Diğer oyuncuları kötü değil, sadece katkıları sınırlı oyuncular.

SON SÖZ: Pacers'a tek taraflı olarak, kalite açısından bakmak yanılgısına düşmeyin. Koç ve kimya olgularını ortaya bu kadar açık şekilde koyabilen bir takımı nadiren gördük. Sezon başında olsak, "evet, Celtics bu kadroyla bizi eler" derdim. Ama gelişmeler sonucunda görüyoruz ki iki takım arasında uçurumlar yok. İkisinin de üstün olduğu taraflar farklı. Umarız playoff kuralı kendini gösterir ve savunma kazanır.

Görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


22 MART 2005, SALI
Eriyoruz

"We're no longer an elite team, we're a mediocre team struggling to stay in the playoff race. Until we realize what it takes, we're not living in a world of reality."

Koçumuz Rick Carlisle'ın bir kaç hafta önce yaptığı, son derece gerçekleri yansıtan bir açıklama. Hakikaten bu yıl Pacers koçu, oyuncusu, seyircisi olmak zor bir iş. Zirve beklerken playofflar dahi büyük tehlikede. Bakalım son haftalarda neler olmuş.

Kazan kazanabildiğini

Şu son haftalarda istikrarlı bir görüntü sergileyemiyoruz. Beklenmedik mağlubiyetlere arada da beklenmedik galibiyetler eşlik ediyor. Şu an planladığımız hangi yolda olduğumuzu bilmiyoruz. Öyle ki, deli gibi galibiyetler kovalıyoruz, playoff yarışından düşmeyelim diye. Yani ne yaptığımız pek ortada değil maalesef. Bu da istikrarsızlığımızdan kaynaklanıyor. Herkes "Jackson döndüğünde kısa bir zaman içerisinde tekrar tırmanışa geçerler" demisti. Biz de öyle sanmıştık. Ama döndüğünden beri o kadar istikrarsız oynadı ki, şu an bench'de oturuyor kendisi.

Bitmiyor!

Bir takımda ancak bu kadar şanssızlık olur! Artest'i, Jackson'u ve O'Neal'ı uzun süre için kaybettikten sonra, şimdi Tinsley ve Bender'in uzun süredir sakatlıkları var. Ve bu günlerde şu başlığı görüyoruz: "Pacers don't expect O'Neal back soon!"

Fazla söze gerek var mı? "Omuzundan sakatlandıktan sonra sezonu kapadı" diye söylentiler sonunda gerçek oldu. Daha doğrusu şöyle düzelteyim: Normal sezon sonuna dek oynamayacağı kesin ve omzunun cerrahi operasyona ihtiyacı var fakat takımın playofflara kalma şansı sebebiyle O'Neal, post season'da oynayabilme ihtimalini açık bırakmak için şimdilik ameliyat olmayı reddediyor.

Duruma dönüp şöyle bir kısa göz atalım: Artest, O'Neal, Bender, Tinsley şu an yoklar. Bu dörtlüden ilk üçü sezonu kapattı, bir sürpriz olmazsa. Tinsley'nin ise yakında takıma katılması söz konusu. Ancak uzun sakatlığından sonra ligde şu an yükselmiş olan tempoya ne kadar dayanır ve ne kadar etkili olabilir, bilmiyorum. Jackson'un da bench'de oturduğunu düşünürsek, bu yıl klasik (!) beşimize dönmüş olduk. Johnson, Miller, James Jones, Foster ve yeni takviye Davis. Aslında klasik beş yok. Bu yıl Carlisle her varyasyonu denedi. Ama bu beş son dönemde sıkça kullanılan bir beş. Davis takviyesi şu ana kadar sadece ribaundlarda faydalı oldu. Ama şunu da görmek lazım ki; Foster ile beraber ribaundlarda müthiş üstünlük kurabiliyoruz. O'Neal-Artest olmadığından dolayı bu aralar Reggie yine skora katkısını artırmış durumda. Her zaman eleştirdiğim Anthony Johnson dahi gözüme girmeyi başardı bu günlerde. Dallas'ı 100% şut isabeti ile sanki tek başına yendiği karşılaşmayı, geçmiş günlerdeki triple-double'a yakın iki performansını unutmak elde değil. Ah keşke backup rolünü de böyle yapabilse.

Şu an Allah'tan takım olarak savunmamız toparlanmış durumda. All-Star sonrası inanılmaz bir düşüş yaşadık bu konuda. Bu arada bench'imize değinmeden geçemeyeceğim: Her maçta sonsuz mücadele ve arzu var ve bu da -bulunduğumuz durumu göz önüne alırsak- şu an için en önemlisi. Burada ayırım yapmak doğru olmaz çünkü her zaman bench olarak istikrarlı katkı var. Bir gün biri, diğer gün ise başkası ortaya çıkıp yardım veriyor.

Aslında taktiksel olarak söylenecek pek fazla şey yok. Zaten ben savunmada çeşitli varyasyonlar da görmedim açıkcası. Bu yıl çok sık kullandığımız alan savunmasından vazgeçildi bu aralar. Ama benim takıldığım ve hala çözemediğim konu ise son günlerdeki kötü dördüncü periyot performanslarımız. Enerjimiz mi kalmıyor, ne oluyor, anlamış değilim. Ama tabii şu bir gerçek; bu anlarda eline bakacağımız oyuncu sayısı yok denilecek kadar az. Jackson şu haliyle bunu pek başarabilecek güce sahip değil gibi gözüküyor. Yani kaldı Reggie... Şaşırmayın "Reggie bırakıyor, hala onun üzerine bir şey yazmadı" diye. Reggie'ye ayrı bir sayfa ayıracağız zamanı geldiğinde.

Doğu'da son durum

Şu an Doğu'da Miami ile Detroit iyice ağırlıklarını koymuş durumdalar. Ama geri kalan takımlar hiç de unmadıkları şekilde mağlubiyet alabiliyorlar. Mesela Webber'lı Sixers'in durumu bence son derece endişe verici. Cleveland ve Washington bir adım önde olabilirler ama iki takım da geçmiş haftalardaki performanslarından uzaklar. Özellikle Cleveland, sırtını tamamen James'e dayamış durumda kötü sonuçlar almayı sürdürerek, en sonunda koç Silas'ı da yaktı. Tabii şu an itibariyle playoff potasında olmayan takımlardan Orlando ve New Jersey'nin de daha bir hayli şansları var. Mesela Orlando'nun geriye kalan maç programı hiç de fena değil.

Ya biz?

Bizim durumumuz açık söylemek gerekirse berbat. Fikstüre bakın ve hemen her şeyi anlarsınız. Batı'nın güçlü takımlarının yanı sıra Doğu'da direkt playoff için çekiştiğimiz rakipler ile deplasman maçlarımız var (mesela Orlando ve Chicago deplasmanları). Bir de bütün cezalıları, sakatları ve sakatlıktan yeni kurtulanları düşünürsek, insan gayet normal olarak korkuyor. Burada fazla hesap yapmaya gerek yok. Takımın durumu ve fikstür ortada. Açık açık diyelim: Playofflar çok zor, olsa dahi sonrası hayal! Şayet Carlisle böyle motivasyonsuz ve "bitse de kurtulsak" havasındaki bir camiayı playofflara taşırsa, bu sihirbazlık olur. Zaten gördüğüm kadarıyla bazı forumlarda draft dedikoduları çoktan başladı bile.

Bazı yapılması gerekenlere dair düşünceler

Sonuç ne olursa olsun şimdiden bazı konularda Pacers yöneticilerinin çok titiz davranmaları lazım. Bu konulardan birisi Jonathan Bender. Neredeyse iki yıl faydalanamadığımız Bender'den ben artık umudumu kestim. Mutlaka yazın bir şeyler yapılması gerekiyor bu konuda. Bazı şeyler daha var ama onlara da artık tüm bu korku filmi sona erdikten sonra değiniriz.

Herkese basketbol dolu günler.

Sadik.Iliman@gmx.net


25 OCAK 2005, SALI
Tinsley...

Yıl 2001. Sezon beklentilerin üstünde kapatılmış. Final gören takımdan geriye kalan parçalar Miller, Rose, Harrington ve Croshere takımın iskeleti konumundalar ama artık bu çekirdeğin takımı finale ya da yakınlarına götürmesinin çok da ihtimal olmadığını görmek kolay.

Ama bir oyuncunun yıldızı parlıyor o sene, şu sıralar 26 sayı ortalamayla oynayan Jermaine O'Neal. Çok değil beş sene önce Portland benchinden nadiren çıkabilen bu adamın katılımı sayesinde o sene kayıp olarak değil, kazanç olarak görülüyor. Tabii takımın gelişmesinin onun gelişmesine bağlı olduğu da su götürmez, çünkü elde ne rayicini yükseltmiş bir takas malzemesi, ne de kayda değer draft pickler var.

Aslında gelecek vadeden gençler eksik değil, hatta ligin en genç kadrolarından biri var elimizde ama Miller-Rose misyonlarını tamamlamış, Croshere da cap rahatlığını bozmuş durumda. Haliyle heyecanla bir hareket bekledik draft sırasında. Şimdi 76ers formasıyla gördüğümüz Salmons, adı en çok geçen oyuncuydu, gecenin sonunda ise Tinsley yeni Pacer olmuştu.

Isiah Thomas'ı pek çok konuda eleştirmek kolaydır, yetenek avcılığı konusunda ise bunlara katılamam. Önce T-Mac, ardından Tinsley ve belki Fred Jones, bu konudaki başarısının ispatı. Tinsley'in seçildiği sıra 27 idi, haliyle beklentiler de, "bench'ten nadiren çıkan bir çaylak olacağı" yönündeydi. Gözden kaçan nokta, Tinsley'in kalitesinden ziyade, "geçmişindeki soru işaretlerinin NBA'e başlangıç noktasını belirlemiş olduğu"ydu. Peki gelecek neler getirdi?

Tinsley, dediğim dedik Thomas'ın nadiren verdiği doğru kararlardan biriyle ilk beşe yerleşti. Isınma turlarının ardından, dört yıllık NCAA deneyiminin de yardımıyla gaza bastı ve ROY adayı olmasını sağlayacak düzeyde oyunlar çıkardı.

Genel geçer savunulan iki kural vardır bu tür durumlarda... İlki, lige yeni gelen oyuncuların küçümsendiği, rahat bırakıldığı ve ilk aylarındaki başarıların bununla yakın ilişkili olduğudur. İkincisi ise çaylak duvarı - ki bu duvar, adam gibi adamları pek de etkilemez aslında. Tinsley bence ikincisine yakalanmıştır ama bu duvar onu diğerlerinden daha ağır etkilemiş, adeta ezmiştir. O ilk ay Tinsley'in kariyer ayı olmuş, geçtiğimiz aylar yıllar boyunca o boyutta bir güven ve istikrarla oynayamamıştır. Genel sorunlar olarak kötü şut, kötü seçimler, kötü savunma gösterilse de, asıl sorun Tinsley'in sürekli yaşadığı sakatlıklardır. Bunun da ilacı, kendisine biraz iyi bakmaktan geçmektedir ama nedense her sene aynı terane okunur, her sene gittikçe düşen performans, playoff döneminde point guard'sız kalan Indiana.

Tinsley'in profesyonellik konusunda ne denli büyük adımlar attığını buradan sorgulamak kolay değil. Bu konudaki değerlendirmelerimizi playoff dönemine bırakabiliriz. Konuşmaya değecek gelişmeler kaydettiğini belirtmek için bu kadar lafı sıraladık. O ilk ayı hatırlayanlar arasında ondan bir All-Star, yeni bir Kidd olmasını umanlar hiç de az değildi. Yaşadığı düşüş geçen sene uç noktaya varmıştı, toparlanmayı bildi ve zayıf noktaları daha az göze batmaya başladı. Artık takımda ondan daha saçma top kullanan Artest'in bunda rolü vardır mutlaka. Bu takımda üç, hatta dördüncü halka rolünde faydalı oynuyordu belki ama ya biz? Ondaki cevheri sadece bir ay görebilmiş olan ve yaratıcılığını tekrar sergileyeceği günleri umutsuzca bekleyen biz tatmin olmuş muyduk?

Malum kavganın ardından gelen cezaları ayrıca tartışmak hoş olabilirdi. Konudan kopmadan kavganın sonucundaki cezalara gelelim.

Evet büyük bir haksızlık söz konusudur, evet Indiana'nın sezonu belki de bitirilmiştir, evet Stern çuvallamıştır. Rakipler ve medya dışında bu kavgadan kazançlı çıkan bir taraf daha vardır, Indiana!

Alınan sonuçlar tabii ki can sıkıcı olmuştur, aynı derecede tat verense, geride kalanların ortaya koyduğu mücadele ve kaydettikleri gelişmelerdir. Her oyuncu zaman zaman parlamıştır mutlaka, Tinsley'in takımın liderliğini alıp ilk skor opsiyonu haline gelmesi de onu bu dönemin yıldızı yapmıştır. Tinsley zaaflarını gidermiş, belki eskisi kadar saf bir oyun kurucu kimliğinde olmasa da, skor opsiyonları azalmış takımın lideri olmuştur.

Bu beklenmedik bir durum değil aslında. Şu anda Dickau'nun yaptıklarına bakarsanız, benzer durumdaki takımların hepsinde bu tür çıkışları yakalayan oyuncular olduğunu görebileceğimizi anlarsınız. Tinsley'in de, O'Neal'in dönüşüyle eski faydalı ama sıradan oyununa döneceğini tahmin ettik. Yanıldık. O'Neal müthiş bir sezon geçireceğini gösterirken, sayı atacak üçüncü bir oyuncunun bulunamadığı takımda ikinci opsiyon olmayı kabul edip son maçlarda 20 sayı üstünde atmaya devam etti. Asist ortalamaları azalmış olsa da, bu takımın oyun temposuyla direkt alakalı ve yarı saha hücumunda şutları sokmak, skor bulmak gibi işleri yürüttüğü sürece daha faydalı olacak. Umarız NBA kariyerinin ilk ayının ardından yaşattığı hayal kırıklıkları bundan böyle geçici olur ve lig, 27 yaşında, oyun kurabilen bir oyun kurucu izlemeye devam eder.

Takımla ilgili söylenebilecek şey istikrarsızlık. Ağza çok dolanan bir laf olduğu doğrudur da, Indiana için bu sözün anlamı istatistiklerden de doğrulanabilir. Genellikle güçlü-zayıf ayrımı yapmayan ama back-to-back fikstürde ikinci maçlarda zorlanan bir takımdan söz ediyoruz.

Bu durum çok da can acıtıcı değil aslında. Sonuçta her takımı yenebilecek gücünün olduğunu görmek, playofflarda ümitli olmak için bir neden.

Bunun yanında istikrarsızlığın kuşkusuz en önemli aktörleri, Jackson-Artest ikilisi. Jackson 3 numara pozisyonunu devraldığı gün hem O'Neal, hem Tinsley rahatlayacak ve şu anda ortalamanın üstünde atılması şaşkınlık veren dış şutlarda da gelişme sağlanabilecektir. James Jones iyi başladığı starter kariyerine veda etmek zorunda, kendisi de farklı düşünmüyordur.

Foster-Pollard rotasyonundan memnunuz, O'Neal kariyer sezonunu geçiriyor, Miller müthiş etkili olmasa da hala keskin şutör, Tinsley de MIP için en önemli adaylardan (aynı oyun süresine rağmen attığı sayılar geçen seneye göre +6 ve bu konuda lig birincisi; bu alandaki en büyük rakibi ise oynama süresi 4 dakika ve sayıları 8 artan Wade).

Fred rolünü kabullenmiş işini yapıyor, ki bu sezonun en kilit rollerinden birini o üstlenecek. Bender'ın oyunu olmasa da kendisi döndü, Johnson ise aldığı kontrat sonrası saçmalamaya devam ediyor, Harrison mümkünse faul yapmamayı öğrenmeli, Croshere sakat değilken faydalı oluyor.

Eh, yılın bu zamanında bu badireleri atlatmış bir takımdan daha fazlası beklenemezdi.

ertasmurat79@hotmail.com


(12 OCAK 2005, ÇARŞAMBA)

Zor günler

Ne kadar sıkıcı günler! Alışamadık tabii pek bu tip oyun ve duruma. Brawl falan filan derken Pistons maçı sonrası derecemiz şu an 10-14. Fena değil aslında. "5-20 yaparlar" demişlerdi. Aslında biraz komik görünebilir ama 11-13 veya 12-12 dahi olabilirdi. Tabii oyuncular Pistons maçı sonrası hırslarını iyi yansıttılar sahaya ve gayet normal olarak galibiyetler aldılar. Ama o adrenalin ve hırs giderek azalınca iniş başladı. Yedi maç üst üste kaybettik. Merak ediyorum, Carlisle'in kariyerinde böyle yedi maçlık mağlubiyet serisi var mıydı acaba?

Neyse, biz biraz takıma dönelim. İlk maçları altı-yedi adamla tamamladıktan sonra bir-iki transfer yapıldı. Haislip-Fowlkes ikilisi süre görmediler değil. Ama tabii Tinsley, Fred Jones, Pollard gibi oyuncular gerçekten çok güzel bir mücadele örneği verdiler. James Jones ise season preview'da yazdığım gibi çok faydalı bir oyuncu. Zaten double-double serisi bunu gösterdi. Ama camiamızı belki de en çok sevindiren olay, çaylak pivot David Harrison'ın müthiş oyunu ve mücadelesi. Şu sıralar dahi devam eden yükselişi ve %58 şut isabet oranı ile göz dolduruyor. Zaten tüm bu gerginliklerin bizim açımızdan en pozitif yanı, bu tip oyuncularımızın tecrübe kazanmalarıdır. Daha da önemlisi, bu ligin ne kadar sert olduğunu, bir-iki hatanın dahi affedilmediğini öğrendiler. Açıkçası oyuncuların bireysel performansları çok sevindirici.

Ama Tinsley ve Reggie'ye ayrı bir parantez açmak istiyorum. Tinsley kuşkusuz yıldızların yokluğunda takımın lideri olmayı başardı. Yaptığı asistler, attığı sayılar gerçekten çok kritik idi. Biraz şut yüzdesinde garip bir tutarsızlık var ama faydalı olduğu kesin. Reggie de geldiği günden beri müthiş yüzdeler ile oynadı. Hele Detroit maçındaki performansı tek kelime ile mükemmeldi. Yalnız tabii şimdi O'Neal'ın dönüşü ile skor dağılımı biraz değişti. O'Neal'dan söz açılmışken onunla devam edelim bari. Son günlerde oynadığı basketbol ve saha dışında gösterdiği örnek ve klas davranışlarıyla dikkat çekti. Milwaukee'ye 55 sığdırdıktan sonra skor katkısı hala sürüyor. Ama her zaman olduğu gibi yüzdesinde istikrarsızlık söz konusu.

Double-double makinemiz!

Gelelim bizim gizli kahramana. Gösterdiği olağanüstü mücadele ve ardarda bastığı double-double'lar ile dikkat çeken Foster, pota altında ezilmememizin en büyük nedenidir. 11 sayı ve 11.6 ribaunt ortalamaları ile son derece iyi istatistikler yakalayan Foster bu performansını sürdürdüğü takdirde rakipler hiç de ummadıkları şekilde sürprizler yaşayabilirler. Tabii Harrison'ın göstermiş olduğu performansdan dolayı da biraz yükünün azaldığını belirtmemiz lazım. Demek ki hiç korkmadan oyuna sürülen bir backup pivot ne kadar önemli bir rol oynayabilirmiş, bu örnekten izlenebilir. Hem Foster'ın, hem de Harrison'ın bu oyunlarını sürdürmesini isteriz tabii.

Hepsi mi iyi?

O kadar oyuncu saydık ve oyunlarını övdük. Hepsi mi iyi oynadı? Cevap pek tabii ki "hayır". Aylardır Anthony Johnson'ı eleştirme konusunda ısrarlılığımın meyvelerini toplamaktayım(!). O kadar maç izledikten ve forumlarda gezdikten sonra artık şu bir gerçektir: Bu adamdan herkes şikayetçi! Şutlar girmiyor, savunma desen yok, adam geçme desen imkansız, peki ne var? Şu an bu soruya tek bir cevap var o da Tinsley'in nefes alması için oyunda olduğudur. Zaten yıllardır 1 numarada sıkıntı çeken bir takımın böyle bir backup ile oynaması ve bu oyuncuya verilen hiç de az olmayan bir kontrat çok düşündürücü. Bilmem yanılıyor muyum? Şimdi bir de "Carlisle arkadaşı" Michael Curry alınmış takıma. Çok açık ve net soruyorum: Bu adam ne için alındı acaba? "Savunma için" deseniz inanmam çünkü performansı ortada. Bir-iki maça bakarsanız ne demek istediğim hemen belli olur. Savunma uzmanı diye getirilen adam, rakip takımının hücumdaki bir numaralı opsiyonu oluyor! Bire bir kalınca Curry'den faydalananlar çok bu aralar...

Takımın şu anki hali

Tek kelime ile berbat. Üst üste üç maç kaybettikten sonra Memphis'i deplasmanda yendik. Daha önce yenildiğimiz takımlar her ne kadar Spurs, Mavs ve Suns olsa da, oynanılan basketbol hiç de umut verici değil. Gelen en az 100 basıyor. Ne 100'ü, 110 dan başlayalım, Spurs'e 111, Mavs'e 121, Suns'a 124... Durum vahim. Her zaman övdüğümüz Pacers savunması yıkılmış durumda. Kolay değil tabii, sen git DPOY'ın sezonunu bitir. Ocak ayının maç programı da bize karşı. Gelecek üç maç; evde Phoenix (Allah kolaylık versin), yine evde Orlando (ne yaptığı belli olmayan takım) ve dışarıda Houston ile ("T-Mac dropped 45" diye kulaklarım inliyor gibi). Yani anlayacağınız, bu savunmayla bu tip maçlar hayal. Bu arada S-Jax'in dönüşü yaklaştı, farkındayız. Ama geldiği andan itibaren biraz süre tanınması lazım tabii. 30 maç oynamamak ne demek. Bir, en fazla iki haftasını alır diye düşünüyorum. O zamana kadar ne yaparız, ne ederiz bilinmez ama şu bir gerçek ki, son yazımda dediğim gibi, playoff'lar sanıldığı gibi hiç de kolay değildir.

Gelecek haftaların tahmini

Şimdi yine öne bakmamız lazım. 0.500'ün aşağısına düşebiliriz. Ama önemli olan disiplini korumak ve maç maç düşünmektir. Doğu'da şu an biraz dengesizlik söz konusu. Cleveland'ın liderliği, Washington'ın hiç kimsenin unmadığı şekilde galibiyetleri, Detroit, Orlando ve New York gibi ne yapacakları belli olmayan takımlar var. Miami'nin Doğu'yu şu ana dek domine ettiği ortadadır. Geçen ESPN'de George Karl, Pacers üzerine "Ocak ayının bitiminde en az 20 galibiyete ulaşmalılar" demiş. Bu, Ocak'ta üç maç daha almak gerektiği anlamına geliyor. Yani "3/10" diyor. Rakiplere bakıldığında gerçekten kritik bir dönem. Şöyle diyelim: 4/10'u geçen her şey, ekstra galibiyet olabilir.

Herkese basketbol dolu günler.

Sadik.Iliman@gmx.net


(24 KASIM 2004, ÇARŞAMBA)

Conseco'ya gelebilmek

Hayır! Pistons'un Conseco Fieldhouse'a gelmesinden bahsetmiyorum. Bahsettiğim başlığın anlamı, yazının devamında netleşir.

Sözde commisioner olan Stern basmış cezaları. Artest oynarsa gelecek yıl Ekim ayında oynayabilirmiş. Jackson 30 maç, O'Neal 25 maç yok. Pacers'ın sezonu tükenmiş durumda. Gelecek maçları altı veya yedi kişi ile oynayan takımımızda bu oyucnuların fiziksel durumları bu periyoddan sonra ne halde olur, bilmem. Ama şunu biliyorum: Zaman zaman 48 dakika oyunda kalacak oyuncular bu duruma üç-dört maç dayanırlar, beşincide "bizden bu kadar" derler.

Sakatlıkları bulunan Miller, Bender, Johnson, Foster gibi oyuncuların ne zaman döneceğini kimse bilmiyor. Ben de zannetmezdim yaz ligi kadromuzun bir gün bu kadar süre alacağını. Ne yapalım. Hepsinin pırıl pırıl cocuklar olduğunu son yazımda belirtmiştim. Şansları bol, kuvvetleri bitmez olsun.

"Olay"a gelince...

Aslında söylenecek fazla bir şey yok. Herkes gördü. Artest'in faulü var son saniyelerde. Kasti diye bir şey yok. Daha önce Hamilton'ın Eddie Gill'i havalardan indirdiği pozisyonda kasti faul vermeyen hakemler, ne yüzle buna "kasti" diyeceklerdi? Başladı olaylar. Wallace'ın kuşkusuz her şeyi başlatan yumruğu, sonunda da tribünlere yayılan olay. Olaydan önce kaçınan Artest masaya yatmış. Sonra Wallace hala üzerine yürüyor, kafasındaki bantı çıkarıp Artest'e fırlatıyor. Carlisle'ın acelece Wallace'in yanına koşup kendisini durdurması, kenardaki olayları da biraz olsun durdurdu. Sonra seyirciler falan filan ama daha fazla detaylara girmeyelim. Ozan zaten detaylı yazı yollamış. Seyirciler mi? Her şey vardı. Biradan sandalyeye kadar her şey! Kendilerini sözde fanatik sayan seyirciler, NBA'i ve takımlarını kararttılar. Şampiyonun seyircileri oldular, adam olamadılar. Tabii burada herkesi dahil edemeyeceğiz. Ama bu tip olaylar yaşandığında insan otomatik olarak öbürlerini unutuyor. Eline geleni atan seyirciler takımımızda kimseyi ayırt etmediler. Carlisle dahi zor kurtuldu. Zaten yaptığı açıklamadaki "I was fighting for my life out there" cümlesi her şeyi anlatıyor.

Cezalar

Yaşa adalet! Artık seyirci açısından nasıl davranacağımızı göstermiş adalet. Oyuncuları provoke et, dayak ye ve sonunda dayak yediğin oyuncular sezonu kapatsınlar. Çok kritik bir formül bence.

"Rest of season" demiş Stern. "Yazıklar olsun" demekten başka laf bulamıyorum.

Wallace kavgasından kaçan Artest seyirciler tarafından provoke edilince tribüne gidip seyircileri yumrukluyor. Jackson yardıma geliyor. Hadi Jackson'a 30 maç basıyorsun da, O'Neal'ın attığı bir yumruktan hariç suçu ne? Tribünlere mi çıktı? Hayır, sahaya inen ve ne yaptığını bilmeyen seyirciye yumruk vurdu. Ve 25 maç. Fazla söze gerek yok. Ne yapalım, olan oldu.

Detroit'in cezaları mı? Allah aşkına insanın tepesini daha da attırmayın. Wallace 6 maç... Olayları başlatan adama 6 maç! Seyirciye, salona falan filan bir şey yok. Adalet ya!

Seyircilerin spordaki rolü

"Profesyonel oyuncu böyle davranamaz."

Profesyonel oyuncu insan mı, robot mu? Cevaplayın bari bu soruyu. Peki oyuncuların profesyonel davranması lazım da, seyirciler oraya "anti profesyonelliği" göstermek için mi geliyor? Bunu da cevaplayın bari. Seyirci de insan, oyuncu da! Artık seyirciler "untouchable" değiller. Her insanın adam gibi davranması gerek.

Burada tabii hem Artest suçlu, hem de seyirciler. Ama Artest ve Jackson'ın neden bazı Indianalı taraftarların gözünde artı puan aldığını anlıyorum. Bu paragrafı Houston coach'u Jeff Van Gundy'nin sözleri ile tamamlıyorum:
"People are putting all the burden on Artest, and I don't think that's fair. He's an easy target because of all the things he's been through. But some fans have gotten to a point where they think they can do or say anything. I think civility needs to try to make a comeback."

Takım ne yapar?

Şampiyonluk yarışından bahsetmek hayalperestlik olur. Ki ben bu sene mutlaka büyük bir favori olduğumuzu düşünüyordum. Ya playofflar? O da zor. Jackson-O'Neal ikilisinin cezaları takımı herkesin umdugundan daha da etkileyebilir. 25 maç dayanmamız lazım. Bu maçların programına baktığımızda pek zorlu bir fikstür olarak görünmeyebilir ama her zaman tehlikeli olabilen takımlar var. Haydi ilk maçı aldık ama gerisinin böyle gelmeyeceğini biliyoruz. Zaten altı ve/veya yedi kişi ile kaç galibiyet alınır bu 25 maçlık periyodda, orası açık. Her yerde 5-20'den bahsediliyor. Bekleyip göreceğiz.

Bol şanslar Carlisle

Mükemmel coach ama sihirbaz değil. Gelecek aylar kariyerinin en zor ve büyük bir ihtimal ile en acı ayları olacak, burası kesin gibi. Hele de bu oyuncu sayısı ile... Ben şahsen kendisinin Indiana'da oynanan bir maçta Larry Bird'e bakıp ellerini sallayarak "daha ne yapayım?" duruşunu önümde görüyorum. Ama yine de çok karamsar olmayalım. Böyle bir durumda böyle bir coach'a sahip olduğumuza dua edelim. Bol şanslar Carlisle!

Bu arada değinmeden geçemeyeceğim: Artest'in son saniyede lüzumusuz ve deli faul yaptığını söyleyen Larry Brown -merak ediyorum- bu açıklamaları yaptığında kendisinin iki ay önce Olimpiyatlar'da İspanya'ya karşı son saniyelerde yaptığı benzer olayı da göz önüne aldı mı acaba?

Son sözler

Artık öne bakmak lazım. Cezalar kesildi, moraller bozuldu. Ben takımımız için çok üzgünüm ve şu an cezalardan dolayı hayal kırıklığı yaşayıp bu cezaların son derece haksız olduğunu sonuna kadar söylemekte kararlıyım. Ayrıca yaşanan olaylar ve daha önemlisi basılan cezalardan dolayı şu an biraz NBA'den soğumuş olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Stern tarafından adeta yakıldık. Belki biz üzülürken başkaları sevinir. Stern ise yine maçları ziyaret etmeye devam eder, Indiana konusunda ise daha çok dinlemek zorunda kalır. Böyle cezalar kesmek için cesarete gerek yok. Conseco'yu ziyaret etmek... evet, Conseco'yu ziyaret etmek, buna çok cesaret gerekir kendisi açısından (ki seyirciler Pistons'ınkiler gibi delirmez... Önemli olan soru şudur burada: Hangi yüzle gelecek?)

Sonuna kadar Pacers...

Sadik.Iliman@gmx.net


Sadık ILIMAN
9 KASIM 2004, SALI

"Şans bitebilir"miş!

Normal sezonun başlangıcından hemen önce internette gördüğüm bir preview'la başlayayım: Adamlar güzel anlatmışlar takımın durumunu. Artılardan (O'Neal, Artest, S-Jax), eksilere kadar. Sonra sağ tarafta bir bölge ilgimi çekti. Scouting report denilen bölgede, Doğu'dan bir scout aynen şöyle demiş: "Their luck may run out this year."

Bak şu işe! Biz de alnımızın teri ile, büyük mücadeleler ile buralara geldiğimizi sanmıştık. Oysa şens faktörü son derece büyükmüş. Çok merak ediyorum, bu şans faktörü nerede o kadar büyük rol oynadı geçen sezonumuzda da, gelip bu yıl sönebilirmiş? Yoksa bu bizim scout "luck" yerine "pitch" (şanssızlık) mi demek istemiş? Burada da O'Neal ve Tinsley'in şanssız sakatlıklarından mı bahsetmek istemiş? Kalçasından ameliyat olan ilk beş uzunumuz Foster'ın Aralık ortasına kadar oynayamayacağını mı kastetmiş? Anlayamadık gitti maalesef. Hatta sezona O'Neal'sız başlayıp bir de ilk hafta Reggie Miller'ı iki aylığına kaybetmemize rağmen ilk üç maçımızı da kazanıp halen Merkez'in tepesinde olduğumuza baktıkça, hiç anlayamıyoruz bu adamın dediklerini.

Neyse biz scoutlardan bahsetmeyi keselim, bırakalım onların cevabını bizim yerimize takım versin sahada. Bakalım lige: Yine zorlu bir sezon bizi bekliyor. Transfer piyasamızdaki gelişmelere son yazımızda zaten ayrıntılı değinmiştik. Gelen-giden-kalan hesabını da diğer yazar Murat Ertaş geçen hafta yayına konan preview'da yapmış, bu nedenle bu bölümleri isim olarak geçiyorum.

Yeni gelenler

G/F Stephen Jackson, C David Harrison-r, G Eddie Gill, G Rashad Wright-r

Gidenler

Al Harrington, Kenny Anderson, Primoz Berezec ve Jamison Brewer

İlk beş ve rotasyon

Geçen seneki ilk beşimiz duruyor, tabii bunlardan Tinsley sezona tam iyileşemeden başladı, kezâ O'Neal ikinci maçtan itibaren off-the-bench oynamaya başladı, bu arada ilk hafta Miller elini kırıp iki ay kenara çekildi ve Foster hiç maç oynamadı. Kısaca, geçen seneden aynen duran ilk beşin maalesef üçü sezona başlayabildi, Tinsley, Artest ve Miller; bunlardan üçüncüsü de yerini, Harrington'ı gönderirken altıncı adam olarak düşünülüp alınan Jackson'a bıraktı. Sakatlığı yeni biten O'Neal iki maçtır yedekten giriyor şimdilik. Sezon başı lineup'ında front-court Croshere ve Pollard'dan oluşuyordu, sakatlanınca şimdi çaylak Harrison C çıkıyor. Şu sakatlık durumunda doğru dürüst tek bench elemanı Fred Jones kısacası. İdeal beş ve rotasyon tabii ki
Tinsley - Johnson* - Gill
Miller* - F. Jones - S-Jax
Artest - S-Jax - Bender
O'Neal - Croshere - Bender
Foster* - Pollard* - Harrison

şeklinde fakat bu yıldızlı arkadaşlar sakat oldukları için takım kalanlarla idare ediyor, bu esnada maç başına 40 dakikaya yakın oynayıp 16 sayı, 6 ribaunt ortalamalarıyla mücadele eden Croshere'a da teşekkürler, nihayet aldığı paranın hakkını vermeye karar verdi herhalde. (Bilemiyoruz tabii önümüzdeki sene için kontratında yer alan player option ile ilgisi var mı... Olmaması muhtemel zira bu sezon ne yaparsa yapsın, önümüzdeki sezon opt out ettiği takdirde hiç bir takımın ona Pacers'tan alacağı 9 milyondan başlayan sözleşme sunacağını sanmıyorum.) Uğruna Harrington'dan vazgeçtiğimiz Jackson ise henüz kendini fazla gösteremedi (14 sayı, 7 ribaunt), O'Neal'ın eski formuyla ilk beşe dönmesinden sonra hücumda takım rahatlayacağı için performansını artırmasını bekliyoruz.


Strengths: Jackson was an excellent addition who will play most of the minutes at shooting guard. He’s nearly as good of a shooter as Miller nowadays, and much more athletic. Artest has promised he’s more mature, and his offense has been almost as fantastic as his defense during the preseason. O’Neal is among the league’s top three power forwards, and practically automatic in the low post -- a rarity in today’s NBA.
Weaknesses: Other than Jackson, who could be starting by midseason, there are no proven or consistent players in reserve. Pollard was a major flop in his first year in Indiana, and Croshere and Bender have been disappointments for their entire careers. Foster is a liability on offense.
Outlook: The Pacers are a 61-win team with something to prove. They’re hungry, and if the key players stay healthy, they are as talented and cohesive a unit as anyone. Bottom line: With another full season to get adjusted to Carlisle’s system, and Jackson providing some much-needed scoring in the backcourt, there’s no reason Indiana can’t win the title.

Carlisle ve sistem

Coach hakkında görüşlerimiz değişmedi zaten. Hala bu ligin en iyi antrenörlerinden birine sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Carlisle hocanın şu ana dek yaptıkları ortada. Kış uykusuna girmiş takımı uyandırmış, sonra oradan yollandıktan sonra Pacers'a gelip takımı direkt Doğu finaline taşımış bir isim. Daha ne diyelim. Stili de değişmedi Carlisle hocamızın. "Nasıl basketbol oynayacaksınız" diye soranların cevabı bilmeleri lazım. Aslında cevap olarak "bakınız geçen sezona" da diyebiliriz. Yani savunma ağırlıklı, half-court, set hücum, bunlar Pacers'ın (Carlisle'ın) ana felsefesidir. Takımın kadrosu buna zaten yakın görünüyor. Bu sistemde geçen yıl zorlanan Tinsley ve Artest de gittikçe alışacaklardır. Önemli olan buna Jackson'ın en kısa sürede alışması ve bu sistem içinde maksimum verimle oynaması.

Avantaj/dezavantaj

Geçen sezon yeni hocalarıyla başarılı olan çekirdek kadronun aynen korunup Stephen Jackson gibi bir oyuncuyla takviye edilmesi artı bir durum tabii ki... Ama bunun avantaj olması için o oyuncuların oynuyor olmaları lazım, bunun için de iyileşmeleri... Avantajı hissetmek ve hissettirmek için Aralık'a kadar bekleyecek ve o zamana dek de biraz zorlanacağız gibi görünüyor. Yani herkes üzerine düşenden fazlasını yapacak, başka türlü zorlu Merkez'de zirvede durmak mümkün olmaz.

Zayıf yönler yok da değil. Artık "1 numara sorunumuz var" demekten sıkıldım ve buna artık değinmeyeceğim. Zaten şu ana kadar yazdıgım her yazıda bu konuya değindim. Her ne kadar savunma olarak ligin kuşkusuz en üst sıralarında yer alsak da, hücumda her zaman değil de oyunun kritik anlarında varlık gösteremiyoruz. Top Reggie'ye mi, Artest'e mi veya O'Neal'e mı verilmeli, hiç kimse bilmiyor. Daha da önemlisi: Top elinde olan oyuncu ne yapacağını bilmiyor o anlarda.

İlave eksiklik olarak mevcut vaziyette bench'imizin yetersiz olması var, yukarıda değinmiştik.

Kilit oyuncu kim?

Takımın başarısı için kilit oyuncu konusunda ben star falan tanımam. Ya takım halinde (yani herkes) gerektiği anlarda doğru işler yapar ya da kaderimiz yine bir oyuncunun elinde kalıp sonra onun neden kritik anlarda bir şeyler yapamadığına kızarız. Elbette bu takımda Artest, O'Neal, S-Jax önemli oyuncular ama başarı için kilit herkes. Bunu olimpiyatlara baktıktan sonra bir kez daha anladım.

Yeni katılanlar arasında tabii herkes S-Jax'e bakiyor şu an. Gayet de iyi performans sergiledi preseason maçlarında. Sezonun ilk üç maçında beklenenin biraz altında görünüyor ama adapte oldukça düzelecektir, yukarıda da değindiğim gibi.

En çok yenmek istediğimiz takım

Aslında pek ayırt etmemek lazım. Futbolda çoğu zaman küçükleri yenmek lazım şampiyon olmak için, basketbolda ise mutlaka büyük takımları. Son yazımda da dediğim gibi bu yıl ben bir kez daha Indiana-Detroit çekişmesi bekliyorum ve gayet keyifli bir mücadele olacağını düşünüyorum. Larry hocaya karşı alınan galibiyet ayrı bir duygudur (Dikkat: Bu bence Larry hocanın büyük bir koç olduğuna degil de, kişiliğine karşı yönetilmiş bir duygudur). Ama yine de (az da olsa) saygımız var yani. İspanya koçu Mario Pesquera değiliz ya.

Yenmemiz gereken takım hangisi?

Çok kısa ve net bir şekilde Detroit diyorum. Ben şahsen normal sezonu yine en üstlerde tamamlayacağımızı umuyorum.

GM hakkında

Menejerimizin politikasını zaten her zaman övdük. Donnie Walsh bu ligin en akıllı, en saygın isimlerindendir. Yaptığımız Jackson-Harrington takası zaten olumlu. Walsh'un belki de en büyük sorunu, bu takıma iyi bir PG getirememesidir. Yoksa takıma göz attığımızda son derece iyi bir kadroya sahip olduğumuzu görüyoruz.

Takımımız ne yapacak gelecekte?

İzin verirlerse basketbol oynayacaklar. Şaka bir yana, geçtiğimiz yıl Doğu finaline kaldıktan sonra hedef zaten belli: Final ve şampiyonluk. Burdaki en önemli engelimiz zaten dediğim gibi Detroit. Shaq'li Miami'den bir şey beklemiyorum. Pivot var ve bir tane de skorer point guard. Ya öbürleri? Yok mu? Çok iyi mücadele etmemeleri halinde (bakınız Wade'in olimpiyatlardaki performansına) bize ve Detroit'e -ki kadroları son derece derin olan diğer takımlara da- karşı varlık gösteremezler.

Olası bir finale kalma konusunda Batı dan tek korku zaten Spurs bu yıl.

Herkese sevgiler, saygılar ve basketbol dolu günler.

Sadik.Iliman@gmx.net


Murat ERTAŞ
27 EKİM 2004, ÇARŞAMBA

Tüm çalışma şampiyonluk için

Site hayata dönmüş, yazı yazılmayalı aylar olmuş. İşin ilginci, Pacers için güzel geçen sezon peşinde, üç yıl sonra ilk kez kadroda bir farklılaşma seyredeceğiz. Bütün değişimleri, sebep ve sonuçlarını, "NBA'i yeni takibe alanlar için farklı formatta yazı hazırlama" fikrini ortaya atanlar için de bir destek gibisinden sunmaya çalışalım.

Kimler gitti?

Takımdan ayrılan isimler arasında en kayda değeri Al Harrington. Liseden direkt seçilip dört senedir Pacers benchinden ciddi katkılar sağlamış, ligin önemli altıncı adamlarından biri olabilmiş bir yetenektir. Aslında oyun biçimi tam da bu göreve kesilmiştir, fazlası eksiği çok belirginleşmemiştir. Her sene şutundaki gelişme göze çarpsa da, genel oyun çizgisi, kalitesi bir takımın ateşlenmesine yardımcı olmak dışında, liderliğini yapabilecek ya da hücumda ilk opsiyon olmasını sağlayacak seviyede olmamıştır. Hele de Pacers gibi kısa forvet bolluğunda geçen üç sene onun da benchten terfi etmesini imkansız kılmıştır ki, tüm ego kurbanı NBA oyuncuları gibi o da "artık ilk beş" deyip takasını istemiştir. Tartışılması gereken nokta Harrington'ın gidişi değildir, takımın ona biçtiği değerdir; ya da, Pacers onun piyasa değerini karşılayabilmiş midir Stephen Jackson'ın gelişiyle?

Ayrılan diğer isim Kenny Anderson. 90'lı yıllarda oyun kurucuların şahlarından olan ama geçen sene artık tükendiğini gösteren Anderson'a hoşçakal demek zaten gerekliydi, kendisinin de kalma isteği yoktu.

Kadronun değişen diğer isimleri Brezec ve Brewer oldu. Brezec hazırlık maçlarında Bobcats'e, Pacers'ta gösteremediği özellikleri olan ribaunt ve skor açısından etkili göründü. Brewer ise eski koçu Thomas'ın himayesinde New York yolunu tuttu. Orada ne kadar oyun süresi bulur tahmin etmek zor ama pozisyonu için çok güçlü ve savunma yönü de elimizdeki tüm oyunculardan daha gelişmiş bir oyuncuydu. "Sanki resign ettiğimiz Anthony Johnson yerine onunla şansımızı deneseydik, farklı bir cevher bulmuş olurduk" gibi bir his var içimde. ki Johnson zaten elini kırdı ve sezon başında olmayacak.

Yeni gelenler

Gelenler listesi çok da uzun değil. Dişe dokunur katkı sağlayabilecek yegane oyuncu Stephen Jackson. Oyununun çok fanatiği olmasam da, Harrington karşılığında alınmasının iyi olduğu düşüncesi her geçen gün daha ağır basıyor. İkinci gard bölgesinde yaşlanmış Reggie ve deneyimsiz Jones ikilisinin yanında, yedek kalmaya ses çıkarmadan takımı ateşleyebilecek, hatta zaman zaman ilk skor opsiyonu olabilecek kadar da önemli bir silah. Ama Harrington'da eksikliği net görülen oyun okuma becerisi Jackson için de benzer bir sıkıntı. Top kayıpları, yanlış şut tercihleri... Zaten Jackson ve Harrington gibi iki iyi skorerin önünde başka ne tür engeller olabilir ki süperstar olmak için? Lafın kısası Jackson, Harrington'a göre daha çok yönlü, pozisyon itibariyle Pacers ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilecek bir oyuncu.

Draftten gelen 7-footer David Harrison için önemli bir şans var bu sene. Harrington'ın gidişini, Bender'ın pota altında yaşadığı sıkıntıları ve Croshere'ın yaklaşık beş senedir katkı yapmadığını hatırlarsak, bomboş görünen Pacers pota altı benchini doldurması beklenebilir.

Üçüncü oyun kurucu olarak takıma katılan Eddie Gill için çok yorum yapmaya gerek yok.

İlk beş ve rotasyon

Bu sene geçen seneden farklı olarak ilk beş net şekilde ortada. Tinsley geçen sene ortasından itibaren verdiği güvenle takımın yönetimini eline aldı. Her sene gelişen şut ve pas tercihleri sayesinde hem isabet oranı artmaya, hem de top kayıp oranı azalmaya devam ediyor. Hala savunma zaafı, hala sakatlık sorunları var ve bunlar üç senedir çözülemedi. Her sene başında fit şekilde takıma katılıp sezon ortasında yağlanan Tinsley, playoffların en kritik yerinde takımı ya yalnız bıraktı, ya da sakat sakat oynayarak tam katkı sağlayamadı. Eksikleri ne olursa olsun önemli bir oyuncu, bu takımda ondan başka yaratıcı oyuncu yok ve takım kolay basket bulamamanın sıkıntısını en önemli yerde, playoffta fazlasıyla yaşadı. Daha özgür ama daha istekli Tinsley'in, çaylak sezonunun ilk iki ayındaki performansını sergilemesi dileğiyle...

Diğer gard pozisyonunun hakkı Jackson'ın ama Miller da emekli olmadan Pacers benchine dönmeyecek gibi. Zaten bu yaştaki bir oyuncuyu benchten getirmenin faydası ancak "taze kalması" olabilir. Halbuki Miller oyunda ısınabilen bir oyuncu olduğunu çok kez gösterdi. Oyun süresi düştüğünde, şut performansı da düşüyor. Elbette bu sene sahada geçreceği süre yine 25 dakikayı zor bulacak ama dış şut silahları iki oyuncuyla sınırlı Pacers için daha agresif Miller önemli.

Takımın forvetleri Artest ve O'Neal, All-Star sıfatlarına geri dönmek için çalışacaklar. O'Neal artık kendini ispatlamış, performansı çok dalgalanmayan bir oyuncu haline geldi. Aynı şeyi Artest için söylemek çok zor. Takımın her hücumunda eline top değmesi gerektiğine inanan Artest'in ne oyun zekası, ne de yetenekleri bu egoya ait değil. Gayet önemli bir pota altı skoreri olmasına, güçlü fiziğine rağmen üç sayı çizgisi dışından tuğlalar fırlatmayı tercih ettiği zamanlar az değil. Oyunu hakkındaki soru işaretlerini kaldırması için ya topu paylaşmayı öğrenmeli, ya da onu doğru kullanmayı...

Takımın orta noktasında yine -şu an sakat olan ve kalçasından geçireceği ameliyattan sonra 1-1.5 ayda sahaya dönmesi beklenen- Jeff Foster, yani doğal bir pivot değil, bir uzun forvet olacak. Pis işlerin ligdeki en iyilerinden Foster, ofansta ise kayıp. Bu kadar atletik bir oyunucunun bunu hücum edeerken kullanamaması büyük sıkıntı. Aslında bu pozisyonda oynayan kişiden beklenen, çıkıp takımı götürmesi değil, ikili sıkıştırmalarda elinde kalan topları 15 foot civarlarından şutlaması. Biliyoruz, çok şey istiyoruz ama...

Bench uzunları oldukça vasıfsız. Pollard set hücumunda Foster'dan daha iyi perde koyuyor olsa, bugün oynuyor olurdu.

Muhtemelen sezon başında Foster olmadığı için coach Carlisle'ın Pollard'a fazla süre vermek yerine zaman zaman O'Neal'ı C'ye çekip PF'de dakikalarını artırabileceği Austin Croshere ise geçen sene gayretli olmasına rağmen hiç bir zaman olmadığı pota altı gücü olmayı başaramadı. Yine de preseason'da fena maçlar çıkartmıyor. Burada umut, çaylak Harrison olabilir, güçlü ve hırslı olduğu biliniyor ama sonuçta ilk sezonu.

