KÖTÜMSER

 

bkovun@batug.org
10 Şubat 2009, Salı

“-İki hafta sonra hazırım.”
“-Bayramdan sonra geliyorum.”
“-Şu an çok çalışıyorum, yeni yıldan itibaren bomba gibi aranızdayım.”

Bu sözler bir çoğunuz tahmin ettiği üzere Tracy McGrady’ye ait değil; bana ait. Batug.com yeni dönem heyecanı ortalığı kavururken, ben çok geçerli mazaretlerim sebebiyle olanları uzaktan izlemekle yetindim. Pöh, ne büyük aptallık. Herkesin sorunları var. Ben askerlik problemi ile uğraşırken bir başkası on beş aylık askerlik görevinin ortasındaydı. Okulla problem mi var; kimin yok ki? Takımdaki tek sakat sen misin be adam! Herkesin orasında burasında bir çürük, bir ağrı, burkulmuş eklemler, çatırdayan kemikler var. Diğerleri sahada ribaunt peşinde koşarken dişini kırarken sen “Sırtım ağrıyor” diyerek oynamıyorsun. Yazık.

Quantum of Solace

12 Ocak’taki Lakers maçı öncesi idi. McGrady dizindeki sakatlık çok rahatsızlık verdiği için iki haftalık bir dinlenmeye daha gireceğini açıkladı. Bu haberi okurken ilk defa olarak Tracy McGrady’nin takımdan gidişini arzuladım. Beş yıl beklemek yetmişti bana; artık sırtını sıvazlayacak, moral verecek ne gücümün ne de isteğimin kalmadığını fark ettim. Sürekli ağlayan ve bahaneler bulan bir süper yıldız. Acıya katlanamayan, sahada olmayan bir lider. Kim isterdi böyle bir oyuncuyu. Haber sitelerini ve forumları dolaşınca gördüm ki hiç kimse. Rockets taraftarı için bardak taşmıştı. Dokunulmazlar’dan biri olan T-Mac için takas senaryoları sayfaları dolduruyordu artık. Açıkçası benim de aklımda isimler uçuşuyordu.

Piyangodan para çıkan insanlar gibi alışveriş çılgınlığına kapılmıştı herkes. Belki yarısı işe yaramaz, hayal takaslardı ama diğer yarıdaki isimleri gördükçe bıkkınlığım McGrady’ye karşı bir öfkeye dönüştü. Wafer yerine o son şutu Vince Carter atabilirdi; Landry’nin alamadığı o savunma ribaundunu Elton Brand alabilirdi; Brooks’un kaçırdı o adamı Caron Butler savunabilirdi. Ya da McGrady sahada olup bunların hepsini yapabilirdi, yapmalıydı.

Bu günlerde ateş biraz sönmüş durumda. McGrady iki haftalık dinlenmesini tamamladıktan sonra döndü ve maçlara çıktı. ‘Neyse artık, işimize bakalım’ diyerek sakinleşmeye çalışıyorduk. Üç maç oynadıktan sonra (%39 fg, 20s, 5a, 4r ortalamaları ile 1 galibiyet 2 yenilgi) ayak bileğini burkup bir maç daha kaçırdı Tracy McGrady. İçimizde kalan son yakınlık kırıntısını da yok etti böylece. Huh.

Suç Ortakları

Pastanın çoğunu McGrady’ye verdim ama diğerlerinin tabağına da birkaç dilim düştü tabii. En büyüğü genel menajer Morey’e gidiyor. İstatistik delisi bir adamın kuracağı takım ancak NBA Live’da şampiyonluğa oynar. Sezonun yarısını Yao Ming’in yedeği olmadan geçirmek, her pozisyon için undersized adamlar toplamak, takım kimyasından anlamadığı için kurtarıcı olarak Ron Artest’i getirmek ve tabii ki koç olarak Adelman’ı seçmek. GM hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum. Oyuna bakışını hiç sevmiyorum, zerre onaylamıyorum ama hiç değilse tutarlı. Yaptıklarını anlayabiliyorum en azından, buna saygı duymak gerek. Adelman’a gelirsek…

