26
Erdem GÜNDOĞDU

Aslında kim şampiyon oldu

Merhaba. Öncelikle daha ilk yazımdaki final tahminimi bana iade eden LeBron James ve Cavaliers camiasına ilk finalleri için tebriklerimi yollarken, şampiyonluğu da kazanmaları halinde “Yok artık LeBron James!” lafını esirgemeyeceğimi de huzurlarınızda belirtmek isterim.

Benim yazımsa Beko Basketbol Ligi Şampiyonluğu'nu Fenerebahçe-Ülker'in kazanmasının ardından başlayan kulüp takımı, müessese takımı ve sponsor tartışmaları ile ilgili. Şampiyonun belli olmasının ardından hemen hemen tüm forumlarda “Şampiyon Fenerbahçe mi oldu, yoksa Ülker mi?” tartışmaları sürerken, bu konuda batug.com'da da birkaç şey yazılmalı diye düşünüyorum.

Bu takım kimin?

Öncelikle baştan kabul edilmesi gereken bir şey var: İki klüp arasında yapılan anlaşma sponsorluk falan değil, bir kulübün kapanarak başka bir kulübe devredilmesi. Bu noktada durum, Ülker'in Beşiktaş ve Galatasaray'a verdiği sponsorluk desteğinden ve dünyadaki diğer sponsorluk örneklerinden biraz farklı. Dolayısı ile buna sponsorluk demek bence doğru değil. Tabii buna bakarak şampiyonluğu aslında Ülker'in kazandığını söylemek de doğru değil. Bir kere, takımda sadece Ülkerspor'da geçen senelerde oynamış oyuncular bulunmuyor. Final serisinde en önemli katkıyı yapan oyunculardan biri olan Mrsiç buna en güzel örnek. Takımın önemli oyuncuları Ülkerspor'dan gelme ve Ülkerspor'dan gelen oyuncular takımı bir üst seviyeye çıkardı, ancak tekrar belirmeliyim ki bu, takım tamamen Ülkerspor'dur demek de değil. Oyuncular açısından bakarsak durum budur.

Seyirci faktörü

Bence şampiyonluğun kazanılmasında en az Ülker'den gelen oyuncular kadar payı büyük olan, seyircilerin oluşturduğu atmosferdir. Geçtiğimiz senelerde üç büyüklerin Ülker ve Efes ile yaptığı mücadelelere baktığımızda, seyircinin inanılmaz desteği ile üç kulüp takımı da maçı belirli bir noktaya getiriyordu. Fakat maçların kırılma anlarında top el yakarken oyuncu faktörü öne çıktığından, müessese takımları oyuna ağırlıklarını koyuyorlardı. Bu seneki finalde Fenerbahçe-Ülker, arkasına aldığı seyirci desteği ile Efes Pilsen'in üzerinde gitti. Özellikle Mirsad, Ömer, İbrahim gibi havaya girdikçe performansları katlanan oyuncular için bu seyirci bulunmaz bir nimet. Efes bir yandan Ülker ve Fenerbahçe'nin oyuncularının birleşimi ile oluşan kaliteli kadroyla uğraşırken, bir yandan da seyircinin oluşturduğu atmosferle savaşmak zorunda kaldı. Tecrübesi Efes kadar fazla olan bir takım için bile bu bileşim fazla geldi, Fenerbahçe-Ülker'e direnemediler bile. Maçların teknik detayına girmek istemiyorum, ne Efes'in oyun kurucu zaafı, ne Fenerbahçe Ülker'in neredeyse her attığı üçlüğü sokarak Efes'in savunma direncini darmadağın etmesi bu yazının konusu değil. Bu tarz teknik detaylar zaten bir çok yerde bulunuyor, isteyen oralardan doya doya okusun. Bu final serisi bence teknik olarak değil, iki takımın birleşme süreci açısından tüm basketbol camiası tarafından incelenmeli ve gelecek sezonlarda başka kulüpler tarafından bazı önemli adımların atılması için ön ayak olmalı diye düşünüyorum.

