Basketbol
Batuğ Ş. EVCİMEN
 

Türkiye yoksa basket de yok!

Sabah tuvalette açtım gazetenin spor sayfasını -ismi lâzım değil ama ben vereceğim yine de; Milliyet-, acaba ne yazmışlar dün oynanan çeyrek final ve bugün oynanacak yarı final maçları hakkında, diye... Bir, iki, üç, dört sayfa... Yoksa beş miydi? Tek satır göremedim. Sayfaların üzerinden iki kez daha geçtim -etti üç- her seferinde daha yavaş ve iyi bakmaya çalışarak. Nafile... Attım bunu yere, diğer gazeteyi aldım, baktım neymiş; hmm Radikal ısmarlamışız bugün, iyi, vardır onda bir haber, bir yazı... Yaa, nah var. Çok beklerim ben daha. Gündemden Kısa Kısa tek sütununun dibinde üç-beş satır, o da, "Litvanya yarı finalde" diye, ikinci maçın skoru dahi yok ortada. Şimdi ofisten bu iki gazetenin internet sitelerine baktım, hatta bir de Hürriyet'in; vaziyet aynı, tıs yok. Özellikle bu gazeteleri eleştirmek için yazmıyorum. Daha bir çok gazete var, hepsine de bakmadım. Bunlar böyleyse onlar nasıldır, diyecek de değilim, öyle varsayımla eleştiri de olmaz. Tespit yapmaya çalışıyorum sadece sinirlenmeden ve altını çiziyorum tekrar: Medyanın iki-üç gün öncesine kadarki yayınlarını, haberlerini hatırlayın. Ve işte, tüm zevki, heyecanıyla yarı finallerin oynanacağı bugünde, iki-üç gazetemizin spor sayfalarının hali... İyi görün arkadaşlar, bunların basketbolu takip etmesi, üzerinde düşünmesi ve güya işleyip sporsevere aktarmaları, bu kadar oluyor. Beni şaşırtmıyor, maçların istatistik tablolarını bile daha hâlâ doğru dürüst vermeyi başaramayan-beceremeyen-keşfedemeyen spor/basketbol gazetecilerinin, Avrupa Şampiyonası'nın yarı finallerini idrak edemiyor olmaları. Üzüyor ama. Merhaba, bu arada.

İlk çeyrek final maçında, Rusya ikinci çeyrekte Fransa'nın vaziyeti çözer gibi oldu, bana göre. Ortada bir Fransa takımı yok, Parker'ın liderliğini kabullenmiş bir grup kabiliyetli ve zıplak oyuncu var. Almanya gibi, liderin etrafında takım olmuş değiller fakat. Bu olmuyor zira liderleri Nowitzki gibi bir oyuncu değil. O karakterde olsa, bir de zaten gard, elemanları takım haline getirebilir, takım halinde oynatabilir Parker. Fakat değil, o başka bir karakter. Ben bu sebeple onu oyun kurucu olarak görmedim, göremiyorum. Takım oynatmayı, oyun kurmayı bilmediğinden değil, yapmadığından. Ender gibi. Neyi nasıl yapacağını biliyor olması farketmez, sahada yapmadıktan sonra, ben onu point guard diye çağırmam.

Evet, takım olamasalar dahi oyuncularının aralarında sorunsuz hiyerarşi bulunan Fransa'da Parker oyundayken hücumun hâkimi o. Nasıl arzu ederse artık. Lütfedip topu elden çıkarırsa da, takımda herkes kafasına göre takılıyor. Türkiye'den daha kısır hücum organizasyonu var, diyeceğim, organizasyon kelimesini kullanmaya kıyamadım. Savunma mâlum, o da adam adama. Ama savunmadı sırıtmıyorlar o kadar, hücumdaki gibi. Çünkü elemanlar genç, gayretli, birkaçı NBA görgülü, aralarında takım olamama dışında bir sorun da yok, ki bu onlar için sorun da değil gördüğüm kadarıyla. Ancak savunmada yardımlaşma alışkanlıkları yoktu. Sokak basketbolu oynayan iyi ve genç profesyonellerden kurulu bir takım, diye tanımladım kendime Fransa'yı. Rusya'nın kenardan iyi izlenip yönetilen sistemli basketbolunun da üstün geleceğine kanaat getirerek. Yine de, ikinci periyodda sözümona teşhis ettiğim kadar kolay olmadı Rusların işi. Afrika karması, pardon Fransa takımı alan savunmasına dönmeyi akıl etti. Zaten başka da bir inisiyatif koklayamadım ben Fransız koç ekibinden, maç boyunca. Blatt ise çok daha etkili bir koç. Elindekinden yararlanmasını da çok iyi biliyor diye gördüm ben. Hatta elinde olmayanlardan da, eline alıp işletmek suretiyle. Efes adına sevindim.

