26
Erdem GÜNDOĞDU

İki asist

Herkese merhaba. Canımı en çok sıkan hangisi, bilmiyorum: Almanya gibi bir takımdan 30 sayı fark yemek mi; bu farkın rakibin vasat bir oyun ortaya koyduğu bir maçta olması mı; Tanjevic'in yanlış oyuncu tercihleri mi; oyuncuların ruhsuzluğu mu; yoksa âleme rezil oluşumuz mu?

İyi de, sorun ne?

Birincisi, yanlış oyuncu tercihleri.

Oyun kurucu mevkiinde Türkiye takımının en iyisi Kerem Tunçeri'dir. Bunun nedeni de Kerem'in üstün yetenekleri değil, tersine diğer oyun kurucuların daha da yeteneksiz olmalarıdır. Kerem hücumda fazla katkı vermeyebilir ama hiç değilse kontrollü ve düzenli hücumu organize eder, savunmada rakibi bezdirir. Ayrıca geçen seneyi de Real Madrid'de başarıyla geçirmiştir.

Arkasından alınacak adam bence Tutku'dur. Son iki senede performansını ciddi oranda artırmıştır, Kerem'le birlikte oyun kurucu mevkiini iyi doldururlar.

Bunlar dışında kalan oyun kurucularımız maalesef şu an itibariyle milli takımı taşıyacak düzeyde değiller. Belki gelecek vaadeden gardlar var ama Avrupa Şampiyonası'nda bu oyuncuların sırtına ağır yükler yüklemek, onların gelişimini ve geleceğini tehlikeye sokmak anlamına gelir, tıpkı şu anda olduğu gibi... Cenk, Hakan, Engin şu aralar yapılan yorumlarla ne hale geliyorlar, acaba düşünen var mı?

Maalesef oyun kurucularımızın yetersiz olması (oyun kurmamaları) nedeniyle düzenli hücum yapamıyoruz, sahayı hızlı geçemiyoruz, sürekli sabit/durağan bir oyun oynuyoruz ve Mithat Demirel kabiliyetindeki gardlara bedava turnike imkanı veriyoruz. Tabii bu turnike hadiseleri hakkında, zamanında oraya yetişemeyen uzunlarımıza da selamlarımı gönderiyorum.

Roller hâlâ(!) belli değil

Bana göre, oyunculara ve takıma dair koç zihniyeti iki ana tipe ayrılır: Ya oyunclar ne kadar kariyerli, yetenekli, yıldız olursa olsun herkese eşit davranılır, ya da yıldızlara farklı davranılıp onlara göre oyunlar çizilir ve el üstünde tutulurlar. Öncelikle, bizim takım bunlardan hangisi olacak, ona karar vermeliyiz, elbette "Hangisi olmalı? Hangisi olmaya daha uygun? vb. soruların cevaplarını düşünerek...

Tanjevic, 'herkese eşit davranan koç' tipine uyuyor. O zaman Hidayet ve Mehmet'in bu takımda ve bu düzende yerleri şüphe altında, çünkü onlar kendilerine farklı davranılmasını istiyorlar (bu sadece kimi yazarların iddiası değil, kimi milli takım yöneticilerinin de görüşü, doğrudur-yanlıştır ayrı mevzu, biz eldeki bilgilerle olaylara bakıyoruz). Bu mantık çizgisinde, eğer bu iki oyuncuyu kazanmak istiyorsak, onlara farklı davranılması gerektiği görünüyor, çünkü başka türlü onlardan verim alınamıyor, en azından şu anki çalıştırıcı ve yönetici kadrosu tarafından.

Burada tartışılması gereken şu; hakikaten bu oyuncular yıldız seviyesindeler ve el üstünde tutulmayı hakediyorlar mı, yoksa yetenekli ama yıldız olmayan oyuncular mı? Cevabı bulmak için yakında bir yıldız bakalım ve oyuncularımızı karşılaştıralım...

