ARŞİV

SANA MECBUR

 

eralp@roxturk.com
05 Ocak 2009, Pazartesi

Her ne kadar basketbol bir takımı oyunu olsa da, Houston Rockets'ın oyunu Tracy McGrady. Yani varlığı ile hem zarar, hem fayda sağlayabilen tek adam belki de kadrodaki oyuncular arasında.

 

Hedefler, Hedefler, Hedefler...

 

Zaten yazının konusu ve teması olmayı hakeden Tracy McGrady'yi şimdilik bir kenara koyarak, sezon başlamadan ortaya koyulan hedeflerden bahsederek devam etmek istiyorum.

 

Ron Artest'in takıma katılışından bu yana, yani Houston'daki o şölenimsi karşılamanın üzerinden çok zaman geçmedi. Takımın uzunca bir süredir beklediği ve arzuladığı üçüncü skor opsiyonu takıma dahil edilmişti. Hem her geçen yıl basketboluna bir şeyler katması ve özellikle hücumda önemli bir opsiyon haline gelmesi, hem de hırsı ve azmiyle başarı için önemli ve ateşleyici bir faktör görülmesi Ron Artest hamlesini şükela kılıyordu.

 

Hani her ne kadar göze batmasa da, "Moneyball"un Brent Barry hamlesi de bu takım adına pek bir önemliydi. Play-off için aradığımız tecrübe ahanda tam olarak ondaydı işte. Sonuçta Barry'nin nimetleri, normal sezonda çıkıp her maç 10-15 sayı atması için değil de, play-off gelip çattığında serinin bir maçında yaptığı kritik bir müdahale veya ürettiği kritik bir sayı ile tamamlayıcı rolde olması açısından göze çarpıyor.

 

Bu takımla duygusal bağları olan yaşlı kurt Dikembe Mutombo ile de bir şekilde imzalanacağı düşünüldüğünde, hedefler fazlasıyla büyütülmüştü. Aslında birçok kişinin bahsettiği gibi, sezona fazlaca değişiklik veya hamle ile başlanması çabuk sonuç vermez diye bir şey yok. Zaten bunun en yakın örneği Boston Celtics takımı. Hatta belki de üç sene önce şampiyonluk elde eden Miami Heat... Tabii elde ettikleri başarıya bir istikrar başlığı yerleştiremediler ama o kısa süre içerisine sığdırdıkları değişiklikler onları şampiyonluğa götürmeyi başarmıştı.

 

Yine de bu takımlar bir yana, bahsettiğimiz ekip Houston Rockets olunca iki-üç kere daha düşünmek gerekiyor. Bahane midir, değil midir, adını siz koyun ama bu sakatlıkların suyu çıkmaya başladı artık. Sezona zaten dört ameliyatlı oyuncu ile girdik. Daha doğrusu bir tanesiyle giremedik (Shane), bir tanesiyle de yarım yamalak girdik (Tracy). Neyse madem mübarek adamın adı geçti, ona dönerek devam edelim.

 

T-Fake ?

 

Yok bu sefer fake değil galiba. Harbi harbi sakat eleman. Ama artık ne olup bittiği kimseyi ilgilendirmiyor, çünkü taraftar bu takımdan başarı istiyor. Adamın sakatlığı da kendi gibi çelişkiye bindi, gitti. Rehabilitasyon sürecinin bitimiyle sapasağlam olması hayal edilen Tracy, maç kaçırma alışkanlığını geri kazandı. Dizindeki sorun artık apaçık ortadaydı ve görüldüğü üzere de kendisi koşmayı bırak, sokakta yürüyemez hale gelmiş.

 

Hani işin mübalağası bir yana da, çelişki olayını es geçmemek lazım. Önce Phoenix'te göründüğü doktorlar ona oynamasını, oynadığı takdirde sakatlığın etkisini üzerinden atıp eski form durumuna kavuşacağını söylüyor, ardından da takım doktorları çıkıp dinlendirilmesi gerektiğinden bahsediyor, ki bu doğrultuda da back-to-back olarak tabir ettiğimiz karşılaşmaların bir tanesine çıkmayacağı anlatılıyor. Kendisi söyleyebileceği kadarını söylüyor ve sakatlığının sanıldığı kadar basit olmadığını defalarca dile getiriyor. Ama kanser değil, verem değil, bunun da bir çözümü olacaktır elbette. Birkaç ay sonra tamamen olmasa bile şimdiki berbat durumdan kurtulabileceğini tahmin edersek -sakatlığı açısından- geriye tek bir sorun kalıyor. O da sakatlığı ile beraber kaybettiği iştah...

 

Acı Ama Gerçek... Her şey ona bağlı !

 

Bizim Houston çocuklarının oynadığı hücum öyle bir hücum ki, Tracy McGrady'siz pek bir anlam ifade edemiyor. Adelman'ın bağlı kalmadığı set olayı akıllara geldiğinde, serbest bir hücum olarak bizlere tanıttığı bu hücum basketbolunda, topun sürekli dönmesi, hızlı ve isabetli paslar ve akabinde de güzel şut imkanları önemli faktör olarak göze çarpıyor. Rafer Alston'ın kalaslığını göz önüne getirdiğimizde de, gerçek bir oyun kurucuya sahip olmayan Houston Rockets'ta bu iş için en ideal isim Tracy McGrady oluyor. Saha görüşü ve doğru yerleri bulup çabuk kararlar verebilmesi hücum için çok şey ifade ediyor. Bu yüzdendir ki, bazen doğru dürüst sayı atamasa bile sahada olup sırf asist yaptığında maç alabiliyoruz.

