Basketbol
Batuğ Ş. EVCİMEN
 

Bu dövünen, hangi şampiyon?

Merhaba. Nihayet Türkiye takımının turnuvada yolu bitti de, basketbol misyonumuzun İspanya'da yarattığı gerginlik sona erdi. Japonya 2006'dan bu yana durduğu yerde boyu devrilen milli takımın antrenörlerinin, oyuncularının, yöneticilerinin omuzlarından büyük yük kalkmış olmalı. Onlarla birlikte basketbol gazeteci ve tevecileri de rahatlamıştır. Onikidevadam yarın Fransa karşısında jübileyi yaptıktan sonra da, ver elini memleketim, evim güzel evim. Onikidevadam'ın evleri nerede,. nerelerde? Meselâ ekim sonlarında, Onikidevadam'ın her biri acaba hangi farklı memleketlerde top sektiriyor, yüksek isabet oranıyla serbest atış ve üçlük sokuyor olacaklar? Paslaştıkları takım arkadaşları hangi ülkelerin vatandaşları olacak? Bu turnuvadaki hangi takım arkadaşlarından top çalmaya, onların topunu kesmeye ter dökecekler? Ve acaba umurlarında mı olacak, o zaman kimbilir kimleri karalamakla meşgul basketbol yöneticilerinin ve gazetecilerinin şu zaman kendileri hakkında dedikleri ve düşündükleri?

Almanya ve Slovenya mağlubiyetlerinin ardından öyle büyük bir çöküş yaşadı ki Türkiye Basketbolu, bunu da öyle bir hezeyan ve utanç içinde ifade etti ki, sağda solda tevede gazetede, vaziyete hasbelkader şahit olan meselâ kimi Kanadalılar merakla yanındakilere sormuş olabilirler mi, Türkiye'nin basketbolda hangi yıl Dünya şampiyonu olduğunu, yahut Olimpiyat ikincisi?.. Miami Beach'te uydudan kanalları zaplarken şans eseri bir İspanya 2007 programına denk gelip mola veren basketbolsever bir Hispanik ABD vatandaşı, ola ki Türkiye Milli Takımı yöneticilerinin, oyuncularının ve basketbol gazetecilerinin demeçlerinden fırlamaca derlenmiş üç dakikalık bir potpuriyi dinlediğinde, merak edebilir mi Türkiye'nin kaç senedir Avrupa Basketbol Şampiyonası finallerine katılmakta olduğunu, şu ana dek gibi parlak sonuçlar aldığını? Bir an durmaz mı insan; bu dövünen hangi şampiyon?

Yavrum, neydin ki nereden nereye indin? (Yahu hangi hayvandı o, çıktığı deliği beğenmeyen?) Nasıl bir ekolün tarihten miras bıraktığı hangi başarılara gölge düşürdü ki bu oniki? Daha önce sadece kendilerinin ulaşabilmiş oldukları ve o düzeydeki yegâne başarı olan dünya altıncılığına mı? Gazetevelerde ağzını açıp gözünü yuman basketbol bilginlerinin suçlayıp durdukları oyuncular ve antrenörler, işte o aynıları...

Turnuva sürüyor, haberiniz var mı?

Gelin görün ki, bu insanların yaşadığı yerlerde şöyle geçiyor haberler, bize mezar(!) olan turnuvaya dair: Meselâ "Orlando forveti Hido 32 attı ama bu Türkiye'nin İtalya'yı yenip gruptan çıkmasına yetmedi..." veya "Belinelli 17 attı, Toronto pivotu Bargnani de 12 ekledi, 15 sayı farktan gelen İtalya formsuz Türkiye'yi uzatmada geçti..." Sonra da devam ediyor: "Litvanya da Spur Parker'ın Fransa'sını devirip yenilmezliğini korudu. Jasikevicius 14 sayı attı, birkaçı kritik 7 de asist yaptı... Acaba Warriors onu Olimpiyakos'a gönderecek mi?" falan filan diye... İşte bu kadar.

Dönüp bakıyorsunuz yine bizim mahalleye: Devrilen, kafamıza çöken, efendim nâdide bir nesli hebâ eden Türk basketbolu, bir efsaneyi berbat eden milli takım, geleceğimizi karartan acaba hangi cadılar, büyücüler?.. Ellerine geçirdikleri o meş'um ruha bir senecik dahi sahip olamayan ve bu meczup halde yaptıkları da ne kendileri, ne de onlardan sorumlu olanlar tarafından açıklanamayan Onikidevadam'ın hazin sonu!

"Revizetbeni!"

