ARŞİV
13 Aralık 2008
 

SORULAR ÇIĞ GİBİ

 

Mesut ULUKÖK
20 Aralık 2008, Cumartesi

 

İlk yazının sonunda, önümüzdeki yazıda bahsedeceğimiz konuları falan sıralamıştık ama güzel Türkiye’m, sağolsun, bizi başka ilginçlikleri konuşmaya itiyor. İlk yazının sonunda  diyerekten iliştirmiştik skorbord rezilliğini. Gün geçmiyor ki garip bir şey daha yaşanmasın diyerek Reha Muhtar moduna girdikten sonra, önce garip olan haberi verelim, sonra kısa bir haber turuna çıkalım. Gerçi takım için o kadar fazla söylenecek şey var ki, kısa bir turdan çok ötesine geçebiliriz.

 

Haber şu; bir önceki hafta Ayhan Şahenk Spor Salonu’nda yaşanan skorbord rezaleti dolayısıyla maçı bir gün ertelenen G.Saray Cafe Crown, Cumartesi akşamı Mersin BŞB. karşısına çıkıyor. Maçın başlangıç saati 18.00. Bu saat sözde saat tabii. Mersin’de pota kırılıyor. Nasıl olur demeyin, bildiğin kırılıyor işte. Potayı kıranın kim olduğu hakkında herhangi bir bilgi yok ama bu sezon gelen tüm başarısız sonuçları Marshall Strickland’e bağlayan, dünya yıkılsa Strickland’den bilecek olan Galatasaray taraftarı profilinin forumlarda bu olaydan Strickland’ı sorumlu tuttuğunu görünce (esprili bir dille tabii) basıyorum kahkahayı. Strickland kadroya falan da alınmamış zaten. Neyse, bu absürd olay sebebiyle maç yaklaşık bir saat geç başlıyor. Olaya “Türkiye işte âbi, neremiz doğru ki” gibi yaklaşanlar olduğu gibi, benim de içinde bulunduğum ikinci bir grup, takıma gusül abdesti almasını öneriyor. Nedir bu kardeşim, iki haftadır aynı takımı mı bulur tüm aksilikler?

 

Marshall Strickland’ın adı geçmişken üzerine iki laf etmeden olmaz. Her ne kadar esprili bir dille söylense de, salondaki potanın kırılmasından sorumlu tutacak kadar hedef gösteriyor Galatasaray taraftarı, Strickland’ı. Günah keçisi, tüm yenilgilerin sorumlusu oluverdi adam bir anda. Mahallede futbol, basketbol oynarken (genellikle futbol) hani topu getiren çocuk olur, ne kadar uyuz ne kadar beceriksiz olsa da oynar illa. Sesini çıkaramaz kimse topun sahibinin o olması sebebiyle. İstediği gibi cirit atar maç içinde, dinamitler bir güzel takımı. E, Strickland böyle değil ki. Adama G.Saray Cafe Crown’dan teklif gelmiş, kabul edecek tabii. Murat Özyer de memnun ki (neresinden memnunsa) oynatıyor, Strickland ne yapsın? Herkes farkında onun rezil oynadığından ama her kaybedilen maç sonrası 15 dakika oynamış, üç şut kullanmış Strickland’e laf atarak olmuyor maalesef işler. Sorun daha başka yerlerde.

 