Hay Allah, yakında da Nowitzki varmış! Hemen inceleyelim... Nowitzki NBA'de Dallas'ın birinci skor opsiyonu, her yıl sayı krallığında üst sıralarda, senelerdir All-Star oluyor (ilk beş başlayacak kadar oy alamasa da) ve sadece Almanların değil Amerikalıların da yıldız kabul ettiği bir oyuncu.

Peki bizimkiler? Mehmet Utah'ta Boozer'dan sonraki skor opsiyonu, çok iyi oynadığı bir sezonda dahi sakatların yerine All-Star olabildi... Sonuç olarak, şu an için, yetenekli ve değerli, gelecek vaadeden ama yıldız kabul olmayan bir oyuncu (iyimser bir bakış açısı için burada 'henüz' kullanılabilir). Hidayet ise tüm takımlarında tamamen bir rol oyuncusu. Gerektiğinde kısa süreler için takımın birinci skoreri ama çoğunlukla başkalarından sonra geliyor, All-Star'ın yanından bile geçmez... Özetle, her takıma lâzım olabilecek, çok yönlü ama yıldızlıktan uzak bir oyuncu. Yani bu demek oluyor ki, NBA'de oynayan her oyuncu star değildir ve farklı davranılmayı haketmez. Ha, NBA'de oynuyor yahut iyi oynuyor diye buradan bakan kimilerine yıldız gibi görünebilir ama Avrupa Şampiyonası gibi arenalarda daha ziyade NBA kriterleri biraz daha geçerli ve gerçekçi olur.

Bu nedenlerle, takımda herkes artık yerini bilmeli, rolünü kabul etmeyenlerle de yollar ayrılmalıdır. Tabii yetenekleri kısıtlı oyuncularla sırf savaşarak belli bir yere kadar gelinir, çizginin ötesine geçebilmek için üst düzey yetenekli oyuncular gerekir... Ama burada, elindeki malzemeyi tartıp nereden feragat edeceğine iyi karar vermek gerekir. Aksi halde ne dominant oyuncular fayda sağlar, ne de diğer oyuncular savaşır.

Bu söylediklerimle Mehmet ve Hidayet'i suçlamıyorum. Asıl suçladığım, rol bazındaki bu dağılımı senelerdir yapamamış idari kadrodur.

Hazırlık süreci

Hazırlık kampları takımın kaynaşması, oyuncuların birbirlerinin tarzlarına ve birlikte oynamaya alışması ve en önemlisi de koçun istediği oyun düzenini sahaya yansıtmayı öğrenmeleri için yapılır. Eğer Tanjevic'in istediği oyun düzeni golf ile aynı hıza sahip bir sistemle el üstünden pota dövmekse eğer, kamp çok başarılı geçmiş, tebrik ederiz!

Bu kadar uzunca bir süre bu basit beceriler nasıl kazanılamaz, nasıl milli takıma doğru dürüst bir hücum düzeni kazandırılamaz, anlamış değilim. Efes Pilsen World Cup'te genelde final oynuyor ya da şampiyon oluyoruz ama arkasından asıl turnuva başlayınca, takım sanki hiç kamp görmemiş de yeni biraraya gelmiş gibi oynuyor.

Acaba kampı Efes Cup'a göre mi yapıyorlar ki, bu turnuvadan sonra oyuncular sudan çıkmış balığa dönüyor?

