DRACULA

 

macha_vale@yahoo.com
06 Kasım 2008, P
erşembe

30 Ekim 2008 Perşembe... Televizyonda Houston-Dallas maçını izliyorum. İki takım da bu sene iddialı giriyorlar sezona, sıkı maç olur, kaçmaz diye geçiriyorum içimden. Reggie Miller yorumcu. Söz bir ara bu sezon Rockets forması giyen Artest'ten açılıyor. Reggie birkaç sene önceki kendisinin de parçası olduğu, Artest'li, O'Neal'lı, 61 maç kazanan takımla ilgili birşeyler anlatmaya başlıyor. Top Artest'in elinde, ben Reggie'ye kulak kesiliyorum. Sesi biraz açıyorum. O zamanki kadronun güçlü olduğundan, 'kişisel meseleler' olmasa birden fazla şampiyonluk kazanabileceğinden bahsediyor. Bildiğim şeyler olmasına rağmen hazırlıksız yakalandım, beynimden vurulmuşa dönüyorum.

Spiker hazır konu eskilerden açılmışken Reggie'nin ağzını aramaya devam ediyor. Mavericks hücum ediyor ama ben maça sadece 'bakıyorum', ne olup bittiğinden haberim yok, arada bir gözüm Artest'e takılıyor... “Jermaine'le Ron liderliği paylaşamadılar; ikisi de tek adam olmak istediler” diyor Reggie ve ekliyor: “Ellerindeki kadronun ne kadar güçlü olduğunun farkına varacak olgunlukta değillerdi.” Maçtan tamamen kopuyorum. Ekranda Artest'i Pacers formasıyla üçlük denerken görmeye başlıyorum. Hep aynı pozisyon, topla bir-iki dripling yapıp şuta kalkıyor. Girip girmediğini göremiyorum. Fazla da önemi yok zaten. Bir anda toparlanıyorum, yeniden maça konsantre olmaya çalışıyorum. Bu arada Artest oyuna ağırlığını koyuyor ve maçı Rockets'a getiriyor ama ne fayda, ben boyuna Artest'i sarı formayla şuta kalkarken görüyorum, çıldıracak gibiyim.

1 Kasım 2008 Cumartesi... 'Home opener'ı izlemek için Indianapolis'e doğru gidiyorum. Bir gece önceden fena halde uykusuzum. Indianapolis şehir merkezine varıyorum, uzaktan Conseco'yu görür görmez yine zihnimde aynı görüntü canlanıyor. Hayali spikerin sesini duyuyorum: “Artest... Pulls up the jumper...” Top tam potaya girerken görüntü kesiliyor, girip girmediğini yine göremiyorum. Başlıyorum bu takımı tutma nedenim olan Reggie Miller'a içimden sövmeye. Ne gereği vardı eski defterleri canlı yayında açmanın? Bu sefer zihnimde Artest'i tribünlere çıkarken görüyorum. İpler tamamen kopuyor, acilen içeri girip yerimi almalıyım. Bir an önce maç başlasın, başka kurtuluş yok. Maçın başlamasına 1 saat kala Danny Granger üçlük ve faul atışı antrenmanı yapıyor. Danny kontrat alalı bir gün bile olmamış daha. Yanında bir iki Pacer daha var, ısınıyorlar.  O sırada Granger'ın aklından neler geçtiğini öğrenmek için birkaç saat beklemem gerekecek...

Conseco neredeyse tamamen dolu. İki sezondur boş görmeye alıştığım için garipsiyorum ancak kalabalığın bir kısmının yeşil formalı olduğu da gözlerden kaçmıyor. Hava atışıyla beraber maça tam anlamıyla fırtına gibi başlıyoruz. Rakip son şampiyon ama belli ki yorgunlar, bir gün önce Chicago'yla oynadılar. İlk periyotta boş şutlar versek de iyi savunma yapıyoruz. Garnett basit top kayıpları yapıyor. Pierce fazla zorluyor. Ray Allen'ın şutları çemberde kalıyor. Danny ise her attığını sokuyor ve ilk çeyreği 27-17 önde kapıyoruz. Tempoyu yükseltirsek ve savunmada konsantrasyonu kaybetmezsek maçı alabileceğimizi biliyorum ama yine de temkinliyim. Karışınızdaki takım Boston olunca 10 sayının 10 saniyede eriyebileceğini hesaba katıyorsunuz ister istemez. Ancak takım halinde inanılmaz gayretli savunma yapıyoruz, hücumda ritim bulmalarına izin vermiyoruz.