Forvet konusunda sakatlık olmassa sıkıntı yaşanmaz. S. Jackson hem gard, hem forvet oynayabiliyor, Bender da kısa forvet özellikleriyle donatılmış bir mismatch abidesi. Şu an sakat olan yedek oyun kurucu Johnson yine sınırlı ama önemli katkılar yapacak gibi görünüyor. İyileştiğinde, özellikle takımın savunmaya ihtiyacı olduğu dakikalarda Tinsley'in önüne geçecek.

Genel bakış

Takımın başında, ikinci sezonunda Bird destekli Carlisle var. İlk sezonunda, Doğu finalinde, kovulduğu Detroit'e kaybeden Carlisle, bu sene daha oturmuş bir takımla bu noktaya varmakta ne kadar zorlanır, göreceğiz. Carlisle oyun sisteminden vazgeçmeyecek, bu aşikar. Yine kontrollü hücum; yine sert, pas yollarından ziyade rakibi birebir kilitlemeyi tercih eden yardımlı savunma. Geçen sene oturmayan şey ise takımın "kontrollü hücum" ve "hızlı hücum" kavramlarını aynı potada eritememesiydi. Kolay bir şey de değil. Doğu finalini hatırlarsanız, aynı tarz oynayan Detroit de hızlı hücumlarda acemi hatalar yapmıştı. Hücumda mükemmelik noktasına varmak belki de O'Neal ve Artest gibi pota altı silahlarının yanına koyulan Miller ve Jackson gibi şutörlerin ötesinde, her tür oyuncuyu oynatabilen bir oyun kurucudan geçiyor. Tinsley tam da bu yeteneklere sahip belki ama takımın genel mentalitesi run&run'ı bırakıp run bile olmuyor. Zaten Tinsley koşan hücuma hızlı gitmek isteyen bir takımı sürüklemekte zorlanmayacaktır. "Sadece savunmayla bir yerlere gelindi" demiyorum ama hücumda genişliği sağlamak, hem oyun duruşunu, hem de takım kimyasını olumlu etkileyecektir. Carlisle da durumun farkında olmalı -ki olması gerekir- Artest yazın "oynadığımız basketboldan sıkılıyorum" gibi şeyler söyledi, bu sezon farklı setler deneyeceğini ve topun hareketinin sağlanacağını söyledi. Bu kadar skorer arasında bu zor olacaktır ama skor üretemeyen skorer sıkıntısından kurtulmanın da bir çaresi bulunmalı.

Savunmada bir şeylerin değişmeye gelişmeye ihtiyacı yok. Harrington'ın iyi bir savunmacı olmasına rağmen hücumda olduğu gibi duygusal anında rakip için çok büyük sorun teşkil etmediğini düşünür ve Jackson'ın iyi savunmacılardan biri olduğu hatırlarsak, bireysel savunmada bir gelişme olabileceğini bile söyleyebiliriz. Tek sorun ince pota altı olmaya devam edecek. Buraya ya Harrison-Pollard'ın katkı yapması ya da bütün sezon Bender-Croshere ikilisinin hücumdaki mismatch'leri kullanması, savunmada ise O'Neal'ın yorulmaması için ikili sıkıştırmalarla rakip uzunları caydırmak gerekli.

Evet, Pacers'ın en önemli avantajı savunması olmaya devam edecek. Ama başarılı olmak isteniyorsa bunun yanına konması gereken en önemli element mental güç. Takımın bu konuda çok zayıf olduğunu söyleyemeyiz ama kırılma noktalarında doğru hareketleri yapamadıkları zamanlar oldu. Bu sene daha olgun olacakları kesin ama özellikle takımın gençliği ve Artest'in sinirli yapısı durumu bulanıklaştırıyor.

Başarıda kilit oyuncu sezon içinde belirginleşecek olsa da, O'Neal, Miller, sağlam bir Foster, oyunları tahmin edilebilen oyuncular. Geriye kalan seçenekler arasında Artest göze çarpsa da, ondan büyük bir atılım beklemek de yanlış olur. Tinsley ise halen lige kanıtlayabilecek -ve kanıtlaması gereken- çok şeyi olan bir oyuncu. Kontrat senesinde ve kendini oyuna verdiğinde yapaildiklerini de, onu yakından izleyenler hatırlarlar. Bence takımın en kilit oyuncusu doğal olarak oyun kurucusu olan Tinsley olacak. Sakatlıklardan kurtulabilse ve ortalama performans sergilese dahi, onsuz ilerleme şansımız çok düşük. Artest olmazsa Jackson var, "O'Neal yokken ne olur?" diye tartışmanın zaten anlamı olamaz. İşte takımı "başarılı"dan "şampiyon" sıfatına ulaştırmak da Tinsley'in görevi.

Takımın ligdeki görünümü, geçen sene başındaki "Doğu'da ilk beşe belki girerler" yorumlarından farklı. Shaq desteğine rağmen Detroit ve Indy, Doğu için öne çıkarılan isimler. Halbuki Shaq-Wade ikilisi bu iki takıma karşı üstünlük kurabilecek kadar sükseli. Lig ortasına gelmeden kim ne yapar, kestirmek güç belki ama bu sene de en ateşli maçlar Indy-Detroit arasında geçecek Doğu'da. Playofflarda da bu ikisini izlemek, son yılların en keyifli anlarını yaşatmıştı bizlere, en azından Pacers sevenlere.

Tüm çalışmalar şampiyonluk için. Ligin doğu tarafı wide open, batı tarafında ise bu sene Spurs, Mavs, Rockets kağıt üzerinde isim sahibi. Bu üç takıma karşı Doğu'nun pek şansı olmayacak gibi görünüyor ama isimlere göre konuşmanın boş olduğunu da henüz bir kaç ay önce gördük. Pacers'ın lig sonunda bulunacağı nokta yine Doğu zirvesi olacaktır, bundan çok az kuşkum var. Ama bunun anlamı asla playoff başarısı demek değil. Özellikle sezonu sallamayacak olan Shaq ve tayfasını playofflarda farklı bir basketbolla karşımızda görebiliriz. En karamsar tahmin "sakatlıklar olmazsa Doğu yarı finali", en iyimseri de, söylemeye gerek yok ama "şampiyonluk"tur.

Yeni sezonda görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


(22 AĞUSTOS 2004, PAZAR)

Bir, iki... Ses!
İki laf ile sahne yaptık burayı. Halbuki off-season'un bir kaç gününe nazaran ne kadar sessiz geçtiğini anlatmak istiyorduk. Draft günü gelmiş geçmiş ve David Harrison adlı oyuncuyu seçmişiz 29. sıradan. Güzel! Gerçi daha pek göremedik ama scout'ların anlattıklarına göre oldukça agresif, pota altını dağıtmayı seven, şut atabilen ama zaman zaman kontrolsüz oyunu ile dikkat çeken bir oyuncuymuş. Colorado'da yakaladığı istatistikler fena sayılmaz: 15 sayı, 8 ribaunt. Yukarıya doğru potansiyel varmış, ki elbette olacak çünkü daha 22 yaşında. Ayrıca pivot olması da iyi çünkü sezon sonu doldurmak istediğimiz pozisyonlardan bir tanesiydi. Şu anki hali ile önemli katkılar yapması zor gibi gözüküyor. Ama gerekli mücadeleyi gösterirse ve ligin temposuna alışmayı başarabilirse, neden başarılı olmasın? Artık potansiyeli bir yana bırakmak lazım çünkü potansiyelden çok ortadaki mücadele önem kazanıyor. Ayrıca her zaman iki veya üç sene bir oyuncuyu bekleyemeyiz.

Draft sonrası...

Harrison'a kontrat yaptıktan sonra gözler biraz olsun summer league' çevrildi. Ligi 1-5 gibi bir derece ile bitirdikten sonra, asistan koçluk yapan Dan Burke'ün değerlendirmelerine göre göze batan oyuncu, David Harrison'un yanında James Jones oldu. Takımda en skorer oyuncu olmasının yanı sıra müthiş dış şutuyla da dikkat çeken oyuncuymuş. Bakalım bu oyuncular takıma gelecekte neler verebilecek? Artık iyice derinleşen kadroda 12 kişi belirlemek pek de kolay olmayacak.

Ve "gerçek" off-season

Mikrofondan ses mi gelmiyor? Bir, iki... Ses! Yok, gerçekten gelmiyor. Evet, off-season'un ilk haftaları böyle geçti bizim açımızdan. Sezonun kapanış yazısında "oyun kurucu, şutör gard ve pivot pozisyonlarına mutlaka takviye lazım" dedik ama ortada bir şey yoktu. Ki dedikodularda dahi adımız geçmiyordu. Aha! Ses açıldı mı ne? Takımdaki forvet koleksiyonunu fark eden yönetim, burada ligin en iyi altıncı adamlardan biri olan Harrington ile ilgili baska takımların kapılarını çalmaya başladılar. Bir anda "Indiana-Atlanta takası" okuduk. Harrington-Jackson takası, dedikodu çıktığından sonra kısa bir süre içinde gerçeklesti. Güzel, hayırlı olsun. Yani hedeflediğimiz şutör gard pozisyonunu kapatmış olduk. Nasıl biri ile kapatmış olduğumuzu sonra değerlendiririz. Ayrıca pek tanınmayan bir isim olarak Eddie Gill'i de aldık.

Peja ve Dampier mi?

Sonunda bir takas gerçeklestirdikten sonra -şu an dahi süren- büyük bir bekleyiş içerisindeyiz. Neler olmadı ki? Kapabilecek en önemli oyuncu Dampier kaldı ortada. Arkadaşın ismi hemen hemen tüm takımlar ile geçti. Bir gün Isiah bastırdı, öbür gün Atlanta, Dallas ve Indiana. Indiana mı? Evet, doğru okudunuz. Her ne kadar Dampier ismi geçti ise de, dedikodular O'Neal'ın basında adeta "Dampier bize yardım et" demesinden sonra ateşlendi.

Yoksa biz mi kapacaktık Dampier'ı? Yine Isiah'nın son bastırmaları falan filan derken "bir halt edemez" dediğimiz Marc Cuban kapıyor Dampier'i ve böylece de Dallas'a ilk defa gerçek bir pivot kazandırmak üzere. Ne yapalım, canımız sağolsun.

Bir de Peja, Kings'ten takasını istediği anda heyecanlandık. Divac'ın Lakers'a gitmesi ve ardından Sırbistan-Karadağ milli takımı koçu Obradovic'in "hazırlıklara benim istediğim zamanda katılmazsan, hiç gelme" demesi ile bayağı stresli bir yaz geçiren Peja'yı hemen herkes Indiana ile birleştiriyordu. Neymiş, bizimkiler uzun zamandır Artest-Peja takası istiyorlarmış. Peja ise "Chicago'da oynamak istiyorum" demiş. Ama herkesin hesabında olmayan kişiler ise Maloof Kardeşler oldu, onlar "Peja'yı bırakmaya niyetimiz yok" dedikten sonra dedikodular azaldı. Ama bu konu ortadan kalktı mı, kalkmadı mı, henüz belli değil ancak olası bir Artest-Peja takası yararlı olurdu bence.

Şu anda Indiana ile ilgili bir söylenti yok ortada. Bakın şu işe! Koçumuz Carlisle'ın yanına Toronto koçu Kevin O'Neill'i getirdiğimizden hiç bahsetmedik. Aslında bakarsanız belli olan bir şeydi bu. O'Neill-Carlisle ilşkisi her zaman iyiydi ve geçen sezon dahi O'Neill'in Carlisle ile birlikte çalışmasına kesin gözü ile bakılıyordu. Carlisle-O'Neil-Brown üçlüsü ile yola çıkacağız demek.

Gelecek sezon ve rotasyonlar

Artık öne bakalım. Off-season daha bitmedi ama hedef belirlemek kolay olacak. Finali iki galibiyet ile kaçırdıktan sonra bu yıl hedef en az final olmalı. Shaq'in Miami'ye gelmesi ile bir "contender" daha çıkan (Heat) Doğu'da artık mücadele daha da sertleşecek. Ki Orlando gibi takımlar da son derece tehlikeli olabilirler. Şu anda Miami üzerine Amerikalıların dediği gibi müthiş bir "hype" var. Ne de olsa Shaq geldi ve Wade ile birlikte müthiş ikili oluşturmaya aday. Ama unutmayalım ki Odom ve Butler gibi çok önemli oyuncular gitti. Gerçi her şey olabilir ama ben Doğu zirvesinde bir kez daha Indiana-Detroit çekişmesi olacak diye düşünüyorum.

Kadromuza gelince: S-Jax müthiş bir çıkış yakaladı ve bence yönetim onu getirmek ile müthiş bir iş yaptı. Hem forvet pozisyonunu biraz olsun boşaltmış olduk, hem de Reggie'nin yerini fazlasıyla doldurduk. En büyük sıkıntılarımızdan biri olan dışarıdan istikrarlı bir şekilde skor üretimine inşallah ilaç gibi gelecektir S-Jax. İlk beş başlar mi bilmem çünkü Reggie bench'den gelebilir mi, o da belli değil. Ama Jackson'ın bu takımda belki de kilit oyuncu olacak rolü var.

Bir de benim her zaman beğendiğim Fred Jones var tabii. Ameliyat geçirdi bu yaz ve umarım yeni rotasyonda ve özellikle S-Jax'in gelişiyle süresi azalmaz. Tam tersi, Jones bizim için çok önemlidir.

Oyun kurucu

Off-season da yapmış olduğumuz en büyük hata, bu pozsiyona doğru takviye yapmamamız ve Anthony Johnson'ı tekrar renklerimize bağlamamızdı. Hayret, yönetim görmüyor mu Tinsley-Johnson ikilisi ile işimizin çok ama çok zor olacagını? Gidip Eddie Gill isminde bir yedek oyun kurucu aldık. NBA'de pek fazla göremediğimiz bir oyuncu ne kadar önemli olur bilemiyorum ama duyduğuma göre skora katkısı olabilirmiş. Artık oyun kurucu pozisyonunda dahi tehdit lazım ama biz karşı takıma tehdit değil de, kendi kendimize tehdit yaratıyoruz. Burada yapabileceğimiz tek şey, Tinsley'in Carlisle sistemine daha da alışmasını ve şutunun istkrarlı olmaya başlamasını, Johnson ve Gill'in zaman zaman biraz olsun efektif olmalarını beklemektir. Gerçi yıllardır bekliyoruz ama yine de umudu kesmeyelim hemen.

Durun! Yoksa Fred Jones'u oyun kurucu gibi oynatmak ile zarar mı ederiz? Denemekte yarar var diye düşünüyorum. Hem karşı takıma tehdit olur, hem de daha fazla süre alabilir.

Şöyle bir rotasyonumuza baktğımızda;
PG: Tinsley/Johnson/Anderson/Gill
SG: Reggie/S-Jax/Jones
SF: Artest/Croshere/J. Jones
PF: O'Neal/Bender
C: Foster/Harrison/Pollard
gibi bir tablo çıkıyor karşımıza. Tabii bir iki kişi çıkarılacak ama kim? Oyun kuruculardan en az biri gidecektir ve bunun Anderson olması lazım bence çünkü Gill'i denemkte yarar var. Ki zaten Tinsley-Johnson ikilisinin dışında başka oyun kurucu oynamıyor pek takımda.

Elbette yine sorular da var: Oyun kurucular nasıl bir görüntü çizecek? Artest takas edilebilir mi? Bender patlayacak mı? Harrison ne kadar etkili olacak?

Bu soruları yanıtlamak için zamana ihtiyacımız var.

Herkese basketbol dolu günler.

Sadik.Iliman@gmx.net


(9 HAZİRAN 2004, ÇARŞAMBA)

Canınız sağ olsun

Herkese merhaba. Pistons serisi bizim açımızdan hüsranla sonuçlandıktan sonra, serinin genel bir değerlendirmesini ve bazı önemli noktaları sizlere aktaracağım

Hücum olmayınca...

Kimse Sacramento-Dallas serisi gibi skorlu bir seri beklemiyordu. NBA'in en iyi savunma yapan iki takımı karşı karşıya geldi ve düelloyu daha iyi hücum eden aldı. Kendi açımızdan baktığımızda hem mental, hem de fiziksel olarak tükenip kahrolduğumuz maçlarda yine de gurur verici bir mücadele verdik. Fiziksel olarak tabii O'Neal-Tinsley ikilisinin sakatlıkları bizim başımızı o kadar ağrıttı ki, belki bu durum bizi finallerden etti. Ama ben burada Larry Bird'ün de dediği gibi "excuses" aramayacağım, çünkü bu seriyi alma ihtimalimiz bir hayli yüksekti. Son maçta bir de Artest'in sağlığında bir problem vardı ve zaten bir halt edemediği seride iyice cökmüş durumdaydı.

Artest ile devam edelim isterseniz. Ben böyle berbat bir hücum görmedim bir oyuncudan. Artest bu seride bizi bitiren faktörlerdendi. İçeriye girdikten sonra ne sağına ne soluna bakıp topları potaya fırlatınca, geldi onca bloklar. Sadece Artest değil, tüm oyuncularımız içeriye girdikten sonra kontrolsüz atışlar yüzünden art arda blok yediler. Problemimiz ya içeride yetersiz kalmamızdı, ya da dış şutları çok zorlamamızdı. Üçlük yüzdesi bu kadar köttüyken 20 üçlük kullanmanın ne anlamı var, sorarım.

O'Neal nerede?

Maalesef sakatlıktan kurtulamayan O'Neal, o haliyle bile en iyi oyuncumuzdu. Ama ne var ki bir türlü topu aşağı indiremeyen elemanlar o anda şutları kendilerine göre salladılar. Öyle maçlar oldu ki, Tinsley dahi O'Neal'dan daha fazla şut kullandı!

Halbuki Wallace ikilisine umduğumuzdan daha iyi direnen O'Neal maç başına 20 şut kullansaydı, ofansif problemimiz bir hayli azalırdı. Yalnız burada Detroit savunmasının da payını görmek lazım. Baktılar O'Neal ritimini bulmaya başladı, hemen 2-3 alan savunmasına dönüp O'Neal'a zaman zaman top aldırmadılar.

Nedir bu point guard sıkıntımız?

Yıllardır en büyük sıkıntı çektiğimiz bölge olan 1 numarada Tinsley-Johnson ikilisinin her açıdan kahrolduğunu gördük. Tinsley'in sakatlıgı ciddi olsa dahi sahada olduğu süreç (ki kendisi istedi) "excuse" olmaz. Ne savunma yapıp ne de takımı organize edebildi. Hiç içeriyi zorlamadan üçlükleri atmaya başlayınca, arada O'Neal'dan dahi fazla şut kullandı. Zaten son maçta üç dakika oyunda kalıp "benden bu kadar" dedi. Karşı takımın point guardı Billups degil de Cassell, Kidd, Marbury vs. olsaydı ne olurdu acaba? Diğer point guardımız Anthony Johnson'ın durumu zaten ortada. İstikrarsız katkı, sadece dışarıdan asist dağıtmalar ve içeriye girmekten korkan bir oyuncu tipi... Bu alanda, off-season başladığında mutlaka bir şeyler yapmalıyız. Bu durum böyle devam edemez!

Prince var, Artest yok!

Sözde DPOY olan Artest bu seride bir halt edemedi. Hücumda Prince-Hamilton ikilisine karşı döküldüğü yetmiyormuş, gibi savunmada da Hamilton'ı kontrol ettiği (etmeye çalıştığı) zaman tel tel dökülmesi bizi parçalayan olaylardandı. "Prince az sayı attı ama" demeyin. Prince, Nets serisinden beri bir krizin içindeydi. Hücumda çok sıkıntı çekiyordu ama savunmayı asla ve asla unutmadı. Miller'a unutulmaz blok atan, Artest'i savunmada denize döken Prince, mücadele açısından iyi bir örnek oldu. Artest elemanımız ise ortalıkta yoktu.

"Kurt" Reggie, the end?

Hele bir eleman vardı ki, saçlarımızın dökülmesinde büyük rol oynadı. Reggie Miller artık iyice tükenmiş hale geldi. Kritik bir maçta üç metre boşlukta olduktan sonra smaç yapmayıp blok yeyince bizi kritik bir galibiyetten eden, savunmada berbat bir performans sergileyen Reggie'nin artık sonu geldi gibi. Hücumda ise artık klasiklesen üçlük atışında bir ayağını öne atma hareketi de artık bitmiş durumda çünkü ne zaman faul çalsınlar diye havadayken bir ayağını öne attığında hakemler hücum faul çaldılar. Ne diyelim Reggie, kızamıyoruz çünkü hatırın çok bu takımda.

Carlisle yetmedi

Finallerden konuşurken, oralara bizi getiren mucize koç Carlisle'dan hiç bahsetmedik. Bu adama nasıl teşekkür edeceğiz, henüz bilmiyorum. Sokak basketbolu tipinden, koç-oyuncu ilişkisinin arkadaşlık ilişkisine dönmesinden kurtaran (bu arada selam Isiah hoca) Carlisle, bu yıl bizi gerçek profesyonel takım yaptı. Bu seride denemediğini bırakmayan Carlisle'da suç aranamaz. Belki bazı konularda (mesela Fred Jones neden az oynadı) eleştirilebilir ama genelde kazanmak icin her şeyi denedi. Foster'ı ilk beşten çekip Croshere'ı aldı, O'Neal'ı beş numaraya çekip Harrington'ı ilk beşte başlattı. Ve bu kararlar zaman zaman oyuna çok iyi müdahaleler oldu. Bazı Detroitli taraftarlar "biz size dedik, bu adam playoff koçu değil ve şampiyonluk koçu hiç değil" diye açıklamalar yapmış ama biz de diyoruz ki; "iyi ki varsın Carlisle!"

Başaramadıklarımız değil, başardıklarımız önemli

Final olabilirdi, evet. Ama yıllardır ilk turdan hariç başka bir şey göremediğimiz için artık yapamadıklarımıza değil, yaptıklarımıza bakmamız lazım. Finale iki galibiyet kalmıştı ama ne yazık ki olmadı. Pacers geri gelecektir ve bundan böyle ilk tur fobisi inşallah ortadan kalkacaktır.

Son olarak da önemli bir nokta...

Tüm bunların spor olduğunu, birinin kazanıp diğerinin kaybedeceğini göz önüne alırsak, Larry hocaya -her ne kadar basında başkalarına gösterdiği davranışlardan dolayı hak etmediyse de- ve takımına gelecek maçlarda başarılar dileriz.

Gelecek yazımda off-season planlarımızı, hangi alanda kime ihtiyaç duyduğumuzu ve piyasadaki serbest adamlara göre ne tip transferler yapılması gerekebileceğini kaleme alacağım.

Herkese basketbol dolu günler.

Sadik.Iliman@gmx.net


(21 MAYIS 2004, CUMA)

Gel Detroit, gel

Herkese merhaba. Bu yazımda Indiana-Miami serisinin üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı maçlarına kısa bir şekilde baktıktan sonra konferans finalindeki rakibimiz olan Detroit ile yapacağımız seriyi değerlendireceğim.

Miami serisinde daha önce de belirttiğim gibi bir takım sorunlar vardı. Bu sorunları nedense bir türlü çözemedik ama seriyi hayırlısıyla bitirebildik.

Playofflardaki ilk yenilgi

"Yarın bir gün yenileceğiz" derken üçüncü maçta ilk yenilgimiz geldi. Kötü oynamadığımız maçta en büyük sorunumuz rakibi durduramamaktı. Tinsley'in süper performansından yararlanamadık. O'Neal iyi yüzde yakalamasına karşın Artest hücumda berbat bir performans sergiledi. O'Neal-Tinsley ikilisine yardım eden tek kişi, benchten gelen Harrington oldu. Reggie biraderimiz de Kobe'nin Sacramento'ya karşı yaptıgı gibi grev mi yaptı nedir anlayamadık bu maçta. Süper çaylak Wade hücumda herkesi sahadan siliverdi. Savunmada da bir ağırlık olunca ne O'Neal, ne de Tinsley'in müthiş oyunları kurtarabildi maçı.

Savunma diye bir şey olmayınca...

İkinci deplasman maçını da verince bir anda moraller bozulup yakaldığımız momentumu Miami'ye verdik. Savunma ve O'Neal-Artest ikilisine yardım olmayınca, maç kolay bir şekilde gitti. O'Neal-Artest ikilisinin 65 sayı attığı maçı insan nasıl kaybeder kardeşim? Bu ikilinin dışında diğer oyuncular yedi(!) şut sokabilmiş! Gard ikilimizin iyice tükenip mahvolduğu karşılaşmada süper çaylağın penetrelerini de durduramayınca, maç elden gitti. Tinsley de anlamsız bir şekilde oyundan atılınca moraller ve oyun iyice düştü. Van Gundy'nin yedi kişilik rotasyonu potamıza 51% FG isabeti ile 100 sayı bıraktı. Bizim bench ise nasıl olduysa bu seride berbat bir performans sergiledi.

Home sweet home

Allahtan home court adavantage bizden yanaydı. Açıkcası benim de korku içinde kaldığım beşinci maç, kilit maç oldu. Bu maçı söke söke aldık. Maçin adamı Foster! İnsanlar gözlerine inanamadı. Adam 8/8 şut isabetiyle oynuyordu. 20 sayı ve 16 ribaunt. Artest'in de yine hücumda tutuk olmasının sıkıntısını yaşadığımız maçta Foster hücum ribaundlarıyla bize hayat verdi. O'Neal da nihayet 50% virajını aşmış durumdaydı. Bu maçta ne göründü? Belki yaşlanmış olabilir ama Reggie'ye halen ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu kendisi de gösterdi. Dört şutla 13 sayı üretti, bravo. Bence biraz daha fazla top kullanması gerekir. Tinsley'in de takımı iyi yönlendirmesi galibiyeti getirdi. Ribaundlarda 47-30 gibi ezici bir üstünlük sağladık ama tüm seri boyunca fast break konusunda büyük sıkıntılar çektik.

İyi ki varsın Carlisle

Bu adama ne kadar teşekkür etsek azdır! Altıncı maç öncesi "bu maçın stili belki seyircilere hoş gelmeyebilir" demeciyle planını ortaya attı: Takımı oldukça yavaş, sert ve disiplinli oynatmak istiyordu. Deplasman maçlarında Miami'nin run-and-gun oyununu tutamadıktan sonra öyle sıkıcı bir oyun çıkardık ki, televizyonda seyredilmeye hiç ama hiç değer değildi. İnanılmaz bir derecede savunma yapan takımımız bu oyun stilini tam bir silah olarak kullanıyor gibi geldi bana. Rakibi %30'da tuttuktan sonra biz de hücumda bocaladık. Ama atamadığımızı attırmadık ve maçı O'Neal'ın savunmada yaptığı mucizevi bir hareketle kazandık.

Bu seride oldukça zorlandık. Miami çabuk ve sert oyunuyla kendi evinde bizi sahadan sildi. Yalnız en büyük sorunumuz şutlardı. Üç macta Miami bizden 10 şut daha fazla kullandı. Bu da oyunun temposunu her zaman ayarlayamadığımızı gösterdi. Her ne kadar Wade karşısında zaman zaman yamulsa da Tinsley de ona bazı maçlarda büyük sıkıntılar yaşattı ve bu seride çok kritik basketlere imza attı. Bizim oyundaki kilit ortada: O'Neal-Artest'den sonra gard ikilimizden en az birinin iyi gününde olması lazım.

Detroit serisi

İşte herkesin beklediği mücadeleyle karşı karşıyayız. Doğu'nun bu sezon kuşkusuz en iyi takımları, NBA finali oynayabilmekiçin büyük bir savaş verecekler. Seriye girerken bir avantajımız var, bu da bir kaç gün maç yapmamaktı. Detroit ise yarın gece direkt Conseco Fieldhouse'a gelecek. Gel Detroit, gel...

Bu seride kısa bir şekilde matchuplara bakalım ve ondan sonra bazı kritik noktalara değinelim.

Tinsley vs. Billups: İkisi de nasıl bir günlerinde olacakları kestirilemeyen oyuncular. İyi günlerinde iseler takımlarına müthiş faydalı oluyorlar. Güzel bir şut ve penetre düellosu izleyeceğiz. Billups dış şutları zorlayabilir, Tinsley ise penetreleriyle diger oyuncuları arayabilir. Tinsley'in hem savunmada, hem hücumda yapacağı önemli katkı bizim için çok büyük bir avantaj olur.

Artest vs. Hamilton: Her ne kadar daha çok kısa forvet olsa da, ben Carlisle'ın, Pistons'ın Nets serisinde skordaki en önemli ve istikrarlı silahı olan Hamilton'ı Miller ile tutmayacağını düşünüyorum. Özellikle bu playofflarda iyi oynayan Hamilton, rakibin kilit oyuncularından biri. Artest'in onu 15 sayı gibi bir limitte tutup hücumda da zorlaması bizim işimize gelecek. Tabii muhtemelen Artest'ı hücum ederken Prince tutacak.

Miller vs. Prince: Bu iki oyuncu devamlılık gösterememelerine karşın bazı maçlarda gizli kahraman oluyorlar. Miller son iki maçta bize iyi enerji verdi. Prince ise uzun kollarını hem savunmada, hem de hücumda iyi kullanıyor. Miller eğer onu tutarsa savunmada onu nasıl kontrol edecek, onu bilemeyiz. Ama şu bir gerçek ki; benchten geleck olan Fred Jones bu durumda bize müthiş katkıda bulunabilir.

O'Neal vs. R. Wallace: Herkesin beklediği matchup. Herkesin öve öve bitiremediği Rasheed Wallace hücumdan çok savunmada etkili oluyor. Hücumda daha çok jump shot'ı seviyor ama bu özelliğiyle bazı playoff maçlarında ezilen Wallace, zaten yüzdesi düşük olan O'Neal'a iyi savunmasını vurursa, başımız bir hayli ağrıyabilir. En çok sıkıntı çekeceğimiz matchup gibi geliyor bana. Başka bir dezavantaj ise artık ikili sıkıştırmaların gelmemesi olabilir.

Foster vs. B. Wallace: Savunmaya yönelik oynayacakları kesin gibi. Wallace'ın her maçta yaptığı katkı ortada. Foster ise zaman zaman parlıyor. Ribaundlarda iyi olması özellikle Ben Wallace'a karşı çok önemli. Bu ikiliden gelecek olan 15 civarı sayı ekstra sayı olabilir.

Indiana bench vs. Detroit bench: Bench konusunda eşit bir durum olabilir ortada. Allahtan "UFO'ya taş atan adam" Memo'nun kıymetini bilmiyor. Şayet Memo bu seride de maç başına 8-10 dakika gibi bir süre alırsa, bizim bench biraz ağır basabilir. Çünkü Corliss Williamson'ın Harrington gibi oyunculara karşı hem çabukluk eksikliği var, hem de patlayıcı olabilme eksikliği. Oyun kuruculara gelecek olan yardımdan pek bir şey çıkmayacağını düşünüyorum. Hem Johnson, hem James sayıdan çok oyunu organize etmeyi düşünecekler. Yukarıda da belirttiğim gibi, kilit bench oyuncumuz Fred Jones olabilir. Hem Hamilton'a, hem de Prince'e savunma yapacak gücü var ve aynı zamanda hücumda katkıda bulunabilir. Kendi açımızdan bir kez daha bakarsak bench rotasyonumuzda belli olan oyuncular şöyle: Harrington, Jones, Johnson... Bender-Croshere ikilisi de zaman zaman önemli dakikalar alabilirler.

Maç içi kritik noktalar

Matchupları bir kenara bırakırsak maç içi bazı önemli noktalar olacak. Bunların bir tanesi; Carlisle'ın hem iç, hem dış sahada hangi tempoya değer vereceği. Genelde half-court oyununu maç bitimine kadar yayan Carlisle, aynı zamanda Detroit'in de hücumda çok yavaş ve arada çok ama çok zorlanmasından dolayı tempoyu biraz yükseltebilir. Özellikle ilk iki maçta Detroit'in de zor bir seriden çıktığını düşünürsek...

Bir diğer konu ise Larry Brown'un son iki maçta alan savunmasının sırrını bulmasından kaynaklanıyor .Artık Memo-Wallace-Wallace üçlüsünü aynı zamanda sahada tutmaktan çekinmeyip hiç de fena sayılmayan bir 2-3 alan savunması yaptırıyor. Bu durumda dışarıdan şut sokabilecek ve en önemlisi devamlılıkla şut sokabilecek oyuncu çıkarabilir miyiz, işte orası belli değil.

Oyun dissiplini: Kendi sahanda öne geçmek kolay. Ama rakip olarak geri gelmek bir hayli zor. Ben iki takımın da kendi sahalarında oynayacakları maçlarda 8-10 sayı önde olmaları durumunda rakibin çok zor maça ortak olabileceğini düşünüyorum. Çünkü oyun stilleri aynı. İlk iki maç çok kritik. Alacağımız iki galibiyet, Detroit'i çok önemli bir şekilde baskıya sokacaktır. Detroit'in parolası ise belli: İki deplasman maçından en az birini almak.

Son olarak şunu demeliyiz: Basketbolseverler bu mücadeleyi kaçırmasın. Playofflardaki bu yıl belki de en çekişmeli seri olacak. Takımımız Indiana'ya final yolunda sonsuz başarılar. Bu yolda gitmek var, dönmek yok!

Sadik.Iliman@gmx.net


(10 MAYIS 2004, PAZARTESİ)

Avantaj mı, değil mi?

Boston'u süpürdükten sonra rakibimiz şimdi, sert oynayan ve yedi maçlık seriden çıkan Miami Heat. Ortadaki soru ise şu: 11 günlük bir ara bizim için avantaj mı, yoksa dezavantaj mı? Haydi geçelim matchuplara:

Tinsley-Wade: Süper çaylak Wade gerçekten gelecek icin bir "franchise player" olma durumunda. İnsan o hırsından etkileniyor. Hornets serisinde iki kez maçın bitimine saniyeler kala attığı basketlerle takımına iki galibiyet getirdi. Bu matchup'ın dengeli gececeğini düşünüyorum. Tinsley'in de hırslı ve tempolu oyunu Wade'a denk gelebilir. İki oyuncunun sorunu ise aynı: Üçlük atışlardaki istikrar. Her ikisi de bu alanda sıkıntı çekiyorlar. Yalnız Tinsley biraz avantajlı bu konuda çünkü O'Neal'a yapilacak ikili sıkıştırmalardan dolayı boş kalabilir.

Miller-Jones: Jones benim çok beğendiğim bir oyuncu ve formdayken gayet istikrarlı bir şutör. Miller'e göre daha iyi bir temposu olan bir oyuncu ama tabii en büyük silahı, tıpkı Miller gibi dış şutu. Bu istikrar konusunu Miller'a bağlamak zor çünkü iki sezondur elemanın ne zaman iyi, ne zaman kötü oynayacağı belli olmuyor. Her ikisine de yaratılacak pozisyonlar önemli olabilir. Jones, screenlerin maestrosunu kaçırıp boş bırakmamak icin büyük bir çaba sarf etmek zorunda kalacak. Yalnız Miller'ın da bir bire bir savunmada sıkıntı çekeceği bir gerçek ve rakibi de ona göre iyi drive edebilen oyuncu

Artest-Butler: Bu matchup kilit eşleşmelerden bir tanesi. Kaan Kural da değinmiş bu eşleşmeye. Bir yanda playoffun şu ana dek en iyi oyunculardan biri olan Artest, diger yanda normal sezonun sonuna doğru yakaladığı performansla çaylak sezonunu hatırlatan Butler. Butler'ın sorunu da dış şut istikrarı. Buna karşın içerideki ve patlayıcı oyunu kuvvetli. Ama ne var ki karşınızda Artest gibi bir bela varsa, çok yönlü olmanız gerekiyor, yoksa şansınız yok denilecek kadar az. Artest ise artık DPOY olduktan sonra hücumda da en etkili silahımız şu ana kadar. Playoff öncesi zaten "savunmadan çok hücumda yapacağı katkı önemli" demiştik. Ve sonuç ortada. Burada Artest agır basıyor.

O'Neal-Odom: Odom bu yıl "patlayan oyuncular" arasında gösterilmişti ve öyle de oldu. Sezon içi müthiş bir triple-double da yapan Odom'un O'Neal'e karşı yapacağı iyi savunma çok ama çok önemli, çünkü O'Neal'ın her zaman dediğimiz düşük yüzdesi bizim için problem olabilir. Odom dışarıda tutabilirse ikili sıkıştırmalar dahi gelmez ve bir anda dış şutlara bağlı oluruz. Ama tam tersine O'Neal içeride iyi bir yer kurup oradan sayı üretebilir ve ikili sıkıştırmalar geldiği anda boş dış adamları görebilirse, işte o zaman çok rahatlarız.

Foster-Grant: Foster'a ilk turda biraz kızmış olabiliriz ama konuya mücadele ve ribaunt açısından bakarsak, hakkını yememek lazım. Foster-Grant eşleşmesi belki de en dengeli eşleşme olacak. İkisi de hücumda rakibe zor anlar yaşatacak oyuncular değil ama özellikle iki takımın ribaunt toplamlarını etkileyecek güce sahipler. Zaten Foster bunu yapıyor. Bu ikiliden gelecek olan 8-10 sayı, ekstra sayılar olacaktır.

Bench: Bizim benchimiz çok ağır basıyor. İlk turda iki tane maçı büyük bench katkısıyla aldık. Benchimizde en çok süre alacak olan kişi tabii ki Harrington. Bender-Jones ikilisi de uzun süre sahada kalabilirler. Özellikle Miller bire birde bocalarsa Eddie Jones'a karşı, o takdirde Fred Jones'a iş düşecektir. Sorunumuz ise yine Anthony Johnson. Bakalım bu seride bizi nasıl delirtecek! Miami benchinde ilk sırada Rafer Alston'ı görüyoruz. Bu sezon gayet iyi bir performans gösteren Alston, Wade ile birlikte Tinsley-Johnson ikilisi üzerinde üstünlük kurabilir. Özellikle Johnson sahada olduğu süreçte. Geri kalan oyunculardan, Stan Van Gundy, büyük bir olasılıkla R. Butler, Allen, Haslem üçlüsünü kullanacak.

Ve ilk maç

Matchupları değerlendirdikten sonra, ilk maçtaki galibiyetimize değinelim. Öncelikle, her periyodu kaleme alırsak, ilk periyoddan sonra çok dengeli bir maç oldu. İkinci, üçüncü ve dördüncü periyodlar da Miami'ye iki sayıdan fazla fark atamadık. Arada farkı açabildik ama oyundan düşmeyen bir Miami izeldik.

Bu maçta en büyük sorunumuz 0 (sıfır) fast-break sayısı atmamızdı! Buna karşın 14 yedik. Aslında bu maçı nasıl 13 sayıyla alabildik, ben daha hayret ediyorum. Ribaundlarda da 47-39 gerideydik ve rakip 84 şut kullanmış, biz ise 69! Bu da hemen iki takımın oyun stilini ortaya atıyor. Oyunun temposunu hızlandırmak isteyen Miami ve oyunu kendi performansına bağlamak isteyen Indiana. Boston da hızlı oynamak istemiş ama bunda pek başarılı olamamıştı. Ama Miami çok daha tehlikeli bu alanda.

Bireysel performanslara baktığımızda, Artest'i görüyoruz. Yine müthiş bir all around oyun sergileyen Artest, Butler'i de kontrol etti. Takımda en kötü oyuncular olarak O'Neal-Johnson ikilisi dikkat çekti. Bir türlü yüzdesini artırmayan O'Neal, bu maçta 5/17 (!) attı. Ama ikili sıkıştırmaları üzerine çekebildi neyse ki. Johnson'a ise bir şey demeye gerek yok artık. Ama sahada öyle biri vardı ki, öyle bir oynadı ki... Jamaal Tinsley! 5/6 üçlük sokan Tinsley, 17 sayı ve 5 asist üretti. Bu rakamlarla genel şut ve üçlük isabet oranlarını da yüzde 50'nin üstüne çıkarmış oldu. Çoğu üçlük O'Neal'ın ikili sıkıştırma altında çıkardığı paslardan geldi. Eğer bu çocuk böyle devam ederse gözümüz arkada kalmaz. Ama savunmada biraz kaytardı.

Wade-Alston ikilisi müthiş oynadı. Toplam 39 sayı atan ikili, şayet Tinsley'in performansı olmasaydı, bizi yerle bir etmiş durumda olacaktı. Johnson 20 dakikada 0 (sıfır) sayı üretip hiç bir yerde varlık gösteremeden devam ederse işimiz cok zor. Bu arada Carlisle neden 20 dakika veriyor ve Anderson'ı hiç kullanmıyor, anlamış değilim.

Galibiyetin kilidi bence Eddie Jones'un sahada az kalmasıydı. Faul problemine girdikten sonra oyundan iyice düşen Jones 4 sayıda kaldı. Miller da bu tutukluğu iyi değerlendirdip 12 sayı attı. Tabii ikinci maçta böylesine kötü Jones görmeyeceğiz.

İkinci maç için neler yapmamız gerekiyor? İlk önce ilk maçın kasedini çok dikkatli izlemek gerekiyor. Nasıl oluyor da rakip 14-0 fast-break üstünlüğü yakalıyor? Nasıl oluyor da 47 ribaunt verip sadece 39 alıyoruz? Nasıl oluyor da 84 şut kullandırıp kendimiz 69 kullanıyoruz? Eğer bu durum devam ederse seri çok uzayabilir. Umarım Carlisle bu konuda tedbirini alır.

Bu arada koçumuz Carlisle da baba olmuş. Güzel. Kutlarız.

Ders alınmış mı?

İkinci maçı da hayırlısıyla atlattık ama ortada bazı problemler duruyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi fast-break, şut kullanımı ve ribaunt alanlarında sıkıntı çekmiştik ilk maçta. Peki ikincide?

İkinci maçta bu problemler tam olarak giderilmedi ama bu alanlardaki fark biraz düşmüş durumda. Mesela fast-break konusunda Miami'den daha başarılı olmamız önemli. Ama buna karşın rakip bir kez daha bizden daha çok ribaunt alıp daha çok şut kullanmış. Acaba şut yüzdemiz biraz düşük olsa bunları kaldırabilir miyiz? Burada da "iyi ki varsın Tinsley" demek lazım. Belki bu maçta sayı atmadı ama tam 9 asist, 3 top çalma ve 0 top kaybıyla koç Carlisle'ın da gözüne girmiş oldu.

Bir de her zaman "istikrarsız oynuyor" diye eleştridiğimiz Miller, bu seride Eddie Jones'u domine ediyor. Bu karşılaşmada da 18 dakikada 19 sayı attı.

İki silahımızdan Artest artık belli rakamlar yakalamayı sürdürüyor. O'Neal ise ilk maça nazaran daha aktifti, ne var ki şu şutlar girmiyor.

Bench konusunda üstünlüğümüz sürüyor. Veeeee, Anthony Johnson şu ana kadar en iyi oyununu çıkardı playofflarda. Yüksek yüzdeli oynayıp hiç top kaybetmedi. Serbest atışlarını da soksa, çift haneli rakamlara ulaşabilirdi.

Rakip Miami'de yine Wade-Odom ikilisi etkiliydi. Özellikle Wade içeriyi çok zorluyor. Dış şutunun iyi olmamayışı belki ilk bakışta "kolay çözülen oyuncu" olarak gösteriyor kendisini ama tıpkı T.J. Ford gibi her zaman drive edebiliyor. İşte burada bir başka sorun var. Wade içeriye girdikten sonra topları dışarı çıkarmıyor, tam tersine içerideki adamları boş buluyor. Points-in-the-paint istatistiğinde yine ezilmiş durumdayız.

Her şeye ragmen 2-0 önemli bir avantaj. Özellikle Miami'nin yorgun düşmesinden faydalanıyoruz ve buna etmek lazım.

Başlıktaki sorumuza geri dönersek: Bir koça sorsanız, "11 gün ara mı istersin, yoksa 7 maçlık seriden sonra direkt sonraki seriye başlamak mı?" diye... Sizce ne der?

Sadik.Iliman@gmx.net


(30 NİSAN 2004)

Geçmiş ve gelecek

Boston'u 4-0 süpürdükten sonra, takımımızın (ağırlığı oyuncuların performansı olmak üzere) şu ana dek gösterdiği performansa ve bundan sonra neler bekleyebileceğimize değinmek istiyorum.

İlk bakışta kolay geçen ilk maç

İlk maçta ilk yarı her iki takımdan da çok disiplinli oyunlar gördük. Boston hiç bir zaman oyundan kopmaya niyeti yok gibi oynadıysa da, üçüncü periyodda tam bir Indiana fırtınası vardı. İlk yarıda coşan Atkins'i durduran ve Pierce'ı iyice kilitleyen Pacers, ikinci yarıda pek zorlanmadı. Her ne kadar fark bayağı açılmışsa da, biraz oyundan düştüğümüzü düşünüyorum. Zaman zaman 5-0 gibi seriler yiyince koç Carlisle maçın bitime saniyeler kala dahi mola aldı. İlk maçı hayırlısıyla atlattık yani. Burada çok önemli bir nokta var: Bu da koç Carlisle'ın maçın ardından basın toplantısında "İkinci maçın ne kadar zor olacağının farkındayım" demesi. Elbette ikinci maçta daha iyi konsantre olmuş bir Boston çıkacaktı önümüze. Bu açıklamanın ne kadar önemli olduğunu hem Carlisle bize gösterdi, hem de Detroit koçu Brown... Evet, yine doğru okudunuz, tanıdığımız Larry Brown. İlk maçta sahadan sildiği Milwaukee'yi yine aynı sistemle silmeye kalktığı ikinci maçta, bir anda kendi kazdığı çukura düşüverdi.

Zor bir üç periyot

İkinci maç ise çok ama çok çekişmeli geçti. İlk maçta bir karışıklık esnasında bench'i terkettiği için NBA tarafından cezalandırılan Artest, bu maçı kenardan izledi. Herkes Pierce'in müthiş bir oyun çıkarmasını beklediği anda oyunun kaderini değiştiren oyuncular ise kendi bench oyuncularımız oldu. Bir çok aksilikle karşılaştığımız maçı dördüncü periyodda zor da olsa çevirdik. Ki yine çok kritik dönemde aleyhimize çalınan teknik fauller vardı.

Ve bu maçın kuşkusuz en önemli iki rakamını açıklıyorum: 43 ve 11. Benchimiz rakip potaya tam 43 sayı bırakırken, rakip Boston ise benchinden 11 sayı bulabildi. Bu arada Boston koçu Carroll neden genç ve dinamik Banks'i sahaya sürmekten korktu, ne ben, ne de Boston taraftarı anladı. Son periyodda inanılmaz bir seriye geçtiğimiz anda herkes bu galibiyeti kime borçlu olduğumuzu biliyordu: Kendi benchimize!

Dinmek bilmeyen Indiana fırtınası

Üçüncü maçta ise bırakın playoffları, bu sezonki en iyi oyunlarımızdan birini çıkardık. Rakibe her alanda üstünlük sağladık ve süper ikilimiz Artest ile O'Neal'a pek iş düşmedi. Çünkü işi bir kez daha benchimiz bitirdi. Benchimizin attığı sayıları Boston ilk beşi dahi atamadı!

Burada son derece agresif oynayan Harrington-Bender ikilisi her geçen gün daha iyi performans sergiliyorlar. Bu maçta tek olumsuz nokta, fast-breaklerde büyük sıkıntı çekmemizdi. Zaman zaman çok ağır geriye döndük. Ama pota altı ve ribaunt üstünlüğümüz bu açığı fazlasıyla kapattı. Serideki en rahat galibiyet idi.


Ve "sweep"

Pazar akşamı artık "sweep" mi diyecektik, yoksa "fırsat teptik" mi, kendimiz dahi bilmiyorduk. Ben "üçüncü maçı aldığımız taktirde sweep'i gerçekleştirebiliriz" diye düşünüyordum. Nitekim öyle de oldu. Her ne kadar Pierce "Boston camiası asla sweep yemez" dese de, sonunda başta onun performansı olmak üzere tüm Boston takımı, playoffları haketmeyen oyunlar çıkardı ve geçen sezon Doğu yarı finallerinde oynamış oldukları son playoff serisindeki gibi tekrar süpürüldü. Tabii özellikle Miami-New Orleans serisi çok çekişmeli geçmekte olduğuna göre, o sonuçlanana ve rakibimiz belli olana kadar biraz dinlenmek iyi gelecek bize.