 

Ama işte bazı durumlar var ki, yalnızca asist yapmakla bitmiyor. Çünkü takımdaki diğer oyuncular da maalesef makine değil ve her zaman aynı isabetle şut sokamıyorlar. Her zaman gereken hücum performanslarını sergileyemiyorlar. Bu noktada da bir istikrarsızlık göze çarpıyor. Belki de Luis Scola hariç her oyuncuda böyle bir durum söz konusu.

 

Dedim ya sağa sola pas atmak bir yere kadar, McGrady o eski skorer kimliğine bakıldığında, sayı ve yüzdeleri açısından çok kötü bir dönem geçiriyor. En son gördüğüm birkaç istatistikten bahsetmem gerekirse, oyuncunun son beş maçındaki şut yüzdesi %28, bu maçlardaki sayı ortalaması ise 8.2. Yok vallahi Hayes falan değil verdiğim ortalamanın sahibi, harbi harbi Tracy adlı arkadaş. Tabii son beş maç bir yana, bu sezonun geneline baktığımızda yine kariyerinin en kötü sezonlarından birini devam ettirdiğini görüyoruz. Sayı ortalaması 15, şut yüzdesi ise 39.5.

 

Bunlarda belki sakatlığın etkisi var ama yukarıda yarıda bıraktığım iştah olayı da çok bariz bir faktör. McGrady'de hem kendisini hem de takımı toparlayıcı olabilecek iştahı, hırsı, ateşi, azmi ve şimdilik aklıma gelmeyen ama bunu vurgulamak için makul olan birçok şeyi göremez oldum. Mesela yakın örneklerinden Toronto maçına baktığımızda, ilk yarıda 4 sayı üreten oyuncu, ikinci yarı bunu düzeltmek ve daha efektif olabilmek adına hiçbir şey yapmadı. Herkesin basketboluna deli olduğu, kısacası o bildiğimiz McGrady, her ne kadar ilk yarı sağlam batırsa da, ikinci yarı çıkar, ilk yarı hiç yaşanmamış gibi oynar ve takımını o maça, maçı da takımına getirirdi. Ama McGrady Toronto maçında pes etmişti; o pes etti, takım arkadaşları da pes etti, Adelman da pes etti, taraftar da pes etti. İşte onun pes etmesi böyle tuhaf bir zincirlemeye yol açabiliyor.

 

Her ne kadar zaman zaman ona fena köpürdüğümüzde inkar etsek de, bu takım onsuz yapamıyor. Hatta daha da açık olmak gerekirse takım Yao'suz yapabiliyor ama T-Mac'siz yapamıyor. Geçen sene bunu açık ve net gördük. Tıpkı 22 maçlık seride olduğu gibi... Tabii burada amaç Yao'yu yermek falan olamaz, zaten Yao bu takım için çok ama çok önemli, ama Tracy'nin ne kadar önemli bir faktör olduğunu bu şekilde belirtmemiz gerekiyor. Geçen seneki seri ile ilgili yalnızca Tracy'den değil, başka bir şeyden daha bahsetmek gerek. O da söylediğim gibi takımdaki ateş. 22 maçlık seride rakip kim olursa olsun, takım kimden yoksun olursa olsun kazanmayı biliyorduk. Çünkü herkes varını yoğunu ortaya koyuyor ve elinden geleni yapıyordu.

 

Peki şimdi ne olacak ?

 

Belki de Tracy McGrady'ye inanıp güvenmekten başka çaremiz yok. Birçok kişinin de değindiği konu bu olmaya başladı artık, çünkü gerçekten şu durumda yönetimin elinden pek bir şey gelmez. Sakatlığı açısından zaten kayıp olan T-Mac'i kafa olarak da kaybetmek Rockets için bir facia olur. Alternatif üretmeye kalkarsanız da, kendini hiç oyuna veremeyen ve vasıflarını yitiren bir T-Mac'i elden çıkarmayı aklınızdan bile geçiremezsiniz.  Bu yüzden hem Morey, hem Adelman, hem de bizler, -şimdilik zor görünüyor olsa da- ona inanmak ve beklemek zorundayız.

 

Umuyorum ki şu meşhur 2010 yazında serbest kalacak McGrady de hala T-Mac olduğunu ve bir şeyler yapabildiğini göstermek için elinden geleni yapacak ve kafasını toparlayacaktır. Bu doğrultuda da, ana dişlinin dönmesiyle beraber, kaybedilen o ruh tekrar kazanılabilecektir.

 

Bu takımın adı Houston Rockets ve süperstarının adı da Tracy McGrady. Ne zaman ne olacağı hiç belli olmaz. Şimdilik inanacağız, güveneceğiz ve bekleyeceğiz. Ama şu bir gerçek ki, her şey onunla başlayıp, onunla bitiyor...