YABANCI ETKİSİ

 

Mesut ULUKÖK
13 Aralık 2008, Cumartesi

 

Merhabalar basketbolu seven sevgili batugseverler (kötü bir giriş oldu, evet). Ana sayfa açılalı yaklaşık 1.5-2 aylık bir zaman geçti bildiğiniz üzere. Bu zaman aralığında siteye yazar alımı yapıldı, edildi. E, arada kendi ligimizdeki takımlara özel yazılar da yayımlanmaya başladı. Efes Pilsen, Beşiktaş Cola Turka derken biz de Galatasaray Cafe Crown’a girelim bari dedik. Yazıya konu olan takımın ismi üzerinde pekçok tartışma olmasından mütevellit, şimdiden yazı boyunca takımın ismini hep “G.Saray Cafe Crown” olarak yazacağımızı belirtelim. Başlayalım artık. Are you ready?

Geçen yıl takip eden birisine sorsanız, “G.Saray Cafe Crown hakkında tek bir şey söyleyin” diye, sanırım size tek kelimeyle “savunma” derdi. Gerek kadro yapısı, gerekse Murat Özyer’in oyun stili itibariyle her daim mücadele eden, hücumda yokları da oynasa savunmasıyla ayakta kalmaya çalışan bir takım vardı geçen yıl. Bu söylediklerimize argüman olarak da G.Saray Cafe Crown’ın normal sezonu en az sayı yiyen takım olarak bitirmesini gösterebiliriz. Sürekli tartışma konusu olan bir şey var ligimizde: Yabancı oyuncuların göstereceği performans mı daha önemlidir, yoksa Türk oyuncuların mı? Bunu tartışma konusu haline çeviren ligdeki Türk oyuncuların yabancı oyunculara göre daha kaliteli olması değil elbette. Şimdi, öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Türkiye’deki takımların hepsi transfer ettiği yabancı oyuncularla bir sistem, basketbol kafası oluşturuyor. Geriye kalan Türk oyunculara da o sistemin içerisine girmeye çalışmak, rol oyuncusu olmak düşüyor. Bu minvalde aykırı örnekler de var tabii. Misal geçen sene Alpella, bu sene Darüşşafaka. Bunun yanında ligdeki takımların çoğu yabancılarının performansına göre sürükleniyor. Eh haliyle farkı yaratan da takımlardaki Türk rotasyonu oluyor. En basit örnek olarak geçen sezonki final serisini gösterebiliriz mesela. F.Bahçe Ülker’in elinde pota altı gücü olarak Oğuz Savaş, Semih Erden, Ömer Aşık bulunurken, Türk Telekom’un yalnızca Adem Ören’le sınırlı kalması, F.Bahçe Ülker Mirsad Türkcan, Ömer Onan gibi alternatiflere sahipken, Türk Telekom’un kaşarlanmış Haluk Yıldırım’ın eline bakması gibi. Tutku da bir yere kadar değil mi ama?

“G.Saray Cafe Crown dedin, zencili çıktı dostum” gibi bir durum oluştu ama girince kaptırdık kendimize işte, ne yapalım. Yukarıdaki paragrafta yazdığımız bir dolu cümle arasından, Türkiye’deki takımların hepsi transfer ettiği yabancılarla bir sistem, oyun kafası oluşturuyor cümlesini cımbızla çekip alalım. Şimdi, dediğimiz gibi Alpella, Darüşşafaka gibi bunlara aykırı örnekler var. Lakin çoğu takım yabancılarına bel bağlamış durumda. Yazdıklarımıza G.Saray Cafe Crown özelinde bakalım. Ne dedik en başta? G.Saray Cafe Crown’un geçen sezonki kadrosu Murat Özyer’in kafasındakilere uyuyordu. Özellikle yabancı oyuncuların uyumu çok önemli bu noktada. Düz mantık gidelim. Marshall Strickland’da Dee Brown sertliği görüyor muyuz? Andrija Zizic’te, Milan Gurovic’te Chris Owens, Charles Gaines sertliği görüyor muyuz? Cevabı kesin olarak “hayır” bunların. Biraz Antonio Graves biraz da Dejan Milojevic bu kategoride. Onların performansı da malum işte. G.Saray Cafe Crown’ın şu düştüğü halin en büyük sebeplerinden biridir bu. İsim isim bakıldığında fersah fersah önde geçen seneki kaliteye oranla yabancılar. Ancak takımın yapısına uymuyorlar işte. Bu yapıya uymadıkları gibi, bu yapıyı bozuyorlar da. Öyle olmasa geçen yıl yarı final görülen kupada, ön elemede 90+ sayı yenmesinin (tam sayısını öğrenmek için açıp bakıp sinirlerimi bozmak istemedim bir daha) başka nasıl bir sebebi olabilir ki? Var elbette başka sebepleri, geleceğiz onlara da.