Adelman’ın sistemini az çok herkes biliyordur. Yine de Princeton Offense’in kısa bir özetini geçmek gerekirse: Yayın gerisindeki dört oyuncu ve serbest atış çizgisinin etrafındaki uzun oyuncunun bol bol paslaşması ile bir mismatch yada boş turnike fırsatının yakalanmasıdır. Topun kontrolünü kaybetmemek en önemli şeydir. Bu sistemin en önemli uygulayıcısı Rick Adelman yönetimindeki Rockets’ın rakamlarına bakılınca benim gördüğüm ise çok farklı bir durum. Rockets %44.5 saha içi yüzdesi ile lig genelinde yirmi dördüncü. 20.3 maç başına asist ortalamasıyla lig genelinde yirminci. Asist/Top Kaybı oranında ise 1.45 ile on beşinci. En sevdiğimi en sona sakladım, yapılan ve yaptırılan top kaybı farkında 1.6 ile otuzuncu, lig sonuncusu. Eh bunların sonucu olarak da atılan sayı maç başına 97.9, lig on sekizincisi. Eh savunmayı zaten boş vermiştik, ne yapacağız şimdi.

Sakatlıklar yüzünden Adelman’ın düzenli bir kadro rotasyonu oturtamamasını anlıyorum; anlıyorum da izlediğim maçlarda sorunumuz bu değil ki zaten. Hücumda hiçbir akıcılık yok. On saniyelik gösterme bir paslaşmadan sonra hücum saçma bir şut veya top kaybı ile sona eriyor. Bu saçmalıklar birkaç hücum üst üste tekrarlanınca da ritim yakalamak imkansızlaşıyor. Atılan şutlar girse sorun olmayacak –şutları sokmak ne zaman sorun olur ki- ama Wafer dışında .400 üzerinde yüzde ile şut atan gard olmadığını düşünürsek… belki de düşünmesem daha iyi. Açıkçası bu noktada tıkanıyorum, söyleyecek hiçbir şey gelmiyor aklıma. Takımın en etkili gardı Von Wafer ise ne denebilir ki! Kendisine bir gıcığım yok ama ikinci tur 39. sıradan seçilmiş, Rockets öncesi üç senelik kariyerinde toplam 46 maçta maç başına 5 dakika ortalama ile 1.43 sayı, 0.23 asist, 0.58 ribaund yakalamış bir adamdan bahsediyoruz. Bu seneki gelişimi keyif verici. Lakin bu, ilk beşin kilit oyuncusu olmasıyla değil, takımın 7th, 8th Man’i olarak oyuna girdiği anlarda getirdiği dinamizm ile olmalıydı.

Diğerleri

Özellikle iki kişi için söyleyeceklerim var. İlki Ron Artest. Geçen sene adını o kadar çok duydum ki Rockets forumlarında, takas gerçekleştiğinde önce tam olarak kavrayamadım. Dedikodular zamanında da neden bu kadar istenildiğini anlamamıştım. Battier varken niye Artest’e ihtiyaç duyar ki bir takım. Evet Ferrari, Aston Martin’den daha iyi bir makine ama oturduğun evin çatısı yokken yapılacak iyileştirme burada mı olur? Neyse yine de bu takası kabullendim. Çünkü kaybettiğimiz sertliği Artest’in geri getirebileceğini sanıyordum; öyle yanılmışım ki. Indiana günlerini göreceğimi düşünmüyordum tabii ama sayfiye yerine emekliliğini geçirmeye gelmiş amcalar gibi içi geçmiş, mızmız bir Artest göreceğim aklıma gelmezdi. Geçen günlerde yaptığı bir açıklama var: “Şu an ilk okul seviyesindeyiz. Nasıl Doktora seviyesine çıkarız bilemiyorum ama bunu deneyeceğiz”. Bu noktada kendisine “Oyna ve oynat o zaman yiğidim.” demek istiyorum. Hani bunun farkındasın madem bir süper yıldız olarak bunu düzeltmek sana düşer. Yılın Savunmacısı ödülü almışsın, NBA tarihinin en büyük kavgasına karışmışsın, playoff’larda her seviyede maça çıkmışsın ve daha kim bilir benim bilmediğim neler yaşamışsın. Ah ama bu açıklamasından bir iki gün önce yaptığı “Kıçım ağrıyor, Allstar arasına kadar dinlenebilirim.” açıklaması geliyor aklıma. McGrady ile yatan şaşı kalkar desenize.