Bir Fransa hücumunda Kirilenko'nun dripling yapan Diaw'ın omzundan çekerek düşürmesine sportmenlik dışı faul çalınmadı. Sonra bir benzerine çalındı. Bu iş tam bir keşmekeş. İşi sıkılaştırmaları oyun adına çok iyi tabii fakat standart içinde uygulanmayacaksa neye yarar? Özellikle maç sonlarında çalmaya gayret edip de maç içindeki benzer pozisyonlarda düdük öttürmezlerse, centilmenlik nedir, sportmenlik nasıl oluyor, nereden anlayacak Ruslar ve şeyler, eee, hah Fransızlar.

Zaten hakemlerin hakemliğinden kokular geliyor, masa hakemleri de ikide bir maçları doğrayıp duruyorlar, bu koşullarda yine iyi gidiyor turnuva, iyi niyetten olsa gerek. Bu yönetim hataları, eksiklikleri-aksaklıkları kimi maçların sonucunu da etkiliyor hatta. Bakalım İspanya-Yunanistan maçında hangi baskıyla nereye meyledecek hakem üçlüsü... Umarım bu konuda anlaşmazlık içindedirler ve maç esnasında bölünürler. Yanakis ve Pepo'yu da birkaç kamera maçtan ayrı kaydedip bir çocuk komedisi çıkarabilirler, tomlaceri, hacivatlakaragöz, lorelnenhardi hesabı... Tabii İspanyollar takım halinde kumpanya, onlar başaktörü düşmanla düete bırakmaz, hep birlikte oynarlar teyatorayı. Aman be, o kadar önemliyse bu kupa, alın da kesin ağlaşmayı, diyecek olamıyorum, benzer kocakarı halleri Yunanlılarda da haddinden fazla. Yesinler birbirlerini, seyredelim biz de. Bunların birbirlerini yemelerinden zorlu ve zevkli bir maç çıkacaktır. Tabii Yunanistan'ın hâlâ hali kaldıysa. Şu noktada fikstürdeki yamukluğa da dikkati çekmek isterim, Son çeyrek final maçını oynamış takımın ertesi gün ilk yarı final maçını yapacak olması bana âdil gelmedi. Demek ki İspanyol lobisi kendi evinde Yunan lobisini yarı finale gömmeye kararlı. Demek ki hakemler, en azından üç hakemin ikisi bunlara meyledecek, ister istemez.

İlk yarı final maçıyla ilgili düşüncelerimi de araya sıkıştırdıktan sonra şu Rusya-Fransa maçını noktalayayım: Son periyodun sonlarında şaşkın kenar yönetimlerinin müdahalesi ve şaşkın tavuk oyuncuların taşkınlıkları 'sâyesinde' karşılaşma penaltılara kaldı, Ruslar daha az kaçırıp kazandı. Resmi siteden maçın istatistik tablosuna ve takımların serbest atış yüzdelerine göz atmanızı öneririm. Türkiye takımı hakkında basında-tevede atılıp tutulanları hatırlayıp vaziyeti tekrar değerlendirin, biraz basketbol üzerine düşünmeye vakit ayırabilirseniz. Son olarak, Kirilenko'nun basketbola dönüşüne çok sevindim, en çok dikkat edeceği şey sakatlanmamak olmalı, uzunca bir süre... Hızlı hücumda kısmi markaj altında bir smaç veya arkadan yetişip bir blok deneyecekken, özellikle. Viktor turnuva performansıyla bana daha ziyâde Avrupa oyuncusu gibi geliyor.

Rusya sistemli ve birlik bir takım fakat pota altı gücü zayıf, dolayısıyla Litvanya karşısında işleri zor. Fakat sistem her zaman direnç gösterir, rezil etmez en azından. Nâdiren vezir eder hatta. Ancak kanımca bu akşam değil, Ruslar için. Bu tip turnuvalar için tecrübe eksikliklerinin bulunduğunu da dünkü maçın sonlarındaki karışıklıkta gördük. Kolay geçemediler Fransa'yı, daha kolay geçmeliydiler, Litvanya karşısında iddialı olmak için. Pota altının zayıf olması da Litvanya'ya karşı çemberi savunurken işlerini iyice zorlaştıracak, ve hızlı hücuma çıkmayı.

İspanya-Almanya maçında İspanyollara biraz daha kıl oldum. Sahada dik durmaya çalışan ama ikisi de İspanya olan iki ayrı takımla mücadele etmesi mümkün olmayan Almanya havlu atmışken, İspanyollar kırmızı görmüş boğa gibi saldırıp işi tek potaya, hezimete çevirdiler. Gelecekte aynısının başlarına gelmesini istiyorum, kulüp takımlarında tek tek ve ulusal forma altında hep birlikte yaşarlar umarım.

İspanya baba bir NBA takımı gibi ve çok güzel, güçlü, iyi oynuyor, gelin görün kü bu tavırlar işi berbat ediyor. Kolalı gömlek yakasında bok lekesi gibi duruyor, o takımla o basketbolu oynayan Dünya Şampiyonu ve favori İspanya'nın oyuncularının üçkağıt halleri, şamataları ve yaygaraları. Yavuz evsahibini kim bastıracak? Ayıp ettiler, herşeyin kenarına bunu da yazınız derim.

Hadi eyvallah.

15 Eylül 2007