Kenar yönetimi

Bir hazırlık maçında dahi bu sıklıkla oyuncu değiştirilmesi tuhaf kaçar, oyunu olumsuz etkiler. Doğru dürüst maça ısınanamamış oyuncunun yerine giren oyuncu da doğru dürüst maça ısınamadan tekrar dışarı çıkıyor... Hücumda sıkıntımız olduğu anda savunma yönü ağır basan oyuncular giriyor... Diyeceğim ki sıkı savunma ve arkasından fast-break amaçlanıyor. Yok, hayır. İyi savunmaın ardından yürüyerek sahayı geçip set hücumuna dönüyoruz. Birileri hâlâ turnuvanın başladığının farkında değil sanırım. Tamam takım daha baştan sistemi olmadığından, iyi bir kamp dönemi geçirmediğinden maçlara yenik başlıyor ama sen de takımını iyi yönet, farklı birşeyler düşün, biz de diyelim ki "Herşeyi denedik, olmadı." Bizim koç "herşeyi denemek"ten, tüm oyuncu kombinasyonlarını denemeyi anlıyor gibime geliyor, başka türlü bu kadar sık oyuncu değiştirilmez. "Oyun sıkıştığında moral kazandıracak bir oyun çizilsin de takım kolay sayı bulsun" diyeceğim, o da yok. Koçluk sadece oyuncu değiştirmek demek değil ki.

Çözüm ne?

Öncelikle, Çekleri bu akşam ister 40 sayı farkla yenelim, istersek yenilelim, bu işin böyle gitmeyeceği ortada. Tanjevic bu başarısızlığın sorumlusudur ve bu takımın başına artık başka biri getirilmelidir.

Yeni koçun seçiminde, önce takım yapısının nasıl olacağına karar verilmeli, yukarıda bahsettiğim roller üzerine düşünülmeli, buna göre, player-coach tarzı oyuncuları takımın üstünde tutan bir koç mu aranacak, yoksa başka bir tipte koç mu düşünülecek, buna karar verilmelidir.

Bu kararın alınmasında acele edilmeli çünkü ülkemizde düzenlenecek şampiyonaya çok az kaldı. Yapısal değişiklikler için 2010'a kadar zamanımız var, ki bu süre, yapılması gereken iş açısından bence çok kısıtlı. Elimizi çabuk tutmamız lazım.

Peki biz aslında kimiz?

Türk Milli Basketbol Takımı, Dünya Basketbolunda aslında nerede? Biz hakikaten Avrupa'da korkulacak ve turnuvalarda şampiyonluk adayları arasında gösterilecek bir takım mıyız, yoksa güçlü ama ne yapacağı belli olmayan süpriz bir takım mıyız, yahut hâlâ bir ekolü olmayan ve 1979-80 jenerasyonu ile bazı başarılar yakalamış ama aslında fazla şişirilen bir takım mıyız?

Gerçek şu ki, Türkiye'deki Avrupa Şampiyonası'nda gösterdiğimiz final oynama başarısı, aslında müthiş bir motivasyonun ve inanmışlığın eseri, ki evsahipliğinin çok etkili avantajı ve getirileri asla gözardı edilmemeli. Ancak daha sonraki turnuvalarda bu denli kendimize güvenli ve motive oynamadık.

Bence biz, saydığım üç kalıptan ikincisine uyuyoruz; belli bir kalitede fakat başarısı tamamen o turnuvadaki motivasyonuyla havasına bağlı bir takımız, ne yapacağımız belli olmuyor, bazen olmadık maçları kazanabiliyoruz, bazen de önceki gün Almanya karşısında olduğu gibi saçma sapan işler yapıyoruz. Turnuvalardan önce halkı gerçekçi beklentiler içine sokarsak, daha sonra sonuçları sağlıklı ve sakih karşılama zemini hazırlamış oluruz.

12 Dev Adam

Bu lakap ve marş çoktan miyadını doldurdu bence. Bunu, gelen başarısızlıklar nedeniyle, oyuncular bunu haketmediği için vs. söylemiyorum, sadece senelerdir aynı nakaratı dinlemekten bıktım.

Bu ülkede çok yetenekli reklamcılar, imaj uzmanları var, otursunlar basketbolu bilenlerle kafa kafaya verip yeni, renkli, ilginç ve zekice birşeyler bulsunlar, ben artık bu lakaptan ve hele de şarkıdan usandım.

5 Eylül 2007