Diğer isim, hakkında iyi konuşacağım isim ise Luis Scola. Diğerleri doğru düzgün sürekli katkı yapmadığı için takımı sürükleyen kişinin Yao Ming olduğunu rahatlıkla söylenebilir. Fakat bu hareketin devamlı olmasını sağlayan Luis Scola. Double-Double’a (12.1 sayı, 8.1 ribaund) yakın olsa da sadece istatistiklerine bakarak Scola’nın sahada Rockets için yaptıklarını anlayamazsınız. Her ribaundu kovalayan bu Aslan Yeleli, ortada kalan toplar için yere atlıyor, savunmada her oyuncunun karşısına çıkıyor vs. Şampiyonluğu yıldızlar kazanabilir ama oraya gelebilmek için Scola gibilerine ihtiyacımız var.

Diğer oyuncular için de üç beş kelam edeyim: Battier, bu kadar silik oynamamalı. Kolejdeki daha skorer halini hatırlamalı. Rafer & Aaron ikilisini birbirinden ayıramıyorum. Ne kadar sayı atarlarsa atsınlar sonrası için hiç güven vermiyorlar. Savunmada undersized kalıyorlar ve herhangi bir ortaçağ işkencesine başvurmadan bunu çözmek de pek mümkün gözükmüyor. Landry & Hayes de yine birbirine çok benzeyen iki herif. Tek farkları, Landry daha fazla süre alıyor ve bu yüzden istatistikleri daha iyi. Bir de geçenlerde kariyerinin ilk üç sayılık basketini attı. (Oh humanity.) Mutombo’ya hoş geldin, Wafer’a da çemberden blok yeme be artık.diyorum. Son olarak da Luther Head. Umarım takımda kalır ama onun da kendini geliştirmesi lazım. Önce bench’de sonra da sahada sonuna kadar mücadele.

All Star Haftasonu & Takas Son Tarihi

All-Star’a üç kişi gönderiyoruz. Ming (All Star Game) Scola ve Brooks (Rookie Challenge), Bu maçlar için henüz oynanmadan uzun uzadıya yorum yapmaya gerek yok. Seçilen ve seçilmeyen oyuncularımız doğru, hakkı yenen yok. Yao Ming ve all star maçı hakkında sadece şuna dikkat edeceğim. Koçlardan, diğer oyunculardan ve hakemlerden ne kadar saygı görüyor. Geçen sene ki gibi bir on küsur dakikalık oyun beni kesinlikle tatmin etmez. Takas konusunda ise öne çıkan bir dedikodu duymadım henüz. Fakat Artest’in markette olduğu kesin. Ben bir hamle bekliyorum açıkçası.

Son Söz

Birkaç nokta daha (son çeyreklerdeki çöküş, 2010’a hazırlık, NBA TV’nin Rockets’a olan sinir bozucu tutumu vb.) kaldı aklımda konuşmak istediğim ama yoruldum. Onlar da bir sonraki yazıya kalsın; yazacak konumuz olsun. İki senelik bir arayı daha kaldırmaz bünyem. Herkese sevgiler ve saygılar.

PS: Ben yokken takımı ayakta tutmak adına yazı yazan Eralp Demirkul kardeşime de teşekkür ediyorum. Eyvallah biraderim.