Cloudbusting

Barış Kutay ÖVÜN
5 ARALIK 2006

Özetleri izliyorum, McGrady adamını kovalarken Mutombo'nun dirseğiyle yere yıkılıyor. Büyük şanssızlık! 'Dağ' olgusuna uzak bünyem bir of çekiyor televizyona karşı. Televizyon dimdik ayakta, McGrady'nin iki kişinin yardımıyla soyunma odasına gidişini göstermeye devam ediyor. Sene başından beri beklenen şansızlıklar başladı mı acaba?

Tahtaya vur!

Geçen senenin kötü hatıraları akıllarda. O yüzden takımın 0.688 (11-5) galibiyet oranı ile Batı Konferansı'nda beşinci olmasına ya da Yao Ming'in 25.7 sayı ve 10.1 ribaunt ortalamalarla Batı'da Ayın Oyuncusu olmasına sevinmek yerine, kör talih bu sefer nereden vuracak diye bekliyorum. Contender olma hayaline kapılıp sonunda hüsrana uğramak, son üç sezondur kötü alışkanlığımız oldu. Bu sefer temkinli davranmalı, canımız epey yandı çünkü. Rahatlayabilmek için daha pek çok şeyin değişmesi lazım.

PF pozisyonunda istikrar, Yao'nun daha az top kaybetmesi, T-Mac'in hücumda daha aktif olması, Bonzi Wells'in form tutması, gardların daha az top kaybetmesi, genç oyunculara da şans veren daha güzel bir rotasyon ve maç sonuna doğru çökmeyen savunma... Uzun bir liste.

To Do List

Geçen seneki gard sakatlıklarından o kadar bezmişiz ki, yaz boyunca sadece gardlar ve swingmanler ile ilgilendik. Öyle ki, şu an takımın 4 numara içi seçenekleri, draft edilmemiş 1,96 boyunda hücum gücü oldukça sınırlı ama sahada sonuna kadar mücadele eden Chuck Hayes, bir zamanların 100 milyon dolarlık adamı Juwan Howard, bir de sıska ve fakat çok çok iyi şutör çaylak Steve Novak. Aslında bu madde, "Howard'da istikrar" olarak da söylenebilir. Hayes'in sakatlandığı dönemde alınan Pistons ve Spurs mağlubiyetleri, sonradan canımızı yakacak gibi. Uzun forveti için "Orta mesafe şutu olsun, savunmayı dağıtsın" diye düşünen Jeff Van Gundy'nin Novak'ı hâlâ oyuna katmaması inanılmaz.

Maç başına 3,94 top kaybı, hoochi mama! Yao'nun boyalı bölge yakınında topu alması birincil isteğimiz ama şuta hazırlandığı o bir-iki saniyede top kaybı yapmaya çok yakın. Rakibin kısa oyuncularından biri mutlaka bunu kolluyor oluyor zaten. Devin Harris güzel bir örnek mesela. Bu konuda diğer Rockets oyuncuları adamlarını engelleyerek Yao'ya yardımcı olabilirler, ama asıl olması gereken Yao'nun o topa yapışması. Bu seneki gelişimine bakarak bunun yakın bir gelecekte olmasını bekliyorum. Playofflarda, mesela.

T-Back?

Maalesef McGrady sakatlıktan beklediğim kadar iyi dönemedi. Oyunu için bir şey söylemeyeceğim çünkü hâlâ kendini tam olarak zorlamış değil. Sahada kendini tutarak oynuyor. Maç başına 6,5 asist ile bu kategoride kariyerinin en iyi ortalamasını yakaladı. 25 Kasım'da Memphis'e karşı 13 asist, kariyer rekoru... Şimdilik tabii. 18 sayı ortalaması ise 2000'den -yani üçüncü sezonundan- bu yana en düşük halinde. Tabii arzuladığımız, eskisi gibi potaya yırtıcı bir şekilde saldırması, ‘dunk over…' koleksiyonuna devam etmesi, oraları dağıtıp hücumu zenginleştirmesi...