Oyuncuların şu ana dek gösterdikleri performans

Tinsley: İlk maça fırtına gibi başladı. Hemen 5 asist yapan Tinsley ondan sonra nereye kayboldu, hiç kimse anlayamadı. Atışları da girmeyen Tinsley, bir anda bizi korku içinde bıraktı. "Buraya kadar getirdiği oyununu inşallah bir anda batırmaz" diye düsünceler geldi aklımıza. Ne var ki ikinci maçta süper bir performans gördük. Kalan maçlarda da belki süper oynamadı ama üzerine düşeni yaptı.

Miller: Adamın sağı solu belli değil. İlk maçlarda ne yaptığını kendisi bile bilmeyen Reggie, son maçta maça damgasını vuruverdi. Serideki en iyi performansını sergileyen Miller, bakalım yolumuzda daha ne gibi katkılar yapacak.

Artest: İlk maçta öyle bir oynadı ki, görmeyenler düşünsün. İlk görevi Pierce'i durdurmak olan Artest, hem bunu başardı, hem de hücumda efektif bir oyun çıkardı. Oynadığı üç maçta da oyunun iki yönünü (özellikle savunma tabii) müthiş oynayan Defensive Player of the Year Artest, giderek hücumda da tehlike yaratır hale geliyor.

O'Neal: FG isabet oranı yine 45%'e yakın. İki maçta double-double yapan O'Neal'a şu an lafımız yok. Rakip takımda da onu durduracak oyuncu yoktu. Bu arada Hunter'ı sırf O'Neal için kullanan ve zaman zaman kasti hareketler yaptırıyormuş izlenimi yaratan müteveffa koç Carroll'a da Carlisle zaten cevap vermiş.

Foster: Pek umduğumuzu veremedi. Ama Carlisle'ın ondan vazgeçmeyeceği de bir gerçek. Mücadelesini verip ribaundları çeksin de, o bize yeter.

Harrington: Dört maçta da o kadar bir enerji kattı ki takıma, herhalde takımdaki bazı oyuncular bile şaşırıp kaldı. İlk maçta bench'den müthiş katkı sağlayıp ikinci maçta ise double-double yaptı.

Jones: Playoff öncesi bazı yazarlar "Bu çocuk tecrübesiz olsa da, hemen katkı yapacak durumda" demişlerdi. Öyle de oldu. İsabet oranı gayet iyi. İlk maçta 4/5, ikinci maçta 7/11. Artık iyice sağlamlaştırdı yerini. En beğendigim nokta ise hücumda hem drive edebilen, hem de dış şutunu iyi kullanan bir oyuncu olması.

Bender: İlk maçta ne kötü, ne iyi olan Bender, son maçlarda mükemmeldi. Yerinde attığı sayılarla hayat verdi takıma.

Johnson: Bu adamın derdi ne, henüz çözmüş değilim. Arada şut denemesinde bulunuyor ve arada sokuyor. Takıma, açık söylüyorum, en az katkı yapan oyuncu. Hiç bir şekilde rakibe tehdit oluşturmayan bir oyuncu. Ne penetreleriyle etkili, ne de dış şutla. Bu seride dahi zorlanan Johnson, ikinci turda Davis veya Wade gibi gardları nasıl savunacak, merak ediyorum.

Croshere: Nihayet kış uykusundan uyanan Croshere, biraz istekli, biraz da koç baskısıyla bir anda nasıl etkili oldu, dikkatinizi çekerim. İlk maçta DNP olan Croshere, ikinci ve üçüncü maçta iyi bir all-around oyun sergiledi. İlerki turlarda tecrübesiyle daha da faydalı olacak.

Gelecek yazım, Miami-New Orleans eşleşmesinden gelecek rakip ile oynayacağımız Doğu yarı final serisi üzerine preview olacak.

Sadik.Iliman@gmx.net


Sadık ILIMAN
(17 NİSAN 2004)

Indiana-Boston serisine bakış

Uzun bir regular season geride kaldı ve NBA'en en iyi galibiyet yüzdesine sahip olma başarısını yakaldık. Şimdi ise geçen yıllarda tüm Indianalı basketbolseverleri hayal kırıklığına uğratan playofflar ile karşı karşıyayız. İlk turdaki rakibimiz, bizi geçen yıl adeta sahadan süpüren Boston Celtics. Bu seri sadece sportif açıdan değil, onurumuz icin de çok kritik bir eşleşme. Peki bu seriden neler bekleyebiliriz? Ne tür taktik savaşları izleyeceğiz? Kilit match up'lar hangi oyuncular arasında gerçekleşecek? Tüm bu soruların yanıtını vermeye çalışacağım.

İlk önce şunu belirtmek lazım: Boston yıllardır dış şutlarına çok bağlı bir takım. Özellikle Walker döneminde rakiplerini adeta üçlük yağmuruna tutan Boston, bu yıl bu kategoride bir hayli ilerleme kaydetti. Hem soktukları, hem de denedikleri üçlükler, lig ortlamasına oldukça yakın. Üçlükleri bırakın, tüm yakaladıkları rakamlar lig averajı ile "iyi" seviyesinin arasında. Sezon ortası koç değişikliğine giden ve John Caroll'ı getiren Boston için hırslı bir takım diyebiliriz. Tabii takımın kuşkusuz lideri olan Paul Pierce'ın bu konuda çok büyük katkısı var.

Bu seriden neler bekleyebiliriz?

Açıkçası ben "modern" bir seri bekliyorum. Boston'un hırslı ve çabuk oyununa, özellikle hücumda çok iyi şut seçimleriyle karşılık vereceğimizi düşünüyorum. Her ne kadar iki takım da hücum da çok potansiyelli olsalar da, aynı zamanda sert savunma yapabilen takımlar. Elbette savunmanın ön planda olacağı seride bol fast-break sayıları bekleyebiliriz. Boston'un bu konuda, başta Pierce olmak üzere çok kozu var. Özellikle kenardan gelen ve seyirclerin çok sevdiği isim Marcus Banks, hırslı ve tamamlayıcı kişiliğiyle tanınınıyor.

Kendi açımızdan bakarsak ilk bakışta Carlisle'ın listesinde fast-break sayılarını ortalarda görüyoruz. Tıpkı Houston coach'u Jeff Van Gundy gibi half-court ve set oyununa güvenen Carlisle'ın öncelikle Boston'un fast-break'lerine önlem almaya kafasını yoracağı bir gerçek. Burada da, bu yıl fast-break'lere karşı müthiş geri çekilen takım olarak pek büyük savunma açığı vermeyecegiz diye düşünüyorum.

Kendi savunmamızın bu yıl en iyilerden olduğu da bir gerçek. Her ne kadar Boston da isteyince sert savunma yapan bir takım olsa da, aynı zamanda çok kolay savunma disiplininden düşen bir takım. Playofflara kalmasına kaldılar da, ilginç nokta; sayı atmaktan çok sayı yemişler. 94 sayı atmalarına karşın 96'ya izin vermişler. Tabii playofflarda istatistikler siliniyor ve her şey geçmişte kalıyor.

Son olarak; bu seride oyunun temposunu ayarlamak isteyen takımlar seyredeceğiz. Çünkü Boston savunması bir düşüş içinde olup eğer disiplinden koparsa bu açığı yüksek tempoyla kapatmak isteyecek. Bizim amacımız ise hücumda kontrollü set play, savunmadaysa rakibi çok çalıştırmak olacak. Mesela bu, 24 saniye'lerden alınacak kıymetlı saniyelerle olabilir.

Taktik savaşları

Kendi açımızdan baktığımızda şu an NBA'in iyi "X and O" coach'larından bir tanesine sahibiz. Oyunu müthiş okuyan, gerekli müdahaleleri yapabilen Carlisle, kuşkusuz rakibimizin en büyük silahı olan Pierce'a belli bir sistem hazırlayacak. Burada da elbette ben dahil hepimiz Artest'i düşünüyoruz. Gectigimiz yıl kasti faul ile Pierce'in gözünü korkutan Artest, bu sorunumuzda en büyük silahımız. Bire bir'de sanki yenilmez olan Artest, geçen yıl Pierce karşısında sert savunma yapmasına karşın pek kontrol altına alamadıydı (o seride herkes Pierce'in kullandığı serbest atış adedine bir göz atsın). Elbette Artest'ten "onu sıfır sayıda tut" bekleyemeyiz. Göze batan istatistik ise Pierce'in bu yıl yüzde 30'un altında olan üçlük isabeti.

Burada insanın aklına ister istemez "acaba alan savunması yararlı olur mu?" diye bir soru geliyor. Bir çok star'ın işine gelmeyen alan savunmasını bence görmeyeceğiz. Carlisle adam adama savunmaya bayılan ve alan savunmasına fazla işi düşmeyen bir coach. Ha, şunu da hemen belirteyim: belki Pierce çok iyi bir şutör olmayabilir ama Boston takımında artık ekol olmus olan dış şutlar, henüz tehlikeli olabilir her an. Yani bu iş normal bir alan savunmasıyla da olmayabilir. Şimdi Carlisle'ın alan savunması yaptıracağını bilsem hemen 2-3 shifting zone'u tavsiye ederim (alan savunmasında sürekli boş olan adama ikili sıkıştırma götürmek) ama alan savunması yapmayacağımızdan eminim.

Peki Boston coach'u Carroll ne tip önlemler alabilir? İlk düşündüğü konu tabii O'Neal. LaFrentz'in sezonu kapatmasıyla uzun adam sorunu yasayan Boston takımında ilk bakışta O'Neal ile baş edecek bir atlet yok. Ribaundlarda sıkıntı çeken Boston'da en iyi ribaundu (7) alan kişi ise Blount. İçeride adeta yalnız savaşıyor desek herhalde pek yanlış olmaz çünkü 10 sayı ve 7 ribaundluk katkı yapıyor takıma. Foster ile match up'ı çok dengeli olacak gibi geliyor. Konsepti dış adamlara bağlı olan coach Caroll burada ister istemez O'Neal'e ikili sıkıştırmalar getirecektir. Artık ne kadar efektif olacağı belli olan ikili sıkıştırmalardan avantajlı çıkacak olan takım pek tabii ki biz olacağız. Dışarıda Miller, Artest, Croshere gibi oyuncular bu durumda ekstra pası bekleyecekler. Boston ise çok hızlı rotasyon yapmak zorunda kalacak. Bunu üstüne ise mismatch'ler gelecek ve en geç burada şeytanın bacağını kırarız diye düşünüyorum. Yalnız burada O'Neal'in pozisyonları forse etmesi durumda bir dezavantaj yasayabiliriz. Çünkü yüzdesine baktığımızda pek parlak görünmeyen bir istatistikle karşı karşıyayız. Yukarıda da belirttiğim gibi, doğru yerde şut kullanımları, bırakın bu seriyi, basketbolda en önemli noktalardandır. Bu konuda buradan özellikle Artest'e seslenmek istiyorum: Aman kardeşim, bu seride arada sırada çok abarttığın gibi şutlar kullanma. Hele hele kısa bir süreç içinde. O aralar Carlisle nasıl seni kenara çekip bir daha oyuna sokmayıp diger maçta da benche çivilediydi, hatırlarsın. Hiç seriye ve galibiyetlere acımadan her an yapabilir yine. Onun için biraz dikkatli olmakta yarar var diye düşünüyorum.

Kilit match up'lar

Herkesin farkında olduğu konu belli. Pierce'i nasıl kontrol altında tutmaya çalışacağız?

Yanıtını da bilen basketbolseverler, bu match up'ın geçen yıl bizim başımızı ağrıttığı bir gerçek. Yani Artest-Pierce düellosu izleyecegiz. Artest'in oyun stili belli: Sert savunma ve hücumda da aynı sertlikle sayı kazanma. Pierce'da ise bu ligde hiç bir şutör gardın bu kadar efektif yapamadığı post up özelligi var. Dikkat ederseniz bu hareketi kendisi için çok da önemli. Bir anda post up'dan patlayabilen, oyuncunun üzerinden jump shot'ı kullanabilen bir oyuncu. Belki üçlükleri pek iyi olmayabilir ama bu tabii hiç atamaması veya orta mesafe şutların da kötü olması anlamına gelmiyor. Geçmiş sezon en çok faul yapılan oyuncu olarak tanınan Pierce, kuşkusuz bu post up'lardan çok kritik fauller çekebilir önemli oyuncularımıza karşı. Düşünebiliyor musunuz, şutör gard olarak post up'da ikili sıkıştırmalar dahi getirtmek zorunda olabiliriz. Burada bizim Artest'ten beklediğimiz şey ne? Bire birde kolay yenilmemesi ve burası çok önemli, Pierce'i potadan durdurabileceği kadar uzak durdurması. Yani zor şutları zorlayacak olan Pierce, hem gittikçe kuvvet kaybedecek, hem de belki biraz disiplini kaybedip hücumu forse etmeye başlayacaktır.

Bir başka kilit match up: Tinsley-Atkins. Takas yoluyla Boston'a gelen Atkins, geldiğinden bu yana iyi işler yapıyor. Dış şutu iyi olan Atkins, yeni takımında istatistiklerini her kategoride ikiye katladı. Boston'un yaptığı maç başına 20 asistin 5'i Atkins'den geliyor. Bize karşı da önemli bir faktör --özellikle Pierce'a tehlikeli dış şutuyla yer sağlayabilecek-- olacak. Bizde ise geldiğinden yana tam bir kapalı kutu olarak degerlendirilen ama müthiş potansiyelli olan Tinsley. Bu yıl karşımızda baska bir Tinsley var. Dış şutunu geliştirmiş, biraz olsun istikrar sağlayan Tinsley, playofflarda acaba son haftalardaki performansını devam ettirebilecek mi? Burada çok önemli bir konuyu da göz ardı etmemiz gerekiyor. Onun dış şutunun artık iyi bir hale gelmesi, Miller ve Artest'in üzerindeki yükü de bir hayli azaltıyor. Yani Atkins, Tinsley'e bakıp Miller'ın yanında olamaz artık. Burada da Pacers'ı bırakın, tüm ligde artık point guard'ların şutu önem kazandı. Bu match up'dan peki ne bekliyoruz? Tinsley'in oyunu kontrol etmesini, tempoyu o anki performansımıza göre ayarlamasını ve O'Neal'a gelecek sıkıştırmalardan dolayı gelen boş şutları asla ama asla kaçırmamasını.

Bench ve rotasyon

Bench katıklarına gelirsek... Bizim benchimizin yaptığı katkı ortada. Başta Harrington olmak üzere tüm oyunculara çok iş düşecek (kısıtlı 6-7 adamlı rotasyon oynamayız herhalde). Burada da tabii akla ilk gelen isim, Austin Croshere. Son yıllarda yeşil dolarllardan başka bir şey görmeyen Croshere'ın bu yıl kıpırdanması iyi oldu. Uzun ve pahalı kontrat yaptığımız için "iyi halt ettiniz" diyen kişilere artık cevap verme zamanı geldi. Çok kıymetli süreler alacağını düşünüyorum. Çünkü dışarıdan içeriye doğru iyi gidebilen Croshere'ın rakibe faul yaptırması da önemli olacak. Her ne kadar Boston benchi hiç küçümsenmeye gelmezse de, erken faul problemine giren oyuncular bizim için yararlı olacak. Fred Jones ise Carlisle'ın son zamanlarda güvendiği bir oyuncu ve özellikle aldığı bir kaç dakika içinde Pierce'e karşı müthiş penetresiyle bir kaç faul çekebilir. Ben özellikle benchten gelecek olan oyuncuların arasında Jones-Banks düellosu olabilir diye düşünüyorum. Çünkü ikisi de aynı tip basketbolu oynuyorlar. Çok patlayıcı ve hırslı oyuncular. Yalnız takımımızda ciddi bir point guard yedeği sorunu var. Johnson ve Anderson sahada kaldıkları süreçte oyunumuz inanılmaz yavaşlıyor ve 24 saniye top kayıpları art arda gelebiliyor. Johnson'ın drive'ları olmadığı için kolay çözülebilen oyuncu. Zaten Carlisle da Tinsley-Johnson-Anderson üçlüsünden ikisine şans tanıyacak gibi geliyor bana. Bu ikili mutlaka Tinsley-Anderson olmalı. Anderson tecrübelsiyle bizim gibi playofflarda son yıllarda ilk turu atlatamayan takıma etkili olabilir. İlerlemiş yaşına rağmen ilk adımı hızlı olan Anderson, böylece yer açtıktan sonra dışarıdaki oyuncularımızı (Miller, Croshere, Artest) hücuma iyi monte edebilir.

Gelelim benchteki son adama: Bender. Çok mac kaçırdıktan sonra oldukça iyi dönüş yapıp müthiş yüzdeler yakaladı. Carlisle'ın onun gibi atlet bir oyuncuya ihtiyacı var. Yani bench rotasyonumuz şu oyunculardan olusacak: Harrington-Croshere-Anderson-Bender-Jones. Tabii Miller 35-40 dakika oynamayacağına göre, Jones, Anderson gibi gardları belki beklediğimizden daha fazla görebiliriz.

Boston'un benchine bakarsak, bize nazaran Jumaine Jones, Mihm ve Hunter gibi daha düz oyuncular görüyoruz. Hücum açısından en başta ise Ricky Davis geliyor. Son maçlarda Pierce'ın yokluğu yüzünden ilk beş baslayan Davis, bu pozisyonu büyük bir olasılıkla kaybedecek. Benchten 25-30 civarı dakika alacak Davis, komple bir oyuncu olduğunu bize karşı da gösterebilir. Geçen yıl triple-double'a her zaman çok yaklaşan Davis, belki Welsch'i ilk beşten edemedi ama drive'larıyla pota altımızı zorlayacak. Tıpkı Banks gibi patlayıcı bir görüntü veren Davis'in amacı, sayıdan sonra, --bizde Jones, Croshere gibi-- faul çekmek olacaktır.

Yukarıda da bahsettiğimiz Banks ise James'in gidişinden sonra rahatladı. Son maçlarda çok yüksek rakamlar çıkaran Banks, bol şut kullanan bir isim. Hem dışarıdan, hem de içeriden çok agresif oynayan Banks, şayet Pierce ile aynı anda sahada tutulursa, başımıza is açabilir.

Yalnız tıpkı ilk beşteki gibi benchte de pek iyi uzun oyuncuları yok. Brandon Hunter bir aralar çok iyi işler yapıp müthiş ribaunt çekiyordu ama oldukça istikrarsız bir oyuncu. Boston bench rotasyonu: Davis-Banks-Hunter-Mihm-Jones.

Yani görüldüğü gibi bazı çok patlayıcı ve oldukça hırslı oyunculardan oluşan Boston rotasyonu, bu kategoride benchten gelecek olan belli oyuncularla pek sıkıntı çekmeyecek. Tabii kalite açısından bizim bench bir adım ileride.

Hedef ne olmalı?

Herkesin bizden çok şey beklediğinin farkındayız. Ama sunu belirtmek lazım. Son yıllarda ikinci turun kapısını açamamış bir takım olarak, bir anda tepeden başlama lüksümüz yok. Sanırım Carlisle da bunun farkında. Hedef serileri düşünmek değil, her maçı çok ciddiye almak ve disiplinli oynamak. Takımın bu yıl final oynama şansı var, oldukça da fazla hatta. Ama bu, "hemen herkesi süpürüp Detroit'le final niteliğinde bir seri oynayacağımız" anlamına gelmiyor. Çünkü oraya kadar yapacağımız ve hatta yapmak zorunda olduğumuz bir sürü iş var.

Sadik.Iliman@gmx.net


Murat ERTAŞ
(14 NİSAN 2004, ÇARŞAMBA)

Şampiyonluk yarışında biz de varız

Kasımdan beri ne için beklediğimizi biliyoruz ve sonunda kara göründü. NBA finallerine sadece birkaç gün uzaktayız, bütün gözlem-değerlendirme safsataları sona erdirip "işte er meydanı" diyebileceğiz. Playofflara girme yarışı gerçekten seyre değerdi; peki playofflardan umduğumuz tadı alabilecek miyiz?

Öncelikle, yakın geçmişte ilk turlarda anormal sürprizlerin olmadığını hatırlatalım. Bu sene Doğu'da sürprizler için daha az imkan var, Indiana ve Detroit dışındaki takımların şansları zaten birbirine yakın. Batı'da Memphis faktörünün de etkisiyle Dallas'ın pabucu dama atılınca, mahşerin dört atlısını zorlayacak pek ekip olmadığını görebiliyoruz.

Evet ilk turlar çok ciddi sürprizlere gebe değil belki ama bunu, ikinci turlarla birlikte yarışın ne kadar kızışacağının göstergesi olarak kabul edin.

Olayı Indiana'ya indirgersek, altı çizilmesi gereken ilk şey, alınan 60 galibiyettir mutlaka. Dört sene öncenin yaşlı finalistinin bu kadar hızlı bir şekilde yeniden yapılanıp tekrar ve eskisinden daha iddialı biçimde ortaya çıkması, müthiş bir başarıdır. Bunu yaparken draft haklarından ciddi bir şekilde fayda sağlamadığını da belirtelim. Bundaki aslan payı GM Donnie Walsh'undur. Tek hatası zamanında Larry Brown loserıyla çalışmak olmuş; eh loser diye boşuna demiyoruz, adam 70'lerden beri takım çalıştırırsa bir kere şampiyon olur yahu! Ayrıca Indiana için tek kayıp sezon da bu koçun dönemindedir.

Walsh destanına sonra devam ederiz, hatta bu playofflar sonrası daha çok methiyeler düzeriz umarım. Konuyu dağıtmayalım, 60 galibiyet Pacers franchise rekoru oluyor, yani bu formayla daha başarılı olabilmiş bir ekip hiç var olmadı. Lig içindeki durumuna bakarsak da, 60 galibiyet sınırını aşan tek takım. Bu durumda şampiyonluk favorisi miyiz? Orada durunuz.

Yıllardır Batı takımlarını savunan bazı arkadaşlara hak veririz, hani her gördüğünüzde yok "bu Batı'da olsaydı 15 galibiyette kalırdı", yok "bu Doğu'da olsaydı finale çıkardı" vs... Bu değerlendirme kısmen geçerliliğini koruyor belki ama yine de eksik kalıyor. Özellikle bu sene Doğu'nun iki takımı olan Indiana ve Detroit, Batı'da Lakers haricinde her takımı eleyebilecek güce sahip. "Lakers formsuz" geyiklerine çok değer vermiyorum, olur da gerçekten çok kötü performans sergiler ve elenirlerse Doğu tarafı öpüp başına koyar.

Batı'nın diğer ciddi güçlerine bakarsak, Minnesota, Sacramento ve San Antonio'yu görüyoruz. Bunlar arasında kalite olarak en iyisi Sacramento, en kötüsü San Antonio. Minnesota'nın ayrı bir paragrafta incelenmesi gerekir diye düşünüyorum çünkü çok iniş-çıkış yaşadılar ve sonlarının ne olacağını kestirmek oldukça güç.

Sacramento savunmada çok zorlanıyordu, Webber'ın dönüşüyle her yönden zorlanmaya başladılar. "Onlar için bu sezon kısa sürecek" diye düşünüyorum. San Antonio ise yetenek açısından Batı'da ilk beşte yer alamayacak bir ekip ama bir şekilde takım halinde iyiler. Bunun nedeni savunmaları, hücum konusunda ise pek çok takımdan daha az ve yetersiz silahları var.

Doğu takımlarının karakteristiği olan savunma, Sacramento'nun finallere çıkması durumunda çok şansının olmadığını ima ediyor. San Antonio eğer olur da mucizevi bir şekilde finallere kadar gelirse, kendi silahıyla onu vuracak olan bir takımla karşılaşacak, ki kalitesi tartışılır kadrosuyla onların da şansı sınırlı.

Minnesota ve Lakers için şampiyoluğun önündeki tek engel ise kendi performanslarını en üst düzeye çıkaramamaları olabilir.

Uzun lafın kısası, siz siz olun, bu sene Batı finalleri sırasında "bu seriyi geçen şampiyon olur" diyen ve adı Onur Tuncaboylu olanlara çok itimat etmeyin.

Batı'nın yüzeysel durumu bu, Doğu'da ise rekabet daha sınırlı ama daha alevli. Geçtiğimiz iki yılın final temsilcisi New Jersey, artık kendisinden daha güçlü iki takımın arkasında sürpriz arayacak. Bunun olma olasılığını sıfıra indirgemek zor olsa da, sakatlıkları olan Kidd ve Martin daha ilk turdan bile "elveda" diyebilirler. Nets dışında önemli oyunculara sahip takımların hepsinde aynı zamanda önemli zaafların olması, Doğu finalinin adını kulağımıza fısıldıyor: Indiana-Detroit.

Şimdiden bu takımları karşılaştıracak değiliz elbette, uzun playoff koşusunda kimin tökezleyeceğini kim bilebilir ki? Ama çok çok önemli bir avantajımız var, saha avantajı. Üstelik --varabilirsek NBA finali dahil-- oynayacağımız tüm serilerde bu üstünlük elimizde olacak, kullanmayı bilene büyük nimet.

İlk tur rakibimiz Boston. Geçen senenin bir nevi rövanşı olacak, Boston'ın nefesi yeterse. Yok yetmezse ilk turlarda zaman zaman rastlanan süpürülme durumuna maruz kalabilirler.

Bu kadar iddialıyız, üstelik geçen sene Brad Miller varken bizi eleyen takımdan bahsediyoruz, neden?

Neden tek değil aslında. Öncelikle, Indiana iyi durumda... Geçen seneyi hatırlarsanız, All-Star haftasında takım kısa devre yapmış, sakatlık, ailevi sorunlar derken bir daha kendine gelemeden playofflarda hezimete uğramıştı. Günün Indiana'sı ise sezon başından beri fire vermeden yoluna devam ediyor ve kazanmaktan bıkmadı. Koç değişiminin etkisi bir yana, bu genç kadronun biraz daha olgunlaşması, takımın gücünü arttırmasının nedenleri.

Boston açısından ise durum tersi. Ellerinde Pierce, Mihm, Davis ve Atkins dışında ciddi katkı verecek oyuncuları yok. Geçen sene Pacers'ın karşısına dikildikleri takımda Pierce'ın yanına Walker ve McCarty gibi iki önemli dış silahı koymuşlar ve vasat takımlarıyla Indiana'yı elemişlerdi. Fakat Indiana ileri giderken Boston geriledi ve zar-zor kaldıkları playofflarda işleri herkesin düşündüğü gibi çok çok zor olacak.

Tüm bu nitelik üstünlüğünün yanına geçen seneki hezimetin intikam arzusunu da katarsanız, bu turun sonunun başından belli olduğunu görürsünüz.

Yukarıda asıl belirtilmek istenen şey, "bu yıl şampiyonluk yarışında biz de varız" fikridir. Olup olmamak değil, tüm gücünü ortaya koymak önemli ve bunun yaptığımız takdirde fazla rakibimiz olmayacak.

Playoff döneminde görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


Murat ERTAŞ

(11 Şubat 2004, Çarşamba)

Herşey yolunda mı?

Pacers'ı uzaktan izleyen sıradan bir NBA severseniz ne âlâ; yakından bakınca, sezon başında ve Tinsley'in ilk beşe yerleşmesiyle oluşan kimya şu aralar takımın hasreti. "Galibiyet galibiyettir" diyenler boş konuşur, çünkü bilen bilir, bu 82 maçın bütün olayı hazırlık, eh hadi biraz da sıralama belirlemektir.

Şimdi "lig liderliği sularında dolanan bir takımdan memnuniyetsizlik mi duyuyorsun?" sorusuna maruz kalmam bile abes görünebilir ama playoffların ağzımızda bıraktığı acı tat, "sileriz süpürürüz" demenin gelecekte havanın alınması halinde ağır bir KDV olacağını hatırlatıyor.

Peki karamsar mıyız? Değiliz, niye olalım? Doğu'nun en önemli gücü Pacers'ın lig genelinde de tam kadro bir Lakers ve Minnesota dışında zorlanacağı takım yok. Bu gücün önündeki yegâne engel, kendi form düzeyi. Muhakkak her takım iniş-çıkışlar yaşıyor, bunların gerçekten kaliteli olanları ağır hasar almadan paçayı kurtarabiliyor tabii. Pacers onlardan biri ama playofflar geldiğinde "top" seviyede değilseniz, sizin seviyenizdeki takımların elinden nasıl kurtulursunuz? İstikrar ne kadar da önemli şeymiş. Gerçi bu takım ne kadar kötü durumda olursa olsun Doğu finalini görecektir, NBA finali için oranı %99'a çekebiliriz.

"Eh hem bu kadar 'iyi' dedin, hem de kötüledin" demeyin. NBA'de hangi takımın sorunu yok?

Basketbol bir eşleşme oyunu olduğuna göre, rakibin dengesini ne kadar bozarsan, kendi oyununu ne kadar muhafaza edersen, o kadar başarılı olursun. Rakipte eşleşme sorunu yaratmak için gerekli en önemli unsur bu takımda var, on adet "tepe tepe kullan, ister 40, ister 5 dakika oynat" oyuncun var. Tek birşey dilerdim Tanrı'dan, bir adet sayı atabilen uzun daha. Hani var bir tane, adı Brad Miller mıymış neymiş, o fena olmazdı mesela. Pollard'ı versek, bize verirler mi? Çok para alıyor ama bu takımda olsa şampiyonluk için daha büyük aday olmazdı sizce de sanırım.

Evet, eldekilerle çözemeyeceğimiz yegâne problem, O'Neal ile front court'u tamalayacak istikrarlı bir uzun. Foster iyi çocuk, hoş çocuk, 25 dakika çok çalışıp iyi işler yapıyor. Gelgelelim Pollard hiç bu takımın oyuncusu değil, utanmasam "Ben Wallace'tan kötü" diyeceğim. Bu zaaf Harrington için fırsat yaratsa da, benim için hala bir özlem, en azından turnike kaçırmayan bir pivot.

İşlerin az biraz aksadığı diğer pozisyon oyun kurucu mevkii ama "buna da şükür" diyelim. Tinsley geldi, takımdaki skorerler rahatladı. Onun gelişiyle birlikte takımın formu zirve yaptı, şimdilerde inişte ama Tinsley özellikle üç sayı çizgisinin gerisinden önemli bir opsiyon olmaya başladı son maçlarda. Ne kadar güvenilmez olduğunu biliriz onun, o yüzden "bakalım playoff zamanı" diyorum. Ama küçük bir ayrıntı; Tinsley'in kolej kariyeri clutch play'lerle dolu, tek playoff deneyiminde geçen seneki Boston serisinde ayakta kalan nadir isimlerden biri olması "göründüğünden daha fazlası var mı bu adamda?" dedirtiyor. Çaylak sezonuna nasıl girdiğini hatırlayanlar parmak kaldırsın, bu gencin kaç triple-double seviyesinde maç oynadığını bilen- hatırlayan da azdır, kabahat onda, çık arada bir neşelendir taraftarını.

Takımdan iki kişi All-Star seçildi. Doğunun en iyi forveti O'Neal ve savunmacı Artest. O'Neal konusunda itiraz yok kimseden, herkesin sorduğu; "Artest'in orada işi ne?" Ben Indianacı olmasam, derdim "bu adam kazmanın teki", pardon yani 17 küsur sayı atıyor, 4 asist veriyor ama yok işte. top yakışmıyor eline. Olay gösteriyse, silin gitsin!

Peki Ben Wallace faciasını da açıklayıverin?! Haa, Doğu'da başka pivot yokmuş. O zaman Doğu'da Artest kadar başarılı bir forvet de yok. Takımın ikinci adamı olarak yaptığı istatistiği boşverin, takımın derecesine bakın. Sallamıyorum, başıboş bıraksanız 5 top çalma ortalama çeker, dudaklarınızı uçuklatır, kimsenin itirazı olmaz o zaman. Savunmaysa savunma, hücumsa hücum, benim de içim titriyor top ona geldiğinde ama aramızda yavaş yavaş bir güven oluşacak elbette.

Korkunç gün All-Star'dan sonraki ilk 10 maçı krizsiz geçirirse bu takımın yolu açık. Yok geçen seneki serbest iniş moduna geçilirse kader utansın. Bunun olma ihtimali gerçekten çok düşük, çünkü Carlisle takımının formunda sürekli değişimlere kariyeri boyunca alışmış. Yani beş maç kaybetse bile takımı o çukurdan çıkarıp 10 maç kazandırabilen bir adam. Detroit'te yapmışsa, burada rahatça yapar zaten. Neyse, playofflar çabuk gel, çok özledik seni.

ertasmurat79@hotmail.com


(18 Nisan 2003, Cuma)

Carlisle ile geçen 1,5 ay

Evet uzun zaman oldu, neler neler oldu, ancak yeni bahsedebileceğim. Larry Bird'ün takıma dönüşü mü, koç değişimi mi, yoksa takımın ligdeki gidişatı mı daha önemli - ki ondan başlayayım? Herşey iç içe olacak ama katlanıverin.

Pacers iki senedir olduğu gibi yine Doğu favorilerinden biri. Her geçen sezon olgunlaşan oyuncuların performanslarının da artması ilginç değil elbette, ve bu sene için koç pozisyonunda yapılan upgrade ile takımın geçen seneki muhteşem lig başlangıcını tekrarlaması da.

İlk bakışta All-Star center Brad Miller'ın kaybının önemli olduğunu düşünenler, bu kadarını beklemiyorlardı belki ama Pacers'ın yıllardan bu yana en önemli özelliği olan kadro derinliği sayesinde Brad'in gidişi Foster için fırsat oldu. Yeni koç Carlisle, takımı tıpkı Detroit'i oynattığı şekilde oynatıyor. Rollerini kabullenmiş oyuncuların kullanıldığı, savunmada istekli ve hücumda disiplinli bir takım oluştuğu rahatlıkla gözlenebilir.

Şu gün itibariyle 19-7'lik dereceyle Doğu zirvesine kurulan Pacers için en olumlu nokta, Bucks, Lakers, Bulls maçları dışında takım halinde sergilediği gayretti. Geçen sezon yaşanan sert inişin tekrarlanacağını sanmıyorum, her ne kadar Carlisle ile Detroit zaman zaman istikrarsızlık göstermiş olsa da, elindeki kat kat yetenekli kadroyla takımın seviyesini, ve bu kadar üst düzeyde olmasa da Doğu liderliğini koruyacak kadar vaziyeti idare edecektir. Peki Carlisle ile gelen değişimler neler?

Herhalde herkes kabul eder ki, belli noktalarda kan değişikliği gereklidir. Öyle ki, iki yıl boyunca -ilk senesini uyum dönemi kabul edersek- beklentileri ancak yarım sezon sağlayabilmiş bir koçu, sadece değişim için salıvermek dahi mantıklı görünüyordu, Pacers playoff ilk turunda elendiğinde. İşin güzel tarafı, geçmişte takımda asistan koç olarak çalışmış, daha sonra kendini koç olarak da ispatlamış Carlisle'ı boştayken kapmak oldu. Detroit'le yaptıklarını bilmeyen varsa, iki sene üstüste 50+ galibiyet aldığını, bu sene de Doğu finali oynadığını belirtelim. "Niye kovuldu?" diyenlere de, bugünlerde gerçekleşen Frank Johnson'ın kovulmasıyla çok benzer bir konu olduğunu söyleyelim.

Carlisle'ın en önemli özelliği, yemeğin tarifini gramlara kadar vermesi, işini şansa bırakmaması; doğaldır ki bu isteklerini gerçekleştirmekte en çok güçlük çekecek olan gençler yerine de veteranları tercih ediyor. Detroit yönetimindeki Dumars'ın asıl beklediği ise gençlerin oynatılması ve gelişmesiydi sanıyorum. Nitekim hem Mehmet, hem Prince artık oldukça süre alıyor, ayrıca draftteki Milicic tercihinin de arada bir anlaşmazlık yarattığından bahsediliyor.

Gelelim Pacers'la yaptıklarına.

Takımın en önemli sorunu olan oyun kurucularındaki genel istikrarsızlığı bu sene yaşamayacağız. Carlisle'ın hücum sisteminde oyun kurucunun görevi de çok net zaten, tıpkı diger pozisyonlar gibi. Topu yarı sahaya taşıyabilen, şutu vasatın üzerinde olan ve savunmada aksamayan her gard, onun için yeterli bir oyun kurucu sayılabilir. Bu özelliklerin önemli bir bölümünü taşımayan Tinsley de benchin sonuna bu yüzden gitti. Onun yerine ilk beş başlayan Kenny Anderson eski günlerinden uzak gibi görünse de, şutuna güveni arttıkça, takım hücumuna getirdiği istikrarın yanına dış tehdit olarak eklenince, başarı için önemli bir oyuncu olacak. Yedek olarak kullanılan Anthony Johnson, Nets'le geçirdiği senelerde az süre almış olsa da, takım için hiç de kötü katkı yapmıyor bu sene. Kenny'nin eksiği olan dış şutlar onun en güçlü yanı. Geçen seneki kadromuzda bulunan Erick Strickland da bu kadroda onun kadar iş yapardı, belki daha da iyisini ama bu bile güzel bir sürpriz. "Tinsley'e neler olacak?" sorusuna ise henüz net cevap vermek güç. Olasıdır ki Pollard'la birlikte takas edilsin, eğer bu gerçekleşmesse onu rotasyona yeniden sokmaya mecburuz, tabii önce Carlisle'ın beklentilerini yerine getirmesi gerekiyor. Uzun lafın kısası, takımın oyun kurucusu, eldeki en sabırlı ve savunmacı kişi olacak.

Takımın diğer kısası olarak da Reggie Miller oynuyor. "Savunma seven bir koç 38 yaşındaki bir oyuncuya nasıl katlanıyor?" diye düşünebilirsiniz ama açıklaması yok değil. Takımın en önemli dış tehdidinin Reggie olmasının yanında, savunmada sanıldığı kadar başarısız olmaması ve ona duyulan saygının etkisi var bu tercihte, hem yerine kimi koyacaksınız ki? İstatistiklerine çok yansımasa da, geçen seneki Reggie'nin sakatlıklardan ne kadar çektiğini anlatıyor bu seneki performansı. Ortalamalar hala düşük ama katkı yapabileceğini gösteriyor zaman zaman. Ona back-up olarak kullanılan Fred Jones ise çok şeyler beklenmeyen bir oyuncuydu, zaten pek matah bir tarafı yok. Kolej kariyerinde winner olarak tanımlanmış bu oyuncunun, atletikliği ve savunmada fena olmaması dışında katkısı sınırlı. Gelişmesi için oynaması gerek biliyoruz da, ondan daha faydalı adamları kullanmak takımın işine gelmez mi, diye de geçmiyor değil içimden.

Kısa forvet pozisyonumuz eskisi gibi zengin, Artest başlıyor ve bitiriyor ama Harrington takımın en etkili ikinci skoreri belki de. Geçen sene çok baş ağrıtan kasti faullerden arınmış Artest takımın her işi yapan oyunucusu, artistik tarafı az ama "Artest oyunu" artık lig çapında bir ünvan. Faullerindeki istikrarsızlığı maç kaybettirecek düzeyde ama gülü seven dikenine katlanacak. Yetenekli Harrington ise ilk defa bu sene takım için oynamaya başladığının sinyallerini gönderiyor. Daha fazla drive ve şut, daha az zorlama, daha fazla pas. Onun oyunundaki en büyük eksiklik herşeyi tek başına yapmaya çalışmaktı ve bunu aşabileceğini göstermesi ilk beş için her zaman aday olmasını sağlıyor. Lafı gelmişken Harrington'ın benchte kalmasının daha faydalı olacağını düşündüğümü belirteyim. Her ne kadar haketse de, forvet bölgesinde ki yığılma ve maksimum verim açısından takımın en iyi üç oyuncusundan birinin benchten gelmesi, yani skora en gereken zamanda katkı yapması mantıklı geliyor. Ayrıca 6. adamların hep skorer, atletik ve en az iki pozisyon oynayabilmesi gerektiğini düşünenlerden biri olarak, bence Pacers için ideal olan da bu.

Uzun forvetimiz Jermaine O'Neal bu sezon oldukça ilginç bir duruş sergiliyor. Sayılara değer verenler için hala eskisi kadar değerli, gelgelelim Pacers maçlarına az buçuk göz atanlar rahatlıkla farkederler ki, eski mücadelesi, hırsı bu sene yok. Şutu daha iyi, her geçen gün daha tehlikeli oluyor şüphesiz ama hangi oyuncuyu bu kadar ifadesiz görsem hayal kırıklığı yaşarım. Belki kendini playofflara saklıyor, gayet normal olan birşey bu, onca çabadan sonra ilk turda elenmek kolay unutulur şey değil. Tabii Thomas'la olan bağları sebebiyle bu kadar vurdumduymaz görünüyor da olabilir. Hatırlarsanız, takas istediği dedikoduları ayyuka çıkmıştı, neyse ki Pacers iyi gidiyor da bu gereksiz ve geçersiz dedikodular durdu.

O'Neal'ın front court partneri ise malum takasla birlikte değişti. Foster bu bölgede Pollard'dan kat kat iyi performans veriyor, bugün oynadığı rolü Brad gelene kadar yapmıştı, o gittikten sonra da eski kimliğine kavuştu. Bir oyuncunun iyi ribaunt aldığının bence tek göstergesi ortalaması değildir, ofansif ribaundlarıdır aynı zamanda. Foster'ın en önemli katkısı da bu noktada ve takımda Brad'le kısmen giderilen ribaunt sorunu ortadan kalkmış görünüyor. Sahada herşeyini veren ama zaaflarını bir türlü gideremeyen bir oyuncudan bahsediyoruz ve takıma skor katkısı 8 sayı üstüne nadiren çıkıyor. Dahası, Brad'le mükemmel hale gelecek olan pas-şut sistemine uygunluğu tartışılır, eldekilerin en iyisi olduğuna şüphe olmadığından, buna gerek de yok aslında.

Takımın benchten gelen katkılar konusunda sıkıntısı yok. Croshere'ın sahaya çıkmadığı maç olmadı bu sene, sakatlık sorununu aşmış göründü, üstelik üzerindeki ölü toprağı atmaya başladığı seziliyor. Ha, bu takımda daha fazlası zor, oynadığı süre açısından.

Bir de Bender'ın geleceğini düşünürsek, oldukça genişletilebilecek bir rotasyona sahibiz. Carlisle'ın pek sevmediği bir durum da olsa, rekabetten zararlı çıkmaz heralde. Bird ve Carlisle'ın Bender'dan beklentilerinin çok olduğunu ekleyelim ve onun geri döndüğünde daha rahat hissedip hissetmeyeceğini bekleyelim, sakatlığı geçince yani.

Kısacası, işler yolunda giderken dahi düzelmesi gereken şeyleri bekliyoruz ve daha ne kadar iyi olabilir, diyoruz. Ligin en iyi ikinci derecesine sahip bir takım, üstelik hala çok genç, kontrat sorunlarından arınmış, başarıya aç, hırslanmış bir koç ve de oyunculuk kariyerindeki başarıyı hayatına taşımış bir GM'le neler yapılır, nereye kadar gidilir, göreceğiz.

Son olarak, aktif basketbol yaşantılarını sürdüren ex-Pacer'lara bir bakış atmak istiyorum, nostalji kıvamında.

Aklımızda en çok kalan Rose, artık Toronto forması giyecek. Üç senedir takım içinde huzursuzluk yarattığı geyiklerinin nedense yersiz olduğunu düşündüğüm bu adam, Toronto'da ilk adam olmayacak belki ama önemli katkılar sağlayacak, defansla ayakta kalan bir takımı ofansla ayakta kalan (ya da kalamayan) bir takım yapmakta Rose'un üzerine az adam vardır.

Rose için Chicago'ya gönderilenler arasında da eski bir Pacer var: Antonio Davis. Süper çalışkan, orta mesafede iyi şutör Davis Chicago'nun işine yarar mı, bilinmez ama artık iyice yaşlandığı su götürmez.

Travis Best Dallas'ta saygı arıyor, eminim Dallas taraftarı sevecektir onu, lakin Dallas'ın hızlı hücum sistemine ancak şutları yardım edebilir... Best'in en iyi yaptığı şeyler: Dripling, dripling, dripling...

Brad Miller
Sacramento'nun kralı olmuş gibi görünüyor. Yanındaki oyuncular, onun tarzına çok uygun şekilde pas konusunda, boşa kaçma konusunda, şut seçimi konusunda uzmanlar. Bunun yanında sürelerinin artmasıyla birlikte adam MVP gibi oynamaya başladı. Ben yine de o kontratın kaç senesini hakkıyla oynayacağını bilemiyorum.

Mercer pek kötü bir sezon geçiriyor, şaşırtıcı değil. Indy yılları da çok iç açıcı değildi.

Görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


(18 Nisan 2003, Cuma)

Bu turu geçemezseniz eve dönmeyin!

Herkese merhaba. Henüz tamamlanmış sezonun peşinden oturup yorum yapmak kadar zevkli ne vardır ki. Kısa bir bilgilendirme bölümünün ardından playoff eşleşmesi hakkındaki görüşlerimi ileteceğim izninizle.

Sezon başından şöyle kısaca bir özetlersek; Pacers hızlı girmişti hatırlarsanız 2002-2003 sezonuna. Doğu'da liderliğin keyfini hatırı sayılır bir zaman zarfında çıkarmış, koçuna da konferansın All-Star takımını yönetme şansını vermişti. Sonra dönüm noktası olan All-Star arası, üstüste sakatlıklar, cezalar ve şimdiye kadar görmediğim kadar çok aile sorunlarıyla boğuşan oyuncuların 19 maçın 15'inden yenilgi ile ayrılışları, Tim Hardaway'in 15'inci oyuncu olarak takıma katılışı ve tam anlamıyla olmasa da yeniden eskisi gibi oynamaya başlayan Pacers... Tüm bu zor zamanlarda takımda istikrar adına birşeyler sunabilen tek oyuncunun O'Neal olması, bu oyuncu hakkındaki "franchise player olamayabilir" yorumlarımı kesinlikle çürütmüştür. Özellikle takımın toparlanma sürecindeki performansının yanında liderlik vasıfları öne çıktı, tabii zaman zaman fazla havalanıp takımı suçlayıcı demeçler verdiği oluyor. NBA'yi bilenlerse bunların anlamının takımı yermek, kendini ayri tutmak değil de, gaza getirmek olduğunu anlıyor zaten.

Neyse, zor günler geride kaldı, diyebiliriz. Tepetaklak düşüşün durduğuna bile şükredesimiz geliyor, geçen seneki Bucks faciasını hatırlayalım. Bu All-Star'ın mahareti nesinde, anlamak güç; sanırım oyuncuların herşeyi elde ettiklerine inanması ve playoffların daha mühim olduğunu düşünmeleriyle alâkalı. Bir nevi konsantrasyon eksikliği gibi yani. Sadece Indiana değil, Doğu contender'larının hemen hepsi aynı şekilde süründüler aradan sonra. Bu sayfada okuduğunuz için yanlı gelebilir belki ama tüm bu takımlar içinde geçerli mazereti olan belki de yegâne takımdır Pacers. Takımın orijinal ilk beşinin, verilen aradan sonra, toplam 10 maç yoktur birlikte oynadığı, halen de devam eden sakatlığıyla Brad Miller'dan normal performansını alamayabiliriz playofflarda.

Evet, işte iki senedir zar-zor girdiğimiz, bu sene zar-zor home court avantajını kurtardığımız playofflar. Gelişme kaydetmiş gençler.

Birkaç gün önceye kadar bu formsuz takımın sleeper olmaktan çıkan formuyla Hornets'la nasıl başa çıkacağını düşünüyorduk doğrusu. Diğer takımlar için olmasa da, tüm Doğu takımları arasında match-up sorununu en fazla yaşatan takımdır Hornets Indiana'ya. Dolayısıyla her ne kadar yedi maçlık serilere dönüştürülmüş olsa da, ilk turun sürprizlere gebe olduğunu bilen herkes, galibin ev sahibi olması gerekmediğini de biliyordu. Ama playoffların henüz başlamadığı şu gün bence şans olarak değerlendirilebilecek bir durum oluştu ve konferans sıralamaları pek beklenmedik bir şekilde değişti. Geçen senenin Doğu finalisti, efsane oyuncu Toine'ın takımı Boston'la eşleştik. Eh, bi review yapmak lazım:

Boston'un genel özellikleriyle başlayalım. Boston iki hücum silahıyla işin içinden çıkan bir takım, ilk opsiyonları Paul Pierce. Indiana için en büyük sorunu onun yaşatacağını biliyoruz, zaman zaman diğerleri öne çıksa bile, bunun sebebi de bu starın varlığı olacak. Diğer silahları ise üçlükçüleri, ki her zaman işe yaramadığını belirtelim... Tüm hücum sistemi PP'nin dağıttığı topları potaya atmak olan bir takım bu. Böyle bir takımın nasıl bu kadar iş yaptığını sorarsınız elbette. Cevap basit: Detroit nasıl yapıyorsa öyle.