Futbol seyircisinin basketbola etkisi

Hemen belirteyim ki, yazdıklarım üç kulüp takımı için de geçerlidir. Seyirci açısından bu klüplerin taraftarı arasında pek de fark yok aslında.

Basketbol izleyici seviyesi olarak futboldan daha üst düzeyde bir spordur. Halkın daha eğitimli tabakası basketbolla ilgilenir. Gerçek basketbol seyircisinin genellikle fazla fanatikliği yoktur (son birkaç seneyi saymıyorum tabii). Belki başka ülkelerde farklı olabilir ama Türkiye'de durum böyledir. Nedeni ise ligde başarı gösteren ekiplerin genelde müessese takımları olmasıdır. Türkiye'de çocuklar küçükken Fenerli, Beşiktaşlı, Galatayasaraylı olurlar ama sekiz yaşında ve Türk Telekom taraftarı olan bir çocuk duymadım ben. Ya da meselâ, okullarda futbol üzerine dönen kızdırmalar ve atışmaların Efesli ve Ülkerli öğrenciler arasında yapıldığını... Ne zaman ki kulüp takımları basketbola daha fazla yatırım yapmaya başladı, (thanks to sponsors!), bu takımların seyircileri basketbolla da ilgilenmeye başladılar. Peki sonuçta ne oldu? Yaklaşık 100 kişiyle izlenen Efes Pilsen - Ülker maçlarının yerini, tıka basa dolu salonlarda izlenen seriler aldı. İlgi arttı, gelirler de buna paralel olarak artmaya başladı. Naklen yayın için kimse ilgi göstermezken, basketbol yayınları da izlenir oldu.

Bunlar tabii ki güzel şeyler de, basketboldan pek anlamayan futbol seyircisinin maçlara gelmesiyle birlikte karşımıza, hakemlerin takımları aleyhine çaldığı her düdüğe anlamadan itiraz edip gerginliğe neden olan bir seyirci profili, maçlarda meydana gelen taşkınlıklar ve düşen kalite çıktı. Seyircinin basketbol bilgisi zaman içinde artacaktır ama basketbolun seyircisinin futbol seyircisi ile yer değiştirmesi iç açıcı bir durum değil. Futbol seyircileri ile basketbol seyircilerinin harmanlanması gerekiyor, aksi halde zaten sayıları fazla olmayan asıl basketbol seyircisi salonlara hiç gelmez olacaktır.

NBA maçlarını izlerken sadece “De-fense! De-fense!” diye bağıran bir salon dolusu insanın yerinde bizim kulüp takımlarının seyircileri olsa neler olacağını düşünmüşümdür hep (ABD'deki salonlara sığabilen seyirci sayısının ülkemizdeki büyük futbol takımlarından bazılarının stadlarındaki seyirci sayısı kadar olabildiğini ve bu kadar insanın kapalı bir yerde yapacağı tezahüratın etkisini göz önünde bulundurarak). Karşı takımın oyuncularının salona girdiklerinde yüzlerinin alacağı hali bir düşünsenize. Golden State seyircisi biraz hareketlendi diye, tüm yorumcular "Bu salon herkes için kâbus oldu" diyorlardı, hayal ettiğim durumdaki yorumlarını merak ediyorum doğrusu. Tabii bu paragrafta yazdıklarım yukardakilerle biraz çelişse de, NBA seyirsici de pek uyuz be kardeşim, tiyatro gibi de maç izlenmez ki, biraz tezahürat (küfürsüzünden) üretir insan, ne öyle koca maç boyunca anca “Beat LA!” diye bağırıyorsunuz.

Diğer kulüpler ne yapmalı?