Takımın dört numaradan oyun kuracağından falan bahsediyordu sorumlulardan biri de. Murat Özyer’in karakterine saygı duyulabilir, Galatasaraylılığı takdir edilebilir ama Ertuğrul Sağlam geyiği de yapacak değilim şu durumda. Geçen sezon sınırlı hücum setleri, sınırlı kapasitede hücum oyuncuları vardı G.Saray Cafe Crown’ın. Sayı atmakta sıkıntı yaşadığı maçlar da çok oldu ama bundan hiçbir zaman çok fazla şikayetçi olmadım. Kafasında daha çok savunmaya dayalı bir oyun şablonu var Özyer’in, en azından onu uyguluyor diyordum. Yani savunma takımıydık diyebiliyordum ben rahatlıkla. Kaldı ki, gününde olduklarında Chris Owens ve Robert Hite’dan biri takımı hücum anlamında da oldukça rahatlatıyordu. Ya şimdi? Şöyle basketbol oynayacağız, böyle basketbol oynayacağız diyerekten işin savunma tarafında yumuşak, kalıpsız oyuncuları doldurduk takıma. Geçen sezon Charles Gaines, Chris Owens, Hüseyin Beşok ve zaman zaman Fatih Solak ile savunulan bir pota altı vardı. Şimdi Dejan Milojevic, Hüseyin Beşok, Andrija Zizic’le götürmeye çalışıyoruz. Arada Cemal paşamın keyfi yerindeyse fena oynamıyor ama o fiziğine rağmen o da savunmada yeteri kadar etki gösteremiyor. Reva mı bize bu hocam? Dört numaradan oyun kurabiliyor muyuz bari hocam? … hocam? … hocam?

 

Pota altındaki sorun çok ciddi ve incelenmesi gereken bir sorun. Zizic hangi alemlerde belli değil ama sahada olmadığı kesin. Geriye üç isim kalıyor elde. Cemal kenardan geliyor, Hüseyin ve Milojevic ilk beş başlıyordu ki Mersin BŞB maçında Milojevic’in de sakatlanmasıyla birlikte, canlı skordan takip edebildiğimiz kadarıyla son derece komik durumlar çıktı ortaya. Özellikle Hüseyin bu sene çok başka. Tamam, artık yaşın kemale erdi, ayakların taşımıyor seni, zaten geniş bir oyuncu da değilsin, savunmada sıkıntı yaşıyorsun. Anlıyoruz bunları, senden kaynaklı olmadığını da görüyoruz ama alakasız şekilde salladığın üçlükleri, gereksiz yere denediğin fadeaway şutları anlamıyorum, anlamayacağım da. Son birkaç maçtır ilk beşte çıkıyor, istatistikleri de gayet iyi denilebilecek seviyede. 15 sayı, 10-15 ribunt civarlarında geziniyor son maçlarda. Maç istatistiklerine bakıp iyi oynamış be adam, takımın gerisinde iş yokmuş der muhtemelen herkes, ama skor yorumları çok da sağlıklı değil tabii. Buradan gece maçı izlemeyip, sabah kalktığında istatistikleri yarım saat boyunca inceledikten sonra paragraf dolusu maç yorumu yazanlara sesleniyorum. Yapmayın lütfen, rica ediyorum.

 

He, Mersin maçındaki komik durumlar demiştik dimi, devam edelim oradan. 4 ve 5 numaralarda Hüseyin ve Milojevic ile başladı Özyer. Milojevic diz sakatlığı sebebiyle oyunu terk etmek zorunda kaldı. Erdem’in de dudağı patladı. Cemal-Hüseyin ikilisiyle götürmeye çalıştı G.Saray Cafe Crown burayı, Cemal de beşledi faulleri. O sırada Erdem oynayabilecek duruma gelip oyuna girdi, ama iki dakikada üç faulden başka bir şey yapmadı o da. Sonuç? Transfere tonla bütçe ayıran, basketbol şubesine o kadar para harcayan Galatasaray, son periyodun yani maçın en önemli diliminin büyük bir kısmını 4 ve 5 numaralarda Gurovic-Hüseyin ile oynamak zorunda kaldı. Onun sonucu? Kimani Ffriend gibi bir adam coşmaya başladı. Maç sonucu? Kazanıldı neyse ki, ama neyse ki diyerek geçiştirilemeyecek şeyler bunlar. Atkins-Cüneyt-Graves-Gurovic-Hüseyin. Nasıl bir beştir bu ya rabbim, şakadan da öte. Açıklama gelmiş kulüpten, Beşiktaş Cola Turka maçına kadar pivot transferi yapılacağına dair. Ne diyeyim, inşallah. Yapılmazsa o transfer; Cevher, Mims falan delik deşik eder orayı. Adem Ören kariyer maçını oynayabilir misal.