Defansif olarak beklenin çok üstünde dirençli bir takım Boston, bunu hiç matah olmayan oyuncularla yapıyorlar. Pierce-Walker ikilisi hücümda parlasalar da, defans yönleri pek konuşulmayacak iki oyuncu. Kısacası takım savunmasında çok iyiler, top çalma, yardım getirme falan filan olaylarını iyi beceriyorlar.

Ofans konusunda belitilmesi gereken bir noktayı geçtik, bu takım faul çizgisine çok fazla gidebiliyor. Boston da diğer Doğu takımları gibi pota altında kayıp; sezon başında getirilen Baker bu sorunu gidermedi. Gerçi Baker gibi skorer bir uzun, potaaltı savunmasında sorun yaşayan Indy'e karşı verimli olabilirdi bile. Walker denen satıcıyı anlatmama gerek yok, içerden dışardan çok etkili olabilen, teknik ama tembel bir uzun... Bizim uzunlarla boğuşmaya çalışacağını hiç sanmıorum.

Eşleşmelere bakalım şimdi de. Ortada Brad-Battie karşılaşması olacak. Form durumları ve genel üretim açısından bakarsak, bu iki oyuncu kendi takımları için perde arkasında çok önemli işler yapacak olsa da, biri öbürünü ne kadar zorlar bilemiyorum. Brad, toparlanırsa Boston için durdurulamaz bir tehdit olabilir; Battie için aynı şeyleri söylemek zor. Burada ince bir tercih meselesi de sözkonusu olabilir match-up itibariyle. Formsuz ve sakat Brad'in yerine, Walker'ı tutması zararlı olabilecek O'Neal bu bölgeye kayarsa, onların avantajını nötralize olmuş olur, en azından rakibin mühim silahlarından birini durdurmak konusunda yol almış oluruz.

PF de O'Neal, içeriden oynayıp çok ribaund çeken sağlam bir uzun. Geçen seneki playoff performansını baz almazsak, Walker'ın Boston için hayati olan performansını dengeleyecek oyunlar çıkaracaktır. Hatta yanar söner Walker'ın Jermaine'i durduramayacağını düşünüyorum, Indy'nin elinde bu şutörün karşısına dikebileceği Artest ve Harrington gibi iyi savunmacıları varken, sezon içindeki başarısını playoflara taşıyamaz sanırım.

Pacers için bu serideki kilit adam olarak Tinsley'i belirleyebiliriz, onun hücum organizasyonundaki performansı, yoğun Boston savunmasını aşabilmenin çözümü. Karşısında Kidd, Davis ya da Payton gibi skorer gardlar olmadığından, SG'den bozma Delk'i yahut genç Bremer'ı sahanın her iki tarafında da alt etme şansı yüksek. Tinsley iyi oynadığında Pacers'ın çok az kaybettiğini de biliyoruz.

SG-SF bölgelerinde Miller-Artest ile Pierce-Williams karşılaşmaları oluşacak. Oyuncu kalitelerini karşılaştırınca, aşırı ağır basan bir taraf olmasa da, durdurulamayan bir star olarak Pierce, dediğim gibi seride önemli etken olacak oyuncudur. Artest savunma eksperidir, evet ama playoff zamanında starları durdurmak pek zorlaşır... Bu noktada playoff kurdumuz Reggie'nin tekrar basketbol tanrılarının arasına katılıp katılmayacağını göreceğiz. Açıkçası, sakatlığının ve takımdaki rolünün de etkisiyle pasif oyununu devam ettirebileceğini söyleyebilirim, kritik yardımlarını verip vermeyeceği asıl endişem.

Bench konusunda zaten çok az takımın yarışabildiği Indy ile Boston'ı karşılaştırmak yanlış olur. Foster'ın sürelerine konan deneyimli Croshere, Mercer, Strickland, Bender, ilk beş çıkma ihtimalinden bahsettiğim Harrington ve clutch-play uzmanı Hardaway, Pacers için bu seride müthiş bir şans. Boston da ise katkı verebilecek Delk/Bremer ve McCarthy dışında pek kimse yok aklıma gelen.

Peki sonuç ne olur?

Sözkonusu NBA iken, üstelik bahsettiğimiz takım Pacers ise (hatta karşısındaki takımı da dahil edelim, Pierce ile hiç beklenmedik başarılara ve hezimetlere alışık bir takımdır o da), "tahminlerinizi kendinize saklayın" derim. Boston ev ya da deplasman önemsemeyen, Indy ise kendi evinde aslan kesilip dışarıda sinen bir takım kıvamında. Ama bunun adı playoff... Belirlenen bütün istatistikleri unutun. Pacers iki seneden sonra ikinci tura gitmek için her türlü avantajı cebine koydu, bundan daha avantajlı bir eşleşme yoktu bile denebilir. Bilmem kendi düşüncelerimi yeterince anlatabildi mi bu sözler.

Kısa bir tercüme isterseniz: Bu turu geçemesseniz evinize dönmeyin!

Görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


(28 Şubat 2003, Cuma)

Yanlış takım, yanlış zaman

Pacers tepetaklak düşüşe geçmiş durumda, ne kimyası, ne de fikstürü üst üste yenilgileri kaldırabilecek durumda değil. Onların yardımına koşansa yine konferans rakipleri Nets ve Pistons oldu, Doğu'nun tepesindeki yangına ortak olmak adına. Neler oldu, neler bitti bakalım.

All-Star haftasına kadar herşeyin yolunda gittiğini en azından hatırlıyorsunuzdur, Pacers'ın hesapları, 37-15'lik dereceye ulaşıldığı anda saptı. Aslına bakarsanız verilen ara sonrası kazanılan maçlarda dahi ofans işlemiyordu ama sert olmayan rakipler karşısında savunmayla üstünlük sağlanıyordu. Bire bir istatistiklere bakmama gerek yok, yaklaşık 10-12 maçtır şut yüzdesi 40'ın üzerine çıkmayan bir takımdan söz ediyoruz, ayrıca top kayıpları da anormal artmış durumda. Sorunun ne olduğunu söylemek, takımdan birini tutup mimlemek imkansız.

All-Star sonrası ayakta kalan sadece Reggie Miller oldu, ki bilirsiniz onun katkısı ancak, takımınızda diğer işler yolundaysa, sayı yükünü çekmektir. Çarklar tamamen yerinden oynamış durumda, ondan takımı oyunuyla değil, önderliğiyle ayağa kaldırmasından fazlasını beklemek hayal kurmak olur.

Düşene vurmak kolay, söylenebilecek çok söz var. Tüm pozisyonlar sorunlu görünüyor ama bunun nedeni oyuncuların bireysel performans düşüşü olamaz bence, yani hepsi birden sözbirliği etmişcesine gerçek oyunlarından bu derece uzaklaşamaz.

Sorun yorgunluk olmalı, bunun asıl nedeni de zorlu maç trafiğinden ziyade oyuncuların kafalarını play-offa vermiş olmaları belki. Hala ligin en genç takımlarından biri bu, sezon başından beri olabilecek en istikrarlı oyunu oynadılar, altı maç üstüste kaybettiler belki ama dereceleri itibariyle güven sorunu yaşamaları pek anlamlı değil. Zaten asıl korku bu, play-off zamanına az bir süre kala kaybedilen altı maçtan çok, bundan sonra gelecek 10 maçın telaşı var. Sezonun en zor dönemine, en zor şartlarda girecek Pacers, boşverin play-offlara kaçıncı sırada gideceğine... Elbette saha avantajı çok önemli ama gününde olduğunda nasılsa kazanmayı başarırlar. Peki o en üst noktayı tekrar yakalayabilecek mi takım? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki 10 maçtaki başarıyla doğru orantılı olacaktır. İşler ciddiye bindiğinde, ne kadar genç de olsa şu ana kadar iyi işler çıkarmış bir kadro bu, tabii momentumu kazanmak için bol güven ve belki sezon sonu galibiyet serisi hiç fena olmaz.

Göze batan sorunlara bakacak olursak, hala point guard problemi devam ediyor.
Tinsley, eşit dağılımlı skor yapan, kendine şut yaratabilen oyuncusu olmayan bu takım için biçilmiş kaftan ama ortada bir sorun var: Takım artık fast-break atamaz oldu, doğrudan bağlantılı olarak şut yüzdesi düştü, yine bunun da sonucunda eşek yükü fast-break sayısı yemekte. Yani takımın en önemli silahı olan hızlı ofans, artık zaaf olmaya başladı.

Her zaman bahsettiğimiz bir başka sorun var, kaliteli, hatta geçtim kalitelisini, en vasat oyun kurucular bile en büyük darbeyi vuran nokta olmaya başladı. Belli ki işlerin bir süreliğine de olsa farklılaştırılması gerekiyor. Elimizde kim var, iyi defansçı, şutör ve ribaundçu gard Strickland. Tinsley de son dönemde çok şut kullanıp zor durumlarda bırakıyor takımı nasılsa, o zaman en azından ateşleyici güç olarak bu bölgede bir değişikliğe gitmek, şu anda pek büyük bir risk değil. Ayrıca benchte denenebilecek Brewer var, sezon öncesi hayal kırıklığı yaratmış olsa da hala oyun kurucu, hala takımın en iyi ribaundçularından, en azından "boş şut kaçıran gard" sendromundan kurtarabilir bizi. Thomas bu mevkide radikal bir kararla Artest'i denedi ama topla pek buluşmaması daha hayırlı olan oyunculardan olduğunu kafasına iyice sokmuştur bu deneyim. Anafikir şu; katkı yapması yüksek olasılık olan Erick'e şans ver, Tinsley hem kafa, hem fizik olarak daha iyi duruma gelsin. Kaybedilen altı maç, dahası bence kaybedilme olasılığı çok yüksek olan bir-iki maç, bu tür değişiklikleri zorunlu hale getirecek zaten.

Pacers'ı gündeme getiren asıl hadise Thomas ile Pistons'ın geçmişi. 80'lerde fırtına gibi esen kadronun ve de "Bad Boys"un temel taşı Thomas, şimdi başında olduğu takıma sert savunma yaptırmaya çalışıyor, bu da hemen karşılaştırmalara neden oluyor, "2000'lerin kötü çocukları Pacers olacak" gibilerinden. Oyun tarzlarını karşılaştırmak nasıl mümkün oluyor bilmiyorum ama asıl atıfta bulunulan, belli ki Pacers'ın rakibi yıldırmaya yönelik savunması ve daha da özele inersek, zamane Rodman'ı olarak gösterilen Artest. Bu benzetmeyi onaylayan bir istatistik de var aslında, Pacers şu anda ligde en fazla kasti faul çalınan takım, eminim teknik faullerde de üst sıralardayızdır. Yine de takım bu yakıştırmalardan rahatsız zira saha içinde ciddi bir sorun yaşamadılar, kavga-gürültü çıkarmadılar. Özellikle Artest neredeyse bir suçlu olarak görülür oldu. Tamam, bu adam çok kontrolsüz ama asla bir Rodman değil. Medyadaki tavır ister istemez hakemlere de yansıdı ve ligin belli bölümünden sonra takımın sertliğine daha az müsamaha gösterir oldular.

Son olarak, takıma dahil olması muhtemel iki oyuncuyu söyleyeyim. Biri Tim Hardaway, diğeri de Chris Whitney. İkisi de bu takım için Erick Strickland kadar dahi faydalı olamazlar ama eğer kadronun 15 kişiye tamamlanması düşünülüyorsa, Tim Bug elbette ki tecrübesi itibariyle daha çok kullanılabilecektir.

Görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


(20 Ocak 2003, Pazartesi)

Çoğu gitti azı kaldı demek yanlış olmaz sanırım, geçen yazıdan şu ana kadar geçen iki aylık mecburi tembellik döneminde Pacers, kafamızdaki "tesadüfi başarı" kuşkusunu iyice atmamızı sağladı. 29-11'lik derecesiyle şu anda Doğu Konferansı liderliği için en iddialı üç takımdan biri olmaya devam ediyor, hatta sezon şu an bitse mevcut derecesiyle, ikinci sıradaki takipçisi New Jersey'nin yarım maç önünde, öyle de olacak.

* * *

Sezon başında birçok sakatlıkla uğraşmıştı takım hatırlarsanız. Bunu handikap olarak görmeyecek nadir takımlardan biri Pacers olmalı, elinde birbirine çok denk oyuncuları olan bir takım olarak. En önemli eksik şüphesiz Miller'dı, onun yokluğunda Artest beklentileri aşmış, sorumluluğu üzerine alarak all-around performansları ve savunmanın kilit adamı rolüyle takımın maç kazanmasını sağlamıştı.

Reggie Miller çok ilginç bir oyuncu olduğunu, döndüğü ilk iki maçta kanıtladı. Çok iyi bir takımınız varsa yokluğunu hissetmeyebilirsiniz ama oynadığı zaman sizin için sokacağı bir-iki önemli üçlük, onu formasıyla sahada görmenin, karşı takımdan başka herkese büyük haz vereceğini hissettirir. Özellikle ilk 10 maç dizindeki sakatlığın tam olarak iyileşmediğini, sezon sonuna kadar da tedavinin tam olamayacağını söyledi, bunu destekleyecek şekilde pek de etkili oynayamadı. Ama büyük oyuncu kendini belli etmenin yollarını bulur, o da kaçırdığı şutları ve formsuzluğunu, maçların kırılma noktalarında yaptığı katkılarla gösterdi.

Gelelim takımın diğer parçalarına ve bütününe...

* * *

Reggie'nin dönüşü, takımdaki şut dağılımlarını ve rotasyonu oldukça etkiledi. Brad'in skor katkısı düştü... Bunu söylerken eklememiz gereken nokta, bu oyuncunun skor yükünün tamamen takımın seçimleriyle ilgili olduğudur. Yani opsiyonları kısıtlı bir takımda oynasa her gece fauller sayesinde falan rahatça 20 sayı atar. Nitekim O'Neal'in sakatlık yaşadığı (sanırım beş maç) periyodda 20-25 sayılık bir ortalama yakaladı. Sonuçta tam bir görev adamı olmaya devam ediyor, ribaunt kabiliyetini ve mücadelesini hemen her maç ortaya koyuyor, gerektiğinde de sayı atıyor.

* * *

O'Neal'in yokluğundan bahsetmişken, bu durumdan en çok faydalanan oyuncunun Al Harrington olduğunu da söyleyeyim. Geçen sezon çok iyi başladığı sezonu ağır bir sakatlık sonrasında yarım bırakan Al, bu sezon başında ilk beş çıkmış, vasat oyuncu istatistikleri vermişti. Zaten normal olan buydu, o eski reflekslerine, şutuna kavuşması bu kadar çabuk beklenemezdi. Reggie'nin dönüşüyle, geçen sezon alıştığı altıncı adam rolünü Mercer'la paylaşmaya başladı ve maçı alan oyuncu kimliğini kazandığını gösterdi. Asıl patlamayı ise, tabii sinyallerini önceden, Artest'ın maç cezaları sırasındaki performansıyla vermesinin ardından, O'Neal'ın sakatlığı sırasında yaptı, üstüste 30-40'lı sayılara ulaştı. Kısacası Al, mücadeleci oyun stilinin yanında streaky shooter olma özelliğini de artık geri almıştır bu ağır sakatlıktan, yolu açıktır.

* * *

Dikkate değer bir diğer nokta, Strickland'ın takıma uyum sağlaması. Böyle söylemek pek bir abes oldu gerçi ama aldığı kısıtlı süreler sonrasında takıma ciddi yardımda bulunmasını başka nasıl açıklarız? Tinsley'in oyun kurucu vasıflarını biliyoruz, müthiş pasör ve vizyon sahibi (kort vizyonu yahu). Zayıf tarafları defansı, şutu ve top dağıtımında zaman zaman fazla uçuk kararlar vermesi. Strickland'ı anlatmak için uzun uzun yazmaya gerek yok, Tinsley'in neredeyse tam zıddı bir adam. PG için elbette ki Tinsley daha ideal bir tercih, burası tartışılmaz; ama diğer elit gardlarda olmayan bir-iki büyük sıkıntısı var ki bu adamın, bazen çekilmez oluyor. Geçen sene top kayıplarından yitirilen maçların sayısını hatırlamıyorum, bu sene de Tinsley'in pek akıllanmadığı söylenebilir. İşte onun başına vurduğu vakit, Erick artık oyunu sancısız sıkıntısız yürütmek için gayet hoş bir opsiyon oldu.

Takım, sezonu kendi evinde oynadığı maçlarla açmış ve çok iyi bir galibiyet yüzdesi yakalamıştı. Asıl sorun çıkılacak olan, Batı turu ve deplasman ağırlıklı fikstürdü. Ama zor kısım geride bırakıldı, kazanılması gereken hemen her maç kazanıldı, Şubat sonuna kadar da pek deplasman sıkıntısı yaşanmayacak. Kendi evinde sadece iki yenilgisi olan bir takım için bu, önemli bir belirleyici faktör.

* * *

Croshere sakatlar listesinde, şaşırtıcı gelmemiştir sanırım. Parasına acıdığımdan değil ama bu adam, oynamadıkça daha köreliyor gibi geliyor. Salary cap vaziyetleri zaten malum, Cro ve Mercer'dan en az birini kapı dışarı edemezsek, sezon sonunda yapmayı düşündüğümüz resignlar tehlikeye girecek. "Bu adamlar nasıl takas edilir?" diye sormayın, bunun cevabını eminim şimdiden bulmuş yegâne insan Donnie Walsh'dur.

Bender da takım için pek önemli bir oyuncu olmadığından, bu sene onun bir ay sürecek sakatlığının üzerinde durmaya gerek yok. Aldığı uzatmanın organizasyona mı, yoksa Bender'a mı daha çok fayda sağlayacağını görmek için daha bekleriz gibi geliyor bana.

* * *

Son olarak All-Star'dan bahsedeyim. Şu an itibariyle O'Neal'ın Doğu ilk beşindeki yeri garanti gibi, "respect, respect" diye ağlayan kardeşimiz sonunda aradığını bulmuş olmalı, gerçi sonuna kadar haketti bu sezon ama saygı dediğimiz olay, senin onu istenmenle değil, ancak zamanla kazanılır, bir NBA oyuncusu için.

Koç Thomas'ın Doğu koçu olabilmesi için konferansı en az ikinci tamamlamamız gerekiyor çünkü geçen sene bu görevi yapan Nets koçu Scott otomatikman yarış dışı. Bu durumda belirleyici, Detroit'le olan ve ilkini Jermaine'in (maçtan sonra instant replay'i 15 dakika tartışılan ve geçerli sayılan) buzzer beater'ıyla aldığımız aldığımız back-to-back set. Bu gece oynanacak olan ikinciyi de alırsak Isiah Thomas Doğu takımına, yanına Ron Artest'i de alarak koç olur sanıyorum.

Tatil geldi nasıl olsa, artık daha sık görüşürüz, hoşçakalın.

ertasmurat79@hotmail.com


(18 Kasım 2002, Pazartesi)

Şov kaldığı yerden devam ediyor, iki haftadan fazla süredir yine en çok ilgilendiğimiz şeylerden olan NBA geri döndü, üstelik eski heyecanından ve sürprizlerinden pek fazla şey kaybetmiş gibi görünmüyor. Bu sezon da tıpkı geçmişte olduğu gibi çok fazla hayal kırıklığı ve hoş sürprizler yaşanacaktır, bu organizasyonu sıradan bir ilgiden ziyade önemseyen gözlerle takip eden zihniyetler için.

Bu yazıyı bölümlere ayırmak mantıklı diye düşünüyorum. Önce ana konumuz Pacers, daha sonra da Doğu Konferansı'na çok detaylı olmayan bir bakış.

Yenilerle iyi başlangıç


Bu sezon takımın 4 yeni ve önemli değişikliğe gitmiş olduğunu biliyoruz, B. Miller, Artest, Mercer ve Strickland takımla ilk kez kamp yaptılar. Takımla bir süredir birlikte oynasalar da, sezon içinde antrenman yapma şanslarının azlığını gözönüne alarak, birbirlerini tanımaları için ilk gerçek şans olduğunu söyleyebiliriz bu kampın. Nitekim Pacers lige çok iyi bir giriş yapmayı başardı. 8-1'lik derece, fikstürle doğru orantılı olmakla birlikte, Pacers'ın geçen senenin playofflarında kazandığı saygıyı korumayı sürdürdü. Oynanan rakiplerin çok güçlü olmadığı kesin ama zayıf olarak görülen rakiplere karşı olan zaafımız geçen sene çok zor durumlarda kalmamıza neden olmamış mıydı? Ayrıca "zayıf seri" olarak yorumladığımız bu yedi rakip arasında Nets ve Wolves vardı. Oynadığımız takımların genel sorunları, skor üretmekte zorlanıyor olmalarıydı, bunun sonucunda Pacers, ligin en iyi defansif takımlarından biri olarak göze çarptı.

Şüphesiz Artest-Miller-O'Neal takımın defans kurgusunda önemli rol oynadılar ve rakiplerin en önemli silahlarını susturdular. Pacers, maçların savunmayla kazanılacağını iyice kafasına sokmuş gibi, tıpkı Detroit'in geçen sene yaptığı patlamayı yapmayı da umuyor olmalılar. Şu ana kadar savunma enerjisinde belli bir istikrar sağlanmış, ısrarla her maç savaşan bir takım psikolojisi yaratılmış görünüyor. Ama geçen sene de benzer maçlar çıkarıldıktan sonra kopmalar yaşanmıştı. 9 maç kısa bir zaman diliminde oynanmadığı için takım daha bir güven veriyor diyebiliriz yine de.

Hücum sorunları

Defansta herşey yolunda gidiyor derken, takımın ofans sıkıntılarından bahsetmek gerekir. Önemli dış tehdit olarak sadece Reggie'ye sahip olması ve onun da sakatlığı nedeniyle Pacers'ın önemli sıkıntı yaşamayacağı kesindi. Reggie'nin yokluğu, onun yerinde oynayan Artest'in savunma ve ribaunt gücü, ayrıca beklenmeyen ofansif katkılarıyla nötralize oldu. Ama özellikle ilk dört maçta skor bulma sorunu çok açık ortadaydı... Bunda uzunların yetersiz katkısından dış şut zaafına kadar birçok neden aranabilir belki ama oyun sistemi içinde en önemli ofansif parça olan Tinsley'in geçen sezonu aratan oyunu bence temel nedendir. Zar-zor geçilen bu maçlar sonrasında Tinsley az buçuk düzelerek, sayı ve asist yoluyla takımda ondan başka kimsenin hakkıyla yürütemeyeceği point guard mevkiinde istikrarsız ama yararlı olacağını gösterdi. Kadroya göz attığımızda her bölgede kaliteli yedeklere sahip Pacers'ın PG için Strickland'dan istediği katkıyı alması çok zor. Skorer olarak etkili olabilen oyuncu, ancak belli bölümlerde ve bazı maçlarda işe yarayacak gibi görünüyor.

Geride kalan süre içinde yıldızlaşan isim Brad Miller oldu. Reggie'nin yokluğunda sayı yükünü paylaştı, kendine faul yaptırmadaki başarısını kullanarak her maç 15 civarı faul atışı kullandı, ki çok yüzdeli faul soktuğu düşünülürse ne kadar önemli bir silah olduğu kolayca anlaşılır. Sonuçta Brad, kontrat sezonunda Pacers'ın yılardır sahip olmadığı kaliteli center olduğunu ispatladı. Tanıdığımız B. Miller, istikrarlı oyununu sezon bitene kadar devam ettirir... Elbette bu kadar sayı atmasını Reggie'nin yokluğuna bağlamak mümkün.

Reggie Miller dönünce?..

Reggie'nin yokluğu deyip duruyorum, yıllardır Pacers'ın en önemli oyuncusu olan 37'lik Miller acaba ne tür bir rol üstlenecek gelince?

Öncelikle Reg dış şut sokabilen yegâne oyuncumuz. Artest ve Bender da var kabul ama söz konusu süreklilik ve istikrar onlarda yok, dolayısıyla bu tür bir tehdit şart. Bunun yanında, artık ofans odağı tamamen iç bölge, yani Miller gerektiğinde ortaya çıkan bir oyuncu olmalı, bunu ondan daha iyi başaran çok az basketbolcu vardır gerçi.

Daha genel bakarsak, bu takım defans yapısıyla ayakta duruyor ve takımda Tinsley dışında savunma sorunu yaşayan ilk beş oyuncusu yok. Thomas'ın kararı çok zor olamayacaktır bence, bir hafta sonra döneceği düşünülen Miller'ı bir süre benchte tutup Harrington'ın eski performansına dönüp dönemeyeceğini izleyecek, gerekirse ama ancak gerçekten gerekirse ilk beşte yer verecektir. Her durumda kesin olan şey, Reg'in bu sene 25 dakikadan fazla süreyle oynamasının pek gerekli olmayacağı, hatta zararlı bile olabileceği.

O'Neal normal performansını sergiliyor, yine de "Big Time Player" olmayacağını artık herkes hissediyor olmalı. En azından benzer tarzdaki oyuncuların ortaya koyduğu dominasyon, belki şimdilik, onda yok. Verdiği katkı ise kesinlikle takımın ihtiyacı, sadece artık o da vazgeçilmezlerden değil diyebiliriz.

Aklıma gelmişken, Bender, Artest ve Foster'la uzatma anlaşmalarının yapıldığını söyleyeyim. Artest'i 7 seneliğine uygun fiyata bağladık ama Bender'a verilen 3 senelik ve Foster'a verilen 7 senelik -bu oyunculara göre çaplı- kontratlar pek hoş görünmedi bana. En azından yazın ilgilenmemiz gereken üç free agent kalmış oldu, bunların takımın en önemli üç oyuncusu Brad, Reg ve O'Neal olduğunu hatırlatayım.

Fikstürle ilgili açıklamayla Pacers kısmını kapatıyorum. İlk 15 maçın büyük kısmını evde oynadıktan sonra Aralık ayına deplasman turuyla giriyoruz ama o maçların zorluğu, deplasman olmalarından ibaret. Eğer momentumu koruyabilirsek, fikstür çok önemli bir engel olmayacak.

Konferansta ne var, ne yok

Doğu'daki favorilere göz atmak iyi bir fikir gibi göründü, eleştirilebilecek çok tarafları olduğundan belki de.

-- Doğu'nun favorisi Nets olarak kabul edildi, geçen seneki sürprizlerinin ödülü olarak. Yaptıkları takası değerlendirmek, bu seneki durumlarını açıklamak açısından faydalı bence. Van Horn, beğenilmese de, bu takımın en skorer adamıydı geçen sene, hatta bence tek gerçek skoreriydi. Yarı saha hücumunda geçen sene bile az silahı bulunan ve zorlanan Nets, tuttu elindeki nadir şutörlerden birini, orta halli ribaundçu, iyi savunmacı Bic-Mac'le birlikte yolladı. Karşılığında dev kontratı, düşen performansı ve olmayan ofansıyla Deke'yi dahil ettiler. Artık yarı saha hücumu daha krizli, tam saha hücumu da sekteye uğramış olacak. Çok şey değişir mi, bunu Nets'in bench adamlarının katkıları gösterecek. Bu akıllıca olamayan hareketi niye yaptılar, hepimiz biliyoruz... Henüz çıkmadıkları finalde şampiyon olmak için. Geçtiğimiz yıllarda final oynayıp sonraki sezonu hayal kırıklığıyla bitiren Doğu takımlarının listesi uzayabilir.

-- Detroit geçen seneden ziyade bu sene sürpriz yapıyor bence. Takımda yıldız olduğu sürece onun etrafında yapılanıp başarılı olmak çok zor değil. Bu sene ise sahip oldukları yıldızı kaybetmelerine rağmen bence olmaları gereken yerin üstündeler. Carlisle sandığımızdan çok daha iyi bir koç olmalı, şu kadroyla çok iyi işler başarıyor, onları ne kadar zayıf olarak görsem de, belli ki her tür mücadeleyi sürdürecekler ligde.

-- Hornets, Doğu'da eksiğinin oyuncu vasıflarından kaynaklanmasının imkânsız olduğunu düşündüğüm nadir takımlardan biri. Ne ararsanız var. Alexandre'ın gelişi hem çok önemli bir gediği doldurdu, hem de belli ki Wesley'i ateşlemiş. Uzunları yerli yerinde, Elden kontrat senesinde sakatlık dönüşü iyi performans sergilerse, onsuz bile çok iyi olan takım tartışmasız Doğu'nun en iyi takımı olacaktır.

Diğer Doğu takımlarına sonraki yazıda göz atacağım. Görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


(10 Eylül 2002, Salı)

Basketbol şampiyonası geride kalırken, NBA'de takımlar yeni sezon kadrolarını aşağı yukarı şekillendirdiler. Bu konuda oldukça rahat davranmakta haklı sayılabilecek geniş kadrolu Pacers da, tatmin edici gibi gelmese dahi tek bir ilâveyle, oyun kurucu bölgesine Erick Strickland'ı katarak off-season'ı kapatmış görünüyor.

Back-court'a iki takviye

Son yazıdan bu yana geçen uzun zaman içinde tek hareket, draften gelen Fred Jones ile anlaşma imzalanmasıydı. Oldukça derin olduğu varsayılan 2002 drafttinde büyük sürpriz yaparak bu oyuncuyu 14. sıradan seçen ve hepimizi ters köşeye yatıran front-office'imiz, birkaç gün önce de, geçen seneyi Boston'da geçiren, kısa Grizzlies ve Knicks geçmişi olan Erick Strickland ile minimum sözleşme yaptı.

Draft gecesinde şaşırmayan kimse yoktu sanırım. Fred Jones ismi söylendiğinde çoğumuz "kim ki o?" dedik, mock draft olayına güvenimiz kalmadı. Sezon başında ilk tur orta sıra tercihi olması tahmin ediliyormuş fakat zamanla Avrupalı ve liseli kardeşlerine yol vermiş. Son olarak Chicago kampında sakat omzuyla oyunlara devam etmesi de performansını ve haliyle sıralamalardaki yerini değiştirmiş. Pacers'la çıktığı work out'larla ilgili özel bir beğeni yansımamıştı basına, dolayısıyla en iyi ihtimalle ilk tur sonu steal'i olması umulan Freddy, Pacers için "move down edilerek seçilebilecek" bir oyuncu konumundaydı... Ama dediğim gibi, esamesi bile okunmadı.

Çaylak Jones, enteresan bir gard

Fred Jones, kolejdeki 4 senesini doldurmuş, takıma derhal katkı sağlaması umularak seçilmiş, 6-4 boyunda, 200 poundluk bir combo-gard. Kolejdeki her sezonunda istatistiklerini geliştirmeyi başarmış... İstikrarsız dış şutu ve bu konudaki ısrarı, kötü tarafı. Draftin en iyi atleti olduğu yorumları yapılıyor, wing-span'ı geniş, yapısı çok kuvvetli, kısacası NBA'e fiziksel olarak çok hazır durumda. Ayrıca mental olarak da özel bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz; geçen sezon 3 ya da 4 maçı son saniye sayılarıyla kazanmayı başarmış. İyi bir faul atıcısı olduğunu da ekleyelim. Koç Thomas, Jones'un atletik özelliklerini Vince Carter ve kendi draft ettiği orta sıra seçimi T-Mac ile karşılaştıracak kadar beğenmiş onu. Zaten oynatmak istemeselerdi, tahmin ediyorum rayici daha yüksek bir oyuncu seçip olası bir takasta kullanırlardı.

Strickland, rotasyonda yer bulursa, savunmasıyla işe yarar

Erick Strickland'a dönelim... Bu elemanın kariyerini, oynadığı Pacers maçları kadar hiçbirşey etkilememiştir herhalde! Geçen sezonki Boston maçlarını hatırlayanlar, bu gardın mükemmel oyunuyla bizi dağıttığını ve iki "career game" oynadığını bilirler. Kadroda bulunan Mercer ve Jones ikilisinin yanına takviye olarak düşünülmesi pek anlamlı gelmese de, savunabilen bir oyun kurucuya sahibiz en azından. Erick, geçen sene başlayan "savunma yönü kuvvetli takım" düşüncesine tam anlamıyla uyuyor. O da Artest tarzı mücadelesiyle kendini göstermiş bir oyuncu, hatta NBA'de olma nedeni savunması. Oyun kurucu sayılmaz ama oyun kurucuları savunabilmesi bizi biraz rahatlatır. Zaman zaman havasını yakalayınca gayet iyi bir üçlük tehdidi de olabiliyor, ki zaten dış şut katkısı yeni sezonda takımın en büyük ihtiyacı. Çok matah bir eleman değil, alacağı süre de Jones'un ve Mercer'ın perfomanslarına bakar.

Yeni sezon için değerlendirmeleri ve kadro analizini gelecek yazıya bırakıyorum. Görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com

(17 Haziran 2002, Pazartesi)

Bir koca NBA sezonunu daha devirdik. Sıradanlıktan biraz olsun kurtulmuş, sürprizleri bol bir sezonu. Çok ilginç olmamakla beraber Lakers bir diğer şampiyonluğa imzasını atmayı başardı ama playofflar beklenmeyen olaylara da sahne oldu. Shaq hakettiği şampiyonluklara sahip olmayı sürdürürken, diğer 28 takım, Lakers'ın pek de önemsemesi gerekmeyen gelecek sezon arayışlarına başladı bile. Gerçi biliyoruz ki bu ligde takımların arayışları hiç bitmez ama Draft 2002 yaklaştıkça work-outların ve Chicago kampının ne kadar popüler duruma geldiği âşikar. Bizim işimiz Pacers olduğu için Draft 2002'ye de kendi açımızdan bakacağız, "kimler alınır, alınmaz" gibi. Tabii ortada ne kadar çok olasılık olduğundan da bahsedeceğim.

"Draftte kim seçilir?" sorusundan önce değerlendirilmesi gereken durum, elbette ki draftten oyuncu alınıp alınmayacağı olmalı. Şu dakikaya kadar bu hakkın takas edilmesi ile ilgili bir duyum yok ama GM Walsh'un draft haklarını takas etmek (hem almak, hem vermek anlamında) için pek bir iştahlı olduğunu geçmişten biliyoruz.

Bence geçmiş yıllara göre oldukça derin olan bu draftte Pacers işine yarayacak bir adam bulmakta çok zorlanmaz. Ama Walsh, Temmuz'da kontratları bitecek onca oyuncuyla resign etmek için kendisine gereken cap boşluğunu, bu hakkı trade ederek yaratmak zorunda kalabilir.

Öncelikli olarak, yüklü ve şu an istediğimizden daha uzun süreli olan iki kontrattan birinin gelecek sezon sonuna kadar elden çıkarılması şart olduğundan (bu kontrat sahipleri Croshere ve Mercer), 14. sıradan seçeceğimiz oyuncuyu ya da doğrudan seçme hakkımızı, bu iki oyuncudan birini almak gibi bir riski üstlenecek takıma verebiliriz. Bu adamın Croshere olması tercihimdir ama onun rayicinin ne kadar düştüğünü hatırlatmama gerek yok... Aynı şekilde Mercer da kolay takas edilebilir bir oyuncu sayılmaz. Takıma katkıları açısından ise gelecek sene Croshere'ın varlığının pek birşey ifade etmeyeceğini, Mercer'ın ise başka bir 2 numara gelmediği takdirde mecburen kalması gerekeceğini hatırlatayım. Dolayısıyla, takas edilebilitesi artık son derece düşük olan Croshere ve edilmesi riskli olan Mercer'ın bu tür bir trade'de gitmeleri, ancak takımdaki diğer parçaların dahil edilmesine bağlı olabilir. Mesela; Croshere + 14th pick karşılığında alınacak ve kontratı gelecek sezon sonunda bitecek bir oyuncu (ki bu şahsın kalitesi mühim değil), sonraki off-season'da salary cap sorunlarımızı, kadroda derinlik sıkıntısı yaşamadan çözmemizi sağlar. Elbette takımı geliştirme şansımızı da azaltmış oluruz ama bu takım zaten ligin en genç ve potansiyelli takımı olarak nam salmadı mı?

Mercer'ın gönderilmesi içinse Reggie için en az Mercer seviyesinde bir back-up bulunması şart. Ayrıca belirttiğim gibi bu oyuncunun ya çok düşük maliyetle oynaması ya da sezon sonunda kontratının bitmesi gerekiyor.

Kısacası, takas yapmak hiç kolay değil. Denilebilir ki draft hakkından oyuncu alınıp sonra takas olasılıkları incelenmeli. Zira 14. sırada hiç beklenmeyen bir oyuncuyu elde etmek olasılıklar dahilinde, hele kullanabileceğimiz bir oyuncu olması ümidi de takas için beklemenin daha doğru olacağını düşündürüyor.

Mock draftlerde Pacers hakkında genel düşüncenin "eksiksiz ama deneyimsiz" şeklinde olduğunu görüyoruz. Halbuki yedek sorunu yaşanabilecek PG mevkii için benim kafamda soru işaretleri yok değil. Yine de GM Walsh'un geçmiş yıllarda söylediği "draftte o anda bulunan en iyi oyuncuyu seçeceğiz" lafı bu sene doğal bir geçerlilik kazanacak. Pacers'ın draftle gidermesi gereken bir açığı yok. Dolayısıyla cevabını bulmak zorunda olduğumuz soru, önümüzdeki takımların kimleri alacağı, yani bir tür mock draft analizi. Ayrıca belirtilmesi gereken bir diğer nokta, koç Thomas ve Walsh'un iki gard bölgesinde de oynayabilecek bir oyuncu için arayışlarının olduğu.

Rush, Welsch, Haislip ve Jeffries

Tüm verileri, yorumları ve koşulları biraraya getirdiğimizde, elimizde iki tane baskın seçenek olduğu görülüyor. Bunlardan ilki Kareem Rush, ki bence de 14. sıra için gayet kaliteli bir SG. Umulan combo-guard değil belki ama Reggie'nin boşluğunu doldurması, onu dinlendirmesi beklenebilecek kadar da yetenekli olduğu söyleniyor. Geçen sene tutturduğu istatistiklerle Draft 2001'de lottery içinde gitmesi yüksek olasılık olan Rush, koleje devam kararı almış; fakat kendi açıklanmarına göre rakip savunmaların ona odaklanması dolayısıyla istatistiklerinde önemli derecede düşüş olmuş... Bunun sonucunda ise o artık bir en iyi ihtimalle bir "late lottery pick" olacak. Yüzdeli ve cesur bir üçlükçü, içeriden skor üretebilen penetrator bir gard, aynı zamanda savunmasının da gayet iyi olduğu söyleniyor. Çok atletik olmaması ve maç içindeki istikrarsızlığı soru işaretleri. Eğer mock draftlerde üst sıralarda karşılaştığımız yetenekler 13 takımı geçip bize düşmez ise Rush şimdilik Pacers için ilk tercih.

Diğer aday ise Avrupalı Jiri Welsch. Onun hakkında çok fazla yorum yapılmıyor doğrusu. Görünen o ki, ilk tur orta sıralarda seçilecek. Pacers ise bu oyuncuya özel bir ilgi gösteriyor. Aradıkları combo-guard özelliklerine sahip belki de tek oyuncu Welsch. Kısa forvet de oynayabiliyor ama henüz test edilmemiş olduğundan 14. sıranın bu oyuncu için kullanılması ne kadar doğru olur, bilemeyiz. Ama Pacers Rush'ı seçmezse ve bu pick'i kadroda kullanmayı umuyorlarsa, Welsch de mevcut özellikleriyle gayet olumlu bir tercih görünüyor.

Bir de çok fazla gündeme gelmeyen Haislip var. Uzun oyuncusu bol Pacers'ın bu oyuncuyu seçmesi şaşırtıcı gibi görünebilir ama unutmamak gerekir ki, bu draftten gelecek oyuncunun anında katkı yapması şart değil. Eğer sabretmeyi göze alıyorlarsa, Haislip gibi geleceği parlak bir forvete yatırım yapmak mantıklı görünüyor. Bu tezden yola çıkarak, erken olmasına rağmen tercihlerini, bir ya da iki sezon daha yurtdışında oynayabilecek Avrupalı başka oyuncular üzerinde kullanabilirler diyebiliriz.

Son olarak da Jeffries ismi geçiyor. Bundaki ana neden, undersized forvetin Indiana mezunu olması. Draftteki en yetenekli ve NBA'e hazır forvetlerden biri olmasına rağmen bu sıraya kadar düşme ihtimali var. Ama düşse bile Pacers'ın onunla ilgileneceğinden şüpheliyim. Zaten "size" sorununu azalttığı için üstteki takımların gözüne girmeye başladı.

Yakın bir zamanda takım kadrosunun analizi ve ortalıkta uçuşmaya başlayan dedikodularla karşınızda olacağım. Şimdilik hoşçakalın.

ertasmurat79@hotmail.com
(5 Mayıs 2002, Pazar)

İşte Pacers için bir sezon daha geride kaldı, gene bir playoff ilk turu vedasıyla. Tıpkı geçen sene olduğu gibi görünen ama kesinlikle bambaşka bir vedaydı bu. Maçlar hakkında yorumlar yapılacak elbet. Oysa bir bakıma tümü gereksiz olacak. Çünkü çok önemli noktalar vardı şu 5 maçlık seride. Özellikle de tüm zamanlar için klasik olacağı bilinen son maçta.

Anlatmaya gerek yok, Reggie Miller'ın bu takıma verdiklerini. NBA'de bir hiçken, onun gelişiyle takımın "winner" statüsü kazanışını. Hatta 36 yaşında bile bunu sürdürmesi, bunu sınırlı atletik yetisi ile değil de, yüreğini ortaya koyarak yapması, onu tarihin en büyük basketbolcuları arasında bambaşka bir yere koymamızı sağlıyor.

Evet, dün gece belki Pacers kaybetti, Nets kazandı... Skor böyle gösteriyor. Yine de her iki takım da bu maçtan çok şey çıkardı kanımca. Nets için anlamı büyük bir seriydi ve Kidd şimdiden önemli bir yıldız olduğunu kanıtlamayı başardı, deneyimsiz takımına playoff zaferini hediye etti. Daha önemlisi, onlara kazanmayı öğrenme şansını verdi. Bu dersi öğrenip öğrenmediklerini, daha doğrusu buna kapasitelerinin olup olmadığını, sonraki turdaki rakipleri Hornets karşısında göreceğiz. Pacers için de, eğer kazanan olmuş olsaydılar, aynı sözleri sarfedecektik. Maç kaybedildi, ben onlar için de çok farklı düşünemiyorum. Yani eğer Miller'la şu son maçı aynı tarafta oynamış ve kazanmanın ne demek olduğunu öğrenememişlerse, zaten takım ne kadar yetenekli olursa olsun, bu oyuncularla hiç şans yok demektir. Onların bu fırsatı değerlendirip değerlendiremeyeceklerini görmek içinse gelecek sezonu beklemek zorundayız.

Geçen seneki Philly serisinde yaşanılan en büyük hayal kırıklığı, takımın kazanmak için yeterli çabayı göstermemesiydi. Halbuki, kimbilir belki takasın etkilerinden biridir, bu playoff serisinde apayrı bir topluluk vardı; savaşan ve basit hatalara rağmen azmiyle ayakta kalmayı başaran. Philly serisinde hissettiğim üzüntü bu sefer yok, Nets hem geçen seneki Sixers'tan, hem de bizden zayıf bir takım olmasına rağmen. En azından gelecekte yapabileceklerimizi herkese gösterebildiğimiz bir seri oldu.

Oyuncuların seride yaptıklarına yakından bakalım.

Jermaine O'Neal: Genç All-Star bu seriyi olabilecek en kötü şekilde geçirdi. İlk maçta maçı kazandıran adam olmasının dışında, negatif değilse de, etkisiz elemandı. Rezalet oynadığı ilk maçın ardından, "Beni kendimden başka kimse durduramaz" benzerindeki demeçlerini seri boyunca oyunuyla destekleyemedi, ki bu da ona karşı bir antipati beslememize neden oldu. Artık onun yıldız olabilecek kafa yapısına sahip olduğundan şüphe eder olduk. Umarım gençliğinin verdiği bir zaaftır bu durum. Etkisizliği, takımın ofansındaki verimsizliği ile sınırlı değil; ne ribaunt aldı, ne adamını durdurabildi, sonuçta Kenyon tarafından tahmin edilemeyecek biçimde outplay edildi. Artık susup çalışması lâzım gelecek sezon için.

Brad Miller: Sezon içindeki performansını arattı. İstatistik olarak çok farklı olmasa da, ikinci ve üçüncü maçtaki çok kötü performansı gözümüze battı. Yumuşak Nets pota altını Jermaine ile birlikte çok yıpratacağını umarken, o bile dış şutları tercih etti, sonuçta faul atışlarımızda önemli azalma oldu. Ayrıca takımın ribaunt sorunu da tüm seri boyunca devam etti.Tüm bu olumsuzluklara rağmen Brad'in bu takımda olması çok şey değiştirdi. Eğer 3 sezondur sürdürdüğü istkrarlı gelişmeyi bu yaz da devam ettirirse, bizim için çok daha önemli bir oyuncu olur.

Ron Artest: Son 2 maç haricinde nadiren doğru işleri yaptı 22 yaşındaki forvet. Onun için çok iyi geçmeyen bir sezondu bu, takas sonrasında ofansif etkinliklerinin azalması dışında, parmağındaki sakatlığın da onu ne kadar rahatsız ettiğini biliyoruz. Azmi büyük, sinirleri zayıf adama gelecekte çok ihtiyacımız olacak.

Reggie Miller: Serinin iki yıldızından biri oldu. Son maç onun oldukça geniş clutch-play listesine iki yeni sayfa ekledi. Önce normal süre biterken 39-footer potalı üçlüğü, arkasından ilk uzatmanın bitiminde gelen smacı; bu iki oyun da Pacers için eşitliği getirdi. Maç boyunca sıcak kalan Miller, bu takımın hâlâ herşeyi. Deneyim konusunda tek öğretmen, gelmiş geçmiş en büyük oyuncu. İlginçtir, seride onun çok iyi oynadığı maçların hepsini kaybettik, ki geçen sene de aynı sorun vardı. O oynarken diğerleri sınırlı katkı yapıyor ve bu da çözülmesi gereken önemli bir sorun. Gerçi Miller'ın bu takımda gelecek sene olup olmayacağını, olsa da rolünün ne olacağını şimdiden kestirmek zor. Ama ona her zamanki gibi ihtiyacımız olacağı şüphesiz.

Diğerleri: Jamal Tinsley, sakatlığı ve çaylak oluşu sebebiyle oyun süresi azalınca, hiç varlık gösteremedi bu seride. Sadece bir maç fena sayılmayacak oyun oynadı. Zaten Ollie bu pozisyonda yüklü dakikalar aldı ve fırsatı iyi değerlendirdi. Ofansta gerçekten beklenenin ötesinde iş çıkardı ama tıpkı Tinsley gibi, onun da Kidd'i yavaşlatması mümkün olmadı. Bender, dakika almasına rağmen olağanüstü etkisizdi. Foster ve Croshere da sadece birer maçta gerekli desteği verebildi. Mercer benchten gelip önemli katkı sağlayan nadir oyunculardandı. Asıl amacı Kidd'e karşı savunma olsa da, skorerliğini son 3 maçta bize gösterdi.

Görüldüğü gibi Pacers oyuncularının neredeyse tamamı beklenenin çok altında performans sergilediler seri boyunca. Buna rağmen 2. maç haricinde tüm maçları iddialı oynadılar ve küçük hataların kurbanı oldular. Bunu söylerken Nets'in galibiyetlerine laf atmıyorum zira onlar da birçok kritik hata yaptılar.

3. maçın kaybedilmesinin nedeni, alınamayan bir defansif ribaunt sonucunda gelen Nets üçlüğü, sonrasında da kazanılan faullerden birinin O'Neal tarafından kaçırılmasıydı.

Final maçında ise son çeyrekte yapılan 7 top kaybını sadece Nets savunmasıyla açıklamak zor... Aynı şekilde, maç genelinde verilen 18 hücum ribaundunu da, onların bu kategorideki becerileriyle.

Tabii artık bunlar çok gereksiz ayrıntılar. Söylenecek şey şu ki, Pacers oyuncuları, yeterli düzeyde olmasalar da çabaladılar ve takdiri hakettiler. Onlardan sürpriz beklemeyenleri yanıltmaya bir adım kalmıştı sadece. Başaramadılar ama Miller sayeside bunu nasıl başaracaklarını öğrendiler sanıyorum. Maç sonrasında kaybetmekten duymadığım burukluğu, bu müthiş yıldızın birkaç sene sonra emekli olacak olmasından duydum.