Zırt-pırt nüksederek kariyerini sekteye uğrayan sırt-bel sakatlığından sonra, T-Mac'in, Yao'nun da lige ağırlığını koymasıyla, son zamanlarda daha temkinli ve tedbirli bir oyun tarzı denediği görünüyor. Sahada mücadele esnasında kendini ancak bu şekilde rahat hissediyor olmalı. Gerçi her zaman all-around bir oyuncuydu ya, asist ortalamasının artması ve sayı ortalamasının düşmesi, oyuna yaklaşımında gözlenen bu değişikliğe de bağlanabilir, hatta henüz sakatlanmamış olması bile bağlanabilir belki, kimbilir! McGrady'nin şu sağlam haliyle eski T-Mac gibi oynamadığını görüyoruz, bunun bir tercih olduğunu da... Peki bu zihinsel değişiklik kalıcı mı, yoksa fiziksel açıdan özgüveni arttığında tekrar 30+ ortalamaya sahip olacak mı? Cevabı içinde zaten; vücuduna daha çok güvendiğinde, daha cesur oynayabilecek, 40 sayıyı da ancak o takdirde atabilir, ligin şu halinde... zaman değişti biraz. Tabii sadece o değil, takım arkadaşları ve hocaları bu konuda ne düşüyorlar, bu da işin önemli ve McGrady'nin performansındaki dalgalanmayı yönlendirecek bir yanı.

Dandik bir romatizma için dizlik takan bendeniz için konuşmak biraz kolay oluyor tabii fakat ben Tracy'nin eskisi gibi oynayabileceğine inanıyorum. İzlediğim maçlarda bir-iki pozisyonda yüzünde o ifadeyi gördüm. Oyundan zevk alan birinin ifadesi...

Wells yok, top kaybı çok

Hazırlık sezonu yazısında, Wells'in bize gelmesini beklemediğimi söylemiştim. E hâlâ yarı yarıya haklı sayılırım. İstediği kontratı bulamayınca -teklif bile almadı- tekrar kendini kanıtlamak zorunda kalan Bonzi ile iki senelik anlaşma imzaladık (ikinci senesi oyuncu opsiyonlu). Fakat Wells fiziksel olarak o kadar kötü durumdaydı ki, iki maçta toplam otuz dakika oynadıktan sonra doğru fitness center'a yollandı ve henüz de dönmedi.

Yao kadar ihtişamlı olmasa da, McGrady (3,06), Alston (2,13), Head (1,94) üçlüsü toplamda maç başına 7,13 top kaybı yaparak başımızı epey ağrıtıyorlar. Zaten takımın ortalaması 16,1; yani neredeyse yarısı bu oyunculardan. Oyunu kuran oyuncuların hataya yakın olması doğal ama daha iyi olabilirler. Bir de sinir bozucu olan şey şu ki, bu top kayıplarının bazıları, 5 saniye, 8 saniye, 24 saniye hataları sonucunda olan çok basit kayıplar. Aynı üçlünün asist toplamı ise maç başına 12,8. Sıradan, hatta kötü.

Durum raporu

Kadronun yine oldukça değiştiği bir sezon oldu. Gelen altı yeni oyuncuya, sakatlıktan dönen üç ilk beş oyuncusunu da ekleyince, yine herşeye baştan başlamış gibi olduk. Hafif bir kimlik bunalımına giren takım, NBA'in yeni hastalığı -hakikaten salgın gibi birşey!- small ball'a sezon başında bir an için kapılmış gibi gözüktü. Hatta GM Dawson, Phoenix'in oyununu ne kadar beğendiğini filan söyledi.

Ardından "Van Gundy PF'de Wells'i mi, Snyder'ı mı tercih edecek?" konulu bir süreç geldi ki, kâbus gibiydi. Sezonun ilk maçına Snyder ile başlayıp Jazz'a da kötü bir şekilde kaybedince bundan hemen vazgeçildi, neyse ki... Ve ligin en iyi pivotu Yao Ming'e sahip olduğumuzu hatırladık. Pota altında Yao ve dört bir yanında atıcılarla, başarılı bir yarı saha basketbolu oynuyoruz şu an. Savunmamız ise Allahlık.

Yanlış anlaşılmasın, demek istediğim şu; ancak Tanrı'nın kendisi gelse geçebilir bu savunmayı. Ligin en az sayı yiyen takımı (87,6), rakibini en düşük FG isabetine zorlayan takım (%42,1) ve en çok ribaunt alan dördüncü takım (43,4). Son maçında Cavaliers'a franchise low (63 sayı) yaşattı Rockets. Takım, savunma konusunda, Van Gundy standartlarına göre bile çok iyi.

Son söz

Normal sezonun ilk yazısı biraz karamsar gözükse de, aslında iyi yoldayız. Unutulmaması gereken, hâlâ yolda olduğumuz. Birkaç maçı farklı önde olmamıza rağmen kaybettik. Bunlara üzülsem de, alınan her darbe takıma şampiyonluk yolunda bir şekilde katkı yapmakta. Aslında normal sezon dediğimiz, playoffların hazırlık kampı değil mi zaten?

Sevgi, saygı.