 

Kopuk kopuk gidiyoruz ama ne yapalım. Elde malzeme çok, hangi birini alt alta dizeceğini şaşırıyor insan. Yine Strickland geyiğine geri dönüş yapalım. Veya boşverin, biz direk Atkins’e geçelim. Kepez Belediyesi maçında ilk kez çıkmıştı sahneye, devam ettiriyor iyi performansını, arttırarak. Eurochallenge Cup maçında (kupa demeye bin şahit ama sırasını beklesin, buna sonra geleceğiz) fena oynamamıştı, Mersin maçında da gayet iyiymiş hem istatistiklere bakıldığında, hem maç görüşleri okunduğunda. 18 sayı, sekiz ribaunt, altı asist ve üç top çalma ile oynamış; vallahi ben sene başından beri Cüneyt artı Strickland’ın bir maçta bu istatistiği yaptığını hatırlamıyorum. Strickland’ın ligde attığı toplam sayı yedi zaten.

 

1 ve 2 numarada çok fazla sıkıntı yok. En azından 4 ve 5 numaralara baktıkça iki rekât şükür namazı kılmak geliyor insanın içinden. Ama 3 numarada da belirgin bir sıkıntı var. Gurovic hakkında yazmayacağım yine uzun uzun, geçen yazıda yazdıklarımın tekrarı olacak. Şimdi nasıl bağlayacağımı şaşırdım, Ahmet Çakar üstadı sokayım araya. Bi’ flipper vardı, ne oldu ona? Flipper dediğimiz, Tufan’la Polat işte. Polat Kocaoğlu’nun transferine de pek anlam verememiştim ama görmek lazım yine de. Lakin sakatlığı izin vermiyor. Birkaç hafta diyorlar; bekleyip göreceğiz. Ama şu Tufan çok önemli eksiklik, öyle böyle değil. Geçen sezonu tamamen sakat geçirdikten sonra, bomba gibi geliyorum modundaydı ama bu sezon da bitti onun adına. Yok yani, Tufan’ı tanımasak yatıyor adam abicim, diyeceğiz.

 

Bu Eurochallenge Cup saçmalığı neyin nesidir acep? Geçen sene ULEB Cup’ta yarı final oynamış takım, bu sezon o kupada ön elemede elenmiş, Eurochallenge Cup’da mücadele edecek kadar düşmemeli düşüncesiyle söylemiyorum bunu. Aksine bu kupada alınan sonuçlara bakıldığında, G.Saray Cafe Crown’un dördüncü bir kupaya düşmesi gerektiğini söylerim ben. “Galatasaray gibi büyük bir camianın, futbolun Inter-Toto’sunda oynaması ayıptır, çekin şu takımı!!!” diye isyanlar gördüm de bazı yerlerde, belirteyim dedim. Ha, çekin şu takımı kısmına katılırım. Daha doğrusu; ne işine senin Eurochallenge falan abicim, bırak boşver, kupanın adını yazması bile ömür alıyor zaten. Veya, madem katılmaya karar veriyorsun, o zaman adam akıllı oyna bari. İki deplasmanda toplam 45 fark yiyip, kendi evinde kazandığın tek maçı da uzatmada kazanacaksan katılmanın anlamı ne? Silah dayamıyorlar kafana, sahada izleyince görüyor herkes bu takımın zoraki çıktığını oraya, zor değil bunu görmek. Bunun deplasman seyahati var, yorgunluğu var, cartı var, curtu var. Gurovic 33 yaşında, Hüseyin’in de bir o kadar, Atkins de aynı şekilde. Madem katılıyorsun, bari bu adamları götürme, gençlerle takıl. Sonra Kepez maçında Traktör tabii domine eder Hüseyin’in olduğu pota altını.