Son sözü Isaiah Thomas'a ayıralım...

Walsh'un dediği gibi, birçok koç böyle genç bir takımla bu seviyede başarılı olamayabilir miydi acaba? Kadrosu ligin en genç ama aynı zamanda en geniş kadrosu, dolayısıyla Thomas'ın geçen sezon iyi sayılabilecek performansı bu sene geriledi. Elbette yüzde 100 başarısız demek zor, beklentileri karşılayamadı sadece.

Ben de pek çoğu gibi, daha iyisinin bulunmasının çok zor olmadığını düşünüyorum. Bir yandan da, ligin en akıllı birkaç GM'inden biri olan Walsh'un böyle konularda nadiren hata yaptığını hatırlayıp "sabredelim" diyorum.

Aslında Thomas'ın koltuğu çok sağlam değil, yine de playoff macerası onun Indy'deki günlerini uzattı gibime geliyor.

Görüşmek üzere.


(24 Nisan 2002, Çarşamba)

Playofflar beklenmedik şekilde başladı. Aslında herkes sürprizlerin olmasını istiyordu ama kimse sezondaki istakrarın bozulmasını beklemiyordu. Tahminlere bakınız... Ben sitemizdeki tahmincilere itiraz etmeye yüz bulamıyorum zira bu işin içinden gelen yaşını başını almış yorumcular dahi favorileri o kadar sabitlemişler ki... Özellikle Batı'da eşleşen takımların birbirleriyle sezon içi oynadıkları maçlar eşit dağılmasına rağmen, nereye baksam "şu 3-0 eler , bu buna 100 atar" gibi, basketbol, hatta insanlık ilkelerine aykırı yorumlar artık iyice komik gelmeye başladı. Hoş, tahmin etmek bile pek saçma zaten, ki bunlar benim görüşlerim. Geçelim Indiana faslına.

Şimdiye kadar ilk iki maç oynandı, bunlar hakkında biraz bilgi vereyim.

İlk maç neredeyse tamamen kontrolümüz altındaydı, takımda Jermaine dışında etkili kimse olmamasına rağmen. Bunun nedeni, "kötünün iyisi"nin biz olmasıydık. Oysa Nets, Kidd'den beklediğini fazlasıyla aldı. Yan elemanlardan Van Horn hiç görünmedi, Martin ise son çeyrek dışında çok kötüydü. Gerçi Martin, son çeyrekte Nets'in maça ortak olmasının en önemli nedeniydi. Oynamak istediği zaman match-up sorunumuz had safhaya çıkıyor bu fazlasıyla atletik oyuncu karşısında. Reggie'nin clutch basketleri sayesinde bu maçı kazandık ama ilk yarı hücumda tek isim olan O'Neal sahanın yıldızıydı. Maç sonrasında Pacers, bu serinin Sixers serisine benzememesi için, ikinci maça da önem vereceklerini açıklarken, Nets koçu Scott da, yeni Pacers'la eşleşmelerinin sonucu olarak gerekli hücum uyumunu sağlayamadıklarını ve ikinci maça yeni planlarla çıkacaklarını söyledi.

Herkesin beklediği, ilk maçta ikili şıkıştırmalarla fazla karşılaşmayan O'Neal'ın ikinci maçta rahat bırakılmayacağıydı. İkinci maçta gördük ki, buna gerek kalmadı da. Pacers'da Reggie dışında kimsenin oynamaya niyeti yoktu. Kısmen Tinsley, hücumu ayakta tutmak için oyun kurucu rolünün verdiği sorumluluğu alsa da, hem sakatlığı, hem de acemiliğinin etkisiyle (ayrıca playofflarda beklenmeyecek kadar kolay faul çalabilen hakemleri unutmayın) peşpeşe fauller alarak, sadece 15 dakika sahada kalabildi. İkinci çeyrekten itibaren momentum Nets'e döndü. Üçüncü çeyrek gayretleri çabucak öldü. Bence sorun ne Jermaine'in kötü gününde olması, ne de Artest'in kullandığı abuk subuk şutlardı... Tinsley yokken bu takım hücumda çok yavaş ve yanlış oynuyor.

Genel olarak maçların göstediği bence şunlar:

-- Kidd'i durdurmak çok zor iş. Üstelik Pacers'da onu yavaşlatacak tek eleman Artest, ki böyle bir eşleşme bizi daha zor duruma düşürebilir. Dolayısıyla kendi gardımızdan maksimum fayda sağlamalıyız . Özellikle ikinci maçta Kidd, point guard ikilimizi yerlere batırdı. Yani Kidd'i savunmaya odaklanmak yanlış olur diyorum.

-- Potaaltı gücümüzü överken, ikinci maçtaki gibi bir tablo ummamıştım. Ne ribaundlarda, ne de low-post savunmasında... Üstelik Nets gibi bir takıma karşı bu hiç hoş bir durum değil. Kendinize gelin Jermaine ve Brad!

-- Reggie'nin geçen seneki süper oyunlarını hatırlarsınız Philly'e karşı. Benzer bir tanesini ikinci maçta sergiledi, sadece 12 şutla 26 sayı yazdı. Ama sonuç yine mağlubiyet oldu zira takım arkadaşları ortada yoktu. Bu çeşit bir uğursuzluğa inanmak istemiyorum.

-- İlk maçta kullandığı 14 şutun sadece 4'ünü sokabilen Artest, 1 dakika 29 saniyede yaptığı 3 steal ile gönlümüzde maçın yıldızıydı... Ama o ne yaptı? İkinci maçta 11'de 1 sokarak -üstelik bu kaçanların çoğu çok zorlama şutlardı- bizi iyice kızdırdı. Yine de ona çok ihtiyacımız olduğu su götürmez.

-- İkinci maçta ortaya çıkan sallamamazlık havası o kadar belirgindi ki, sınırlı yetenekteki adamlar, bizimkileri çabalarıyla yenmeyi başardılar. Bu bir daha tekrar etmesin, dileyelim.

-- O'Neal'ı savunurken ikili sıkıştırma getirmiyorlar, ilk maçtaki mükemmel performansına rağmen. Peki onu nasıl durduruyorlar? Tamam, adam kötü oynadı ama nasıl savunulduğuna herkesin iyice bakması lazım. Playofflar boyunca sert oyunun tolere edileceği söylendi ama çalınan komik faullerle çalınmayan faullerin iki takıma bu kadar adaletsiz bölünmesi normal mi? Sahamızdaki iki maçta bunu anlayacağız.

"Seri nereye gidiyor?" sorusuna cevap: Indiana'ya geliyor. Oynanacak iki maç bizim sahamızda, "avantajlıyız" demek isterdim ama sahamızda çok istikrarsız olduğumuzu dünya âlem biliyor. Gerçi bu durum genellikle ribaunt gücü olan takımlara karşı. Ama Nets'in de başka güçleri var. Hızlı hücumu seven, hatta set hücumu adına elinde çok az silahı bulunan Nets, ilk iki maçta yaptığı savunmayla bizi top kayıplarına zorlamış, biz de onlara kendi silahlarıyla cevap vermeye çalışmıştık. Şimdi yapılması gereken tek şey, oyunu kontrol altında tutmak, tıpkı ilk maçtaki gibi. Faul çizgisine olabildiğince az gitmelerini sağlamak. Gerçi bu bizden çok hakemlerle alâkalı. Aynı zamanda tabii ki onlardan daha iyi ribaunt alabilmek de çok çok önemli.

Seyirci, ikinci maçı Nets'e kazandıran faktörlerin bir diğeriydi. Ama Indiana'da bu Pacers lehine, üstelik kat kat büyük bir avantaj olarak yansıyacak. Adamları gaza getirmessek seriyi Indiana'da bitirme şansımız var... Yok gene gençlik zaaflarımız ortaya çıkarsa, seri daha ilginç bir hal alacak.

Görüşmek üzere.


(19 Nisan 2002, Cuma)

Geçen yazıdan bu yana geçen şu bir ayda Pacers'ı gözucuyla takip ettiyseniz, eminim söylenen, yazılan, çizilenlerin ve ortadaki sonucun birbirini bir türlü tutmadığını görmüşsünüzdür. Gerçi bu takım ben bildim bileli üstün bir kabiliyete sahiptir, insanları yanıltma ve şaşırtma konusunda... Ama geçtiğimiz ay, etrafındaki Bucks ve Raptors'u da bu hainliğe ortak edip playoff yarışını son maça kadar taşıyınca, aynı zamanda çok da renkli olduğunu farkettim. Evet, ayın ilk 3 haftasını gayet kötü geçirmiş, daha sonra da sezon için en uzun olan 5 maçlık galibiyet serisiyle playofflara kalabilmiş bir takım bu. Övmek mi zor, yermek mi, karar vermek çok zor.

Olaylı bi maç yaşadığımızdan olsa gerek, çok hazzetmediğim Detroit'in belki de Pacers'tan ya da Bucks'dan daha etkili olduğunu söyleyebiliriz playofflara katılacak takımı belirlemede. Bucks doğu liderliğinden ve playoff yarışından, onlarla oynadığı iki maçta koptu. Pacers'ta ise Jermaine O'Neal, Williamson'la yaşadığı atışma sonrasında gelen 2 maçlık cezanın peşinden 24 sayı ve 10 ribaundluk bir averaj tutturup onları playoffa sokmayı başardı.

Dediğim gibi, Pacers ayı son derece kötü geçirdi, ne sakatlık, ne de cezalar çok büyük sorunlar değillerdi kanımca. Gençlik her zaman olduğu gibi günah keçisi ilan edilebilir miydi, yoksa "Thomas cidden bu işin adamı değil" demek de biraz kolaycılık mı? Problemlere şöyle ayrıntılarıyla bakarsak;

-- Artest'in manyaklıkları herkesin canını sıkmaya başladı, hatta forumlarda moda olduğu üzere takas senaryoları yazılmaya başlandı. Neyse ki eleman kendini son 2 maçta toparladı da ortalık duruldu. Toparladı derken oyununu kastediyorum, sakat sakat oynaması elbette önemli bir bahane ama quadruple-double yapmaya çok yaklaştığı Miami maçı dışında çok kötüydü... Hepsi bir kenara, hırçınlığı hep hat safhadaydı. Hala kaçıklıklarına devam ediyor ama ne yapalım, onun özelliği de çaba ve hırs gerektiren oyunları.

-- Tinsley için tam "kendine geldi" derken yeniden gümlemez mi? Benim yazımdan sonra adam gibi bir maç çıkaramadı. Durun, son 2 maçta çok başarılıydı. Neyse ki Ollie sanılandan kat kat iyi oynuyor, gerektiğinde maçı tamamlıyor yani çoğu zaman.

-- Bench gücümüz, hatırlıyorsanız Croshere süre alırken mükemmele yakındı, son maçlarda hemen hemen sıfır! Starterlar 40 civarı dakikalarla devam ediyor, ara sıra Bender ve tabii ki gerekli adam Ollie bir şeyler yapıyor ama Mercer ve Croshere'ın süre alalamamalarının dışında, Foster'ın formsuzluğu çok can sıkıcı.

-- İstikrarsızlık elbette ama bu zaten yukarıdakilerin sonucu. Bu sezon Doğu'da 10+ sayı geriden gelip maç alma ve 10+ sayı öndeyken maç kaybetme istatistiklerinin lideri kim sizce? Bunun sonucu olarak "takım tam anlamıyla bir seri takımı" denilebilir, kaybederken de, kazanırken de daima şaşırtıyor, hem maç içinde, hem sezon içinde.

İşte böyle ıvır zıvır şeyler bizi öyle bir durumun içine itti ki, yaşamadan anlatılmaz. Toronto nereden estiyse bir rüzgarın ucundan tuttu, 9 maç galip geldi, tesadüftür ki Milvaukee de üstüste maç kaybediyordu. Bizim gençler hala abuk sabuk maçları kaybedip kritik maçları kazanarak anlayamadığımız bir demotivasyon sergiliyordu. Ta ki Toronto'yla peşpeşe oynanan maçların ikincisine kadar. O zamana kadar son derece sorumsuz görünen takım, en azından bu maçta yükü çekmeyi başardı. Aksi olsa o moralle havluyu atmamak imkansızdı. Arkasından efsanevi bir Bucks maçı oynandı ki, Millerlara ne kadar minnettar kaldığımızı anlatmaya laflar yetmez. Böyle ilginç, stresli, yorucu ve üzerine daha bir sürü olumsuz sıfat bulabileceğiniz bir hafta, mutlu sonla bitti. Detroit ummadığımız bir şekilde Milwaukee'yi tatile yolladı, bizi de New Jersey'e.

Olayları sadece bu yazıya göre değerlendirirseniz, asıl ehemmiyeti gözardı etmeniz mümkün zira Thomas üzerine öyle yorular yapıldı ki, Walsh güven tazeleme gereği bile duydu ve ne olursa olsun gelecek sene Thomas'la devam edileceğini açıkladı. Yerel gazeteler takım hakkında oldukça acımasızdılar; playoffları haketmediğini belirtmekten öte, asistan koçun propagandasını yapmaktan da çekinmediler. Thomas ise tüm zor günler boyuncu eleştirileri aynı kalkanla karşıladı kendince: Gençlik.

Elbette deneyim eksikliği çok önemli bir sorun ama bunun sancılarını Pacers'ın yaşadığı şekilde görmek, herkesi başka düşüncelere sevkediyor. Maç içindeki istikrarsızlık ile gençliği bağdaştırmak zor. Çaylaklardaki gibi formsuzlukları anlamak kolay ama Bender, O'Neal gibi oyuncular kendilerini geliştirir ve kritik formsuzluklara uğramazken, Thomas'ın kasdettiği gençlik sorununu en azından ben anlayabilmiş değilim. Zaten sanmıyorum gelecek sene de aynı lafları etsin, 2 sene başka laf, mazeret kullanmayınca, o yüzü bulamaz bir daha.

Gelelim playofflara

Bu kısmı yazdığıma inanmak şu an bile güç. Öyle inandırmışım ki kendimi olmayacağına. Şimdi önümüzde Nets duruyor. Bu adamlar son maçlarında ilk beşlerini dinlendirdiler, kendileri için gayet iyi yaptılar. Biz de 5 maçlık bir galibiyet serisiyle giriyoruz seriye ama takım bu galibiyetleri son haftaya sığdırdı, yani yorgun. Üstelik ilk beş sahada çok uzun sürelerle kaldı bütün bu maçlarda. Dahası, playoffun ilk maçı sadece bir gün ötede ve oha, bir de New Jersey'de. Ne desem, bu adamlar sezonu Doğu lideri olarak tamamladıktan sonra şimdi finale bakıyorlar ama çok gevşerlerse affetmeyiz. Alın size match-uplar;

Kidd-Tinsley: Kidd'i fazla abartıyorlar diyorum. Tinsley'e çok acılar çektireceği malum tabii ama savunmada büyük olasılıkla onu Artest karşılayacaktır ki, durdurulmaya müsait bir yapısı var Kidd'in... Hoş, yani bu kadar hızlı oynayan bir takıma, bir oyun kurucuya karşı bu laf biraz hafif kaldı ama en azından etkisi azalacak. Tabii Tinsley ile kalırsa bire bir için daha fazla şansı olacak falan filan. Tinsley son maçlarını kontrollü oynadı, az şut ve top kaybı yaptı ama bu mücadeleden galip çıkmasını beklemiyoruz zaten. Sadece daha bir dikkat topla oynarken, pas atarken.

Kittles-Miller: Kittles yabana atılacak bir adam değil, hele defansta soru işareti olan Miller karşısında umulmadık sayılar atacaktır. Zaten bu sene çok başımızı yaktı. Miller ise sezonu bence mükemmel bir form düzeyinde kapattı. Müthiş hava yakalamış durumda, istediğinde 40 sayı bırakabilir, hem de az sayıda şutla. E playoffları da daha çok sevdiğine göre, Nets'e sorun çıkaracağı apaçık. Yani burada açık ara öndeyiz.

Van Horn-Artest: Van Horn benim çok tuttuğum bir eleman esasen, iç-dış şut, vasat üzeri ribaunt gücü gibi özellikleri var. Sezon maçlarında bizi yakanlardan biri de oydu attığı üçlüklerle. Artest'ten yukarıda bahsettim, normal sezonda barut, playofflarda ne olur bilemiyorum. Ofansif olarak biraz daha derli toplu olsa, Chicago'da bulduğu üçlükleri atmaya başlasa, bu Van Horn pek iyi savunmacı sayılmaz nitekim. Van Horn daha yetenekli , Artest daha azimli... Tartmak zor ama Van Horn onlar için daha kritik bir rol oynamalı.

Martin-O'Neal: Beni en çok çekindiren bu kısım. O'Neal yıldız oluyor falan diyoruz, herif cidden takımı sırtlıyor ama bu tip bir savunmacıyla başı derde girebilir. Martin'in ofansta etkili olması pek beklentim dahilinde değil ama O'Neal'i durdurursa bizim belimizi büker zaten. Olasılıktır ki bunlar bir kavgaya tutuşsunlar, Martin sinirli bir tip, O'Neal da bazen sakin olamayabiliyor. Burada Jermaine üstün çıkar diyorum ama ne kadar, bilemem.

Williams (McCulloch)-Miller: Şunu anladım ki, bizden bir bok olmasaydı bile bu takas hayırlı bir iş, sadece Brad için yapılacak kadar. Eleman resmen sırtlıyor takımı zaman zaman. Umduğumdan çok öte bir hücum gücü, savaşçı da aynı zamanda. Williams da çalışkan bir uzun ama BicMac dönse dahi Brad eğer Brad gibi oynarsa bu eşleşmede ezici üstünlük sağlarız.

Bench: Bakıyorum da benchlere, çok bir olay görünmüyor gözüme. Pacers için Bender ve Ollie, Nets'te de Jefferson ve Collins değişmez katkı yapanlar gibi. Gerçi çok fazla ilgilenmediğim için Nets oyuncuları hakkında konuşmam yanlış olur ama onların gücü zaten ilk beşlerinden ve takım oyunlarından geliyor. Pacers benchinde her an patlayabilecek Mercer ve Croshere var, tabii "hustle playl"erin adamı Foster da. Bence bench konusunda Pacers anormal derecede üstün ama dediğim gibi, bunun ne kadar önemi olacağını ilk beşlerin performansı gösterecek. Eğer serinin kaderine etki ederse benchler, bu büyük olasılıkla Pacers'ın kazandığı bir seri olur.

İşte sezon bitti. Favorisiz Doğu Konferansı'nda herkesi herkesi eleyebilir, sanırım kimse de çok şaşırmaz böyle bir durumda. Nets'e karşı sahip olduğumuz avantajlar var ama psikolojik ve fiziksel yorgunluk, Nets'in motivasyonu, bunları yok saymamız gerektiğini düşündürüyor. Kısacası, kadro üstünlüğüne sahibiz ama kafa olarak "biz görevimizi yaptık, playoffa kaldık" düşüncesinin yerleşmesi ihtimali bile ibreyi Nets'e çeviriyor. Eğer bu sıkıntıları yaşamassak, tur kesinlikle sanıldığından daha yakın bize.

İlk iki maçın sonrasında görüşmek üzere.


(17 Mart 2002, Pazar)

Normal sezonun son ayına yaklaşılırken, genç Indiana takımı sonunda ümit verici gelişmeler göstermeye başladı. Son yazıda takasın öğelerinden bahsetmiştim, bu yazıyı da takımın takasa verdiği tepki üzerine bir incelemeye ayırıyorum.

Yukarıdakiler, aşağıdakiler ve biz

Pacers, dünkü Minnesota galibiyeti sonucunda 33-32 derecesiyle uzun zaman sonra .500 barajını aşmayı başardı. Aynı gün alınan sonuçlara bakılınca, 7. sıradan playofflara katılabildiği ortaya çıkıyor. Alttan Wizards ve Heat, 3 maç geride (bunun anlamı, bu iki takımın bizi yakalamak için ekstradan 6 maç yahut biz 3 kaybederken 3 maç kazanmaları gerektiği), dolayısıyla sezonun erken bitmesi korkumuz yavaş yavaş dağılmaya başladı. Üst taraflar da oldukça formda Magic ve 76ers var ki, özellikle Magic'in yakaladığı serinin, yaşadıkları sakatlıkların da etkisiyle, çok uzun sürmeyeceği düşünüyorum. Son iyice yaklaşmadan onları yakalama şansını buluruz diye tahmin ediyorum.

Gerçi playoff çizelgesine bakınca, sezonun bu şekilde bitmesi durumunda Detroit ile eşleşeceğimiz görülüyor ki, bu bir tür ikram olur Pacers için... Elbette ben sezonu Detroit'in 2'nci, Pacers'ın 7'nci sırada tamamlayacağını hiç sanmıyorum. Ligin en zorlu fikstürüyle boğuşan takımı, Şubat ayında en kolay dönemi başarısız sonuçlarla geride bıraktı. Geriye ortalama zorlukta geçecek bir maç programı kaldı. Zorluk, takımların güçlerinden çok psikolojik olacak. Çünkü rakiplerin çoğu playoff baskısına ortak takımlar. Kalan 17 maçın sadece biri Batı Konferansı'ndan, o da Suns ile... Ama yapılacak maçların 5'i dışında hepsi potadakilerle ve bunların önemli bir kısmı da playoff savaşında son atımlarını kullanacak takımlar olacak.

Takas sonrası neler oldu, neler bitti?

Öncelikle, oynanan 12 maçın 7'si kazanıldı. Bu gayet önemli bir başarı. Gerçi ortaya konulan gelişmeyi galibiyet oranlarıyla belirlemek, takasta takıma katılan oyunculara haksızlık olur gibi geliyor. Bu tip önemli oyuncu değişimlerinde takım kimyasının da rolünü algılayıp daha bir olumlu olunması gerek diye düşünüyorum. Zaten takasın getirdiği ilk özellik, istikrarsızlık. (Bu tartışılabilir, "Pacers ne zaman istikrarlı bir takımdı?" diye soranlar vardır...) Bunun nedeni alışma süreci, ayrıca veteran oyuncu sayısının azalmasıdır. Hem istikrarsızlığı kendi lehlerine kullanmayı başardıkları zamanlar çok daha fazlaydı bence.

Oyun içinde ise en önemli gelişme, defans ve ribaunt konusuna bekleniyordu. Pacers bu konuda kimseyi yanıltmadı, birkaç istisna dışında önemli ofansif güce sahip rakiplerini (Orlando, Sacramento, Minnesota) çok düşük şut yüzdesine zorladı... Ayrıca ligin en iyi ribaunt alan takımlarına ( Lakers, Golden State, Sacramento) bu alanda üstünlük sağladı. Hücumda zaman zaman zorlanılsa da, defans varlığını hissettirdiğinde kaybedilen çok maç yok hatırımda. Ayrıca takımın uzaması ve Rose-Best gibi perimeter skorerlerin ayrılması sonucunda takımın hücumu içeri doğru kaydı. Pota altından bulunan sayılarda önemli artış var ama belki de en dramatik yükseliş -özellikle Brad Miller'ın varlığı buna nedendir- kullanılan faul atışlarında oldu.

Back-court

Takımın oyun kurucuları Tinsley ve Ollie şu ana kadar alışılagelenden daha iyi performans sergiliyorlar. Ollie çıktığı ilk maçta kariyer üstü sayı üretti, sonrasında da umulan veteran oyun kurucu kimliğini sundu. Ama son maçlarda göze çarpan, Tinsley'in performansı. Best'in gidişiyle takımın sorumluluğunu üzerine alması bekleniyordu çünkü çaylak gard, en iyi maçlarını Best'in sakatlığında yüklü dakikalar alırken çıkarmıştı. "Neler değişti?" derseniz, sayı ortalaması 5 sayı kadar arttı, üstelik şut isabet oranı da %10 kadar yükseldi... Yani şut seçimlerinde önemli oranda başarı var, üstelik saldırganlığını da kazanmış gibi görünüyor... Asist ortalaması sezon averajına yakın seyrediyor ama top kayıplarında gözle görülür bir azalma var... Ve en önemlisi, oyun kurucunun takımın lideri anlamına geldiği daha iyi kavramış gibi Tinsley. Sakatlığın ve çaylak duvarının etkilerini aşmış görünse de, defansta ve faul konusunda problemleri var ama olur o kadar. Kariyerindeki ikinci triple-double'ı son maçında yaptı.

İkinci gard sayılabilecek tek adam Miller, ayrıca bu takastan en olumsuz etkilenen de o. Sezonu az ama öz katkıyla götüren Miller, son maçlarında skor yükünü almaya çalışıyor ama bunu başardığı söylenemez. Herkesin "niçin her gece 15 şut kullanmıyor?" dediği adam, bu barajı bir çok kez aşmasına rağmen üretimi eskisi gibi olamadı. Yüzdesi oldukça düşük, sanırım henüz ritmini yakalayamadı. Ne kadar böyle devam eder bilinmez ama gerçek sorumluluk anında ortaya çıkması gerekecek.

Mercer sakatlıktan döndü ama oyunda kaldığını göremedik. Hem sakatlık sonrasında rahat hareket edemediği, hem de rotasyonun kalabalıklığı sonucunda dışarıda kalacağı malumdu. Gelecek sezona kadar beklemek zorunda kalabilir.

Front-court

Zengin forvet mevkiinin generali O'Neal, takas sonrasında pota altının meyvesini yemesi beklenirken, periyoda oldukça kötü girdi. Birkaç maç sonra ise alıştığımız oyuncu geri geldi ve oyunu domine etmeye başladı.

Artest, Bender'ın geçirdiği mide rahatsızlığı sayesinde ilk beşte oynamaya başladı. Vasat bir hücum gücü ama alınan sürpriz galibiyetlerde rakibin en önemli silahını susturmakta çok başarılıydı. Harrington ile olan benzerlikleri gelecek sene ilginç bir savaşa neden olacak.

Croshere takımın yeni yıldızı. Takas sonrasında 4 maçta bench ısıttıktan sonra önceden gösterdiği geri dönüş sinyallerini arttırarak yolluyor. Öyle 30 sayı atmıyor ama benchten gelen önemli adam rolüne daha iyi uyum sağladı. İyi oyuncuların bunu göstermek için 30 dakika oynamalarının şart olmadığını görmesi güzel.

Bender sezonu beklentileri boşa çıkarmayarak bitiriyor bence. En azından artık "bundan birşey olmaz" demiyoruz, bu oyununu devam ettirdi.

Pivotlar Miller ve Foster da iyi ama kısmen istikrarsızdılar. Miller ofansta Pacers için beklenenden daha fazla katkı sağladı. Üç sayılık hücumlara karşı özel bir yeteneği var. Zaten genel olarak da rakibi zorlayıp faul atışı kullanmaya alışık. Genelde çok iyi oynadı diyebiliriz. Foster da uyumu sağlamakta zorlanan oyunculardandı ama son maçlarda benchte olmasını isteyeceğiniz tipte saldırgan oyununu geri kazandı.

Şu dakikadan sonra beklentiler iyice artıyor Pacers için... Çünkü takas olumlu sonuç verdi. Artık ligin sonu geldi gibi. Bir sonraki yazıda da playoff döneminden bahsedeceğim.

Görüşmek üzere.


(27 Şubat 2002, Çarşamba)

Önce takımın genel gidişatından bahsetmek gerek, sonra takasa değineceğim.

Doğu'da son yıllarda hep olduğu gibi bu sezon da kimse dominant değil, herkes herkes kadar güçlü. Sonuç olarak playoffun son sırasına şu an iki takım aynı derecelerle sahip çıkmış durumda. Dikkate alınması gereken noktalar ise Miami'nin de yarışa katılmak üzere olması, ki bence işleri herkesin düşündüğünden çok daha az... Bir de, Doğu'nun bu seneki balonu Bucks'ın derecesinin tahmin edilenden çok daha aşağılarda olması, dolayısıyla zaten denk güçlere sahip takımların sıralamalarının da birbirine şaşırtıcı derecede yakın olması var tabii... Bu gerçekler Pacers'a, üst sıralara tırmanma şansıyla beraber playofflara katılamama riskini de getiriyor elbette. Henüz 29 maçı olan bir takım için bu yoldaki rakipleri inceleme işini sonraya bırakıyorum. O gün geldiğinde arkalara düşmemek dileğiyle.

Geçen zaman içinde, dört maçlık mağlubiyet serisi, bu serinin aksine bazı oyuncuların ortalamalarındaki gelişmeler ve beklentileri karşılayamayan her takımın etrafında dolanan takas rüzgarlarının Indiana semalarında fırtınaya dönüşmesi vardı.

Doğaldır ki ben Croshere ile başlayacağım anlatmaya.

Bilirsiniz ki iki sezon önce finallere giden yolda takımın ağır işçisi bu forvetti. Çabasının hakkını prestij ve para olarak aldı, üstelik uzunca ve yüklü bir kontratla. Düşünün, bu adamın Antoine Walker'la takası gündeme gelmişti o off-seasonda. Geçen sezon beklentileri karşılayamadı, süreleri sürekli olarak düştü. Hikayenin bu kısmını, Dallas maçına kadar, bir "sonun başlangıcı" olarak kabul edebiliriz. Zira adamımız bu sene overpaid halini aştı, "lüzumsuz oyuncuların babası" rolünü kabullendi. Öyle ki, oynanan ilk 49 maçta Croshere sadece San Antonio karşısında iyi sayılabilecek performans gösterdi. Ondan ayrı bir paragrafta bahsetmemin nedeni, şaşırtıcı olsa da takas dedikoduları değil, son dört maçın özellikle ikisinde yıldızlaşması, ayrıca belli bir istikrara kavuşabileceğini göstermesi.

Bol skorlu Dallas maçında sıcak tuttuğu eliyle son saniye şutu bularak maçı uzatmaya götüren, Pacers'ı maçta kalmaya zorlayan adam da Croshere idi. "Bu onun geri geldiğini gösterir mi?" derseniz, "iyi oynarken takas edebilseydik, ne güzel olurdu" derim. Bunun mümkün olmadığını gördüğüm için de, "bu çıkışı bizim için ne anlama geliyor?" diye düşündüm. En önemli katkısı skorda olacak gibi görünüyor Austin'in... İç-dış gayet potansiyelli bir oyuncu olması itibariyle, skorer uzun kıtlığı yaşayan Pacers'ın bu ihtiyacını giderebilir. Aynı zamanda son maçlarda "ribaundlarda rakiplere ezilme" durumunun, onun savaşma azmiyle zaman zaman da olsa azaltılabileceğini düşünüyorum. Herşeyden öte, kadroda formunu kazanmış bir adet daha oyuncu olmasının neresi kötü ki?

Harrington'ın ameliyatı yapıldı ve de başarılı geçtiği söyleniyor. Herhangi bir zedelenmenin olmadığı belirtildi, tabii bu onun erken dönmesini sağlamayacak ama endişelerimizi rafa kaldıracak bir açıklama. Baby Al antrenmanı koltuk değnekleriyle ziyaret etti. Olumsuz gelişme ise genç yıldız adayının şimdiden 20 pound kaybetmiş olması. Bantları o dönene kadar Bender ve O'Neal'e ait, alması uzun sürmez umarız.

Son oynadığımız maçta Coleman yine sorunlu kişiliğinden bir örnek vererek Reggie'nin gırtlağına asıldı, arkasından karşılıklı kaçan birer yumruk savurdular. Görevliler olay sonrasında Coleman'ın Indy soyunma odasına bir ziyaret girişiminde bulunduğunu belirtmişler. Vukuatlarıyla tanıdığımız Coleman ve sükunetini bu tür durumlarda koruyamayan Miller tabii komisyondan gereken cezaları aldılar. Sonuç olarak Miller formda Cleveland karşısında mücadele edemedi. Garip olan ise Reggie'nin mağlubiyetlerin arkasından yaptığı açıklamalarla daha fazla sorumluluk alacağını belirttikten sonra bu tür bir durumla karşılaşması.

Gelelim takasa...

Gerektiği zaman eksik olan bölgeye takviyeyi amaçlayan takaslar genellikle işe yarar, dikkat çekmeyenleri genelde off-seasonda yapılır, "blockbuster" denilen ve taraflar için çok büyük değer taşıyan oyuncuların değişimi türündeki, bütün kamuoyunun dikkatini çeken takaslar ise yılın özellikle trading deadline çizgisi olan tarihin arifesine tekabül eder. Bu yılın hem içerik, hem de anlam olarak büyük takaslarından biri de Indiana ile Chicago arasında gerçekleşti. Takas içeriğine göre Indiana, Jalen Rose, Travis Best ve belirlenmemiş bir ikinci tur draft hakkını, Brad Miller, Ron Artest, Ron Mercer ve Kevin Ollie karşılığında Chicago'ya verdi.

Oyuncuların her iki takım için önemlerine ayrı ayrı bakarsak...

Jalen Rose: Indy için 2.5 yıllık skor lideri, finale giden takımın "Most Improved Player" ödülü kazanmış, geçen sezonu skor, ribaunt ve asist açılarından kariyerinin tepe noktasında tamamlamış ama bu sezon belli bir ofansif ve defansif ritm tutturamamasının yanı sıra tavır olarak da bizi kendisinden soğutan, çok yönlülüğüne rağmen bunu sahaya iyi yansıtamayan bir swingman... Ondan uzun zaman önce vazgeçmiştik ama Al Harrington'ın sakatlığı, takımda kalması gerektiği izlenimini doğurmuştu. Sonra Bender'ın yeterli sayılabilecek katkıları görülünce, zaten vazgeçilmez olmayan Rose, ağır kontratının da etkisiyle pazarlanmaya başlandı. Bu takas belki de en çok ona yarayacak. Jalen, hayallerini süsleyen "ikinci Magic Johnson olma" projesini daha kolay hayata geçirebileceği, artık PG mevkiinde Best'ten başka rakibi olmayan Chicago'nun yolunu tuttu. Özverili oynadığı takdirde -ki geçen seneden beri bunu yaptığını söylemek kolay değil- bu kötü takımın yapılanmasını tahmin edilenden daha fazla kolaylaştıracaktır. Bu sorumluluğu üstlenmekten de kaçmayacağına eminim. 29 yaşında.

Travis Best: Hep söylediğim gibi, çok sevdiğim bir şahsiyettir Best. Senelerdir arka planda kalmış, "kaliteli yedek oyun kurucu" durumundan hiçbir zaman şikayetçi olmamıştır. Bakmayın Thomas'la olan ufak çekişmelerine. Sonuçta kontrat yılı ve çaylak bir oyuncunun arkasında çok sınırlı dakika almak kime dokunmaz ki? Tıpkı Rose gibi, onu tanımayanlar çok iyi olmadığını düşünüyorlar ama müthiş bir skorer ve clutch oyuncu. Saf oyun kurucu tanımına uymasa da, Chicago offseasonda onu tutmayı başarırsa, ilk beşi çoktan haketmiş bu gardla uzun yıllar sorun yaşamaz. Indy ise böyle bir oyuncuyu aynı zamanda da kişiliği kaybettiği için eminim üzgündür. İpler artık tamamen Tinsley'nin elinde. Onun maçta fazla kaldığında daha iyi oynadığını biliyoruz ama sakatlıklar ve de form düşüklüğü insanı şüpheye sevkediyor. 29 yaşında.

Brad Miller: Charlotte'un gözlemekte usta olduğu "bilinmeyen oyuncu pazarı"nın biraz pişmişlerinden. İki yaz önce ortalama bir kontratla Chicago'ya katılan 7 footer, ilk senesinde dikkatleri pek çekmedi. Yazın yine Best ile takası gündemdeydi ama sezon başladığında Miller'ın ofansif performansında beklenmeyen bir gelişme olduğu gözlendi. Chicago'da tutturulması zor olmayan istatistiklere ulaştı ama cüssesiyle de pivotsuz takımlar için yeterince cazipti. Shaq'la girdiği tartışmayla takdirimizi kazandı. Genel özellikleri, isabetli orta mesafe şutları ve kalıplı, iyi bir ribaundçu olması. Bulls için onu kaybetmek bence hiçbir zaaf getirmiyor, aksine Curry, Chandler, Bagaric ve Fizer gibi uzunları için oyun süresi kazandırmış oluyor. Ayrıca pek çok kişinin "Miller'ın çok özel bir oyuncu olduğu" fikrine de katılamıyorum. Indy için yaralı olacağından şüphem yok ama elit bir oyuncu olmadığını (en azından şimdilik ) kabul etmek gerek. 25 yaşında.

Ron Artest: İşte gelecek için önemli bir yatırım. Ofansta istikrarsız, sinirlerine zaman zaman hükmedemiyor olabilir ama bu genç adam, defans gücü ve oyun tutkusuyla yıldız olabilecek kadar potansiyel yüklü. Bölgesine göre kilolu aynı zamanda da güçlü bir swingman Artest... Chicago'nun kolayca vazgeçmeyeceği bir oyuncu. Krause draftten beri ondan bahseder durur. Huysuzlanmaları başlayınca her iki taraf da biribirinden soğumuş olacak. Sakatlık mevzuu Indy gündemine henüz gelmedi. Çaylak kontratıyla iki sene daha oynayacak, üstelik Pacers'ın önemli eksikliği olan "dış gardları savunma" görevini yerine getirerek. 22 yaşında.

Ron Mercer: Bir lottery tercihinin kısa sürede beş takım değiştirmesi doğal değil elbette. Ama onun yetenekli bir oyuncu olduğu da ortada. Şimdiye kadar istikrarsızlığı göze çarpan Mercer Chicago'nun en skorer oyuncusuydu. İsabetli şut atabilen, atletik bir gard/forvet. Indy'nin ihtiyacı olan "Reggie'ye backup" görevini kaldırabilecektir. Gelecekte rolünün artması da muhtemeldir, biraz şişkin kontratıyla birlikte bu oyuncunun halen potansiyelini ortaya koymadığı aşikâr. Chicago'nun Oak yerine onu tercih etmesi, oynadıkları kumarı kaybettikleri anlamına geliyor. Indy kazanabilecek mi, göreceğiz.

Kevin Ollie: Şahsen oyunundan pek haz almadığım oyunculardandır. Bu da muhtemelen geçen sene Philly kadrosunda olduğu içindir. Vasat, Best'in açığını kapatmaktan çok uzak ama takımdaki silahların artmasıyla en azından "veteran olması yeter" diyerek takasa dahil edilmiş bir oyun kurucu. 30 yaşında.

Genel bakış

Şimdi herkesin tartıştığı, bu takasın kime yarayacağı, kimi bozacağı. Her takasta bu sorunun cevabını önceden vermek çok zordur. Ama kendi kafamda bu takasın herkese faydalı olma olasılığının daha fazla olduğunu düşünmekteyim.

Chicago zaten yıllardır ligin en kötü takımı, bu sene de çok farklı değil. Dolayısıyla kaybedecek çok fazla şeyleri kalmadı. Aslında başından beri yapmaları gereken şeyi yaptılar, vasat oyuncular yerine organizasyonu daha saygın hale getirecek bir oyuncu edindiler. Brand takımdayken bu takas yapılsaydı, kaç kişi karşı çıkardı? En iyi üç oyuncularını kaybettiklerinden sözediliyor ama gelenlerin takımın en iyi iki oyuncusu olacağını da görmek gerek. Genç Crawford, Best gibi bir veteranla gelişimini sürdürürse daha faydalı olmaz mı? Aynı şekilde çok yönlü Rose bu takımda lider rolü için ideal değil mi? Chicago açısından tek sorun, bu yaz Best'i elde tutmak olacaktır. Bu takasa Oak'u koymamaları, bunu cap açısından daha kolay kılacaktır da... Hassell, Curry, Chandler, Fizer, Crawford zaten gelecek vaadeden adamlar. Bulls açısından toparlanma dönemi başlıyor olabilir.

Indiana için olayın bambaşka boyutları var. Mesela geleceğe yatırım açısından Miller gibi bir uzuna, Artest gibi çok şey vaadeden bir forvete sahip olmanın dışında, gelecek sene sonunda Jermaine ile imzalanması gereken kontrat için de cap boşluğu yaratılmaya çalışıldı. Eğer Oak gelse, onun bu sene bitecek yüklü kontratıyla bu takas çok daha kârlı tamamlanmış olacaktı. Tabii Krause de aynı şeyi hesaba kattı. Hatta bunu sırf Jermaine'de gözü olduğu için bile gerçkleştirmemiş olabilir.

Böylece Brad Miller, Reggie Miller, Jermaine, Bender, Foster ve Artest'in kontratlarının tümü aynı sene sonunda bitiyor. Kadroda ise Croshere ve Mercer gibi yüksek ücretli iki oyuncu bulunuyor olma ihtimali var. Performansları görmeden alacakları paraları hesaplamak çok mümkün değil ama bu kadar kaliteli oyuncularla aynı sene imza yapmak, salary cap'in ancak iyice rahatlamasıyla mümkün. Bu bol kaliteli oyuncuya sahip olma durumu, kısa vadede incelenmesi gereken bir durum. Biliyorsunuz playoff mücadelesi iyice alevlenmek üzere. Pacers için zor olan, yenilerle eskiler arasındaki kimyayı çok geç olmadan kurmak. Bu takas potaaltı sorununu da çözmüş oldu ama komplo teorileri hazırlanmaya ilk günden başlandı: "Portland sizin için ne anlam taşıyor?"

Yıllardır oyuncu alıp verme konusunda uzman bir takımdır Portland. "Başarılı" demiyorum, sadece yapıyorlar ve kadrolarını çok yetenekli adamlarla dolduruyorlar. Sonra oynamayanlar isyan ediyor, olmadı bir bench oyuncusundan beklenen katkıyı sağlayamıyorlar.

Dört oyuncu edinen Pacers için de aynı risk doğmuş durumda. Bu dört oyuncunun ikisi oynamak zorunda, diğer ikisinin görevleri ise iniş-çıkış halinde olacak. Formunu kazanmaya başladığına inanmak istediğimiz Croshere ve Bender, bu ikili ile ilk beş için savaşacaklar. Mercer'ın sakatlığı bu teoriyi şimdilik rafa kaldırmamızı sağlıyor, aynı şekilde Artest'in problemi de...

Aslen olaya olumlu tarafından bakmak da çok mümkün: Pacers'ın zayıf olduğu bir noktası yok artık... Hele Tinsley beklentileri karşılarsa.

Gördüğüm bir notta, iki sene önceki aktif kadrodan sadece Miller ve Croshere'ın bugün kadroda yeraldığını okudum. Ayrıca yanılmıyorsam şu an "ligin en genç takımı" durumunda olmalıyız.

Tekrar görüşmek üzere.


(29 Ocak 2002, Salı)

Nereden başlasam diye tereddüt içindeyim doğrusu. Harrington'ın sezon sonuna dek kendisini sahadan uzak tutacak sakatlığı, Koç Thomas ve Rose arasındaki gerginlik, Bender'ın çıkışı ya da takımdaki performans düşüklüğü... Hepsine kafama göre bir gözatacağım.

Hatırlarsanız Jermaine sezon başında belindeki sakatlık yüzünden maçlar kaçırmış, bunun takıma etkisi çok fazla olmuş ve yıldız forvetin oynamadığı maçları kazanamamıştık. Best'in bir sakatlığı vardı, o da bir hayli maç kaçırdı. Ama çaylak Tinsley'in hâlâ faizini yemekte olduğu sezon başı performansları sayesinde Travis'in yokluğunu hissetmedik, hatta "daha mı iyi acep onsuz?" falan dedik. Ardından Brezec ve Jermaine birer ufak sakatlık daha yaşadılar ama her seferinde şanslı bir takım olduğumuzu düşündüm. Yakın zamanda yaşanmış önemli bir sakatlık yoktu hafızamda. "Şom ağızlı" denir ama "şom kafalı" diye bir terim de benim için üretilebilir!

Kılpayı kaybedilen Boston maçına üzülemedik zira Best 6th Man ve Most Improved Player ödüllerine aday olacağı şimdiden âşikar, takımın en fazla pozitif enerji taşıyan, kadrodaki en iyi savunmacı olan, hatta diyebilirim ki, bize bu sezon maç kazandırma açısından en önemli katkıyı yapan Baby Al; Celtics maçında Tony Battie'nin yaptığı perdeyi görmeden adama toslayınca, bir oyuncunun kariyeri adına karşılaşabileceği en önemli sakatlıklardan biriyle yüzleşmek zorunda kaldı ve sezonu kapattı. Halbuki ondan birkaç maç önce ayağına Tinsley'in basması sonucu sakatlanan Jermaine, bizi sevindirerek yine o maçta sahaya dönmüştü.

Al, en iyi sezonundaydı

Al Harrington, 1998 yılında, liselilerin henüz bu kadar popüler olmadığı bir ortamda 25. sıradan seçilmiş, çıkışını geçen sene yapmış ama istikrarsızlığı yüzünden oyunda kalma süresi devamlı azalıp çoğalan bir oyuncuydu. Bu sezon ise takımın altıncı adamlık görevini, böyle genç bir oyuncudan beklenmeyecek bir başarıyla yapıyordu. Zaten Walsh hemen 4 sezonluk uzatma anlaşması (contract extension) yaptı 22 yaşındaki forvetle; ve bu sene 30 dakika averajla 13 küsur sayı, 6 küsur ribaunt ortalamalarıyla göze batmaması imkânsız olan Al'i, takımın geleceğindeki temel taşlardan biri olarak gördüğünü gösterdi. Al, benchten gelerek hiç umulmayan bir enerji verdi takıma, çoğu maçta da onun performansı ön plandaydı. Sezonun şu ana kadarki bölümünde takımın yıldızlarından biriydi. Geliştirdiği defansif özellikleri yanında, hücumdaki daimi katkısı, hepsinden önemlisi takımın manevi liderliği görevini üstlenen Al'in varlığı, Pacers tarafından özlenecek.

Al'in sakatlığı çok da yabancı bir durum değil aslında sporseverler için. Ayak bağlarında bir tür bozulma, kopma" anlamına gelen ACL yırtılması durumu var. Bu duruma hatırladığım en yakın örnek, geçen sezon sonun doğru aynı sakatlığı geçiren fakat sanıyorum kampa yetişmiş olan Banzi Wells... Sonuç itibariyle Al'i, en iyi ihtimâlle gelecek sezonun hazırlık kampına kadar kaybettik. Madalyonun diğer yüzünde ise kadronun hâlâ 12 kişilik olduğu yazıyor.

Bender için kendini gösterme zamanı

Al gerçekten kadro içinde yeri doldurulması zor bir oyuncu olabilir ama bir Jermaine, hatta Foster gibi alternatifsiz de değil aslında. Benchten gelip forvet oynayan Al'in yerini bilin bakalım kim alacak? Yine liseden gelen, antrenmanlarda yıldız, maçlarda hayal kırıklığı olmaya devam eden, şu andan itibaren de oyun süresi herşeyden daha kıymetli olacak Jonathan Bender tabii. Onun 7 footer bir gard/forvet olması için heveslenip duran bizler de, şu an center bile oynama durumuyla karşı karşıya olduğunu gördükçe gülüyoruz. Tamamiyle Al'in görevini üstlenmiyor Bender. İlk beş çıkıyor ve daha önemlisi, çıkmaya devam ediyor. Yani oyun alanında yaptığı top kayıplarından tutun, defans zaaflarına kadar önemli gelişmeler gerçekleştirdiği ortada. Bu maçlarda itici güç olmadığını ama sahada sırıtmadığını da söylemek yeter sanırım.

Altıncı adamlık görevi ise kısmen Foster'a geçmiş durumda, ki Best de, Tinsley'in 3 haftadır yaşadığı sakatlık ve performans sorunları sonucunda kazandığı dakikalarda çok verimli olmaya başladı. Beklentilerin yoğunlaştığı diğer oyuncu Croshere ise henüz olayın tam farkına varmış değil herhalde ki, üst düzey bir oyun çıkaramadı. Bender'la Croshere'ı toplasak bir Al etmezler elbet ama Bender bundan sonra alacağı dakikalara oranla gelişirse, "bazen kaybetmenin 'kazanmak' anlamına geldiği" fikrine iyice inananlardan olacağız. Hatırlayın Bird'ün sözünü; "Jonathan, ligdeki dördüncü sezonu tamamlamadan önce bazı kıçları teklemeye başlamış olacak."

Pacers'ın bedeni ve ruhu...

Geçen yazıda bizim için önemli ama bir ölçüde kolay maçların beklediğini söylemiştim. Konferans rakiplerine karşı başarı hayati önem taşıyor ama maçlar umduğumuz gibi gitmedi doğrusu. Geyiklere iki maçı verdik, sonra da formdan düşen Detroit ve forma giren Miami'ye kaybettik. Jermaine'in yokluğu tam bir hezimet kısacası. Sonuç itibariyle artık tahmin edebileceğiniz dereceye geldik. "Neresi?" diye sormayın, iki yıldır üstüne çıkıp altına inmediğimiz .500'e tabii ki.

