26
Erdem GÜNDOĞDU

Orta sınıf ne yapmalı

Merhaba. Bu seneki playoffların konferanslara göre sonuçları sanırım hemen hemen belli. Bunu, serilerin şu andaki skorlarına değil, takımların güç dengesine bakarak söylüyorum. San Antonio ve Detroit'i muhtemelen finallerde göreceğiz. Bu nedenle gelecekle ilgili değerlendirme yapmak sanırım en doğrusu.

Yazımın çıkış noktası Orkun ÇOLAKOĞLU'nun son yazısı. NBA'de sadece üç-dört takımın şampiyonluğu kazanma olasılığının yüksek olduğu ve daha alt seviyedeki diğer takımların birbirine çok yakın düzeylerde olmaları ile ilgili yazısına ben de katılıyorum. Yalnız ben, Orkun'un bu durumu değiştirmek için takım bazında yaptığı değerlendirmelerden ziyade, takımların başarılı olmak için seçtikleri sistemlere dair daha genel bir değerlendirmede bulunacağım.

Yok mu başka sayı atan?!.

Başarı için seçilen sistemlerden birincisi ve belki de en klasiği, takımın bir süperstara emanet edilmesi ve kendisine yardımcı olacak oyuncularla çevresinde bir kadro oluşturulması. Önde gelen örneği tabii ki Chicago ve Jordan. Çevresine Pippen başta olmak üzere Kukoc, Longley, Harper, Rodman gibi tamamlayıcı özellikte oyuncular yerleştirilerek geliştirilen takımın neler yaptığı, kurduğu hükümdarlık ile hepimizin hafızalarında. Bu sistemi tercih eden takımlara şu anda örnek olarak Kobe'li Lakers, LeBron'lu Cavs, Yao'lu Rockets verilebilir. Doğu takımlarının güçsüzlüğü nedeniyle Detroit ile konferans finali oynayan Cleveland'ı da sayarsak, şu anda bu sistemi kullanan takımlar genel olarak şampiyonluğun uzağındalar. Sebep süperstarlarının yeterince iyi olmaması değil elbette. Onlara yardımcı olmaları için seçilmiş oyuncuların yetersiz olması. Lakers örneğinde Kobe'nin eski egoist halinden sıyrıldığını düşünürsek, diyebiliriz ki bu süperstarlar gerektiğinde arkadaşlarının skor yükünü paylaşmaları için gerekli şeyleri yapıyorlar. Ama özellikle skor üretimi konusunda diğer oyuncular genelde yetersiz kalıyor. Ne olursa olsun bu takımlar süperstarlarının eline bakıyorlar. Sadece hücumda değil elbette, savunmada ve ribaundlarda da gereken her zaman aynı şekilde yapılmıyor. Chicago örneğimizden devam edersek, ne Pippen, Kukoc gibi düzenli skor katkısı verilebiliyor, ne de Rodman gibi düzenli ribaunt ve defansif katkı yapılabiliyor.

Bir yıldız daha almaz mıydınız?

Bu sorunun iki çözümü olabilir. Birincisi çift süperstarlı sisteme geçmek (Kobe-Shaq benzeri). Bu hem mâli sebeplerden dolayı her yönetiminin tercih etmeyeceği, hem de süperstarlar arasındaki olası ego çatışması nedeniyle riskli bir yöntem (Sistemi halen Yao-Tracy ile denemekte olan Houston'da bu problem yaşanmadı. Seçilen oyuncuların karakterleri önemli rol oynuyor burada). Eğer denenecekse de, bu sistemi kurarken, çift süperstarlı sistemin genelde kısa-uzun kombinasyonu haliyle daha etkiliği olduğu gerçeği de gözardı edilmemeli. Bu nedenle bu yaz Kevin Garnett ve Jermaine O'Neal'ın, çift starlı sistemi düşünen/tasarlayan takımlar için biçilmiş kaftan oldukları konusunda sanırım herkes hemfikir. Miami'nin Shaq için takımı dağıtıp ardından bir sezon için bile olsa şampiyonluğa uzanması, uyum içinde oynayan Kobe ile Shaq'ın Lakers'larının başarıları, sanırım kimi takımların bu yöntemi seçmeleri yolunda cesaretlendirici örnekler olabilir. Tabii bu oyuncuları takıma kazandırabilmek için yapılması gereken takaslar ve bu takaslar için hangi takımın elinde ne malzeme olduğu, ayrı bir yazı konusudur (yine de, eldeki malzeme açısından en şanslı takım bence Cleveland).

Tek süperyıldızlı takımlar için bir başka çıkış yolu ise eldeki bazı oyuncuları, daha efektif olabilecek oyuncular ve üst sıralardan draft seçim hakları ile takas etmek. Kısa süperstarlara sahip takımların en azından, çok yüksek skor üretmese de agresif ve ribaundlarda etkili uzunlara sahip olmaları gerekiyor (Oberto, McDyess, Varejao). Ne olursa olsun kısa yıldızlar çok top kullanacaklardır, girmeyen her top için de ikinci bir şans getirebilecek uzun oyuncular bu tarz takımların çok işine yarayacaktır. Uzun yıldıza sahip takımların ise takviye için topla becerikli ve dış şut tehdidi fazla oyuncuları tercih etmeleri mantıklı olacaktır, tabii.