Burada pause düğmesine basalım ve son cümleye bir daha göz atalım. Geçen sene Doğu’da play-off yapamayan, süperstardan yoksun, savunması evlere şenlik ve otoriteler tarafından ligin dibinde görülen bir takım nasıl olur da şampiyon takıma göz açtırmaz? Öncelikle hemen belirtmekte fayda var, takımın bu seviyede istikrarlı bir şekilde basketbol oynayacağını düşünmek hayalcilik olur. Boston maçı çok ekstra oynadığımız, istisnai bir örnek. Tek galibiyetle etrafı toz pembe görenler son üç sezona bir baksınlar: 2005'te 15-8'le başlayıp sonrasında 26-33 yaptık. 2006'da 3-1'le başlayıp 32-46'yla, 2007'de ise 3-0'la başlayıp 33-46'yla bitirdik. Bizi umutlandıran şey sadece maç kazanmak olmamalı, kazanırken aynı zamanda geleceğe yönelik doğru adımları attığımızı görebilmek çok önemli. Bu anlamda Larry Bird'ü kutluyorum. Saha dışı problemleriyle taraftarları takımdan soğutan oyuncuların tamamını gönderip karşılığında da iyi kötü birşeyler aldı ve bunu Donnie Walsh'un aksine çok kısa bir zaman zarfında gerçekleştirdi.

Neyse, bunları şimdilik bir kenara bırakıp maça dönelim. Celtics koçu Doc Rivers ikinci çeyreğin sonlarına doğru üç faul alan Rondo'yu oyunda tutmanın bedelini pahalı ödüyor, aynı hücumda Rondo TJ'e bir faul daha yapıyor ve daha ilk yarı bitmeden dördüncü faulünü alıyor. İlk yarıyı 48-41 önde kapatıyoruz. İkinci yarı ise apayrı bir hikaye. Geçen sezon başımızı ağrıtan üçüncü çeyrek sendromunu yaşamıyoruz bu defa. Tempoyu sürekli arttırıp son çeyreğe farkı 11 sayıyla önde giriyoruz. Murphy bile karşısında Garnett gibi bir oyuncu olmasına rağmen mükemmel savunma yapıyor (İki gün önce de Rasheed'i çok iyi savunmuştu). O dakikaya kadar bizim adımıza çok önemli işler yapan Rasho son çeyreğin ilk hücumunda bileğini burkup kenara geliyor. Birkaç dakika sonra Granger Pierce'ın elindeki topu çalıyor, boş topa ikisi birden atlıyor ve hemen arkasından Danny koşarak tam üzerinde bulunduğum kapıdan soyunma odasına gidiyor. Pozisyona uzağım, ne olduğunu göremedim ama “eyvah” diyorum, fark 15 ama Danny'yi kaybetmeyi pahalı ödeyebiliriz. Sonradan öğreniyorum ki çenesini yere çarpıp ortadaki iki dişini kaybetmiş. Bir dakika geçmeden alkışlarla sahaya dönüyor. Bu haliyle bir gün önce kutlanan Halloween temasına uygun bir şekilde Dracula'yı andırıyor. 2003 sezonundaki Sixers maçında Ron Artest'in dişini kaybedip 30 sayı-10 ribaundla Sixers'ı darmadağın ettiği maç geliyor aklıma. Yine Artest'i görür gibi oluyorum, şuta kalkıyor, girip girmediğini göremiyorum...

Danny'nin soyunma odasından dönmesi takımı daha da ateşliyor ve Ford'un üst üste bulduğu sayılarla farkı 22'ye çıkartıyoruz. Boston molasıyla beraber seyirci tam anlamıyla çıldırıyor. 2005 play-off’larından beri böyle bir atmosfer yaşamamış Conseco, bunu yine daha sonra maçla ilgili okuduğum yazılardan öğreniyorum. Mola bitiminde Brian 'beyaz bayrak' Scalabrine'yi oyuna girerken görüyorum ve rahatlıyorum. Maç boyu önde götürdüğümüz maçı bitime 4 dakika kala kazanıyoruz. Pistons maçında bazı sinyaller almıştık. Özellikle Jack, Rush, Marquis ve Danny'nin aynı anda saha olduğu dakikalarda tempoyu istediğimiz gibi yavaşlatıp hızlandırabiliyoruz. Marquis hücumda biraz toparlanmış gözükse de hala güven vermiyor fakat savunmada getirdiği artılardan dolayı şu aşamada aldığı dakikaların hakkını veriyor. TJ Ford hücumda sıkıştığımız anlarda faul çizgisine gidip nefes aldırıyor. Özellikle Pistons maçının ikinci yarısında %68 saha içi isabetiyle oynadık. Ligin en iyi savunmaları arasında gösterilen bir takıma karşı mükemmel bir yüzde. Uzun lafın kısası bu takım karakter olarak geçen senelerden farklı bir durumda. Yaşlanan şişkin kontratın elden çıkartılması, soyunma odasındaki problemlerin ayıklanması, alınan ekstra ilk tur draft pick'i, akıllıca kullanılan draft seçimleri, dolu tribünler ve oynanan iyi basketbol şehri tekrar hareketlendirmişe benziyor. Conseco'nun çıkışında arkamdakilerin konuşmalarına kulak misafiri oluyorum; biri diğerine heyecanlı bir şekilde şöyle diyor: “Pacers Basketball is back in town!!!”