Rahatlıkla denilebilir ki, takımın içinde bulunduğu durum, sorunlu bir piskolojinin sonucu. Yani tıpkı insan gibi bir takım bu; her oyuncunun oyun kişiliği sabitlenmiş gibi, dolayısıyla sorunu görmek zor değil. Jermaine sizin becerileriniz, Miller sabrınız ve zekânız, Foster azminiz, Rose egolarınız (yani yapmak istedikleriniz ve yapmamanız gereken herşey), Al çalışma ve kazanma isteğiniz, Croshere ise bozulan ruh sağlığınız gibi... Olumlu öğeleri biraraya getirmek gerekiyor ama bu çok kolay değil.

Thomas-Rose çekişmesinde kim suçlu?

Takımın yükünü çekmesi beklenen Rose, son maçlarında hiç de fena değildi. Hâlâ kendisini olduğundan farklı yerlere koyma çabasını sürdürüyor. Clutch olmak istiyor ama bunun "istemek" ile değil de, ancak "olmak" ile sağlanabileceğini hâlâ kavrayamamış gibi. Seattle maçına kadar meselâ, fevkalâde başarılı clutch oyunlar oynadı, maçları kazanamamış olsak da... Gelgelelim takıntılı bir adam ve bunun her zaman gerçekleşeceğini falan sanıyor olmalı. Geldi, Sonics maçının son çeyreğinde, kendi sayıları ve asistleri uğruna maçı göz göre göre teslim etti. Koç Thomas da çılgına dönmüştü tabii maç sonunda. Rose'u da üstü kapalı olarak "kendine oynamak" ile suçladı. Haklı olduğu şüphesiz ama Rose'u son 5 dakikada point guard oynatan Thomas Efendi çok mu günahsız bu mağlubiyette? Tamam, Tinsley'in süregelen ayak sakatlığı ağırlaştı, peki Best bu kadar mı güçsüz, kondisyonsuz? 5 dakika daha çıkaramaz mıydı?

Üstelik Rose'un oyun kurucu oynadığı maçlardaki kötü sonuçları az görmedik şimdiye kadar. Fast break olayı yoktur, 24 saniye sonuna kadar beklenir, sonra Rose zorlama bir şut atar ya da zorlama bir pas verir. Bu adamın olumlu katkı yaptığı tek durum, topla bir saniye beraber olma durumudur zira egoları onu "herşeyi kendisinin başarması gerektiğine" inandırmış.

Thomas'a dönmek gerekirse, bu sene .500'ün altına düşmesi, yollarımızın ayrılması anlamına geliyor bence. Tabii Walsh sezon içinde onu kovma durumda kalır mı, orasını bilmem. Ama Walsh'ın sabır küpü olduğunu biliyorum.

Takas söylentileri hakkında

Al'in sakatlığının takımın takas stratejisini de kökten değiştirdiğini söyleyebiliriz. Rose'un koltuğu artık sağlam bir kere. Elde kalan tek "adam gibi SF" o. Bunun yanında, artık bir uzun eleman ihtiyacı iyice sırıtmaya başladı. Sadece Al'in yokluğunda değil, eskiden beri varolan ribaunt sorunu, Bender'lı ilk beşte uç noktalara vardı. Kaliteli bir ribaundçu şart ama bunun için elimizdeki kadro da, eskiden övündüğümüz ve bize olası takaslarda pazarlık imkânı ve gücü veren o geniş kadro değil. Best'in bile konumu oldukça değişti ve bizim için kritik bir oyuncu haline geldi. Eğer bir takas olursa bunun draft hakları (bizimkiler tabii) üstüne yapılması yüksek ihtimâl. Bu esnada dedikodu çarkı dönüyor. Son olarak Baker hakkında söylentiler çıktı. Nasıl denkleştirecekler anlayabilmiş değilim ama Seattle'ın Croshere ve onun abuk kontratını istemediği söyleniyor. Acaba akıllarında ne var, Rose falan mı? Gülüp geçiyorum... Zaten Croshere'ı Baker'a tercih ederim.

Bir diğer sözkonusu takas senaryosu da, Charlotte'un en tuttuğum adamlardan olan Magloire hakkında. Campbell'ın iyi bir sezon geçirmesinden dolayı pek göze batmıyor ama bu genç center, geleceğin en üst düzey görev adamlarndan biri olacak eminim. Bu gidişle ya Campbell ya da Magloire takas edilebilir ve ikisi de bizim için biçilmiş kaftan olur. Ha, bir de Brown var ve onun için tek kelime var zaten: "FİT!"

Son olarak, Yahoo mesaj listemizde cevaplayamadığım bir soruya yanıt vereyim: Bir kere bu sezondan henüz umudumu yitirmiş değilim ama bizim Doğu'daki konumumuz bundan böyle daha çok konferans takımlarının dereceleriyle belirlenecek. Playofflara kalmak değil, üstlere çıkamamak daha önemli bir sorun. Diyelim ki kalamadık ya da kaldık ama hemen elendik... Bu durmda bile elimizde, "bir adım ilerlemiş bir Bender" olacağından kuşkum yok.

Sorulara ve önerilere açığım... Görüşmek üzere.


(15 Ocak 2002, Salı)

İstemeyerek verdiğim uzun aradan sonra tekrar yazı yazabilmek çok güzel doğrusu.

Son yazıda özellikle Rose ve Best hakkında olası takaslardan bahsetmiştim. Aradan geçen zamanda olaylar daha değişik boyutlarda seyretti, tabii sonuçlarını tartışmak da bana düşüyor.

Travis Best, hatırlarsanız önce Mark Jackson'ın, sonrasında da Jalen Rose'un backup'ı olarak Pacer organizasyonuna katkılarda bulunmuş, özellikle geçtiğimiz sene aldığı dakikalarla kendini lige ispatlamış bir oyun kurucu. Bu sene başında herkes onun ilk beş başlaması gerektiğini düşünüyordu çünkü Rose point guard yerine kısa forvet oynadığında verimi artıyordu. Sonra ortaya Tinsley çıktı ve çaylak gard herkesin beklentisinin aksine ilk beş çıkmaya başladı. Zaman ilerledikçe Tinsley'in iyi oyunu sonucunda da Best'in durumu dramatik bir hal aldı. Sorulan sorulara cevaben önce "ilk beş başlamasının değil, kritik zamanlarda oynamasının önemli olduğunu" söyledi. Ne yazık ki beklentileri hiç bir zaman karşılanamadı. Gelen sakatlıkla beraber Tinsley yerini iyice sağlamlaştırdı, Best de yavaştan yavaştan dolmaya başladı.

Esasen yaz boyunca takas söylentileri hep etrafındaydı Best'in ama şu ana kadar kimin ne yapmak istediği hep sürüncemede kaldı. Kısa bir süre önce Best, GM Walsh'a takas talebini bildirdi... Bunun olmak zorunda olmadığını ama sezon sonu kontratını düşünmesi gerektiğini ve kaybettiği saygıyı yeniden kazanmasının tek yol olduğu da belirtti. Hemen peşinden Koç Thomas'ın da katıldığı bir görüşme daha yapıldı ve sorunların aşıldığı söylendi. Best takımdaki rolü konusunda kafasındaki kuşkulardan arındığını, eğer sezon sonunda uygun bir kontrat önerilirse önümüzdeki sezonlarda da Pacer olarak kalmaya devam edeceğini açıkladı.

Best kesinkes gidecek gibi

Tinsley'in çaylak olduğu ve beklenen düşüşü şimdiden yaşamaya başladığını görüyoruz. Bu Indy için veteran bir point gard zorunluluğunun göstergesi. Best tam bu işin adamı aslında, tabii şartlar onun burada kalmasını artık neredeyse imkânsız kılıyor. Adam belki de son baba kontratını yapmaya hazırlanıyor... Ve bunun arifesinde, oyunda çok az zaman alıyor, üstelik performansı rotasyonun iyice karışmasıyla oldukça kötüye gitti. Oyun süresinin artması mümkün ama onu tatmin edecek seviyelere gelmesi çok zor.

Onun tatminsizliğini anlamak hiç zor değil kısacası. Artık deadline öncesinde Best'in gitmesi kesin gibi. Akıllarda kalan tek soru işareti, Walsh'un sezon içinde bu tür riskli takaslara pek yatkın olmaması. Sadece Mark Jackson için bunu yapmış son 10 yılda, ki bu bir geri dönüştü Mark için... Yani bildiği bir adamı geri alıyordu bu takasta GM Walsh.

Peki Rose'un vaziyet ne oldu?

Diğer problem adam Jalen Rose ise şimdilik duruldu gibi. İçinde bulunduğu düşüşü son iki maçta aşma belirtileri gösterdi, dakikaları da artmaya başladı. Şimdi Thomas'ın beklentileri, onun takımın yeni ofansif sistemine uyum sağlaması yönünde. İlk skorer olarak geçirdiği iki yılın ardından, O'Neal'in pota altında önemli bir güç olmasıyla, Rose'un da bu rolünü tarihe gömmesi gerekiyor. Egoları baskın olan oyuncuların sorunlarını yaşıyor bence Rose; oyunu çok yönlü oynayabilecek bir oyuncu olmasına rağmen o, adının skorer olarak geçmesi uğruna takımın oyununu fedâ ediyor.

Rose'un ligin en yetenekli oyuncularından olduğu su götürmez ama takım oyunu konusunda önemli yollar kateden Pacers için Rose, takaslarda kullanılabilecek bir oyuncu olarak kalacak artık. Diyelim ki bütün egolarını aştı, kendini oyuna vererek defansif zaaflarını da kapattı. Her senesi ortalama 11 milyon dolarlık sözleşmesiyle, maç başına 15 sayı atan ve takımın en önemli açığı olan pota altı sorununu çözmeye yaramayan bir oyuncuyu Indy ne yapsın? Elde Harrington gibi 22 yaşında, şu haliyle bile "Rose'dan daha iyiyim" diye bağıran bir oyuncu varken üstelik...

Indy, Rose ile devam edebilir de, etmeyebilir de... Base year compensation sorunu sezon sonunda kalkınca, bu konu tekrardan gündeme gelecektir. Tabii o zaman da alıcı sayısı azalacak zira Rose'un takas değeri, yıllık ücreti haline gelecek. Ama onu takas etmek de Indy için bir zarar görünmeyecek haliyle...

Takıma gözatalım...

Bir ara içinde bulunduğumuz sıkıntıyı hatırlarsınız... Aslında sezon başından beri süren bir sorundu defans zaafı. Thomas, sezon başındaki ağır fikstür ve aralıksız gelen maçlar yüzünden, takımıyla bir türlü idman yapamamaktan şikayetçiydi. Fikstürün hafiflemesiyle birlikte defanstaki sorunlar da aynı oranda azaldı. Rose'un toparlanması, Harrington'ın artık stopper niteliğinde bir savunmacı, Tinsley'in oyun içinde sorunlu bir defansçı olmasına rağmen clutch için yaratılmış bir oyuncu olması ve tabii ki Jermaine O'Neal ile savunmada önemli gelişmeler kaydettik. Son maçlarda gayet düşük skorlar yememiz gözünüze çarpmıştır (ta ki Dallas maçının son çeyreğine kadar...)

Geride kalan maçlar arasında, kaybedilen Heat ve Nets maçlarının son derece moral bozucu şekilde geldiği belirtmek gerek. Heat elbette kolay lokma değil... Bu, Heat'in dereceleri kötü de olsa, kabul edilebilir bir yenilgi. Ama Nets maçının izâhı çok zor... Son dakikaya 6 sayı önde giren Pacers'ın bu maçı peşpeşe gelen üçlüklerle uzatmada kaybetmesi, hayâl kırıklığı değil de ne yaratır insanda? Neyse ki peşinden iki Texas galibiyeti geldi de yüzdemiz fazla bozulmadı. Son oynanan Dallas maçı da bir ölçüde sinir bozucuydu ama rakip Mavericks olduğu için söylenecek fazla birşey kalmıyor.

Pacers'ı ne bekliyor?

Önümüzdeki program Ocak boyunca zor olmayan ama son derece kritik maçlarla dolu. Maçlar Doğu takımlarıyla, dolayısıyla sıralamaları doğrudan etkileyecek... Rakiplerin çok zor olmaması, 21-17'lik derecemizi geliştirmemiz için önemli bir şans. Önce Bucks'la sıralamayı etkilemesi sözkonusu olan iki maç oynayacağız, ki çook önemli maçlar bunlar. Sonrasında da Detroit, Miami falan diye gidiyor.

Bucks maçları son dönemlerin en zor maçları olacak Indy için. O'Neal ve Harrington'ın, Mason'a olan üstünlüklerini maç boyunca hissettirmeleri şart. Big Dog yokken onlardan daha iyiyiz ama kritik hataları affetmeyecek oyuncularla dolu bir takım karşınızdaki.

Son olarak olası takaslardan bahsedeyim bari... Olayın en zevkli yanı burası zaten.

Denver'ın Rose'u geri istediği, karşılık olarak Van Exel'i sunacağı söyleniyor. Adamların Croshere'a olan ilgisi de mâlum... Bu durumda Raef'i istemek de hakkımız oluyor. Zaten Raef LaFrentz olmadıkça bu takas zor olur gibime geliyor. Gerçi olması baştan sona zor. "Olursa ne olur?"u tartışmak zor ama Van Exel'dan tutun Miller'a kadar back courtun tamamının fedakârlık yapmak zorunda kalacağı kesin.

Bir diğer duyum Sheed ile ilgili... Hiç aklıma gelmezdi Indy gündemine geleceği. Hoş, gelmiş de değildir yüksek ihtimâlle ama şöyle bir takas durumundan sözediliyor: Sheed karşılığında Rose ve Croshere...

"Indy halkının şu ligde en sevdiği oyunculardan olan Bonzi acaba bu takasa koyulur mu?" diye düşünmek lâzım. Olursa düşünmeden kabul edilebilecek bir takas ammaaaa... Portland'ın O'Neal yüzünden varolan kuyruk acısı geçmeden, ne Dale Davis, ne de Bonzi kolay kolay Indy formasına kavuşamaz gibi görünüyor. Sheed'i elden çıkarmak istedikleri âşikâr olan Portland yöneticileri, "Dale + Bonzi = Rose + Croshere" takası üzerinde düşünebilirler... Zira bu Indy'nın balıklama atlayacağı bir teklif.

Yakın zamanda görüşmek üzere.


(19 Aralık 2001, Çarşamba)

Neler oluyor şu NBA'de, 27. sıradan seçilen bir çaylak, hakları dört takım tarafından çeşitli takaslarla sağa sola yollandıktan sonra asist krallığına oynayabiliyor (bu takımlar Lakers, Knicks, Grizzlies ve Hawks), hiç draft edilmemiş bazı oyuncular (Torres) da geçen gece olduğu gibi bizim yüregimizi ağzımıza getiriyor. Hakikaten bu seneki rookie sınıfı sürprizlerle dolu ve geçen sezonki monoton sınıftan oldukça farklı.

Pacers, çok zor kazanılmış Houston maçından sonra 13-11 gibi şimdilik %50'nin üzerinde ama asla ve asla tatmin etmeyen bir dereceye sahip. Zira son maç, dinlenmiş Pacers'ın beklenildiği kadar konsantre ve dinç olmadığını gösterdi. Hafifleyen trafikte bu tür maçların fazla olmaması dileğimiz. Önce maçları istatistikleriyle formalite icabı kısa kısa anlatayım.

ATLANTA: 106-102 W
Doğrusu son periyoda kadar kâbus gibi geçen bir maç denilebilir. Elbette Atlanta bulunduğu yerin üstünde kaliteye sahip bir takım ama özellikle ilk yarı boyunca Pacers'ın içinde bulunduğu gevşeklik -ki bu ofanstan çok defansta sorun demektir- farkın tepelere tırmanmasına neden oldu. Daha önce bu tip oyunlardan comebacklerle sıyrılmış takımı uyandırmaksa bizim çaylağa düştü. Tinsley maç boyunca adeta oyunun dışında kalmakta ısrar eden onca skorerin arasında öne çıkmakla çok da iyi etti. 3. çeyrekte 21, son çeyrekte de 14 sayı geride olmasına rağmen Indy, Miller'ın da çok çok önemli katkılarıyla ve tabii ki defansta ulaşılan başarıyla bu maçtan galip çıkmayı başardı. Maçın yıldızı, maç boyu oyunu domine eden, 29 sayı ve 11 asistle oynayan Tinsley'di. Diğer ilk beş oyuncuları da kendilerine ait ortalamalara yakın bir oyun sergilediler. Miller bu sene belki de ilk defa, takımın ondan beklediği şekilde, yani en çok ihtiyacı duyulan zamanda ortaya çıkarak 22 sayı attı. Bu sayıların 19'unun ikinci yarıda geldiğinin altını çizmek gerek.

Maç sonu lafı: "Isiah Thomas came in there and redecorated our locker room..."
-- Miller, ilk yarı sonunda soyunma odasında yaşananlardan dem vuruyor.

Oyunun kilit istatistiği: Pacers, Rose'un en az 5 asist yaptığı maçların çoğunu kazanıyor.

WASHINGTON: 110-103 W
Oldu işte! Takımın geleceği süper çaylak Tinsley, iki kere kıyısından kaçırdığı triple-double'ı, O'Neal'ın da yardımlarıyla yakalamayı başardı. Hem de öyle zayıf bir triple-double olmadı bu, 19 sayı, 11 ribaunt ve 23 asist!

Maç, alışık olduğumuz şekilde kötü defans kurgumuz sonucu Washington kontrolünde başladı ve 3. periyodun ortalarına kadar da tam anlamıyla etkili olamadık doğrusu... Ama ikinci yarı genelinde %58 ile şut atmış olmamız, Jermaine'in de pota altında etkili oynaması, maçı rahat kazanmamızı sağladı. Rakip takımın vasat uzunlarını bizim pota altında Shaq'a benzetme huyumuzu sürdürüyoruz... O'Neal ve Foster her ne kadar iyi ribaundçular olsalar bile, bölgeyi tam olarak kapatabildikleri söylenemez. Bu maçla Tinsley bu sezonun en yüksek asist rakamına ulaşırken, aynı zamanda Indy tarihinde Chuck Person'ın ardından triple-double performans sergileyen ikinci çaylak oyuncu ünvanına da sahip oldu. O'Neal season high 27 sayıyı yüksek şut yüzdesiyle bulurken, Foster 12 sayı ve 11 ribaunt üretti.

Maç sonu yorumu: "He's learning from one of the greatest point guards to play the game in Isiah Thomas. One thing I think people are overlooking is that he went to college for four years. I really think that was big for his development."
-- MJ'den, Tinsley hakkında.

Oyunun kilit istatistiği: O'Neal, 27 sayısının 21'ini ikinci yarıda buldu.

SAN ANTONIO: 97-79 L
Daha zayıf rakipler karşısında comeback başarıları gösteren Pacers, bu maçta yorgunluğunun da etkisiyle son çeyrekte oyundan kopmak zorunda kaldı. Aslında sorunlar bir değildi, yani rakip Duncan'la iki pota altını eline geçirmişti, Indy ise faul sorununu en üst düzeyde yaşamaktaydı. Son 10 dakikaya sadece 5 sayı geride girmemize rağmen yorgunluk belirtileri artık had safhaya çıkmıştı... Peşi sıra altı şut kaçtı ve maç yitirildi. Sezonun en düşük skoruna ulaştığımız maçta vasatın üstüne çıkan sadece 17 sayı, 10 asist ve 8 ribaunt ile Rose ve yüksek yüzdeyle 17 sayı atan Miller'dı.

Maç sonu yorumu: "Defensively, both teams were difficult to score on. They shot 38 percent from the field; we shot 38 percent. But their ability to get to the foul line - they got there 33 times and we got there 13 - was the difference in the basketball game. That, and we were a very tired team."
-- Isiah Thomas, yenilginin temel nedeni üzerine.

Oyunun kilit istatistiği: Spurs, maçın son üç çeyreğinde Pacers'a 51-28 lik bir üstünlük kurdu.

@ SEATTLE: 99-88 L
Son derece çekişmeli, aynı oranda da gerilimli bir maç oldu. En azından çaylağımız Tinsley açısından. Ağız dalaşında NBA'in başı çeken adamlarından Payton topu Tinsley'in suratına fırlatmış, paşa paşa karşılıklı teknik faul alıp sakinleşmişlerdi. Kimileri, yani işi bilenler, Tinsley'e faul çalınmasının komik olduğu fikrinde birleşti ama çok da önemi yok aslında... En azından duygusal olarak NBA'e daha hazır hale geliyoruz. İlk yarısı başabaş geçen maçın devamı da aynı şekilde geldi, maç boyu üstünlük sürekli el değiştirdi. Son çeyrekte yapılan top kayıpları maçın da kaybedilmesi demekti. O'Neal 23 sayı, 17 ribaunt ve 3 blok ile yıldızlaştı, Tinsley 14 sayı ve 12 asist üretti.

Maç sonu yorumu: "I've seen Gary do that over the last few years to guys who are rookies that come in this building and are stepping up to the challenge to face Gary Payton. Gary's gonna challenge someone like that. I'd never wake up a sleeping dog like that."
-- Takım arkadaşı Brent Barry'den, Payton hakkında.

Maçın kilit istatistiği: Son çeyrekte Pacers, attığı basket sayısının (4) iki katından fazla top kaybı (9) yaptı.

@ PORTLAND: 96-90 L
Son periyot sendromu bu maçta da kendini gösterdi. Evimizde lehimize sonuçlanan bu 4. periyodlar, yoldayken tam tersine işliyor. Önce ilk yarıdaki 14 sayılık üstünlüğümüzü kaybettik, ardından da 13-4'lük maç sonu serisiyle maçı verdik. Wells'in aldığı teknik faullerle atılmasından sonra toparlanan Portland, Kerr ve Patterson'ın sürpriz katkılarıyla bize yetişmeyi başardı. Miller 24 sayı, 5 ribaunt, 5 asist; O'Neal 17 sayı ve 10 ribaunt; Tinsley 10 sayı ve 14 asist ile oynadılar. Al Harrington, bir aradan sonra ondan beklenen katkıyı sağlamayı başardı, 16 sayı ve 5 ribaunt ile.

Maç sonu yorumu: "In the third and fourth quarters I think it was 19-0 -they shoot 19 free throws and we shoot zero. We were taking the ball to the basket just like they were taking the ball to the basket."
-- Isiah Thomas'tan...

Maçın kilit istatistiği: Blazers yedekleri 52 sayı buldu, Pacers bench'i ise ise sadece 22.

@ DENVER: 99-85 W
Kolayca elde edilen bir farka ve de son çeyrekte gelen Denver dirilişine sahne olan bir maçtı. Uzak mesafeli şutlarla neredeyse skoru eşitleyeceklerdi ama Van Exel'in kötü gününde olması, üstüne üstlük teknik faullerle oyundan atılması buna en önemli engeldi. Al, form düzeyinin üst seviyesinde olduğunu gösterdi, bu maçta 22 sayı ve 7 ribaunt ile oynadı. Bender beklenmedik şekilde 11 sayı ve 7 ribaunt üretti, üstelik üçlüklerde 3'te 3 isabet sağlayarak. O'Neal 14 sayı, 13 ribaunt , Miller ise 17 sayı, 5 ribaunt, 6 asist yaptı.

Maç sonu yorumu: "Al Harrington came in and gave us a big lift. We knew they'd make a run, luckily, Reggie Miller still had his legs and made a couple of baskets. When he caught his second wind, he was as fresh as anyone. He came to me at the bench during the game and said, 'We need to get a player like Ryan Bowen.' "
-- Isiah Thomas'tan...

Maçın kilit istatistiği: Pacers 37 basketin 32'sini asistlerle buldu.

@UTAH: 100-97 W
Yine son derece çekişmeli geçen bir maçta Tinsley ortaya çıktı ve son derece kötü oynadığı maçta bile kritik katkılar yapabilecek bir oyuncu olduğunu gösterdi. Önce skor 97-97 iken Malone'dan çaldığı top ve akabinde Stockton'ın turnikesini blokla karşılayışı... Tinsley belki de en kötü maçını oynadı ama maçı kazandıran da onun yaptığı bu defans hareketleriydi. Eksik Utah karşısında beklediğimiz kadar kolay olmayan galibiyette Rose 25 sayı, 7 asist; O'Neal 15 sayı, 12 ribaunt; Miller da 18 sayı ürettiler. Benchten gelen Al ve uzun aradan sonra takıma katılan Best 12'şer sayı attılar.

Maç sonu yorumları: "A couple shots here, a couple stops here and we're celebrating, but it was a big victory for this team. Everyone claims we're so deep and we're so talented and it's because of our bench."
-- Reggie Miller.

Maçın kilit istatistiği: Pacers 43 serbest atışın 17'sini kaçırdı.

@LA CLIPPERS: 103-72 L
İşte Indy'nin bu sezon ilk kez oyunundan tam anlamıyla uzaklaştığı ve ortaya hiçbirşey koyamadığı maç. Bizim çocuklar deplasman maçlarından iyice sıkılmış olacaklar, daha oyunun başında tüm kontrolü genç Clippers'a kaptırdılar. Bir ara 40 sayıya çıkan fark sonraları inse de, 30 sayı gibi hiç hoş olmayan bir farkla mağlup olduk. Richardson'ın üstün performansını kutlamak gerek. Bizim takımda ise kayda değer tek olay, kayıp Croshere'ın 12 sayı ile kendini göstermesiydi.

Maç sonu yorumu: "I know our schedule doesn't get any worse than it is right now, I don't think there's a team in the NBA that has played a worse schedule. Normally, you come out to the West Coast, you go boom, boom, boom. But this trip has been backwards. It's crazy."

Maçın kilit istatistiği: Pacers %33.3 şut isabet oranı ile oynadı.

DENVER: 104-96 W
Alınan en kolay galibiyetlerden biri oldu. Daha oyunun başında ipleri elimize aldık ve maç boyunca araya belli bir fark koymayı başardık. Rose 25 sayı,10 ribaunt, 5 asist; O'Neal 23 sayı, 11 ribaunt, 4 blok; Tinsley 7 sayı, 10 ribaunt ve 16 asistlik katkı yaptılar. Al Harrington ise bu maçla müthiş bir seri başlatmış oldu kendi adına, 18 sayı ve 6 ribaunt üreterek.

Maç sonu yorumu: "My motor is always running, I know I have role and it is to come in and get things energized and jump-started. Sometimes the team follows, whether this is good or bad, so I have to be ready to make a contribution to make this team win."
-- Al Harrington.

Maçın kilit istatiği: Pacers, Nuggets'tan sadece dört adet fazla hücum ribaundu almasına rağmen "second chance point"lerde 21-6'lık üstünlük sahibiydi.

BULLS: 98-83 W
Pek de ciddiye alınmayan bir maçtı sanırım. İlk periyodda ulaşılan fark, bu maçta da galibiyeti getirdi. Fark çok fazla açılmadı, hatta Bulls zaman zaman bir hayli parladı ama güçleri sınırlı bir takım ne de olsa... Tinsley 18 sayı, 10 asist; O'Neal 22 sayı, 11 ribaunt; Al benchten gelerek 15 sayı, 7 ribaunt ile oynadılar.

Maç sonu yorumu: "Pacers are one player away from being a contender, I can be that, I can be everything they need, I don't have to be the first guy."
-- Charles Oakley.

Maçın kilit istatistiği: Pacers %51 şut isabet oranı ile oynadı.

@ NEW YORK: 101-99 L
Her zamanki gibi ilginç bir diğer NewYork maçı oldu. Tıpkı önceki maçta olduğu gibi NewYork 20 sayı gibi gayet tatmin edici bir fark yakaladı 3. çeyrek ortalarında... O dakikada onları yakalamak bir hayâl gibi duruyordu ama birkaç oyuncu ortaya mücadele koyunca imkânsız olmadığını gördük. Son çeyrekte azalan farka Reggie de katkıda bulundu ve sadece 2 sayı bulduğu kısmı geride bırakarak peşpeşe 10 sayı attı. Zaten 15 sayısının 13'ü bu periyodda geldi. Fark 2 sayı New York lehineyken eminim herkesin gireceğini düşündüğü üçlüğü de kaçırmasaydı, maçın kahramanı olup bir başka MSG efsanesi daha yazardı. Rakibin pota altı gücünü gene devleştirmeyi başardığımız bir maçtı ayrıca. Al 19 sayı, 11 ribaunt; O'Neal 22 sayı, 12 ribaunt; Tinsley de 14 sayı, 9 asist ile oynadılar.

Maç sonu yorumu: "When you have explosive guys like Miller, you know they are capable of hitting big shots down the line... Miller continues to amaze me in terms of how consistent he is in hitting big shots. He's a money player."
-- NewYork'un yeni koçu Chaney'den, Reggie Miller hakkında.

Maçın kilit istatistiği: New York ribaundlarda Pacers'a 52-38 üstünlük kurdu.

HOUSTON: 108-106 (OT) W

NBA'de oynayıp maksimum zorlukla karşılacağınız maçlardan biriydi bu. Galibiyete susamış Houston'ın hakkını yemek gibi olacak ama Pacers'ın içinde bulunduğu rehâvet, bu galibiyetin ancak OT (uzatma) sonucu gelmesine neden oldu. Rehâvet derken, sorunun ofansta değil defansta olduğunu yeniden belirtmek gerek. Öyle ki, maça gayet iyi şut yüzdesi ile başlayan Pacers, oyunun diğer tarafını hiç düşünmeden oynayınca, ikinci çeyrekte üstünlük Houston'a geçti... Eh onlar da zaten açlar, Miller ve Al oyuna etki edene kadar maçın hakimi oldular. Norris'in attığı son saniye üçlüğü ile uzatmaya giden maç, Miller ve Al'ın şimdiye kadar oynadıkları en iyi oyunla bizim oldu. Miller 25 sayı; Al 23 sayı, 15 ribaunt; O'Neal 23 sayı, 9 ribaunt; Tinsley 18 asist üretti.

Maç sonu yorumu: "As long as he rebounds and defends the way he is, it's hard to take him off the floor and you've got to keep him on the floor. Scoring comes and goes. The rebounding and defense are constants."
-- Isaiah Thomas'tan, Al Harrington üzerine.

Maçın kilit istatistiği: Pacers bu maçın ilk yarısı boyunca bir kere dahi serbest atış kullanamadı.

***

Genel bir değerlendirmede bulunmadan olmaz, ne de olsa sezonun çeyreği geride kaldı.

PG pozisyonu ve Tinsley

PG mevkimizde yer almayı sürdüren Jamaal Tinsley, herkesi etkilemeye devam ediyor. Son icraatı ise doğuda ayın çaylağı seçilmesi oldu. Sezon başında Best ile bu mevkiiyi paylaşıyordu ama artık çok kötü olmadığı sürece ilk beş için tartışmasız bir isim olarak kalacak. Özel bir oyuncu olduğunu ispatlayan o kadar çok şey var ki; bir maçta 5 blok yahut 10 ribaunt veya 29 sayı yapmak, sık sık triple-double zorlayan all-around performanslar ortaya koymak, hemen her gece yeni bir asist rekoru kıracağı izlenimi vermek gibi... Bunlar bir garddan, hele çaylak bir garddan beklenenlerin çok ötesinde. Asist sıralamasında 4. sıradaki Tinsley hakkında tek endişe de zaten çaylakların karşılaştığı sezon ortası sendromu ile ilgili... Yoğun maç trafiğinde bunalan genç oyuncular arasında çok yaygın bir durum bu.

"Böyle bir durum olursa ne olur?" sorusunun cevabı şimdilik Best'te. Sezon başı yaptığı katkılarla memnuniyet veren Best, sakatlığıyla Tinsley'in oyununa katkıda bulunmuştu, dönüşünde de yeterli olmasa dahi bench katkısı sağlamayı sürdürüyor. Beklentileri konusunda en fazla hayal kırıklığına uğrayan oyunculardan biri olduğuna emin olduğum Best yakında sızlanmaya başlarsa şaşmayalım, gerçi bu uzun zamandan beri bekleniyor, Walsh bunun hesaplarını çoktan yapmıştır. Tabii Tinsley'in karşılaşacağı olası düşüş karşısında Best gibi bir sigortadan olmak bizi sefil durumlara sokabilir.

Jamison Brewer şimdiye kadar sadece iki maçta 10 civarı dakika alabildi. Uzun vâdede düşünülen bu oyuncunun, Best'in gitmesi halinde iyi bir backup olacağını düşünmek fazla iyimserlik olur.

SG pozisyonu Reggie Miller'dan soruluyor her zamanki gibi. 36 yaşında ama form grafiğini geliştirmekte. Son maçları tam bir lider gibi oynadı, yani hâlâ anormal sayılar atmıyor ama sezon başından beri şikayet sebebi olan "maç sonunda niçin şutları o kullanmıyor?" sorusu artık pek sorulmuyor.Onun hakkında daha fazla söylenecek birşey yok doğrusu.

SF, Rose ve Harrington

Bender bu sene daha fazla zaman alıyor, dolayısıyla katkısı da artmış durumda ama bu onun gerçek bir oyuncu olduğu anlamına gelmiyor. Son derece istikrarsız, kötü günleri iyi günlerini üçe katlar belki. Hâlâ güveni tam olarak oturmadı ama alacağı sürelerin biraz daha artmasıyla katkıları belirginleşebilir (Yaptığı son smacı gördünüz mü arkadaşlar? Hani üçlük çizgisinden içeri girip yaptığını...)

SF bence en önemli sorunumuzu barındıran bölgemiz. Halbuki en sağlam bölgemiz, değil mi? Rose artık iyiden iyiye çıban başı olmaya başlıyor. Tamam istatistikleri gayet iyi, bazen maç da kazandırıyor ama bu o kadar nadir oluyor ki, kaybettirdiklerini daha çok hatırlıyoruz. Özellikle Houston maçında, çok iyi başladığı oyunda sadece 28 dakika yer bulması ile ilgili yaptığı açıklamalar çok gereksizdi. Zaten oyunu açısından dört dörtlük bir adam değil, yedek kaldığı için abuk subuk laflar söylemesi onu iyice itici hale getirdi. Thomas'ın istediği kadar yoğun oynamadığı ortada, takımın defansında en güvenilmeyen isim Rose. Bunun sonucunda doğaldır ki zaman zaman kenara gidecek, yerine artık her bakımdan hazır görünen Al oynayacak. Ama PG bozması Rose efendide, iki senedir içine girdiği "ben Tanrı'yım" havasından kurtulamayacak gibi bir görüntü var. Şu an üstün potansiyeline rağmen Rose takas edilse, yerine gereğinin çok altında kapasiteye sahip biri gelse dahi Pacers bu takastan olağanüstü kârlı çıkar görüşündeyim. Zaten Rose hiç olmasa, takım eminim çok daha huzurlu ve yürekli bir oyun çıkaracaktır.

Yükselen yıldız Al Harrington, geçen seneki istikrarsız kıvamından yavaş yavaş yarı istikrarsız havalara girdi. Yani günlük değil, dönemlik geçişler yaşıyor. Mesela beş gün çok iyi, beş gün kötü oynayabiliyor ama bu hiç anormal değil, birçok NBA oyuncusunun yaşadığı bir durum. İlk beş başlaması, özellikle Rose'un son zamanlardaki düşüşüyle olası. Hem Rose, Al'a göre daha çok yönlü ve altıncı adam olarak üç değişik bölgede katkı sağlayabilecek bir oyuncu. Al ise sezonu şu ana dek takıma enerji ve moral katkısı yaparak geçirdi. Tabii ilk beş çıkarsa bu durum değişebilir ve hem takım, hem Al daha değişik bir performans sergileyebilir. Olumlu mu, olumsuz mu, söylemek zor. Rose 10 dakika eksik süre aldığı için böyle ağlıyorsa benchte kalması bizim için huzursuzluk vesilesi olacaktır. Tabii gereken yapılmalı forma hakedene verilmeli, hakkını vermeyenler de yollanmalı. Dönelim Al'e... Altıncı adam ödülünün yanı sıra şu anda most improved player ödülü için de aday olabilecek gibi görünüyor. Doğrusu o bu sene şu katkıları yapmasa takımın drecesi sanıldığından çok daha kötü olurdu. Geçen sürenin yıldızı bence Harrington'dır. Bu forvetin henüz 23 yaşında olduğunu da unutmamak gerek.

O'Neal, Croshere, C pozisyonu ve Foster

PF'de Jermaine O'Neal istikrarlı bir sezon geçiriyor, son maçlarda daha çok pivot gibi oynamasına rağmen bu bölgede oynadığı maçlarda da gayet iyi görünüyor. Onun yakaladağı çıkış da küçümsenemez. İlk beş başladığı ilk sezon 12 sayı, 10 ribaunt ortalama tutturan 23 yaşındaki All-Star adayı, bu sene 17 sayı, 10 ribaunt gibi bariz gelişen ortalamalarla oynuyor. Tabii o da Al gibi most improved player adayının adaylarından. Bu ilerleme ondan bekleniyordu zaten, Pacers'ın başarısının da O'Neal'ınki ile doğru orantılı olduğunda herkes hemfikir. Gerçi ribaundlarda daha verimli olması gerektiğini hâlâ düşünüyorum, ayrıca bazen tembelleştiğini de. Dış şutlarda yetersiz olmasına karşın 15-foot seviyesinden ısrarla şut atıyor ve çoğu zaman kaçırıyor. Bunları geliştirene kadar potaya yakın kalması gerektiği su götürmez ama doğrusu ne olursa olsun O'Neal'ın ofansta saldırgan olmadığı bir maçı kazanmamız da artık zor görünüyor.

Croshere uzun zamandır ortalarda görünmüyor, bunu Al'in yaptığı çıkışa bağlayabiliriz ama Croshere'ın iyiden iyiye silinmesinin asıl nedeni, eski enerjisini ortaya koyamaması. Bu da bir yana, kendisini çok iyi şutör falan sanıyor, Miller'ın bile çekinerek kullandığı şutları o istediği yoğunlukta kullanıyor. Evet Croshere iyi bir oyuncu olabilmek için potansiyele sahip ama bu takımda istediği gibi bir ortam bulması artık imkânsız. Yani gitse de hem kendisi rahat rahat oynayıp havasını bulsa, hem biz de şu kontrattan kurtulup Best'i elde tutmanın, O'Neal'a extension vermenin yolunu bulmuş olsak.

Rogers uzunca bir süre grip dolayısıyla IL'de kaldı, yaklaşık 10 pound (5 kilo civarında) verdiği söyleniyor. Şu ana kadar yaptığı katkı sınırlı, zaten maç kazandıracak bir oyuncu da değil, bundan sonra da beklentimiz yok.

Center mevkii ise bu sene de sorunlu bir şekilde işlemeye devam ediyor. Foster geçen seneki devamlılık sorunu ortadan kaldırdı ama henüz yeterli olduğunu söylemek zor. Ayrıca düşüşe de geçti, yani O'Neal artık ortada daha sık görünecek. Ribaunt, hırs ve çabalama konusunda takımın en iyisi olan Foster, ortada oluşan boşluğu kapatamıyor, savunmada önemli sorunlar yaşıyor, üstelik karşı pota altında da etkisiz. Kısacası şu anda bu bölgede bir takviyeye ihtiyaç var, en azından playofflarda yol almak için.

Tekrar görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


(20 Kasım 2001, Salı)
Selam sevgili okuyucular. NBA'de günler dolu dolu geçiyor, hele Pacers için daha da bir dolu. Şimdiye kadar tam 12 maç yaptık, sadece 18 gün içinde. Çoğu takım henüz 9 civarında. Eh ben de bu maçları, olursa TV'den, olmazsa da şu siteyi okuyan tek Pacer olduğuna inanmaya başladığım (tek olmadığını gösterin arkadaşlar) Ümit biladerimle naçizâne Yahoo Courtside sayesinde takip ediyorum. Zevkli iş aslında, dilerim siz de katılırsınız bize net ortamında. Dönelim Pacers'a ve önce genel bir bölge değerlendirmesi yapalım.

CENTER: Foster bu mevkiinin vazgeçilmezi olmayı başardı. Gerek ribaunt averajı, gerekse serbest atış yüzdesi onun beklenenden daha fazla süre almasını sağlıyor. Sorun yine ellerini çok fazla kullanmasında ve hareketli perdeler koymasında. Zira Koç Thomas, faul sorunu nedeniyle Foster'ı birçok kez kenarda tutmaya mecbur kaldı. Sahayı çok iyi katedebilmesi, bu genç oyuncunun önemli avantajı. Takımın hızlı oyun sistemi içinde en ağır oyuncunun pivot olması kaçınılmazken, Foster bu özelliğiyle şimdiye kadar adı geçen muhtemel center adayları içinde sisteme belki de en uygunu. Henüz aşama kaydedemediği ofansif özgüven sorununu aştığı gün, Foster ligin önemli forvet-centerlarından biri olacak. Onun faul problemine girdiği dakikalarda Jermaine O'Neal, zaman zaman Rogers ve Brezec bu bölgedeki dakikaları paylaştılar. Pota altında en önemli zaaf ise savunmada yaşanıyor nedeni, bu oyuncuların tümünün de ince olması. DERECE: 7

POWER FORWARD: O'Neal oynadığı maçlarda bölgesini domine etmeyi başardı. Skor sorumluluğunu da artık üzerine almaya başladı. Ribaunt ve blok konusunda zaten kendini göstermişti. Ne yazık ki geçen hafta sonu sırt ağrıları nedeniyle maçlarda yer almamayı tercih eden O'Neal, böylece, bu takımın en önemli oyuncusu olduğunu bizlere yokluğunda da göstermiş oldu. Al Harrington ise oynadığı müthiş basketbolla süperstar kapasitesine sahip olduğunu herkese ispatladı. Gelişmek için ihtiyacı olan tek şey oyun süresi, ki bu artık Pacers için de vazgeçilmez bir ihtiyaç. Elbette onu Jermaine ile karşılaştırmayalım. Al hiçbir zaman O'Neal gibi dominant bir pota altı gücü olmayacak. Fakat yaptığı defans ve istikrarlı orta mesafe şutları onu değerli bir oyuncu haline getiriyor. Asli bölgesi kısa forvet olmasına rağmen O'Neal'ın yokluğunda PF oynaması kaçınılmaz çünkü Croshere gene son derece etkisiz. Bir iki maç hırsıyla takıma katkıda bulunmasına rağmen genellikle kötüydü. DERECE: 8

SMALL FORWARD: Rose bu bölgenin adamı, yani kesinlikle PG değil. Olmamalı zaten, istatistikler de bunu açıkça söylüyor. Nedenler saymakla bitmez... Adam iyi şutör, takımda kendi şutunu yaratabilen üç oyuncudan biri. Hem mental, hem fiziksel baskı altındayken son derece zayıf kalıyor, yani doğru şut seçimleri yapamıyor. PG oynarken bu baskının en üst seviyede olacağı da mâlum. Rose ne zaman SF oynar, bu takım ondan katkı sağlar; ne zaman PG oynar, bu takım kaybetmeye mahkum olur. Rose kritiğinin ötesinde, SF mevkii Indy'nin en skorer bölgesiydi. Al geliştirdiği şutlarıyla Rose'a skor desteği vermeye başlayınca, geçen seneye göre daha verimli olmaya başladık. DERECE: 9

SHOOTING GUARD: Artık yılların hızlı geçtiğini kabul etmek gerekiyor belki de. Miller, azalan dakikalarına rağmen sabit skor üretmeye, yanına arttırılmış bir all-around performans ekleyerek devam ediyor. Ama... Bu bizim beklediğimiz bir performans mı acaba? Miller yüzdeli şut atamıyor, dahası artık daha az şut kullanıyor, hatta kaçmaya çalıştığını düşünmeye başladım. Dileriz abartmaya başladığını düşündüğüm bu durumu aşar ve şimdiye kadar minimum seviyede olan katkısını arttırır. Bender ise ilginç bir sene yaşayacağının sinyallerini veriyor. Kendine olan güvenini kazanmaya çalışıyor belli ki ve bunu zaman aldıkça başaracak gibi. DERECE: 7

POINT GUARD: Çaylak Tinsley'in, ellerine bırakılan PG mevkiinde son derece başarılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sezona çok iyi girdikten sonra duraklamasına rağmen, NBA'in parlak gardlarından biri olmaya her geçen gün daha da yaklaşıyor. Yaptığı savunmada yol katetmesi gerektiği açık fakat görülen o ki, onun savunma zaafları tamamen deneyimsizlikle bağlantılı... Kendini oyuna verdiğinde top çalma konusunda lige liderlik edebilecek kadar duyarlı ellere sahip. Tinsley'in belki de tek sorunu, çok kötü olan şut seçimleri. Faul yüzdeleri ve durarak kullandığı şutların isabet oranları, onun aslında hiç de kötü bir şutör olmadığını gösteriyor ama seçim konusunda tek kelimeyle berbat. Travis Best ilk beş başlayamamasına rağmen takımına çok yardımcı oldu. Onun gönderilebileceğini düşünenlerden olarak, aslında bunun doğru olup olmayacağının da, Tinsley'den çok Best'in performansıyla alâkalı olduğunu sanıyorum. Eğer istikrarı sağlar ve Tinsley ile uyumlu olursa, Best bu takım için önemli bir ihtiyaç. Özellikle son şutlarda takımın ikinci şutörü Rose değil Best olmalı. DERECE: 9

BENCH: Pacers bu sene maç kazanacaksa, bu, benchteki Harrington ve Best'in omuzlarında olacak. Croshere ve Bender'ın istikrar fakiri olmaları sonucu, eğer bunlar da katkı yapmazsa işimiz zor. Şimdiye kadar Al mükemmel, Best iyi, Croshere vasat, Bender kayıp, Rogers ateşleyici, Brezec ise etkiliydi. DERECE: 9

Koç Thomas için de iki laf

Eğer yaratıcılık açısından düşünürsek, Isiah Thomas sezona dört dörtlük başladı. Gerek Tinsley'i deneyimli ve başarılı Travis Best'in önünde ilk beş çıkararak, gerekse bu tercihi sonucu Al gibi bir yıldız adayını "benchten gelen güç" olarak kullanması bunu gösteriyor. Thomas'ın hep istediği "maç kazanan bench katkısı", Pacers sistemiyle yüzde 100 uyumlu işliyor. Ayrıca takım rotasyonunda da sezon başından beri istikrar var. Yani geçen seneden alışılan "farklılaşan ilk beş" düzeneği kalktı. Pacers'ın az atıp az yeme geleneği de sona ermiş gibi. Genç olan takımı koşturarak oynatmak, birçok takıma karşı avantaj sağlamamız demek.

Maçlardan notlar

Orlando: Dengelenmiş skor gücü bu maçta galibiyeti getirdi. Tam yedi oyuncu çift hanelere ulaşmayı başardı ve Pacers, normal sürede biten maçlar itibarıyla sezonun en yüksek skoruna ulaştı. Tinsley, 26 dakikaya 10 asist sığdırırken, ikinci double-double'ını yaptı. En önemli katkı benchten, 16 sayı bulan Al Harrington'dan geldi.

Toronto: Hücumda sorun yaşanan ilk maçımızdı. JO oyuna süper başlamasına rağmen aldığı fauller sonucu soğudu ve maçı 21 sayı ile tamamladı. Foster da ribaunt gücünü, faul sorununa rağmen 10 ribaunt çekerek gösterdi. Maçı kaybetmemizin ana nedeni, %38'lik şut isabet oranımızdı ama Peterson'ın da gününde olduğunu kabul etmek gerek.

Philadelphia: Zayıf rakibimiz karşısında hiç de iyi oynamamamıza rağmen maçı rahat kazandık. Dev adam Deke, JO karşısında etkisiz kaldı, hatta faul problemine girince iyice silindi. JO-Rose ikilisi 20'li sayılara ulaşmayı gene başardılar. Tinsley ise kısa sürede yaptığı 7 asist ile göze çarpmaya devam etti. Benchten bu sefer Croshere katkı yaptı; yüksek yüzdeyle 11 sayı bulurken, JO kadar, yani 8 tane de ribaunt aldı.

Sacramento: Doğrusu üzerinde uzun uzun konuşulabilecek bir maçtı. Stojakoviç'in ilk yarıdaki abartılmış performansı karşısında direnç göstermek, doğrusu her takımın harcı değildir. Tıpkı Orlando maçındaki gibi, son derece organize bir şekilde yüksek yüzdeli ve herkesin katıldığı hücum şekliyle, Pacers bu maçı veremezdi zaten. JO hücumda vasat bir gece geçirirken, aldığı 9 ribaunt ve yaptığı 6 blok ile yıldızlaştı. Miller kritik üçlükler ile ilk defa takımına belirgin bir şekilde yardım etti. Harrington ise maçın yıldızıydı. Gerçekten şut seçimleri mükemmeldi ve harika bir isabet oranı yakaladı: 14'te 11 FG. Tinsley, kendi standardı 8 asist ile oynadı.