Andrija Zizic zaten gidici. Gitti diyelim biz ona hatta. En son geçen haftaki Kepez Bld. maçında kadroya alınmadı, durumu netlik kazanana kadar da kadroya alınmayacak. Aynı şekilde Marshall Strickland da öyle. Rashid Atkins’in gelmesiyle beraber Kepez Bld. maçında 1 saniye bile forma şansı bulamadı. Cüneyt ile Atkins süreleri yarı yarıya paylaştılar. Mükemmel değil ama ligi götürebilecek guard rotasyonunu kurdu G.Saray Cafe Crown. Atkins de G.Saray Cafe Crown kariyerine iyi bir başlangıç yaptı attığı 12 sayıyla.

Bunların haricinde taraftar kapılmış bir Milan Gurovic rüzgarına, gidiyor öyle. Şu alınanlar arasında Antonio Graves ile birlikte en sevindiğim adam oldu geldiğinde. Ancak bazı gerçekleri de konuşmak gerekiyor tabii. İyi oynamadığı maçlar olmadı mı Gurovic’in? Elbette oldu. 15 maç yapmışsa G.Saray Cafe Crown, sayarım kafadan 5-6 tane 15-20 sayı yaptığı maçları. Gel gelelim, geriye kalan maçlarda, yani oynanan maçların yarısından fazlasında takımı sahada sattı tabir-i caizse. Attığı şutlar girmeyince dayanılmaz bir hal alıyor Gurovic. Sizi rezil de eder vezir de, öyle bir adam. 2.07 boyu var, ki bir 3 numara için çok çok iyi. Yeri geldiğinde el üstünden şut sokacak, içeriye girip adamının üstünden rahatça turnikeyi bitirebilecek boya sahip ama üç sayıya kalkarken yediği blokların haddi hesabı yok, doğrudürüst içeriye penetre ettiğini de görmedim. Asisti, ribaundu, top çalması da yok. Kısacası skor dışında oyunun diğer alanlarda neredeyse hemen hemen hiç yok. Bu da Gurovic’i kötü şut attığında dayanılmaz hale getiren şey. Ama her şeye rağmen Gurovic gibi bir oyuncuya şut hazırlanmadığını, onun üzerinden herhangi bir set kurulmadığını da söylemek gerek. Oynatacak adam lazım kısacası, ama o da yok takımda…

Milan Gurovic, Andrija Zizic gibi şaşalı isimlerin yanında bir de Antonio Graves var, ki biraz önce Gurovic için bahsettiğimiz all-around tanımına cuk diye oturuyor. Boş kalırsa ceza üçlüklerini atar, içeriye penetre edip dışta oynayan arkadaşlarına pozisyon hazırlar, içeriye penetre edip kendi bitirir, asist yapar, top çalar, muazzam savunma yapar. Bunların üstüne Strickland ve Cüneyt sıçınca kurtar bizi abi diyerek 1 numaraya kaydırılır, onu da layıkıyla oynar.(Atkins transferinden sonra verimi daha da artacak tabii, artık böyle bir durum söz konusu değil) Transfer edildiğinde üvey evlat muamelesi gördü Galatasaray taraftarları tarafından, lakin o olmasa ne durumda olur takım, bilemiyorum. Kanım da ısındı kendisine ama sezon sonunda bu performansıyla garanti gider daha iyi bir yere. (Graves sayı krallığında da 19 sayı ortalamayla beşinci sırada)

Bu yazıyı burada keselim. Devamını müsait bir zamanda getiririz. Nelerden bahsedeceğiz önümüzdeki yazıda? Murat Özyer, sezon başındaki Ülker-Telekom karmaşası, yapılacak olan muhtemel pivot transferi, teknik danışmanlık görevine Koray Mincinozlu’nun getirilmesi, G.Saray Cafe Crown’un o günkü mevcut durumu... Gündem yoğun yani. Şimdilik hoşçakalın.

Not 1: Marshall Strickland, Milan Gurovic ve Antonio Graves’in G.Saray Cafe Crown formalı doğru düzgün bir resimlerinin olmaması da apayrı…

Not 2: Kepez Bld. maçında yaşanan skorbord rezilliğine ne demeli? Darüşşafaka yöneticileri Galatasaray taraftarıyla uğraşacağına, ön sıraları boşaltacağına salonuna adam gibi bir bakım yaptırsın. Evet, üç takım bu salonda oynuyor. Hafta içi G.Saray Cafe Crown oynuyor burada, haftasonu G.Saray Cafe Crown, Efes Pilsen, Darüşşafaka Cooper Tires... Lakin sen kira parasını alıyorsan, vaadettiğin hizmeti de vermek zorundasın. Pek fazla şaşırmıyorum ama, haşat oldu iyice zaten salon.