Sistem ve yıldız...

Yıllarca belirli bir sistemi mükemmel düzeyde uygulayacak şekilde kurulmuş ve geliştirilen takımlar ikinci modelimiz. Bu konuda zamanımızın güç merkezleri tabii ki Detroit ve San Antonio. Bu takımlarda, oyuncuları değişse de değişmeyen bir sistem söz konusu. Uygun koşullarda sistemleri mükemmele yakın işlediğinden, garantili, kontrolü ve tempoyu elde tutarak voynamaları nedeniyle basketbolları zaman zaman bazı seyircilere sıkıcı gelmekte. Ama sonuçta başarı geliyorsa seyirci salona geliyor ve takımlar hallerinden memnun oluyorlar. Tabii başarı için bu metodu deneyecek takımların sadece oyun seçimine değil, yönetim zihniyetine ve koç seçimine önem vermeleri gerekiyor. Örnek verdiğimiz organizasyonların yapısına dikkat edin. Kesinlikle sabırlı, tutarlı bir zihniyet söz konusu. Eğer bu tutarlılığı göze alabilecek bir yönetime sahipseniz, öncelikle doğru koçu seçip, arkasında durabilmelisiniz. Ardından takım oyununu oynayabilen, belli seviyelerdeki oyuncular bulup sağlam bir sistem (ki genelde savunma sistemi üzerine kuruluyorlar) bulduğunuz zaman, geriye sabırla bu sistemin oturmasını beklemek kalıyor.

Başarı için bu metod oldukça zor ve daha çok şehir ve yönetimin ruh yapısıyla alâkalı gibi. Detroit gibi bir şehir için bu tarz bir takım oyunu ne kadar uygunsa, Los Angeles ya da New York gibi sabırsız şehirlere de bu tarz pek de uygun olmayacaktır. Sistemin kuruluşunun zorluğuna değinmişken, Robinson ve Duncan gibi takımını kendinden önce düşünebilen iki yıldız birarada oynarken herşey çok kolay olabiliyor. Zor olan onları önce biraraya sonra sistemin parçası haline getirebilmek. Bu tip sistem takımlarının başarılarının daha uzun sürdüğü de unutulmamalı.

Sistem ve tarz...

Takım kimyası için seçilebilecek üçüncü yöntem ise Phoenix'in moda haline getirdiği, göze eğlenceli gelen, savunmadan ziyade hızlı hücumlara ve yediğinden fazlasını atmaya dayalı, tempolu sistem. Bunu tercih eden takımların olmazsa olmazı, hızlı hareket eden, bol bol hoplayıp zıplayabilen atletik oyncular. Yer ABD olunca tabii bu oyuncuların menbaındasınız ve bulmak zor olmuyor genelde. İşin püf noktası bu değil zaten.

Bu sistemi sadece 'uygulayan' ve 'iyi uygulayan' takımlar arasındaki farkı belirleyen unsur ise iyi bir oyun kurucu. Takımını hücuma hızlı kaldırabilen, arkadaşlarına en uygun pozisyonu hazırlayan ve gerektiğinde tek başına sayı bulabilen günümüzün '10 Numara' oyun kurucuları, bu tarz takımları çok üst seviyelere taşıyabiliyorlar.

Diğer seçeneklere göre daha kolay bir şekilde bu sisteme uygun takımlar kurulabilmesi ve son yıllarda bunu uygulayan Phoenix'in yakaladığı başarı nedeniyle, son dönemde bazı NBA takımları bu sistemi kurtuluş reçetesi olarak uyguluyorlar. Hele hele Golden State'in Dallas'ı masalvâri bir biçimde elemesi ile bu "Tavşan kaç!” sisteminin popüleritesi sanırım bir kat daha arttı. Ancak unutulmaması gereken bir şey var ki, bu sistem özellikle normal sezonda çok işe yaramasına rağmen, playofflarda ve özellikle finallere yaklaşıldıkça tıkanmaya başlıyor. Çünkü bu seviyelerde mücadele sertleşiyor, tempo düşüyor, rakipler daha iyi analiz ediliyor. Sonuçta bunu uygulayan takımlar belirli bir noktadan öteye gidemiyorlar. Her ne kadar bu sezon San Antonio'nun Phoenix'i elemesinin önemli bir nedeni oyunculara verilen cezalar olsa da, şahsi düşüncem, bu cezalar olmasaydı da sonucun aynı olacağı, biçiminde. Bu sistemi uygulamayı düşünen takımlar bence mevcudu kopyalamak yerine sistemi eksikliklerini zamanla giderecek şekilde kurarak bir üst basamağa taşımalalılar.

Bu yaz, hem zengin draft nedeniyle, hem de bazı takımların ve oyuncuların gidişatını değiştirmek istemesiyle birlikte, oldukça hareketli geçecek. Draft sonrasında belki takaslarla ilgili bir yazı daha yazabilirim. Yorumlarınızı eksik etmeyin.

30 MAYIS 2007


Yazarın diğer yazıları
Aslında kim şampiyon oldu?