New York: Ezeli rakip karşısında birara 20 sayı geriye düşmemize rağmen, bench katkısı bu maçı kazanmamızı sağladı. Best ve Harrington 13'er sayı buldular. Ayrıca kendi pota altını domine eden JO'yu unutmamak gerek, 22 sayı ve 16 ribaunt ile zayıf NewYork uzunlarının hakkından geldi. Miller da bu maçta biraz silkindi ve yüzdeli şutlarla 21 sayı buldu. Böylece Conseco'da oynanan son 9 NewYork maçında 8 galibiyetimiz oldu.

Portland: Karşılaşma boyunca iyi oynayan Blazers karşısında altı oyuncumuzun çift haneli skor üretmesiyle bu maçı da aldık ve 4-0'lık bir seri yakaldık. Maçın sürprizi Bender 3'te 3 üçlük ve 9'da 6 FG ile oynarken, maçın yıldızı Al ise 18 sayı ve 6 ribaunt buldu. Daha da önemlisi, maçı kazanmak için gereken enerjiyi son çeyrekte takıma veren kişiydi. Foster da 6'sı ofansif 11 ribaunt aldı. Bu galibiyetle "Pacers'ın NBA'de yaptığı en iyi başlangıç" rekorunu da kırmış olduk.

New Jersey: Yenilgi serimizin ilk ayağı oldu bu maç. Sezonun açılış maçını kaybettiğimiz NJ, JO'nun sırt ağrıları nedeniyle maça çıkmamasını değerlendirdi. Ribaundlarda olmasa da takımın hem savunma, hem de hücumda en önemli oyuncusunu kaybetmesi belirgin bir boşluk yarattı, pota altı sayılarında 46-30'luk bir fark yedik. Diğer oyuncular da iyi günlerinde değildi doğrusu, tüm takım %34.5 ile şut kullandı. Bu Conseco Field'deki en düşük yüzdemiz olarak tarihe geçti. Rose 21 sayı ve kendi sezon rekoru 7 asist, Foster da 13 ribaunt ile oynadı. JO'nun yerine ilk beş çıkan Al ise 16 sayı ve 14 ribaunt üretti.

Boston: Bir gün sonra oynanan bu maçta JO, tam olarak geçmeyen sırt ağrılarına rağmen sahne aldı. JO 14 sayı ve 13 ribauntluk bir katkı sağladı belki ama olağan etkinliğinden bir hayli uzaktı, örneğin bir blok dahi yapamadı. Foster, 8'i ofansif (bu adam kesinlikle normal değil, zaten dakika başına ribauntlarda lig lideri) toplam 15 ribaunt çekti, üstelik geçen sene %55 isabetle kullandığı faul atışlarını iyice geliştirdiğini de, bu maçta 12'de 11 serbest atış sokarak gösterdi. Foster 17 sayı attı ve her iki kategoride de kariyer rekorlarını kırdı böylece. Brezec ilk dakikalarını alırken bir hayli etkeli göründü, sadece 9 dakikada 8 sayı, 5 ribaunt üretti. Yenilginin nedeni ise Boston çaylağı Joe Johnson'ın beklenmedik derecede iyi oyunuydu.

Minnesota: Bence bu sezonun en önemli maçlarından biridir bu. Artık Tinsley'in takımın lideri olması için önünde kısa bir zaman kaldı. Elbette 12 sayı, 15 asist, 9 ribaunt, 6 top çalma ve 5 blok, bir çaylak için (point guard oynadığını da ekleyelim) çok iyi ama daha önemlisi, artık takımın sorumluluğunu üzerine almaya başlaması. Yani bu görevi Rose'un yapamayacağı âşikâr, Miller da elini ayağını çekmeye başlıyor, Tinsley ise takımına liderlik etmek için hazır. NCAA'de de takımını başarıyla yöneten bu genç adam, sezonun en ilgi çekici oyuncusu olmaya da adaydır. Seçtiği yanlış şutlar maçın elimizden kayıp gitmesine yol açsa da, onu değil, Rose'u ya da Best'in sakatlığını suçlamak gerekir bence. Uzatmalar sırasında 5 faullü olan Tinsley'in kenara alınması, Best'in 2 dakika dolmadan sakatlarak oyundan çıkması nedeniyle Rose'un PG oynaması zorunluluğunu doğurdu. O an maçı vereceğimiz kesinleşti zaten, nitekim Rose olmadık işler yaptı ve attığı 31 sayı bir anda siliniverdi. Miller, 23 sayı ile kendi sezon rekoruna ulaştı. Foster 14 ribaunt aldı ama Pacers, JO'dan yoksun çıktığı maçta gene bol miktarda paint (pota altı) sayıları yedi, karşılığını da veremedi. Maçta Tinsley ile birlikte fouled out (diskalifiye) olan Harrington da maçın yıldızlarındandı. Al 25 sayı buldu, ayrıca Garnett'e karşı defansta olağanüstü etkili oldu. İki uzatma sonucu kaybettiğimiz maç aslında bize hep daha yakındı ama "clutch" sorunu yaşamamız, JO ve Best'in olmamaları, sonucu normal karşılamamızı sağlıyor.

Detroit: Ligin en yoğun fikstürüne sahip olan Indy, en az maç yapan Detroit karşısında gayet iyi direndi. Maç ortalarında Brezec'in de sakatlanması, zaten yorgun kadronun temposuna tuz biber ekti. Fazla maç yapmaktan yorulmamış görünen Tinsley, kariyer rekoru 28 sayı ve 13 ribaunt ile yine yıldızlaştı. Ama maç boyunca takım bir türlü ofansif istikrar sağlayamadı ve sonuçta takım asist sayısı 10'da, Tinsley de 4 asistte kaldı. Benchten gelen Croshere, uzun bir aradan sonra takıma katkıda bulundu, kısa sürede 9 sayı ve 7 ribaunt üretti. Best bu maçtan önce sakat listesine alınmıştı... (Yani beş maç Best yok ve Tinsley de Fantasy Games için biçilmiş katan oluyor bu durumda, aklınızda bulunsun.) Foster sıradan(!) 13 ribauntluk performanslarından birini tekrarladı. Bu maçla yoğun trafiğimiz bir nebze olsun sona ermiş oldu ve Salı'ya (bugün) kadar dinlenme fırsatı bulacağız. JO, bu akşamki Atlanta maçına büyük olasılıkla çıkacak. Onsuz olursak, bu maçı almamız güçleşir.

Pacers, serilerle yoluna devam ediyor. 4-0 lık galibiyet serisinin arkasından aynı şekilde gelen yenilgi serisi kesinlikle bir gösterge değil. Kaybettiğimiz maçların hepsi de kazanabileceğimiz maçlardı... Ama Jermaine'siz bu takım, Shaq'sız Laker kadar kötü (yok, olamaz o kadar kötü!)

VGM oyuncuları için

Tinsley, Best'in yokluğunda 40 üstü dakika alacak, üstelik kendine olan güveni her geçen gün artmakta bu çocuğun, 20 üstü bence kesin gibi. Foster, düzelen faul atışlarıyla, bedeline göre ideal seçim, tabii faul sorununa girmezse... Sağlam pota altı gücü olmayan takımlara karşı risksiz bir tercih olur, 15 üstü puan getirir. Rose istikrarsız gidiyor, şut yüzdeleri düştü, şimdilik kaçının. JO, Best ve Brezec'i kadrolarınızdan uzak tutun. Al Harrington'ın iç saha maçlarını gözönünde bulundurun, son derece yüksek şut yüzdesi ve zaman zaman ribauntlarda son derece etkili olabiliyor. Gelecek maçlardan biri için Reggie Miller'ın daha fazla sorumluluk alarak mutlaka 30 üstü sayı atacağını düşünüyorum.

Pacers taraftarlarından mesaj beklediğimi yineleyeyim... Haydin hoşçakalın.


(4 Kasım 2001, Pazar)

Yazıma, Pacers organizasyonunda bıraktığımız yerden devam eden kadro degişiklikleri hakkında bilgi vererek başlayayım diyorum.

En önemli olay olarak -ki bu sadece Derrick McKey'e olan hürmetimizden kaynaklanıyor- değerli şahsiyet 14 yıllık veteran Derrick "Heavy D" McKey'in halen devam etmekte olan ve son yılına girilen kabarık kontratının feshi gerçekleşti. Tabii kontrat garanti edilmiş olduğundan, McKey parasını son kuruşuna kadar alacak, eğer başka takımla anlaşıp waivers'dan çıkmaz ise... Ne olursa olsun, elemanın bu sezon ücreti kadar meblağı salary cap'ten düşmüş oluyoruz. Gerçi bence McKey, 14 yıllık deneyimiyle, bu tecrübe yoksunu takıma sahada değilse bile soyunma odasında kritik yardımlarda bulunabilirdi. Sonuç olarak, kariyerini "defans ustası" diye anılarak geçiren bu oyuncuyu yok pahasına serbest bıraktık ve bunun arkasında herkes doğal olarak, bir sebep arıyor.

Elimizde kalan kadro şu anda 14 kişiden oluşuyor ve McKey'in waive edilmesinin, yerine alınması muhtemel bir oyuncu ile gayet yakından alâkalı olduğu görüşüne ben de katılıyorum. Her ne kadar free agent listesi iyice daralmış olsa da, "Koç Thomas ve GM Donnie Walsh, gözden kaçan birilerini çoktan bulmuşlardır" diye tahmin etmekteyim. Bu oyuncunun isimli olması da gerekmiyor zira bizim ikili işini iyi biliyor. (Örnek isteyen, bu yaz draftte 27. sırada kimin seçildiğine baksın.)

McKey gitti ama açıkta kalmaz

Dönelim McKey'e... "Heavy D", 1987 yılında ilk tur 9. sıradan draft edildikten sonra, 6 yıl boyunca Seattle'da güzel sezonlar geçirdi. Larry Brown'ın Pacers'ı yönetmeye başlarken yaptığı ilk takas, McKey'i Indiana'ya getirirken, Detlef Schrempf'i de Seattle'a göndermişti. Son yıllarını sakatlıkla boğuşurak geçiren veteran forvet; defans konusunda uzman, hızlı ve adeta akıllı denebilecek ellere sahip ama ofansif açıdan maalesef ligdeki ilk yıllarında yakaladığı istikrarı koruyamayan, yine de clutch vaziyetlerde deneyimiyle işleri yürütebilecek bir oyuncu olarak tanımlanabilir. Indy'de başarılı geçen bir-iki sezon sonrasında aldığı beş yıllık yüklü kontrat sonrasında bir türlü istenilen performansa ulaşamadı McKey... Hatta zaman zaman, çok profesyonel olduğu söylense de, tembellikle suçlandı. Takım rotasyonunda yerinin artık Injury List olduğu iyiden iyiye anlaşılan McKey, ligde bu sene de oynayacak gibi görünüyor. Gerek birkaç gün ünce tesadüfi biçimde "defansif yönü kuvvetli bir kısa forvet istediğini" açıklayan Heat Koçu Pat Riley, gerekse benchi oldukça zayıf bulan Philly Koçu Larry Brown, McKey'le anlaşılmasını isteyebilirler.

Harrington'a uzatma, Tinsley'e ilk beşte yer

Diğer önemli sayılabilecek bir olayımız, gündemde pek yer almasa da, genç forvet Al Harrington'ın kontratının 24 milyon dolar karşılığında 4 yıl daha uzatılması. Uzatma gerçekleşmeseydi Al sezon sonunda şartlı olarak (restricted free agency) serbest kalacak, Indy'nin tercihine göre takımda tutulması sağlanabilecekti. Fakat her iki taraf için de bunun pek yararlı bir yol olduğu söylenemez. Bu hamleyle birlikte hem break-out sezonunu geçirmesi beklenen Al gereksiz bir baskıdan kurtulmuş oldu, hem de Indy, beklentileri gerçekleştirmesi durumunda çok daha fazla para vermek zorunda kalacağı bu genç forveti, dört yıl için kadrosunda tutmayı başardı. Tek sorun, kontratın benim beklediğimin çok üzerine çıkılarak yapılmış olması. Zira Al şu an ligin vasat oyuncularından.

Biraz da kadroyla ilgili konuşayım. Geçen yazıyı hatırlıyorsanız, ilk beş point gardımızın Rose olacağını söylemiştim. Ama Koç Thomas bizi gene şaşırtarak bu mevkiyi çaylak Jamaal Tinsley'e emanet etti. Basketbolda "beyin" anlamına gelen PG mevkiinde bu kadar önemli bir riski çoğu koç alamaz. Hele hele Tinsley'in hazırlık maçlarındaki turnover (top kaybı) istatistiklerine bakıldığında, herhangi bir basketbolsever bile bunun delilik olduğunu düşünür. Tinsley ise top kayıplarıyla olduğu kadar, asistleriyle de gerçek anlamda bir oyun kurucu olduğunu Thomas'a ispatlamış olmalı. Böylece Travis Best yine takmın en önemli bench silahı olarak kalmaya devam edecek. Çoğu kişi için "kumar" olarak yorumlanan bu düşüncesi, Koç Thomas'a belki de yeni bir yıldız yaratma şansı da verebilir... Nedenini, ligin ilk iki gününde Tinsley'in oynadığı maçlardaki performansına bakarak görebilirsiniz.

Bu arada Norm Richardson, garanti edilmemiş kontratıyla takımın kadrosunda. En azından ben henüz yeni bir kontrat lafı duymadım, belki gözden kaçan bir ayrıntı da olabilir. Norm, kadroya girmesine rağmen ilk 12'de yer almadı ve IL'deki diğer arkadaşı da Jamison Brewer oldu. Yeni ekleme yapılması durumunda, Sundov ya da daha az deneyime sahip olan Brezec onlara katılacak.

Pacers hazırlık maçlarını 3-4 ile tamamladıktan sonra nihayet lig başladı ve ilk günlere has heyecan, pek de ilginç sayılmayacak, sürprizi bol olmayan bir günle son buldu. Tabii konuşulacak çok şey var diğer maçlarla ilgili olarak ama bizim işimiz Indy ile...

Pacers 97 - Nets 103

Karşılaşmaya güzel başlayan takımımız, geçen seneden kalma hastalığıyla maçı son dakikalarda verdi. Rose'un 11'de 11 şut isabetiyle başlayan oyunu önemli bir fark getirse de (17 sayı) bu zamanla azaldı, son çeyrekte 13 sayıya indi. Ama bu bile New Jersey gibi kimyası oturmamış bir takımı yenbilmek için mühim bir avantajdır. Sahada bulunan oyun kurucu Best'in yaptığı hatalardan, Jermaine O'Neal'in maç boyu hakemlerle dalaşması sonucu oyuna bir türlü ısınamamasına kadar birçok neden sayılabilir tabii. Temel olarak ise verilen ofansif ribaundlar yenilgiyi getirdi denilebilir. Ribaundlarda 47'ye 42 üstünlük kuran Nets, Indy'nin gayet iyi şut ve faul yüzdesini bu "ikinci fırsat sayıları" (second chance points) sayesinde bertaraf etmeyi başardı. Yapılan top kayıplarının da yardımıyla, Nets bizden 14 tane daha fazla şut girişiminde bulundu. Ayrıca son çeyrekteki zayıf defansımızdan da bahsetmek gerekir... Maç boyunca kontrol altında tuttuğumuz karşı takım skoreri Van Horn'u iki pozisyon üstüste boş bırakmanın bedeli olarak gelen üçlükler, rakibi umutlandırırken, bizim savunmamızın daha da dağılmasına neden oldu. Geçen seneyi en iyi defans yapan beş takımından biri olarak geçiren Pacers, böylece son çeyrekte tam 35 sayı yiyerek, bir anlamda bu yenilgiyi haketti.

Maçın anafikri, takımın halen yerli yerine oturmamış olmasının kimyayı bozduğuydu. Son çeyreğe kadar oyunu kontrolünde tutan bir takımın maçı bu şekilde kaybetmesi, ancak deneyimsizlikle açıklanabilir.

Jalen Rose, maça 11'de 11 ile girdikten sonra yaptığı artistik şut girişimlerinin de sonucu olarak, 27'de 18 gibi yine gayet iyi sayılabilecek şut yüzdesiyle 43 sayı buldu ve sezona "career high" ile başladı. Sadece sayı olarak değil, genel efor açısından da, özellikle ilk iki çeyrekte mükemmele yakın oynadı Rose...

Jeff Foster, kendisinden bekleneni bütün sene yapmaya devam edecek gibi görünüyor. 12 ribaunt ile bu noktada zaafı olan Indy'de şu anda belki de takımın açıklarını en iyi kapatan oyuncu. Ofansif sorunları devam etse de, ribaundlarda katkısı yadsınamaz. Maçı 36 dakikada 5 faul ile tamamlaması da gayet olumlu ama tabii MacCulloch'un da buna katkısı vardır.

Diğer 5 faullü oyuncumuz O'Neal ise maç boyunca oyundan kopmuş bir şekilde oynadı, şut kaçırdı, ribaundlarda etkisizdi, kritik toplar kaybetti. Hakemlerin kendisi hakkındaki düdüklerinden genellikle pek memnun olmadı, bu da sinirlenmesine yol açtı.

Çaylak Tinsley ise 24 dakikada yaptığı 8 asist ile takımda yeri olduğunu gösterdi fakat oyun sonunda yerini deneyimli Best'e bıraktı.

Rakipte Jason Kidd yıldızlaştı. Triple-double yapmaya çok yaklaşan Kidd, tüm istatistiklerinin yanında, geceye müthiş başlayan Rose'u da durdurmayı başardı. Nets gibi kaybetmeye alışmış bir takımın onun liderliğinde çok farklılaştığını söylemek yanlış olmaz. Takımının açık ara ribaunt liderliğini bile eline alan Kidd, kritik zamanlarda sahneye çıktı ve başarılı oldu. Van Horn, lâyık olduğu sayı ortalamasını bu sene bulacak gibi göründü ve maçı 26 sayı ile tamamladı. Kittles, sakatlık sonrası 20 sayı salladı. Onlardaki sıkıntı da pota altındaydı, ne Martin, ne de Big Mac verimli olamadılar.

Bulls 73 - Pacers 98

Season opener'ın aksine, maç boyunca ortada giden karşılaşmayı, ligin en kötü takımı karşısında son çeyrekte ortaya koyduğumuz etkili savunma sayesinde kazanmayı başardık. Ribaundlarda etkili olan Pacers hücumda birçok oyuncudan katkı alırken, Bulls'da bütün yük Miller ve Mercer üzerine binmişti. İlk yarı boyunca çok da etkili olamadık ama bunun en önemli nedeni, O'Neal'ın yine hakem kararları yüzünden oyundan kopmasıydı. Sonuçta kazanılan maç, Bulls maçı... Fazla yorum yapmaya gerek yok. Maçtaki önemli bir ayrıntı da, Rose'un ikinci yarının büyük kısmını benchte geçirmesi ve takımın buna olumlu tepki vermesiydi.

Maçın yıldızı, özellikle performansı kendisinden beklenenlerle karşılaştırıldığında, Jamaal Tinsley'di. Yaptığı 13 asistin yanına 12 sayı, 6 ribaunt ve 5 top çalma ekledi. Aldığı süre bu maçta 36 dakikaya çıktı, üstelik deneyimli Best'i son çeyrekte dahi benche mahkum etti.

İlk yarı boyunca Nets karşısındaki oyununun benzerini sergileyen O'Neal ise üçüncü çeyreğin başlamasıyla hücuma önemli katkılar yaptı. 25 sayı, 10 ribaunt ve 3 blok ile beraber, ilk yarıde pota altımızı yıpratan Miller'ı da durdurmayı başardı.

Benchten gelip 14 sayı atan Croshere; Al'in beklenenin altında kalan performansı ve faul problemleri nedeniyle aldığı süreyi arttırmak için çabaladı. Best henüz şut atma havasını yakalamış değil ama 12 dakika gibi kısa sürede 5 ribaunt ve 7 asist ile verimli oldu.

Bulls, Artest ve Robinson'ın yokluğunda, Miller ve Mercer'ın sırtındaydı. Her ikisi de vasat oyuncular olmalarına rağmen çok etkili oynadılar. 24 sayı, 12 ribaunt ile oynayan Miller, ilk yarıda mükemmele yakın bir oyun ortaya koydu. Mercer ise 22 sayı, 5 ribaunt, 5 asist ve 2 blok ile takımının göze batan diğer oyuncusuydu. Bu iki oyuncuya hiçbir katkı sağlanamadı ama asıl sorun, Bulls'un genç oyuncularına yeterince fırsat vermemesi. Draftin ilk dört sırasından gelen Curry ve Chandler, toplam 18 dakika oyunda kaldılar. Bender sayesinde öğrendiğimiz bir kural var ki, oynatmadıkça asla iyiye gidemiyor bu genç oyuncular.

Sezon başlangıcı üzerine düşünceler

İlk iki maça göre genel bir yorum yapmak pek doğru olmayacak ama yine de söylenecek birkaç söz var.

Reggie Miller artık eskisi kadar şut kullanmıyor gibi görünebilir... Gerçekten de artık bu takımın hücum silahı olarak Rose ve O'Neal ilk sıradalar. Ama Miller, bunların kötü olduğu her an sorumluluğu üzerine almaya devam edecektir. Oyunda kalma süresi bu sene biraz azalacak olsa dahi, ortalamalarında önemli bir düşüş olamayacaktır.

Tinsley takımda geleceği olduğunu göstermeye başlıyor gibi. Off-season boyunca pazarlanan Best, artık takım için "olmazsa olmaz" adamlardan biri değil. Şahsen Best'in çok önemli bir oyuncu olduğunu düşünmekteyim ama Tinsley sayesinde kimse onun yokluğunu aramayacak. Eğer aldığı dakikalar Bulls maçındaki seviyelerde dolanmaya devam ederse, huysuzlanmaya başlayacağından kuşkum yok. En azından sezon sonunda arkasına bakmadan çekip gidecektir. Kısacası, Tinsley'i 20 maç daha seyredelim, sürpriz olmazsa Best başka bir takıma yollanabilir. Bu biraz da Foster'ın performansıyla ilgili elbette. Zira Best ancak kaliteli bir pivot karşılığında vazgeçilecek bir oyuncu. GSW, olası bir takasta, elinde bulunan onca iyi uzundan birini karşılık olarak vermeye seve seve razı olur. Zaten bu takımla sık sık takaslar yapar Pacers.

Al faul problemiyle karşı karşıya ve performansı düşüşte. Doğal olarak Croshere daha fazla zaman alırsa şaşmayalım.

Henüz çok erken olamasına rağmen, performansını koruması halinde ROY (Rookie of the Year) için en önemli adaylardan biri olacak Evet, Tinsley için söylenenlere cevap vereyim son olarak: "Yılın Çaylağı ödülü, bu kadar aşağıdan seçilen birine gider mi?" deniliyor ya... Bu sene üstten seçilenlerin bir çoğu liseli ve takımlarına katkı yapmaları zaman alacak. Ayrıca ROY belirlenirken, sayı ortalamasıyla birlikte bakılan ilk istatistik dakikalardır ve Tinsley de çoğu adayı bu yönden safdışı bırakabilir. Şansı belki Battier ve Griffin kadar fazla değil ama tıpkı Richardson, Murphy ve Kirilenko gibi, benim adaylarım arasında. Unutmayalım, Indiana'yı finale taşıyan kadronun oyun kurucusu Mark Jackson zamanında 18. sıradan (Knicks) seçilmiş ve ROY olmuştu.

Ha, bir de, açıklanan Dream Team kadrosunun yedi elemanından ikisi bizim takımda, bilesiniz.

Görüşmek üzere.
(13 Ekim 2001, Cumartesi)
"Put up or shut up!"

Bu laf, preseason boyunca Indiana yöneticilerine, oyuncularına ve taraftarına sakız oldu. Lafın gönderildiği yer, takımın beklentileri karşılayamayan iki forveti, Al Harrington ve Jonathan Bender... Artık herkesin sabrı taşmış! Özellikle Bender konusunda bir hayli sıkıntılıyız. Takımın en yaşlısı Reggie bile çıktı, bunları açık açık azarladı, "e artık ne ayaksanız, görelim" dedi. Harrington, yazın beklentilerin kendisi üzerine yoğunlaşacağını tahmin etmiş olacak ki, kampın yıldızı oluverdi. Atlanta karşısında Bender iki maçta da sapır sapır dökülürken, Harrington ilk maç vasat, ikincisinde de aldığı dakikalara oranla iyi sayılabilecek işler yaptı.

Hazırlık maçları demişken...

İlk maçta rotasyon tüm kadroya yayılmıştı. Maça, tıpkı ikinci maçta da olacağı gibi, aşağıda belirttiğim beş başladı ama hemen hemen herkes 10-15 dakika oynadı. Özellikle son çeyrekte Sundov, Brezec, Brewer, Young ve Richardson'la oynanması galibiyete mâloldu ama asıl sorun her zamanki gibi ribaundlardaydı. Ek olarak, faul atışlarında da %55 ile falan oynayınca ve de son saniyede top tipletince, Hawks ribaundçularına maçı kaybettik. Göz batanlar, Tinsley'in 20 dakika civarında oyunda kalıp 9 asist üretmesi ve Jermaine O'Neal'ın 13'te 9 faul atışıyla 19 sayı üretmesiydi.
İkinci karşılaşma, normal sezon için daha fazla fikir sahibi olmamızı sağlayacak bir maç oldu. Takımın dört kalburüstü oyuncusu 30 dakikanın üzerinde zaman alırken, sadece sekiz oyuncumuz 4 dakikanın üstüne çıktı. Tabii dakikalarını 14 kişiye paylaştıran Hawks, maçı sonlarda teslim etmek zorunda kaldı. Maçın yıldızı, 35 dakikada 20 sayı ve 10 ribaunt ile oynayan Croshere oldu. Bu maçta faullerde %70'lere ulaşmayı başarmamızın ve faul çizgisine 46 defa gitmemizin yanı sıra 50'ye 35'lik ribaunt üstünlüğümüz galibiyeti getiren faktörlerdi. Özellikle kendi pota altımızı çok iyi domine ederek, yüzdesiz oynayan Hawks'a ofansif ribaunt aldırmadık. İşte bu kadar istikrarsız olunuyor hazırlık maçlarında, o yüzden itibar etmeyiniz.

Gelelim takım preview'una...

Takımın ilk beşi , bir-iki oyuncu Koç Thomas'a farklı birşeyler göstermediği sürece, Foster-O'Neal-Harrington-Miller-Rose şeklinde olacak.

Foster: Bize geçen sene birçok defa zorlandığımız pota altı konusunda daha fazla yardım edebilecek, Croshere ve Harrington'dan çok daha iyi ribaunt alabilecek atletik bir oyuncu. Zaten oynadığı dakika başına ribaunt istatistiğinde ligde oldukça üst sıralarda.
Peki onun bir starter olmasını engelleyebilecek sorunları neler?
Maç başına 25 dakika, onun için bu sene gayet kabul edilebilir bir oyun süresi. Daha fazla oyunda kalması için, savunma konusunda kendisini geliştirmesi gerek. Kısa sürede çok faul almak gibi bir sıkıntısı var, tıpkı NBA'e yeni gelen Avrupalılar gibi. Diğer zaafı olan faul atışları ise aslında bizim frontcourtun tamamının sıkıntısı:
O'Neal: %60
Foster: %51
Harrington: %65
Sundov: %60
Croshere: %86
Tabak: %42
Perkins: %84
Bunlardan Croshere'ı 3 numara kabul edebiriz ve bu durumda geçen sezon front courtumuzun faul atışları işte yukarıdaki gibi.
Sezon boyunca %76 ile faul atan bir takımda oldukça ilginç bence. Üstelik bunların arasından en iyi faul atan Perkins gitti, kariyeri boyunca %55 civarı faul atan Rogers eklendi. Şampiyonluğa yaklaştığımız sezon, bu kategoride %81 ile oynamıştık. Yani başarının anahtarlarından biri de faul atışları ve takımı bu konuda son derece başarısız iki uzuna teslim etmek zorunda kalıyoruz.
Foster'ın hücumda önemli katkılar sağlamasını bekleyen yok. Sadece cüsselileri savunmakta biraz etkili olsun, ribaunt alsın, garbage points olarak adlandırılan sayıları getiren yerlerde bulunsun ve faullerde biraz daha istikrarlı olsun... İşte ondan bütün beklenen bu kadarcık! Center pozisyonunda 25 dakikada 7 sayı, 10 ribaunt, 1 blok iyidir.

O'Neal: "Pacers'ı gelecek 10 yıla taşıyacak adam" gözüyle bakılıyor.O da bunu hakediyor. Dört yıl Portland benchini ısıttıktan sonra sürpriz bir şekilde veteran Dale Davis karşılığında geldiği takımda, takdire şayan istatistikler, daha da önemlisi, gelecek için ümit verdi. 13 sayı, 9 ribaunt, 3 blok istatistiklerine bu sezon da rahatça ulaşacaktır ama ondan beklenen artık daha fazlası. İstikrarsız şutu şimdiye kadar onu takım için geçerli bir skor gücü olmaktan alıkoydu ama bu sene takımdaki arkadaşları onu daha iyi tanıyor ve onun istediği ofansif tarza daha yakın bir biçimde oynanacağını düşünüyorum. Yani bu sezon ortalaması 16 sayının altında kalırsa vasat bir sezon geçirmiş olur. Diğer istatistiklerinin değişmesini beklemiyorum... Ha, 32.6 dakika oyunda kalma süresi de artacak, buna göre o da daha verimli olabilecek. Center'da 20, PF de 15 dakika alıp 18 sayı, 12 ribaunt ve 3 blok...

Rose: Geçen sezonun başını preseason sırasında sakatlanması nedeniyle kaçıran, dönüşünde de pek memnun edici oynayamayan Jalen Rose, takımın skor yükünü üzerine almış, yıllar sonra Miller'ı tahtından indirmişti. Aslında onu bir skorer olarak tanıtmak pek basit olur. Rose kolejden beri ilk kez oynadığı ama hep gözünün olduğu point guard mevkiinde geçen sene 15 civarı dakika aldı , 6 asist ortalama ile oynadı. Yanına 5 ribaunt ekledi, böylece oyunun en önemli all-around oyuncularından olduğunu gösterdi. Onunla bir sorunumuz yok, geçen sene nasıl oynadıysa öyle oynasın, 20 sayı, 6 ribaunt ve de 5 asist yapsın... 15 dakika PG, 25 dakika SF.

Miller: Büyük şutör Reggie Miller, en başta bahsettiğim açıklamanın yanısıra, "bu genç oyuncular oyunu oynamayı beceremedikleri sürece ben de buradayım" gibisinden bir laf da etti. İki sene sonra bitecek kontratının sonrasında hâlâ oynayabilecek seviyede olma ihtimalinin varolduğuna inanıyor. Haksız değil elbet, o ne Jordan gibi all-around oyun beklenen bir yıldız, ne de hoplayıp zıplamak, ribaunt almak zorunda olan bir uzun... Ondan beklenen, zaten en iyi yaptığı iş, yani catch and shoot. Ligde bu işi Iverson'la birlikte en iyi yapan gard bence ve deneyimiyle bu işi istediği kadar sürdürür. Ek olarak, takımda rolünün azaltılmasının da takım kazandığı sürece onun için önemli olmadığını belirtti. Ligin faul atış yüzdesi en iyi olan oyuncusu olan Miller, her zamankinden farklı olmayacaktır, tabii off-guard için Best-Bender ikilisi tahmin edilenden daha önemli bir katkı sağlamazlarsa. 18 sayı ve vasat kalan diğer istatistikler, sezon için iyidir. 35 dakika, mâlum bölgede. (42 dakika, 32 sayı, 5 ribaunt, maç başına 5 üçlük playoff için, eheheh kalırsak tabii!)

Harrington: Geçen sene gösterdiği gelişime paralel olarak artan beklentiler, sezon öncesi 21 yaşındaki forveti Indiana gündemine oturtuverdi. İlk beş başlamasına kesin gibi bakılıyor, Thomas da şimdilik onu böyle kullanacağını söylüyor. Ancak işi son derece zor. Bu mevki Pacers'ın en derin olduğu yer. Croshere, Bender ve McKey... Harrington geçen sene oynadığı maçlarda double-doublelar yapmış ama sezon içinde istikrarsız grafik çizmiş, post-seasonda çok az zaman alarak hayal kırıklığı yaşamıştı. Hem SF, hem de PF'de vakit alacak. Özellikle ribaundlarda takıma yardımcı olması gerekli. Bu sene potansiyelini ortaya koyması bekleniyor. Koymalı çünkü kontratı bitiyor. 10 sayı ve 6 ribaunt ama daha önemlisi, oynayacağı defans bu adam için gerekli. 15 dakika SF, 10 dakika PF...

Takımın altıncı adamlığı için üç aday var: Croshere, Best ve her ne kadar ilk beş içinde saymış olsam da, Harrington...

Croshere: Sezona, sakatlığından ve umarız yüksek kontratının mânevi baskısından arınmış olarak giriyor. Geçen sezona kötü girip sonradan toparlanmasına rağmen ilk beşte yer bulamayan Croshere için bu sezon, tıpkı Al ve Jonathan gibi, "breakout" olması beklenen bir sezon. Gerçi o patlamayı yapmıştı iki sezon önce ama aynı performansı bir daha sergileyemedi, sergilese de koruyamadı. Uzunlarımız arasında çok yönlülüğü ve hırsıyla benim için hâlâ O'Neal'ın arkasında en iyi oyuncudur. Bu sene için Harrington'la aynı sürelerde oynarlar gibi geliyor bana. 20 dakika PF ve 5 dakika SF (bu genellikle olmayacak ama zor durumda kalırsak falan belki...) 10 sayı , 5 ribaunt ve tabii %45 şut yüzdesi çok baba olur.

Best: Travis, takımın geçen sezonki altıncı adamıydı ve 2001 onun için "career season" oldu. Tinsley gibi hazır olması umulan bir point guardın gelmesiyle, onun ilk beş başlaması gerektiğini düşünenler iyice arttı. Doğrusu bu takım için belki de en iyisi ve hâlâ Best için ilk beş şansı var. Koç Thomas'ın onu gözden çıkarması (şimdilik) düşünülemez. Ne olursa olsun, sahada uzun zaman kalacağı ortada... En azından değerinden birşey kaybetmeden takas edilebilmesi için. Ama Best takımdaki "heart&soul" olayının en önemli parçası. Bence çok çok önemli oyuncu, umarım sezon sonunda da elde tutmayı başarırız. Genellikle şut atmayı seven PG'ler için yapılan "SG in a PG body" yorumu, onun için de yapılıyor. Ve son derece haklı bir yorum bu. Best, perimeter şutları fazlasıyla kullanan bir oyuncu, SG için ideal tip. Tabii yanında rakibin SG'ını savunacak daha uzun bir gard bulundurursanız... Altıncı adam ya da ilk beş, 20-25 dakika PG (Tinsley'in gelişim sürecine bağlı), 10 dakika SG oynayıp 12 sayı , 6 ribaunt, 6 asist ortalamalarını tekrar eder.

Diğer yedeklerimiz: Sundov, Tinsley, Bender, Rogers, Brezec.
Sundov aslında önemli süreler alacak bir oyuncu değil ama alan savunmasında ihtiyaç duyabileceğimiz dış şutları bulabilen bir pivot.
Tinsley takımın iki yıl sonraki gardı, yaratıcı ve deneyimli. Bu sene dahi önemli katkılarda bulunması sürpriz olmaz.
Bender kapalı kutu. Artık eskimeye başlayan geyikleri çevirmeye gerek yok fakat ondan bu sene de pek fazla şey beklemeyelim. Özellikle dakika sorunu olduğu sürece, bu genç 7-footer, gerçek bir oyuncu olamayabilir.
Rogers beklentileri karşılayacak bir oyuncu değil, süre alması sakatlıklara ya da olduğundan farklı bir oyuncu olmaya başlamasına bağlı. Bu adam aslında bir SF fakat biz onu center backup olarak düşünüyoruz!
Brezec, takımda center fundamentali olan tek oyuncu ama onun da hemen hazır hale gelmesini beklemek hayalcilik olur.
McKey ve Brewer'ı dahil etmedim bile yorumlara, injury list'ten çıkmaları çok zor.

Görüldüğü gibi takımda bir sürü seviyeleri çok farklı olmayan oyuncu ve fakat oynanacak beş bölgede 48 dakikalık zaman var. Dengeleri elden geldiğince kurmaya çalıştım ama ibreler birden başka oyunculara dönebilir ve tahmin etmediğimiz katkılarla ya da zaaflarla karşılaşabiliriz.

Ve Koç Thomas

Evet, geçen sezon 20 kere oynadığı rotasyon yüzünden kimyayı bir türlü sağlayamayan Isiah Thomas. PG olarak Rose'u kullanarak bence ve birçok taraftarca yanlış yapan Thomas... Koç Thomas bu sene de kadroyu elinden geldiğince zorlayacak. Ama bu sefer öyle istediği gibi her gece birini alıp birini koyamayacak. Bu, takımın içindeki oyuncularla ilgili. O'Neal, Rose ve Miller, ilk beşin değişmezleri. Foster şu an kadroda rakipsiz. SF için Harrington ve Croshere savaşacak. Best zaman zaman başlayabilir, küçük bir şans da Tinsley için var ilerleyen haftalarda. Bunların arasından geçen yılki gibi bir sürü ilk beş çıkarabilirse şaşarım, bence yapmaz, yapamaz. Ayrıca, varyasyonları denese bile artık takımını bir sene daha tanıyor, oyuncular da birbirini biliyor. Kimin hücumda neler yapabileceği, nerede duracağı daha iyi belirlenmiş ve takımdakiler tarafından ezberlenmiş olacak. Geçen sezon defans kurgusu takımın en önemli gücüydü, bunda herhangi bir düşüş beklemeyin. Tam tersine, artık center mevkiinde olgunlaşmış olması umulan Foster'la uzunlar için de ikinci bir müdafaa silahımız olur umarız.

Sezon tahminleri

MJ döndü dönmesine ama takımı bundan ne kadar istifade edebilir acaba? Washington bizim konferansta, dolayısıyla konu bizi de ilgilendiriyor.Gelişen takım sayısı doğuda bir hayli fazla, Atlanta son derece klas bir takım oldu ama takım kimyasının ne kadar önemli olduğunu bu sene bize göstereceklerdir.Washington, playoff için önemli aday. Özellikle tahmin edilmesi zor olan 7 ve 8 spotları için. Miami güç kaybetti, ben onlarda önemli bir düşüş bekliyorum. New York değişmedi, en azından kayda değer güç kazandıkları söylenemez. Cleveland toparlandı sanki, hele Ilgauskas dönerse geçen sezonun başını tekrarlayabilirler. Philly de yaptığı takaslarla contender olma özelliğini biraz olsun yitirdi.
Yani arkadaşlar, üstümüzde güç kaybeden, altımızda da güç toplayan birçok takım oldu. Bunun sonucunda artık playoff spotları için galibiyet yüzdeleri arasındaki fark iyice azalacak. 43-44 galibiyet, playoff için gayet yeterli bir rakam olacak diye tahmin yürütebiliriz.

Biz kaç galibiyet alabiliriz?

Bu, cevabı çok ihtimalli bir soru. Yani birçok başka takım için "range" bellidir. Ama Indy için bu menzil çok geniş çünkü NBA'de oynamayı hakettiklerini ispatlaması beklenen üç-dört oyuncuları var. Geçen sene bunlardan sadece Harrington ve biraz Foster sahneye çıkıp takıma katkıda bulundular. Bu sene takım kimyasının artık oluşmaya başlaması, Thomas'ın koçlukta rookie dönemini atlatmış olması ve genç oyuncuların en azından bir-ikisinin gelişim sürecinin üretime dönüşmesi ihtimalinin gayet yüksek olması ümit verici.
İşte bu oyuncuların üretimine göre ortaya çıkacak sonuç için ben, 40-50 galibiyet arasında, yuvarlak hesap 45 deyip kolaya kaçıyorum. 45 galibiyet bizi 7 yahut 8. sıraya koyacaktır. "Playofflarda ne olur?" derseniz, "biraz bekleyin" derim.


ertasmurat79@hotmail.com


(30 Eylül 2001, Pazar)

Merhaba sevgili batug.com okurları. NBA heyecanının başlamasına bir ay gibi kısa bir süre kala takımlar, kadrolarına son hallerini verecekleri hazırlık kampları öncesinde artık transfer çalışmalarını bitirmek üzereler. Şimdiye kadar gözden kaçan free agentlar bu kamplarda takımlarını memnun edip bu sezon NBA'de top koşturmak için çabalayacak.
Pacers organizasyonu da bu resmi kamp dönemi (ki bütün oyuncular aslında çalışmalarına devam ediyorlar zaten) için iki oyuncuyla garanti edilmemiş sözleşmeler imzaladı. Bu iki oyuncudan biri, yaz ligine Pacers ile katılan, Griffin ve Brewer'dan sonra takımın en iyi performansını sergileyen Norm Richardson. Diğeri de, elimizdekilerin hepsinden kötü olan uzun Will Cunningham.
Richardson draft edilmemiş fakat dediğim gibi, yaz liginde oynayıp kendinden beklenenden fazlasını vermiş bir gard. Miller'a backup ihtiyacı halen giderilmiş değil. Bu adamın da bu işi hakkıyla kotarabileceğini ummak bile zor ama Bender'la ikili bir yedek gard tandemi oluşturup en azından masrafsız bir bench player olabilir. Tabii kendini biraz olsun ispatlamalı kamp sırasında, zira Pacers ondan birazcık verim alacağını düşünürse onu bu yıl takımda görürüz.
Cunningham ise sadece bir Hack-a-Shaq adamı. NBA dört faklı takımda, sekizi ilk beş toplam 23 maç oynamış bu center bozuntusu, 14 sayı atabilmiş. Ribaunt konusunda da pek hamarat sayılmaz, bu adamı unutalım en iyisi.

Brewer imza attı, Abdul-Jabbar yardıma geldi

Geçen haftanın asıl önemli olayı ise 42. sıradan draft ettiğimiz Jamison Brewer ile sözleşme imzalanmasıydı. Başkan Walsh çok önceden vermiş olduğu sözü tuttu ve çaylak gardı iki yıllık, yani ikinci turda draft edilen oyunculara nadiren önerilen multiyear bir kontratla takıma bağladı. Böylece takımda kontratı garanti edilmiş dört point guard oldu ve Best'in sezon içinde takas edilme olasılığı biraz daha arttı. Gerçi bu tür yorumlar için zamanımız bol, hele bir sezon başlasın.

Kareem Abdul-Jabbar'ı hepimiz tanırız, severiz. Bu müthiş skorer, Bill Walton'dan sonra bizim taze uzunlara birkaç numara öğretmeye çalışıyormuş. Çalışmalara Berezec, Sundov ve Cunnigham katılıyormuş. Eurolarımız hakkında gayet hoş şeyler söylemiş... Hızlı ve dış şut kabiliyeti olan oyuncular oldukları, her koçun hayalinde böyle oyuncuların yeraldığı falan gibi. Bakalım adam edebilecek mi bizim bu low-post özürlüsü oyuncuları.

Güle güle Big Smooth

Sam "Big Smooth" Perkins'i bilip sevmeyen var mıdır aranızda, bilmiyorum. Ama şu bir gerçek ki, bu yumuşak dev adam, bir esas oğlan olmasa da, gittiği takımların başarılı olmasını sağlayan önemli bir winnerdır. Tabii bu benim gerçeğim, istatistik yahut maçlardaki oyunu falan için süper demek zor. Ama Perkins cool tavrı, uykulu bakışları, veteran liderliği ve pek tabii ki saç stiliyle takımımıza çok şey katmıştır.
Seattle'da oynarken gözüme çarpmıştı ilk defa, NBA finaliydi, takımının ayakta kalan az sayıdaki elemanlarından biriydi. O zaman da sevmiştim ama Indy'e gelmesi çok kıyak olmuştu. Lakers'la yapılan finallerde takımı için çok yararlı işler yaptığı görmüştük, hatta o kritik üçlükleriyle -ki buna çok alışığız artık- Pacers'ın kazanması şart olan bir maçı almasına yardım etmiştir.
Big Smooth, tıpkı kendisiyle aynı sene bir üst sıradan seçilen MJ gibi, North Carolina Üniversitesi mezunu. İlk tur 4. sırada Dallas tarafından draft edilen Sam, ilk sene dolmadan kendini ispatladı ve çaylak olmasına rağmen genellikle sahadaydı. Altı sene boyunca Dallas'ta ilk beş oynadı, daha sonra bir Laker oldu. O zamanlar, yanlış bilmiyorsam, Kareem'in ayrılığı üzerinden fazla zaman geçmemişti ve Sam bu takımda da ilk beşe kapağı attı. Lakers'taki üçüncü sezonunda Seattle'a gönderildi ama burada rolü her geçen sene azaldı. O müthiş üçlüklerini asıl olarak burada sallamaya başladı. Son olarak da bizi şereflendirdi.
Onu tanıyan herkes, mükemmel bir prof olduğunu söylüyor. Belki bir NBA efsanesi değil ama onu tanıyanların hafızasında her zaman "evet, bir zamanlar şöyle bir adam vardı, hem üçlük sokardı, hem uzundu, yeri geldikçe baby-hook sallardı, hem de saçları örgülüydü" gibi şeyler kalacak.
Başkan Walsh da zaten waive işleminden sonra bunun ne kadar zor bir karar olduğunu falan belirtti. Pacers yönetimi şimdiye kadar hep Perkins'in kararını bekleyeceklerini söylemişti. Bu hareketle luxury tax olayının bizimkileri iyice sıkıştırdığı düşünülebilir. Veyahut yaptıklarının tam bir adilik olduğu da... Ama burası NBA, ben de Pacers altıncı adamıysam, takımımı artık emekli olması gereken bir oyuncuyu serbest bıraktığı için, bu şahsiyet ne kadar önemli de olsa, suçlamamalıyım diye düşünüyorum. Eklemem gerek, Sam NBA'de kalmaya karar verirse gerçekten çok hoş olur (acaba MJ eski takım arkadaşını yanına ister mi?)

Eh, bugünlük bu kadar... Son yazılarda yorum yapmaktan çok gelişmelerden bahsetmeyi tercih ediyorum, siz de idare edin. Neyse ki artık maçlar başlayacak, neyin ne olduğunu görüp ona göre konuşabileceğiz.
Son olarak, Pacers taraftarlarından mesaj beklediğimi belirteyim. Sorun, açıklayın, isteyin... Her türlü katkıya hazır olduğumu belirtiyor ve yazıyı bitiriyorum. Eyvallah.

ertasmurat79@hotmail.com


(13 Eylül 2001, Perşembe)

Uzun bir aradan sonra merhaba arkadaşlar. Yaz tatiliyle beraber gelişen "aileyle hasret giderme" isteğimizi dindirdik, artık gönlümüzce yazı yazabiliriz.
Efendim size ilk defa official bir transferden bahsedebiliyorum sonunda. Evet, uzun süren arayışlar sonunda Indy, aradığı(?) center'a kavuştu: Carlos Rogers. Kendisi, Seattle tarafından 1995'te ilk tur 11. sıradan draft edilmiş, daha formasını giymeden, tıpkı sonradan birçok kere başına geleceği gibi takasa "cap filler" olarak eklenip Warriors'a gönderilmiş, oradan Toronto'ya ve Portland'a, en son olarak da Houston'a ziyaretler yapmış bir oyuncu. Zaten Houston, istese devam ettirebileceği kontratın son yılı için opsiyon kullanmamayı tercih etti.