 

Bir de Ülker-Telekom olayı var ki, ta en başta yazdığımız Strickland’e kadar uzayan. Ülker takımı dağıttıktan sonra kendi bünyesinde yetiştirdiği Murat Özyer’i sponsor olduğu üç büyüklerden birine antrenör yapma peşindeydi, G.Saray Cafe Crown oldu bu. Murat Özyer’in coaching’i hakkında konuşmayacağım bir daha bir daha. Bu sezon başı yaşanan Telekom-Galatasaray birleşmesi haberleri malumunuz. Olacak gibi duruyordu ki, bana göre bu sezon sonunda gerçekleşecek bu birleşme, orası ayrı. G.Saray Cafe Crown da Telekom’a güvenip, Özyer’e ve Ülker’e bir güzel koydu postayı. Sonra Erman Kunter’i getirme çalışmalarına da başladı derken, Telekom işi yatınca 180 derece terse döndü tekrardan Galatasaray. Ülker, Özyer’in görevden alınması halinde sponsorluğu çekmekle tehdit edince Galatasaray’ı, boynu bükük sözleşme yenilendi Özyer’le. Boynu bükük falan diyoruz da, masumane anlaşılmasın bu. Galatasaray’ın bir sponsorluk uğruna bunları yapması hiç hoş gelmiyor bana açıkçası. Bu karmaşada yorum yapmanın gereksiz olduğu bir Murat Özyer var. Kulübün seni resmen kovmuş, istememiş, sözleşmeni yenilememiş, sonra mecbur kalınca (mecbur kaldığını da düşünmüyorum tam olarak Galatasaray’ın) senin ayağına geliyor, sen de kabul ediyorsun. Sonra Özyer kalır, Strickland’ı transfer ettirir, bir Allah’ın kulu da çıkıp Özyer’e, “hocam ne Strickland’ı Allah aşkına, yapma etme gözünü seveyim” demez, ki bunu en başta demesi gereken Ahmet Dedehayır, Özyer ısrarla Strickland’ı kötü oyununa rağmen sahada tutar; sonra forumlarda taraftar Strickland’e basar kalayı işin en kolay tarafına kaçarak. Özyer’in kalmasını sağlayan ne? Bu sponsorluk olayları vs. Eh, ne demek istediğimizi anladınız işte. Arada kaynamasın Özyer’in bu kadar şey üzerine teklifi kabul etmesi. Pes vallahi hocam, coaching olayını falan geçtim ama sen tanıdığım(ız) kadarıyla karakterli bir insansın da, yakışmadı sana.

 

Teknik danışmanlık da moda oldu Galatasaray’da. Zaten idari menajer, teknik danışman, bilmem ne menajer derken yığınla meslek çıktı, karıştırıyorum hepsini. Levent Topsakal’dı bundan önceki teknik danışman. Gönderildikten sonra, para sorunları var diye yazılıp çizilmişti. Bunun üstüne, bir yenisi daha geldi: Koray Mincinozlu. Murat Özyer ile sınırlı kalmasın pes vallahi durumu, Galatasaray Basketbol Şubesi’ne komple pes. Ben de pes ettim hatta, yeter bu kadar.

 

Beşiktaş Cola Turka, Fenerbahçe Ülker, Aliağa Petkim ve Türk Telekom ile oynayacağız ilk devrenin son dört haftasında sırasıyla. Şu gidişatta bu maçlardan çıkacak iki galibiyete razıyım ben. üç galibiyet ekstra olur, üç tane kaybedersek de sürpriz olmaz. dört maçlık dönemden sonra genel bir değerlendirme yaparız yine, o maçlar üzerinden giderek.

 

Sevgili renktaşlarıma bu noktada tavsiyem, basketbolu falan bırakıp Lincoln’e odaklanmalarıdır.

 

Not: Yazılar çok kısa bir süreyle arka arkaya geldi, farkındayım. Geçen yazıyı hem başlangıç yazısı olmasından dolayı, hem de o sıralarda biraz daha vakit darlığımın olmasından dolayı biraz kısa tutmuştum. Böylelikle, güzelce tamamlamış olduk genel değerlendirmeyi…