Efes Pilsen artık bir karar vermeli. Kaç senedir tribünde bir taraftar profili oluşturamadılar, bu gidişle de oluşturmak zorlaşıyor. Amaç reklamsa başarıyorsun tabi. Ancak Ülker'in sadece Ülkerspor olarak seneler boyu yaptığı reklamın tümü, bu sene yaptığı reklam kadar değildir belki de. Klübü kapatmalarına rağmen kendileri açısından müthiş bir sene yaşadılar. Efes'in bunu da gözönüne alması gerekiyor. Durumdan memnunsan sorun yok, ama taraftar istiyorsan en kısa sürede Beşiktaş ya da Galatasarayla görüşmelere başlamalısın.

Beşiktaş ve Galatasaray'a gelince, Ülker'den aldığınız Cola Turka ve Cafe Crown paralarının tamamını basketbola ayırsanız bile şampiyonluk pek de kolay değil. Çözüm daha güçlü takımlar kurmak, daha önemlisi de basketboldaki başarıların da klüp için önemli olacağına inanmak. Tabii klüp yönetimlerinin ve taraftarlarının tek derdi futboldaki başarı olduğundan, bu gidişatın değişeceğini pek de zannetmiyorum, zihniyet olarak Fenerbahçe de farklı değil ama talih kuşu onların kapısını çalınca akıllılık edip fırsatı tepmediler.

Akşama ba-ba-cı-ğım... Unut-ma Ül-ker ge-tir!

Ülker'in sermayesinin ne renk olduğu umurumda bile değil, adamların zihniyeti ne olursa olsun yaptıkları iş legal sayılıyor ve bu ülkenin önemli sanayi gruplarından biri durumundalar. Bir basketbol seyircisi olarak beni Ülker'in siyasi-ekonomik rengi ve zihniyeti değil, basketbola katkısı ilgilendiriyor. Bu yüzden Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna "yeşil sermaye şampiyonluğu" falan demek basketbola haksızlıktır, heyecanlı bir ifadeyle ihanet dahi sayılabilir. BeşiktaşSA ve Koç-Galatasaray takımları da kurulsun, ülkedeki basketbol daha ileriye gitsin. Paranın nereden nasıl geldiği, basketbol camiasının değil devletin, Mâliye'nin sorunu bence.

Bu açıdan bakıldığında Ülker'in basketbol camiasına katkısı çok önemlidir. Tıpkı Efes Pilsen, Tofaş, Türk Telekom ve benzerleri gibi. Sanki çok fazla para veren varmış gibi bir de müesseselere laf yetiştirmek, çok mantıklı olmasa gerek.

O kadar şey yazdın da, başlığa bir cevap veremedin hâlâ?

Fenerbahçe geçen seneki kadrosuyla şampiyon olabilir miydi?

Hayır.

Peki Ülker geçen seneki kadrosuyla Efes'i böyle ezip geçebilir miydi?

Tekrar hayır. Ülker yine şampiyon olurdu belki ama ne bu kadar etkisi ve basında yeri olurdu, ne de sonuç 4-0 olurdu bence.

Sonuç olarak, iki kulüp müthiş bir sinerji yakalamışlardır ve sonuç beklenenden de iyi olmuştur. Bu nedenle şampiyon Fenerbahçe Ülker olmuştur. Ama ortada "Ülkerspor seyircisi" diye bir topluluk olmadığından işin keyfini Fenerbahçe camiası çıkarmaktadır ve rakiplerini çatlatma şansını da elde etmişlerdir. Bir Beşiktaşlı olarak durumdan tabii ki hoşnut değilim, çevremdekilere "Ülker olmasaydı rüyanızda mı görecektiniz şampiyonluğu?" diye laf yetiştiriyorum ama sonuçta yapacak fazla birşey yok sanırım. Ancak şunu söyleyebirim; tebrikler Ülker Fenerbahçe…


4 HAZİRAN 2007


Yazarın diğer yazıları
Orta sınıf ne yapmalı?