Carlos Rogers ne getirir, ne götürür

Rogers'ın, Portland yılları haricinde gayet haysiyetli istatistikleri var (bir backup için tabii ki), 20 dakika ortalamayla sahada kaldığında rahatlıkla 8 sayı, 5 ribaunt verebilecek kapasitede. Evet, 2.11 boyundaki 107 kiloluk bu atletik forvet , bizim takımın yeni yıldızı. Jalen Rose'un, Detroit'te geçen yıllarından arkadaşı olan Rogers için onay verdiği de söyleniyor. Bu sene kısmetimiz Rose'un çocukluk arkadaşlarından açıldı, hayırlısı...
Rogers kesinlikle kalbur üstü oyuncular arasında yer almıyor, şimdiye kadar Toronto performansıyla beğenildi sadece. İmza sonrasında, oynadığı takımlarda kendisine yeterince şans verilmediğinden bahsetti. Genelde aldığı dakikalar hiç de unutulmuş bir oyuncunun alacağı dakikalar değil aslında. Bizimkiler de "al sana bir şans daha ama bunu iyi kullan" falan demişler 30 yaşındaki oyuncuya.
Gerçekten yaz başından beri pivot arayışları içinde olan Indy'nin, bu eksikliği Rogers gibi sıradan ve de forvet özellikli bir oyuncuyla tamamlaması şaşırtıcıydı benim için... Şahsen, isimli bir pivot almanın zorluğu ortadayken, bir kapalı kutu deneneceğini düşünmüştüm. Yani ya kaliteli ama yaşlı bir forvet/pivot ya da gene Avrupa'dan, oralarda isim yapmış bir oyuncu beklerdim. Ama yönetim son derece doğal olarak ellerinde bu tip oyunculardan bol birşey bulunmadığını görmüş olacak ki, hiç bulaşmadılar, tanıdıkları ve herhalde biraz olsun beğendikleri deneyimli Carlos Rogers'la anlaştılar.
Rogers'ın 3, 4 ve 5 numaralarda oynayabilmesi, çok yönlü olduğu anlamına gelmiyor. Asist kategorisinde son derece zayıf, top kayıplarında da önde değil. Yani adamımız topla oynamayı sevmiyor. Takımda top kullanabilen bir uzuna ihtiyaç vardı aslında. Zira genelde ofansı set olarak oynayan bir takımdır Indy. Ama yeni eleman ne buna uygun, kalıplı ribauntçu bir center, ne de eli top tutan, pick&roll yapabilecek bir undersized. Rogers'ın en önemli gücü, rakip potaya yönelebilmesi, fast-breakler sırasında etkili olması... Yani gayet sağlam bir atlet. Bu da artık ofansif anlayışımızda değişimler gerçekleşecek anlamına geliyor bence. Mesela; Rose point guard oynamaya devam ederse Rogers da ancak O'Neal bench'teyken dakika alabilecek... Foster gibi set içinde ribaunt alıp potayı daha iyi domine edecek bir uzun kullanılır ve oyunu da Best kurarsa Rogers hem fast-breaklerde daha etkili olduğu, hem de Best'in dripling seven oyununda daha kolay basket bulabileceği için tercih edilir. Bunun organizasyonu maç içinde de gerçekleştirilecektir zaten.

Rodman, Huffman, Goodwill Games

Gündeme gelen olaylardan bahsedeyim şimdi de... Bir kere Dennis Rodman hadisesi var. Yedi kere ribaunt kralı olmuş 40'lık delikanlı, eski takım arkadaşına özenmiş olacak, tekrar basketbol oynamak istiyormuş. Önce Wizards'a gitmiş ama "ret" cevabı almış, sonra da bize gelmiş, başkanla kısa bir görüşme yapmış. Tabii sonuç çıkmamış görüşmeden. Gene de Rodzilla'nın bizim kampa katılması ihtimal dahilinde. Isiah Thomas eski takım arkadaşını Pacer yapmak isteğinde mi, değil mi, bilen yok. Ama bu işin içindeki risk bir değil. Adam 40 yaşında, skor potansiyeli ortada, üstelik çok genç, yani oynamaya ihtiyacı olan bir takım sözkonusu. Öte yandan adamın kişiliğini dünya alem biliyor. İnsanın içinde herşeye rağmen endişe verici sorular var: Acaba hala 10 ribaunt çeker mi her akşam?
Ayrıyeten Nate Huffman ismi de konuşuldu ama onun da faydasız bir backup olacağı düşüncesi ağır bastı ki, Başkan Walsh, Rogers imzayı koyduktan sonra "arayışlarımız sona ermiştir" diyerek hem Huffman, hem Rodman geyiklerini çöpe attı.
Şimdi elimizdeki kadro 15 kişilik oldu. Daha önceden bildirmiş olduğumun aksine, henüz Brewer ile anlaşma imzalanmadı ama Perkins'in emekliliğine sayılı saatler kaldığı ve Walsh'ın da önceden ısrarla Brewer'ın gelecek iki sezonda takımla olacağını söylediği gözönüne alınırsa bu imza er geç atılacak.
Biliyorsunuzdur, Goodwill oyunları vardı, ABD zor da olsa altına uzandı. Genç yıldızlar bazen beklenenden fazla zorlandılar ama sonuçta onlar NBA oyuncuları. Aralarında bizim 22 yaşındaki Jermaine O'Neal da vardı elbette, hem de en deneyimlileri olarak. Dört yıldır NBA'de oynayan genç forvet/pivot, deneyimiyle arkadaşlarına yardımcı oldu, yine blokları ve ribauntlarıyla ön plana çıktı. O'Neal bir röportajda, ister pivot, ister forvet, her bölgede oynayabileceğini, şu an kendisini her zamankinden daha dayanıklı hissettiğini söylemiş.
Bugünlük bu kadar.


ertasmurat79@hotmail.com


(18 Ağustos 2001, Cumartesi)

Herkese merhaba. Benim için oldukça uzun sayılacak bir ara verdim yazmaya, sebep belli: Indiana son derece durgun bir off-season geçirmeye devam ediyor. Dolayısıyla ancak dedikoduların ve takımın belirsiz geleceği üzerine yorum yapabiliyoruz.
Bu yazıda önce dedikodulardan bahsedeceğim, ardından da takımın geleceğini şimdiye kadarkinden daha kapsamlı bir biçimde incelemeye çalışacağım.
Önce güncel konulardan bahsedeyim. Pacers geçen zaman içinde Zan Tabak'ın Real Madrid'le kesin anlaşmaya varmasıyla şoka uğradı. Tabak takımın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde sayılmasa da, bu sene center pozisyonuna upgrade yapılmaması halinde, maç başına 15 dakika civarında oynayıp kendisi için gayet güzel bir sezon geçirebilirdi. Daha önceden ısrarla bastırdığı multi-year kontrat isteğinin de Indiana yönetimi tarafından kabul edildiğini, üstüne üstlük teklif edilen sözleşmenin, Tabak'ın Real'le anlaştığından daha yüklü olduğunu düşünürsek, "bu adam saf mı ki Avrupa takımını NBA'e tercih etti" diyesimiz geliyor. Ama adamın bir bildiği var demek. Öyle anlaşılıyor ki asıl istedikleri, daha fazla süre ve liderlikti. Neyse yolu açık olsun. Her ne kadar Donnie Walsh "Şoktayım, benim teklifim daha güzeldi, Zan iyi çocuktu" falan dese de, eminim onun için deTabak, zaten iki genç Avrupalı pivota sahip bir takım için çok da büyük bir ihtiyaç değildi.

Jackson ve Strickland'den vazgeçtik (mi?)

Geçen yazıdan bu yana bizim başkan Walsh bayağı bir konuştu free agency dönemi hakkında. İlk önce, piyasada kalan az sayıdaki vasat pivotlardan biri olan Marc Jackson'dan vazgeçildiğini açıkladı. Nedenleri ortada... Öncelikle Marc, sadece 45 maçlık NBA tecrübesiyle herkesin gözünde soru işareti olarak kalmaya devam ediyor. Hele hele elindeki tek transfer kozu olarak mid-level exception'ı kalan bizim organizasyon için.
Ardından adam çıktı, "ben takımı kampa böyle çıkaracağım, elimdeki kadro yeter ama kıyak bir teklif gelirse de icabına bakarız" dedi. Bunun anlamı, Rod Strickland'in sonunun da Marc ile aynı olduğuydu. Hoş, ben hala bizim tayfanın bu iki oyuncunun peşinde olduğuna (ve bunu mid-level'ı kullanmadan yapmak istediğine) inananlardanım.

Dale-Bonzi ve Mason hakkındaki söylentiler...

Ayrıca hortlayan iki dedikodudan bahsedeyim.
Eski Pacer, süper ribauntçu Dale Davis için "Portland'da memnun değil, Indy'ye geri dönmek istiyor" geyikleri ayyuka çıkmıştı. Şimdi konu tekrar gündeme geldi, olası dedikodu paketine Indiana yerlisi Bonzi Wells de eklenerek.
Derek Anderson'ın Portland kadrosundaki yeri için şüpheleri bulunan Wells, tekrar bench'e dönmek istemiyor, o kadar çabalayıp Steve Smith gibi bir adamı ilk beşten kestikten sonra. Bu herif de Indianalı ya, bizimkiler hemen kılıfını uydurup DD ve Bonzi'yi Indy'e getirecekler! İyi hoş ama aslı yok ne yazık ki... Tahmin etmiyorum ki Portland'ın bu takasta çıkarları bizimkiyle uyuşsun (Pacers kadrosunda en fazla oyuncu hangi bölgede? Portland bu sene hangi bölgeyi takviye etti?) Yani bu konu fos.
Diğeri Anthony Mason hakkında. Uzun zamandır istediği kontrat için bekleyen All-Star forvet, artık sıkılmıştır heralde. Herkes sıkıldı zaten. Son olarak Bucks ile gayet olası bir izdivaç yapması bekleniyordu, henüz gerçekleşmese de bu hala yüksek olasılık. Sorun Riley'den kaynaklanıyor gibi görünüyor, o hala Mase için Williams ve Ham'in yetersiz olduğunu düşünüyor olmalı (bu kısmı sallıyorum, yakından takip ettiğim söylenemez.) Onun kafasında hala PG pozisyonuna ilk beş çıkacak bir oyuncu olmalı diye düşünen tek kişi de ben değilim. Gerçekten de Miami'nin önemli bir ihtiyacı, Carter'la ilk beş için savaşacak bir gard.
İşte böyle ihtiyaçların olduğu bir ortamda, daha önceden dönen Travis Best-Mase takasının tekrar gündeme gelmesi kaçınılmaz oldu. Gerçekçilik açısından benim bu sezon gördüğüm en hoş trade olur bu. Her iki takımın önemli eksiklerini gidermesini sağlar. Elbette önceden de belirttiğim gibi, bir center Pacers'ın ana eksiğiydi ama vasat (hatta o bile yok piyasada) bir center yerine elit bir forvet alınarak takım bir adım daha öne götürülebilir. Yaşlı Mase abuk bir kontrat istemezse bu takas acaip karlı olur bizim için. Bunun Riley'in de tercihi olduğunu belirtiliyor, tabii bunu bile Mase için az bulduğu da... Trade paketinin içine, emekliliği konusundaki kararını gelecek ay verecek olan Sam Perkins de dahil ediliyor, böylece dengeler sağlanıyor.
Bu kadar takas geyiği yeter diyelim, Pacers'ın geleceği hakkında atıp tutalım biraz...

Yönetim ve coaching

İlk olarak teknik kadrodan başlayalım. Takımın başkanı Donnie Walsh, 2003'e kadar görevine devam edecek. O, Indiana tarihinin en başarılı draft pick'i olan Reggie'yi seçen, zamanında çok eleştirilse de Schrempf-McKey takasını yapıp Pacers'ın gücünü ve derinliğini arttıran, playofflarda daha yukarılara tırmanmasını saglayan adam. Yaptığı son önemli takasta Antonio Davis'i Toronto'ya yollamıştı. Onun için yapılan en önemli eleştiri, takaslarda hiç risk almaması... Ben ise onun gerçekten bu işi iyi becerdiğine inananlardanım. Bender dışında çok hatalı iş yaptığını henüz görmedik.
Isiah Thomas ise 3 yıl boyunca Pacers'ın teknik sorumlusu olacak. 80'lerin (ve kısmen de 90'ların) hiperaktif gardı, takımına koçluktaki ilk senesinde kaydadeğer bir katkı yapamadı. En azından gözle görülen bir katkı... Sezon boyunca 15 kere takımın dizilişiyle oynadı, gençlere ister istemez Bird'den fazla şans verdi. Teknik adam olarak yetersiz olduğunu düşünenler çoğunlukta. Oyun kurgusunu Miller yerine Rose üzerine kurması herkesi kıl etmişti, özellikle Rose'un sezonun büyük bölümünü sakatlıklar yüzünden verimsiz geçirmesinden sonra. Geçen sene takımda bekleneni veremeyen birçok oyuncu olduğu bir gerçek. Bunun sorumluluğu Thomas'ın olduğuna göre, bu koltuk Pacers için bir tereddüt oluşturmaya başlayabilir. Neyse, biz ona güvenmeye devam edelim. Adam elinden geleni yapıyor olmalı, zaten bence tek yapması gereken de artık ilk beşini belirlemesi.

Reggie Miller'ın yerini kim alacak?

Takımın eskileri belli. Reggie Miller'la iki senelik bir anlaşma var, kontrat sonunda Miller emeklilik düşünmezse bir sezon daha oynayabilir. Önemli olan konu, onun yerini kimin alacağı.
Bir Miller bulmak zor, ama şu an kadroda onun backup'ı bile yok. Bu eksiğin giderileceğini umduk bu yaz ama olmadı. Tahminen sezon içinde yapılacak bir takasla, gelecek yaz bir miktar boşalacak cap sayesinde alınabilecek bir free agentla bu boşluk doldurulabilir.
Bu cap space nasıl oluşacak peki? Derrick McKey'nin son sezonuna giren ağır kontratının bitmesiyle tabii ki. İlaveten Best ve Perkins'in kontratları da sona erecek. McKey bırakacak, artık süre de alamıyor zaten. Best için ise bekleyip göreceğiz. O bu sezon bizden ayrılacak gibi görünse de olay resmileşmedi, kalırsa onun performansından çok Tinsley ve Brewer'ın yapacakları önemli. Eğer hem McKey, hem de Best'i serbest bırakırsak cap bayağı boşalacak. (Tabii Best sign-and-trade'i de akıllıca bir seçimle Pacers'a avantaj sağlayabilecek bir alışverişe dönüşebilir. Ne de olsa, free agent olduğunda bile başka takımla imzalayana kadar bizim salary cap'imizde yer işgal edecek.) Bu gibi imkanlar kullanılarak, en azından SG mevkii için geleceğe dönük bir adım atılabilir.

Rose ve O'Neal, Pacers'ın geleceği

Rose, yedi senelik kontratının ikinci senesinde. İlk sezonunda bizi son 20 maç dışında çok da memnun etti diyemeyiz. Sürekli şut kullanma hastalığına kapıldığı zamanlar var, ona yapılan eleştiriler de mental olarak yetersiz olmasından. Gene de gayet iyi şutor olmasının yanı sıra all around kabiliyeti, içeri drive edebilmesi, kendi şutunu yaratabilme yahut çeşitli pozisyonlarda skor bulabilme becerisi, onun Miller'ın hücumdaki yerini almasını sağladı. İsmi Indiana ile özdeşleşebilir, tabii eğer tek adam olma isteğinden kurtulup vizyonunu genişletebilirse.
Takımın geleceği hakkında yapılacak her türlü yorumun tek bir ortak ismi var. Jermaine O'neal için söylenecek çok söz yok. Yakın geleceğin All-Star forveti, geçen senenin büyük bölümünü dev pivotlara karşı mücadele ederek geçirdi, fiyasko olmadığını aleme gösterdi. Önünde iki senelik kontratı var ama bir terslik olmazsa uzun bir süre Pacer olmaya devam edecek 22 yaşındaki yıldız.

Genç oyuncuların vaziyeti

Jeff Foster da ribauntçu bir genç forvet/pivot. Hücumda istikrar kazanması için beklemek gerekiyor belki ama henüz sadece bir tam sezon oynadı, center pozisyonu için yakın gelecekte gayet verimli olabileceğini gösterdi. Ona şans verilmeli, kontratı uzatılmalı.
Primoz Brezec, geçen yılın ilk tur seçimiydi. Avrupa'da güzel bir sezon geçirdi. Kadrodaki, low-post oyunlarında başarılı sayılabilecek tek gerçek center. Gerçi her Avrupalı gibi onun da dış şut tehdidi var ama üzerinde yoğunlaşılması gereken yönü, NBA için daha önemli olan pivot özellikleri olmalı.
Sundov daha deneyimli ama fazla dışarıdan oynadığı için eleştiliyor.
Bu yanlışlar bir şekilde düzeltilmeye çalışılıyor. Onlar Indy'de ne kadar barınır bilinmez, bu tamamen gelişim süreçlerine bağlı. Yakın gelecek için esameleri okunmuyor zaten.
Jamaal Tinsley, takımın gelecekteki PG'ı olacak gibi görünüyor. Tabii bunun için bir süre bekleyecek, en az yarım sezon.
Brewer için de beklemek gerek diyelim. Organizasyon dahilindeki herkes bu genç atleti beğendiğini söyledi. Bu sene fazla zaman alacağını sanmıyorum ama sanki sürpriz yapabilirmiş gibi bir izlenim verdi, son duyumlarla.

Ve diğerleri...

Croshere ve kontratı için söz söylemiyorum, sadece artık toparlanmasını diliyorum.
Harrington bu sezon ve bundan sonraki sezonlarda takımın vazgeçilmezlerinden olacaktır. Henüz oldukça genç ve kapasitesini fırsat buldukça gösteriyor.
Sam Perkins, bu sezon alacağı 3. 5 milyon dolarla NBA defterini kapatacak. Emekliye ayrılma konusunda oldukça istekliydi fakat Pacers istediği pivotu ilk beşe koyamayınca onu bir seneliğine ikna etme çalışmaları yoğunlaştı. Veteran center bir sezon daha kadroda kalacak gibi görünüyor.
Jonathan Bender, takımın geleceğini en fazla etkileyecek oyunculardan. İyi çıkarsa eyvallah. Bizi taşıyacak kadar kaliteli bir forvet kapasitesi varmış güya... Yok ondan beklenenleri bu sezon da veremezse takımdaki diğer gençlere güvenmek zorunda kalırız ki, bu durumda bir contender olabilmek için birkaç seneyi gözden çıkarmak gerekecektir.

Not: Indy gelecek draft haklarından sadece birini (2002 korumalı) Jamaal Tinsley karşılığında Atlanta'ya verdi.

Mevcut kadroya göre bu sezon için takım düzeni ise;
İlk beş: Jalen Rose (PG), Reggie Miller (SG), Al Harrington (SF), Jermaine O'Neal (PF), Jeff Foster (C)
Bench: Best, Croshere, Bender, McKey, Perkins, Tinsley, Brewer, Brezec, Sundov.

Yakın gelecekti ilk beş için projeksiyon:
Tinsley (PG), Bender (SG) ?, Harrington/Bender (SF), O'Neal/Foster/Croshere (PF), Brezec/Sundov (C)

Hadi iyi tatiller.

ertasmurat79@hotmail.com


(5 Ağustos 2001, Pazar)

Şu aralar bildiğiniz gibi, free agent döneminin, özellikle kalburüstü oyuncular açısından son günlerine giriyoruz. En kalifiye oyuncuların gelecek sezonu geçirecekleri yerler belli oldu. Daha alt sınıftakiler biraz bekleyecek tabii ki... Ama dedik ya, bu dönem artık sona yaklaştı, off-season'ın en şaşalı kısmı bitiyor. Zaten eminim hepinizi baymıştır abuk dedikodular (kimi kandırıyorum ben!)
Kısa bir özetle bizim takımın off-season hareketini gözden geçirmek istiyorum önce...

Çaylaklarımız ve free agentlarımız

Draft gününde 27. sıradan Grizzlies tarafından seçilen, ardından takasla hakları Hawks'a verilen Jamaal Tinsley (solda), gelecek sekiz yılın draftlarından birinin ilk turu seçim hakkı karşılığında, hakları Pacers'a ait bir oyuncu oldu. Tinsley ile daha sonra kontrat yapıldı. Yani gelecek sezon için olan 15 kişilik kadroda yer buldu.
Draft günü Pacers, (ikinci tur) 41. sıradaki hakkını yine bir point gard olan Jamison Brewer için kullandı. Yaz liginde gösterdiği performans sonrasında, o da takımın kadrosunda yer buldu. Şimdiye kadar pek bahsetmedim bu adamdan zira kimse onun bu sene Pacers kadrosunda olacağına ihtimal vermiyordu, Herkes gibi benim de beklentim, birkaç sene ABD dışında oynayıp deneyim kazanmayı tercih edecek olmasıydı. Bu adam, pozisyonuna göre iri sayılabilecek bir yapıda ama atletik ve çabuk. Asist ve sayı ortalamaları vasat düzeyde ama mevkiiyle oldukça alakasız görünen ribaunt konusunda 7.2 gibi müthiş bir ortalamayla tüm ABD'ye liderlik etmiş geçen sene. Yaz liginde de gayet sağlam bir performansla kontrat yapma hakkını kazandı eleman.
Bu çaylaklar dışında organizasyona yeni bir oyuncu dahil olmadı. Ayrıca kontratı biten Zan Tabak da Real Madrid'e gitti. Takımda devam etmekte olan center belirsizliği göz önüne alınırsa Tabak'ın gidişi bir handikap olabilir.
Sam Perkins'ın emekli olma kararıyla ilgili yeni bişey duymadım aslında ama galiba devam edecek, her sitede takımın kadrosuna dahil görünüyor, zaten kontratı da bitmedi.
Diğer free agentlardan Lari Ketner küçük bir ihtimal kalabilir, Terry Mills ve Tyus Edney için pek ümit yok.

Pivot eksikliğimiz hala giderilmedi

Offseason boyunca gündemimize bir sürü önemli isim girip çıktı. Kimler yoktu listede... Webber'dan girdik, Hakeem'den çıktık ama ele henüz bişey geçmedi. Son olarak Marc Jackson, Mase Amca ve Brad Miller gündeme geldiler... Bunları bağlayamazsak geriye Jelani McCoy, Evan Eschmeyer gibi oyuncular kalıyor. Onlar da olmazsa birkaç takımı kapsayan bir takasla, vasat sayılabilcek bir pivot alınacak gibi görünüyor. Best ve Croshere tabii ki hala takas senaryolarında adları ön sıralarda geçen oyuncularımız.
Biz böyle, dedikodu ve sulanma açısından son derece hareketli ama iş bitiricilik açısından aynı derecede kötü bir off-season(!) geçirirken, rakiplerin hareketleri beni bayağı endişelendirdi doğrusu. Geçen yıl playofflara kılpayı katılan Pacers, bu sene daha zorlu takımlarla kapışacak. Dolayısıyla kendimizle beraber onlara da bakmak zorundayız. Elbette tüm takımlarla maçlar yapacağız ama doğal olarak bunların büyük bir bölümü kendi konferansımızdaki, en çoğu da kendi grubumuzdaki takımlarla olacak. Ve işte Indiana gözüyle, Merkez Grubu'ndaki rakipler:

Dördünden iyiyiz, üçünden kötüyüz

Atlanta: Kimse onların önemli bir gelişme kaydedeceğini ummuyor ama takımın yenileri sayılabilecek Mohammed, Abdur-Rahim ve Ratliff, geçen sezonun başarılı isimleri Jason Terry-Toni Kukoç (ikinci yarıda) ikilisine katılınca takımın tüm görünümü değişiverecek. Terry yıldız kapasitesine sahip ama SG için kısa. PG'de ise o kadan etkili olamıyor. Hawks adam gibi bir oyun kurucu bulduğu anda önemli bir playoff takipçisi olurlar. Yine de şu an bunlardan daha iyiyiz arkadaşlar.

Charlotte: Malum, adamlar gayet tehlikeli. En az Ninja Kaplumbağalar kadar yani. Koç Riley'in dişlerini nasıl söktüklerini gördük. Her bölgelerinde kaliteli elemanları var, Coleman toparlansa benchleri de toparlanacak. Baron gitgide büyüyecek, Wesley ve Campbell düşecek, Mash ise sıkı oynayacak. Gene playofftalar ama benchleri onların ulaşacakları noktayı gösterecek. Geçen sene parlayan Robinson'dı, bu sene de biri parlayabilir altıncı adam olarak. Bench olarak daha iyiyiz ama o kadar...

Chicago: Yok, yok, bunlardan korkmuyorum. İki tıfıl uzun alıp Brand gibi bir liderden vazgeçen bir organizasyona ne denebilir. Ne Curry, ne de Chandler, en azından ilk sezonlarında çok büyük iş yapamazlar bence. İkisi bir Brand etmeyecek. Bir PG alacaklar (büyük olasılıkla Tim Hardaway) ama faydası olmaz. Bu sezon, geçmiş senelerden daha büyük bir hayal kırıklığı bekliyor koca Bulls'u. Her takım gibi biz de onlardan çok daha iyiyiz.

Cleveland: Chicago kadar değilse bile ümitsiz olduğum bir diğer takım da bu... "Yeni koç, yeni hava" falan ama ellerinde bişey yok. Weatherspoon gibi sağlam bir elemanı kaçırdılar, Gatling de gidici... Hoş, kalsa n'olur? Jim Jackson da ayrıldı... Yok birşey yani söylenecek. Kadrolarına bir kere de sezon başında bakmak lazım. Çantada keklik.

Detroit: Webber filminde başrolü paylaştığımız iki takımdan biri. Off-seasona cap space sorunu olmadan başlayan nadir takımlardan. Mehmet Okur'u seçerek sempatimi kazandılar ama sonradan takıma aldıkları Avrupalılar ne yapar, meçhul. Draftten gelen eleman bayağı iyi deniyor. İzleyip göreceğiz. Bu seneyi kötü geçirseler dahi Dumars'ın yönetimi umut vadediyor. Şimdilik bunlardan da iyiyiz.

Milwaukee: Back-courtta ligin en iyisi ama potaaltı deyince soru işareti. Tabii onlar da bunun farkında ve Mason'ın peşindeler. Johnson da pek fena oyuncu değil aslında. Mase bunlara giderse çok fena olur, bu sefer Ivy filan da durduramaz, ona göre. İşin garibi, Cassell kontratını uzattırmak istiyor, bunlar yeni oyuncu peşindeler. Eskiden beri bunların basketbolunu Pacers'ınkine yakın bulmuşumdur. Daha iyiler ve Mase ile çok daha iyi olabilirler.

Toronto: Ne yazık ki Hakeem hem bize gelmedi, hem de bizim gruptan bir diğer takıma, Raptors'a gitti. Kendi açısından gayet güzel bir iş yaptı ama Kanada temsilcisi için aynı şeyi söylemek kolay değil. Hakeem iyi, hoş fakat bu seneyi bile sağlam geçireceği şüpheli. Buna rağmen üç senelik bir kontrat yapıldı, hem de oldukça yüklü. Gelecekte sıkıntılar ortaya çıkabilir maddi olarak tabii ki. Bunlar için güzel olan, takımın kilit free agentlarıyla uzun süreli kontratlar yapılması, ardından da yıldızları Vince ile 6 yıllık uzatma imzalanması. Tüm bu gelişmeler onlara ekstra motivasyon saglayacak. Bunlar da bizden iyi vallahi.

Gelecek sezon için yapılan tahminler, Indiana'nın 30-50 ile 50-30 arasında yer alacağı yönünde. İlkinin olması zor pektabii ki ama bir kaç hoş neşter sayesinde ikinci olasılık kuvvetlendirilebilir.
Haydi görüşmek üzere.

ertasmurat79@hotmail.com


(24 Temmuz 2001, Salı)

"Oh" dedik bu hafta NBA severler olarak... Sevgili Chris sonunda Kings'te kalmayı kabul etti, tonla parayı cebe indirdi. Ama Sacramento'nun ilk ve tek tercihi olmadığını da herkese açık bir şekilde gösterdi, önce Detroit, sonra Indy ile yaptığı flörtlerle. Adamın Pacers'a olan ilgisi açıktı (bu sezonki maçın istatiklerine bakın!) Tabii iş, bizim cap'in dolu ve hatta taşmış olması yüzünden sign&trade'e kalıyordu. Webber'ın Detroit'le görüşmesinin altında yatan da zaten, belki de Kings'i buna ikna etmek istemesiydi. Olmadı... Zaten olması gerekmiyordu.

Hakeem ve Mason mevzuları

Bizde gündem boş kalır mı? Kalmaz. Aslında Webber aradan çıkınca, biçok takımın ve oyuncunun önü açıldı. Şimdi ezeli rakip Knicks ve çaylak Raptors'la, Hakeem için yarışacak bizim organizasyon.
38'lik "The Dream", Webber'ın köşe kapmaca oyundan sıkılmasıyla, nasıl da gündemin en önemli şahsiyeti oluverdi değil mi? Bu yaşı geçkin yıldızı isteyenlerin hiçbirinde center tanımına uyacak adam yok. Yani eleman kime gitse takımını diğerlerine göre avantajlı kılacak. Piyasada daha iyisi de olmadığına göre, Houston yamuk yapıp (bize tabii) teklifini arttırmazsa, hoş bir yarış olacaktır bu, Doğu takımları arasında. (Hadi güzelim Kroşır'ım, bavulların hazır!)
Bizim takımın eksiği ribaunt... Free-agentlar arasında ribaunt alabilen bir kaç adam kalmış, en önemlisi de Mace tabii ki. Her takıma lazım böyle bir forvet, elbette bize de. Ama düşünüyorum da, mevçut cap vaziyetiyle bu adamı almak zor. Haydi aldık, başka bir transfer için elde avuçta kuruş kalmaz, lüks vergisi de cabası! Haydi bir şekilde ayarlandı bunlar, e center ihtiyacı hala sürüyor! Mason süper ama pivot istiyorum ben.
Bu yıl takımda yer alacak oyunculardan biri, pek bahsetmediğim zira aklıma getirmek bile istemediğim Derrick McKey. Neymiş, defense specialistmiş, veteran tecrübesine sahipmiş bilmemne bilmemne... Adamın eşşek gibir kontratı var, skor gücü düşük, yaşlı, dogal olarak tradelerde pazarlık gücü sağlamıyor. Üstelik süper Alman Schrempf'in yerine alındığını hatırlayınca insan daha bir kötü oluyor.
N'olacak bilmiyorum bu sene, inşallah paket yaparlar, içine bunu da koyarlar ama zor, hem galiba seviyorlar elemanı. Bir sene daha parayı sokağa dökeceğiz maç başına 1.5 dakika oynayan adama anlaşılan.. Haydi bunun kontratı bu sezon bitiyor, Kroşır n'olcak 6 sene?

Yaz ligi vaziyetleri

Neyse ki şu yaz ligleri başladı, hatta bitti. Burda göze çarpan oyunculardan yanılmıyorsam beşi, veteran liginde Pacers kadrosunda yer alacak. Kimler iyiydi, kimler kötüydü, izlemediğim için pek bilmiyorum. Ama istatistik değerlendirmesi yapılırsa, Adrian Griffin'in takımda önemli bir ağırlığı olduğu söylenebilir. Gayet iyi skorlara ulaşmış eleman, üstelik asıl özelliği de iyi defans oynayabilmesi. Detroit imza attıracak falan diyorlar ama tahminen bizimkiler buna göz koydular, bir yere koyvermezler.
Sonra şu ikinci tur draftinden gelen point gard Brewer var. Asist ortalaması maç başına 7 civarındaydı, Shaw's Pro yaz liginde bu kategoride ikinci. (Nasıl olur da bir Knick'e geçilirsin be ya? Neyse daha gençsin, güzelleşirsin!)
Bender, sakatlığı yüzünden sadece bir maçta forma giydi; 15 sayı, 8 ribaunt. Fena değil, daha da iyi olcak.
Jeff Foster evlendi, hayırlı olsun camiamıza. O yüzden o da bir maç oynayıp yengenin yanına uçtu.
Pacers kadrosunda yer alan Sundov ve Berezec'in durumları pek iyi görünmedi, zaten koç da olayın farkına varıyor yavaştan. Onların sönük kaldığı pota altında göze çarpan, etkili ribaunt performansıyla Lari Ketner oldu. Geçen sezon Pacers formasıyla sadece üç maç oynamıştı.
En çok beklenen adam, tabii ki bu senenin draft ilk turundan gelen gard Jamaal Tinsley'di. Gördük ki adam çok top kaybediyor, pek asist yapamıyor, yüzdeli şut atamıyor. Haydi şimdilik antremansız, o yüzden diyelim... Koç Thomas'ın dediği gibi, yarın lig başlayınca düzelir umarız. (Ulan Kroşır???)
Gördüğünüz gibi pek bir hareket yok bizim takımda. Gerçi bu hafta Hakeem'le görüştüler falan ama herkes görüşüyor zaten sırayla. Rod'la iligli bir gelişme de olmadı henüz. Durgunuz yani. Bir Kroşır var böyle, sinirlenip sık sık hakkında yazılacak!
Hadi bye bye.

ertasmurat79@hotmail.com


(16 Temmuz 2001, Pazartesi)

Yazıya, camiamızda durgun geçen off season süreci çerçevesinde mevcut oyuncularımızın geleceklerinden bahsederek gireceğim.
Geçen yaz Rik Smits'in emekli oldugunu açıklamasından sonra pivot mevkiinde zaten zayıf olan bizim takım, ilk beş oynayan bu uzunu kaybedince mecburi arayışa girmiş, sonradan yetenekli ama yetersiz uzunlarla yetinmek zorunda kalmıştı. Bu sene dişe dokunur tek uzun zaten Jermaine O'Neal idi, o da yine çok değerli bir uzun olan ve şu sıralar takım için ilaç olabileceği düşünülerek geri alınması gündeme gelen veteran Dale Davis karşılığında gelmişti.

Jermaine 4 numarada takıma daha faydalı

O'Neal gerçekten birkaç yıla kadar yıldız olabilecek bir oyuncu ama bütün potaaltı yükünü bu adama yükleyerek sezona yaşlı Sam Perkins'le başlamak (Perkins idol oyuncularımdandır), Pacers kenar yönetiminin en önemli hatasıydı bence ... Hele hele back up olarak takımda önceki sene 3 ve 4 oynamış olan Jeff Foster dururken. Mutlaka vasat bir pivot alınmalıydı, hani derler ya savaşçı, çalışkan falan... Eh böyle bi adamı alma fırsatı olmadıysa o zaman kadroya bakar, hem isteğini karşılayacak, hem gelişme potansiyeli taşıyan bir elemanı seçip ilk beşte oynatırsın.
Bu sene aynı hata zaten tekrarlanamayacak zira Foster şu anda kadroda pivot bölgesinin tartışmasız sahibi... Sixers serisini görenler, O'Neal'ın power forvette çok daha verimli olduğunu biliyor. O'Neal atletik bir oyuncu, onu pivot oynatınca takıma faydası azalıyor.

Dale Davis geri gelse yine idare ederiz

Bunun yanında ilk beş için daha uygun bi eleman arayışı sürüyor tabii (en azından böyle olduğu söyleniyor.) Bana kalsa mutsuz Dale Davis'i geri alırdım, hem eski göz ağrımıza kavuşuruz, hem de artık gerçekten büyüyen ribaunt problemini bir nebze çözebiliriz. Elbette gerçek bir pivotu her takım ister ama ribaunt toplayan ikinci bir undersized da bu bölgede işimizi görür.
O'Neal takımın forveti olarak devam edecek ve bu uzun yıllar sürecek gibi. 3 ve 4'te henüz kaygılanmıyoruz, Rose-Miller henüz inişe geçmedi, ayrıca yönetimin onları elden çıkartması da sözkonusu degil. (GM Walsh, olası bir Webber sign-and-trade'inde dahi Miller ve O'Neal ın takımdan ayrılmalarının mümkün olmadığını söylemişti. Rose zaten demirbaş.)

Draftten gelen Tinsley gelecek vadediyor

Point gard mevkii ise birçok takım gibi bizimkiler için de sorun oldu bütün sene. Tabii sorun bir yokluktan kaynaklanmıyordu aslında, Travis Best ilk beş için yeterli bi oyuncu sayılır. Ama tahmin ediyorum bizim koç (kendisi de eskiden bu mevkide oynadığından) bu bücür adamın oyununu yeterli bulmuyordu. Bu yüzden olmalı uzun süre ilk beşte Croshere'ı kullandı, tabii Best hep uzun süreler aldı, istatistikleri de oldukça gelişti ama koç Thomas bu bölgede hep bir eksik olduğunu düşünüyordu gibi geliyor bana. Best trade edilebilir ve bu da takıma çok zarar vermez kanımca...
Bu seneki ilk tur draftinden gelen Jamal Tinsley'in tüm draftin NBA'e en hazır oyun kurucusu olduğunu sık sık beyan etti Isiah Thomas. Şahidim, draftten on gün önce Thomas ısrarla ilk 20 sıradan birine kapağı atmayı istemelerinin tek nedeni olarak bu herifi gösterdi. Ona olan bu güven Best'in yolcu olduğu anlamına gelmiyor ama olası baba bir trade esnasında gözden çıkarılması artık o kadar zor değil.

Austin Croshere vak'ası...

Takımızın benchi, bize halen fake atmakta olan, ne oldugunu çözemediğimiz ilginç oyuncularla dolu. Bunlardan ilki Croshere... Geçen yılki post-season performansıyla içimizi eriten (bizim yöneticiler de böyle düşünmüş olacak) ama sonradan imzaladığı kontratla "overpaid" olarak değerlendirilen oyunculardan... Eh adam sezonun ilk 30-35 maçına ilk beş başladı. Thomas'ın sezon içinde 15 ayrı tertiple oynadığını hatırlarsanız bu kadar kötü oynayan bir oyuncuya oldukça fazla şans verdiği söylenebilir. Dolayısıyla Croshere, yetenekli fakat bize pek yararlı olamayacak gibi... Yıldız da olabilir, sönük bir back-up da ama aldığı para su götürmeyecek biçimde takımı zora sokuyor.
Zaten bir trade yaparsak bunun içinde Croshere da olacak muhtemelen.

Jonathan Bender bilmecesi...

Onun gibi bir başka garip de Bender. Bu uzun ve yetenekli adam, Antonio Davis karşılığında verilen draft hakkıyla takıma katılmıştı, o zaman bu zaman bir türlü kendini gösteremedi . Beşinci sıradan draft edilen bu tip bir oyuncu benchte fazla kaldı sanırım. Buna neden olarak defansif olgunluğa henüz ulaşamamış olması gösteriliyor yoksa her gece çıkıp takımı sırtlayacak ofansif potansiyele sahip olduğundan kimsenin şüphesi yok. Ayrıca aldığı dakikaların azlığı ona gizlilik ve de bir tür çekicilik sağlıyor. Indiana'nın vazgeçmesi sözkonusu olamayacak oyuncularından.
İlaveten, yükselişini sürdüren Al Harrington var benchte. Bu çok yönlü forvet, geçen sezonun bir bölümünde ilk beş çıktı. Liseden geldiği için hala çok genç ve önünde parlak gelecek var. Ayrıca Sundov ve Brezec de gelecek sezonun kadrosunda yeralacaklar. Bunlar da kolay kolay kimseye verilmez diye düsünüyorum. İkisi de ancak salary dengesi saglamak için bir trade paketine (cap filler olarak) dahil edilebilir tabii ki.
Eh kadro gördünüz gibi fena degil, sadece eksik olduğu mevkilerde gerçekten fazlasıyla yetersiz. Bu yetersizliklere daha derin bakalım madem...
Şimdi bakınız, Pacers'ın çok önemli iki sorunu var...

1. İlk beş başlayabilecek, ribaunt alıp sıkı savunma yapabilecek bir center: Şimdi herkesin söylediği gibi bu bölgede kalıplı bir ribauntçuya gerçekten ihtiyacımız var. E kadroda bu tip oyuncu yok mu?Jeff Foster tam da böyle bir genç. Ama sevgili koç Thomas geçmişte ısrarla uzunlarının ofans gücünden yakınmış ve Smits gibi ofansif bir uzunun takıma olan faydalarından bahsetmişti. Şu günlerde pek ümitli değilim böyle creative bir uzun bulmaktan ama arayışların sürmesi en azından bu bölgede hücum çeşitliliği sağlamayı umduğunu gösteriyor Thomas'ın.
İlk olarak Nazr Mohammed'le geçen hafta görüşüldü, ne olur bilinmez ama pek sanmıyorum bu işin olacağını. Her iki taraf için de olumlu olmaz... Adam hem bol süre, hem de bol para istiyor, dolayısıyla Pacers'ın henüz kendini tam anlamıyla ispatlamamış bir oyuncu için elindekilerden vazgeçmesi gerekebilir.
Aslında yöneticiler Brezec-Foster-Sundov üçlüsünün yaz ligi performansına göre karar verecekler center transferi için. Free uzunlar arasında Thomas'ın istediği forma uygun Marc Jackson var.

2. Yaşlı Reggie'yi back-up edebilecek istikrarlı bir gard: Bu ünvan için en önemli aday, bal yapmayan arımız Jonathan Bender. Elemanın uzun forvet oynama ihtimali iyice zayıfladı; hem takım forvet dolu, hem de bu çocuk bir deri bir kemik! Özellikle ikinci sebep yüzünden artık 3 numara bile çok zor görünüyor. Oyun stili de çok uzak değil zaten SG pozisyonu için, üçlük çizgisini oldukça seviyor, dış şut konusunda iyi olduğu söylenebilir rahatlıkla. Tabii bu görevi ondan istenen şekilde yapabileceğinden herkes şüpheli.
İşte bu şüphe belki de Rod Strickland ile Çarşamba günü yapılan görüşmeyi doğurdu. Rod Strickland son bir iki seneye kadar elit bir point gard olarak görülüyordu, istatistikleri de zaten öyle olduğunu söylüyor. Ama adam sorun üstüne sorun çıkartmakta, sahadaki kadar başarılı. Onun bir takım için ne kadar zararlı olabileceğini Portland vakasında gördük. En etkili zehirden bile hızlı etki gösterdi Rod. Elbette onu tek sorumlu olarak göstermeyiz, ne Washington'ın ne de Portland'ın başarısızlıkları için... Ama sebeplerden biri olduğu kesin. Gene de bu veteranın yeteneklerini gözardı etmek olanaksız. Eğer Thomas onu uslandırabileceğine inanıyorsa ve bunun maddi açıdan da külfetli olmamasını sağlarsa, "hoşgeldin" demekte kimse tereddüt etmez.

Travis Best yolcu... Adrian Griffin deneniyor... Miller'ın kontratı...

Amaç Reggie'ye bir back-up bulmak gibi geldi bana, bir de olası tradelerde biraz daha esneklik kazanmak, yani işin içine, yukarıda vaziyetini değerlendirdiğim Best'i de katabilmek... Ki Best için Indiana'da bir sezon daha oynamak oldukça küçük ihtimal. Olursa da bu sayı asla ikiye çıkmayacak.
Ayrıca yaz ligi kadrosuna, geçen iki sezonu Boston'da tamamlayan vasat forvet-gard Adrian Griffin dahil edildi. O da oldukça sorunlu ama daha çok kendinden kaynaklanmayan, sakatlıklar ve ailevi problemlerle boğuşmuş, bu da istatistiklerine açık şekilde yansımış. Forveti bol olan takımımıza ne kadar uygun olup olmadığını görmek için onu yaz liginde gard pozisyonunda deneyeceklerdir. Performansı iyi olursa benchte uzun gardı olmayan Pacers'da forma giymesi mümkün olacak.
Bi de son zamanlarda bizim Reggie ve yüklü kontratı hakkında ilginç şeyler söylenmekte. Indiana'nın "contender" kimliğini kaybetmesinin bir nedeni olarak, Reggie'nin geçen sene yapılan 25 milyon dolarlık iki senelik "resign"ı gösteriliyor. Hatta bu uzatmanın etkilerinin bu sene kendini iyice belli ettiği, offseason hareketlerinin bu nedenle bu kadar yavaş olduğu belirtiliyor bir kaç önemli yazar tarafından.
I
ndiana'yı hiçlikten kurtaran bu adam, elbette ki oynadığı sürece bu parayı almalı bence. Ama artık yaşlanıyor ve bunu belli etmeye başladı. Haydi bu sezon neyse, peki ikinci sene takıma ve kendine fayda sağlayabilecek mi? Umarız.
Kontratlar konusunda yapılan asıl hata ise kesinlikle Croshere'dır, bilmem katılmayan var mı?
İlginç ve faydalı tradeler yapılması dileğiyle.



(9 Temmuz 2001, Pazartesi)


Eh, ilk yazıyı yazmak da bir hayli zormuş. Hele insan gerçekten önem verdiği bir konuda yazmak istiyorsa en iyisini gerçekleştirmek uğruna havada asılı kalıp yamuk yumuk şut atmak gibisinden zor bir durumda kalıyor. O yüzden, "heyecanımı mazur görün" diyerek, Indiana hakkında bir kaç tarihi bilgi vereceğim (şimdilik.)
Benim yaklaşık dört yıldır büyük merakla takip ettiğim Indiana'nın NBA ligindeki başarı hikayesi, çok da eskilere dayanmıyor. Son on yılda gerçekleştirdikleriyle, bizim takım da artık bir Celtics, bir Lakers kadar başarılı bir franchise'a (üstelik bu kentlerin sahip olduğu elementlerin çoğundan yoksunken) sahip oldu. Abartılı gibi göründüğünün farkındayım bu sözlerin ama Indiana'nın son 12 senede 11 kez playofflarda, dört kez konferans finalinde, bir kez de NBA fınalinde oynaması kolay iş değil.

Geçtiğimiz yıllardaki başarının tohumları

Tabii bir takımı sevmek için başarı önşart değil zira ben Indiana'yı takip etmeye başladıysam bunun nedeni takımdaki idol oyunculardır en başta. Hala hastalıklı playoff maçları oynayabilen, gününde olduğunda bu ligin tutulamayacak iki adamından biri ve Indiana franchise'ının başlangıcı olan Reggie Miller, şu anda free-agent olan, oyuna katkı açısından sınırlı ama şut konusunda uzman Mullin (her ne kadar onu tam olarak bir Pacer olarak görmek zor olsa da ) bunların ikisi sadece.
Indiana'nın son on yılda hep jump-shot üzerine sistemlerle (perimeter offense) ve tabii ki bu konuda ustalaşmış oyuncularla başarıya gittiğini herkes farketmiştir. Zaten son beş senedeki başarının tohumları, Miller, Rik Smits, Chuck Person ve Detlef Schrempf gibi adamların 80'lerin sonlarında takıma katılmalarıyla atılmış ve Başkan Donnie Walsh'un istediği takım görüntüsü iyice su yüzüne çıkmıştır.
Bu takım yıllar geçtikçe yaşlandı, değişimler geçirdi ama kadrosundaki dengeyi sağladığı için (bundan kastım, her bölgede "specialist"leri bulundurması) istikrarını korumayı başardı. Düşünsenize, Rik Smits ve Reggie Miller skor üretmede, Antonio & Dale Davisler ribauntta, Mark Jackson da oyun kurma ve asistte NBA'de elit oyuncular oldular hep...

Bird'ün gelişi ve Rose'un çıkışı

Başarının iyiden iyiye üst seviyeye ulaşması, Indiana Üniversitesi mezunu efsane Larry Bird'ün gelişiyle oldu. Bu adamın takım üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olduğunu herkes kabul eder heralde (NBA'de yılın koçu olmak kolay mı? Gerçi bizim eski koç Larry Brown'ı da bu sene bu ödüle layık gördüler, bence hiç haketmediği halde!) Ama Bird için bundan daha sevindirici olan, takımda aksayan ya da en az üretim yapan bölge olan 3 numarada Jalen Rose'un (ki o zamana kadar Miller ve Mullin'in yedeğiydi ) patlama yaparak belki çoktan hakettiği ilk beşe demir atması, güzide takımımızın dinamizm kaynağı olarak Mullin'i kesmesiydi.
NBA'de son yıla kadar gerçekten hakkettiği yere varamamış (underrated) bir yıldız Rose. Bu eklenti Indiana'yı eksiksiz bir takım görüntüsüne iyice yaklaştırdı. Sene içinde yapılan Davis trade'i olmasaydı diyesim geliyor ama çok da birşey değişirdi diyemem doğrusu.
2000 fınallerinden sonra tek söyleyebileceğim şu: Bu takımın potansiyelinin Lakers'ı devirebilecek seviyede olduğunu görmek, en az şampiyonluk kadar gurur verici.

Yıldız kapmak değil yıldız yaratmak

Tabiki NBA' de her sezon yeni şeylere gebe. Başkan Walsh, şu ana kadar kimi zaman yanlış hareketler yapmış olmakla birlikte, doğru işleri yapmak konusunda da başarılı. Kimler gelir, kimler gider şu an için bilinmez ama Indiana rebuilding dönemini bu sene bitirecek gibime geliyor, zira bunu birçok takımın başaramadığı biçimde, daha en üst seviyeye varmadan başlatmıştı.
Zaten takımın politikası yıldız kapmak değil, yıldızını varetmek. Bunun ne kadar başarılacağı şimdilik muamma ama Pacers'ın elindeki kadronun ligin en yetenekli gençlerinden birkaçını barındırdığını hatırlarsak, önümüzde oldukça tatmin edici bir geleceğin bulunduğunu söylemek mümkün.
(Yazı biraz dağınık oldu sanırım. Kolay mı koskoca Pacers'ı anlatmak bir sayfada.)

ertasmurat79@hotmail.com