Neymiş? Revizyon lâzımmış meselâ. Revizyon yeterli olmayabilir, bence devrim yapın, olmazsa karşı devrim yaparsınız. Revizyon ne demek, nasıl yapılacak basketbolda revizyon? İnsanlar mı değiştirilecek, kimler, oyuncular mı, koçlar mı, yoksa sistem mi değiştirmeli, evet tabii mutlaka hem o hem de bu, ikisi birdenli bir revizyon, peki ya kim yapsın bunu, kim akıl etsin kime desin, o nasıl etsin, kimi çağırsın kimi defetsin? Turgay Demirel mi Memedokur mu, Hakyemez mi Tanyeviç mi, Harun Erdenay mı Kerem Tunçeri mi, Uslu mu yaramaz mı, Murat Kosova mı Hakan Demirel mi, yoksa Mithat Demirel mi? Bogdan'ın sistemi mi zayıf, Hido'nun hevesi mi? Koçu saymayan taraftarı, yöneticiyi, gazeteciyi anladık da, koçunu saymayan oyuncu olur mu? Koçunu saymayan oyunculardan takım olur mu? Üç yenilgi sonrasında koçunu eleştiren adamları turnuvadan turnuvaya takım diye biraraya toplayıp takım halinde tutamayan, koçunu saymayı öğreteceğine birlik olup koça karşı kışkırtan adamlardan yönetici olur mu? Bu düzenin içinde yaşayıp da, yazdığı çizdiği sadece sonuçlara endeksli abartılı kabartılar olan "ben demiştim-ben bilmiştim"cilerden gazeteci olur mu? Revizyonmuş! Hangi vizyonu re-edecektiniz acaba? Vizyonumuz neydi? Bu turnuvada final oynamak mı? 5-8 arası mı? 2010 mu? 2028 mi? Senin kendi vizyonun olmasın o, Herr Revizyonister? "De bakayım şu revizyonu nasıl yapacağız?" diye de soran yok. Bütün sistem kafasına çöküyor, eleman halen "Revizyon şart" diyor. Kafandaki revizyonun kusursuz haline sen de dahilsin arkadaş, bunu anlayın da değiştirin artık şu bulanık görüşü! Sizin tepinerek hırslanıp histeriyle coştuğunuz, dövünerek ağladığınız, her koşulda üstün tutup her pahasına kazanması tarafında olduğunuz Türkiye Milli Basketbol Takımı, dünyanın bir başka köşesinden bakıldığında, Jazz pivotu Memo'nun, Magic forveti Hido'nun Türkiyesi... Buradan ne görünürse görünsün, oradan öyle görünüyor. Tıpkı Nowitkzi'nin Almanyası, Parker'ın Fransası, Gasol'le Garbajosa'nın İspanyası vb. gibi... İkinci tur grup maçlarında Türkiye üst üste iki kaybetmiş, elenmiş. Şu şöyle oynamış, bu takımın gardı şu kadar atmış, bu kadar top çalmış... Takım genel olarak şöyle oynamış, böyle elenmiş, hadi güle güle, uğurlar olsun. Bitti, bu kadar, dönelim kalanlara...

Avrupa Şampiyonası, hangi milletten olursa olsun, bir basketbol insanı tarafından doya doya izlenmelidir. Basketbolun en zorlu şartlarda ve en üst düzeyde oynandığı uluslararası turnuvayı, içimizdeki saç saça baş başa kavgalarla piç ettik, tabii kendimiz için, başkaları skorlara bakıp geçiyor, olur da ayrıntısını denk gelen en fazlasından dudak büküyor. Bu ne biçim manzara, bunları buraya kim çağırdı? Şampiyona birbirinden güzel, çekişmeli, heyecanlı maçlarla sürüyor, her takım basketbolunu kendine has olan veya kendine has kıldığı özelliklerle güzelleştiriyor, Yunanistan tecrübe, İspanya tarz, Litvanya çeşitlilik ve yaratıcılık, Slovenya birlik, Rusya sistem, Portekiz atletizm, Hırvatistan fundamental, Almanya inanç dersi veriyor, hiç birisini anlamayana İtalya ile İsrail, sadece basketbol geleneğinin bile boş bulunanı zayıf yakalayacağını öğretiyor... Beri yanda Türkler kavga ediyor. Birbirleriyle, koçlarıyla, sistemleriyle, oyuncularıyla, seyircileriyle...

İyi bak, anlarsın!

Baskı öylesine saçma, yoğun, güçlü ve yaygın ki... Farklı geri düşülen Almanya maçında yorumcuların gergin ve kızgın olmayan üslupları kimi izleyicileri daha da kızdırıyor, "Bizimkiler otuz sayıyla mağlupken bu adamlar niye isyan etmiyor, üzülmüyor ve büzülmüyor" diyenler çıkıyor, kimi sıradan insan, kimi spor yöneticisi, basketle ha ilgisi var, ha yok, ne farkeder? Sana mı soracaktlar be? Beğenmiyorsan dinleme. Madem o otuz sayı seni kendin yemişin de boğazına dizilmiş gibi rahatsız ediyor, madem tahammül edemiyorsun, niye seyretmeyi ve dinlemeyi sürdürüyorsun? Memnun değilsin, senelerini basketbola vermiş adamlar senin istediğin gibi yorum yapacak, herkes de onu dinleyecek. Bence bu tipler evlerinde kendi kendilerine takılabilirler, onlara seyretmek için daha değişik programlar öneriyorum sadece.

Takım turnuvayı yaşamaya imkan bulamadı. Şimdi en azından herkesle birlikte kalanını gerile gerile değil gerine gerine ve sindire sindire izlerler... Basketbol kültürü böyle oluşur. Başarılı takımları izleyeceksin. Sahada karşısında değilsen, izleyeceksin. Görmeden bilinir mi, anlamadan öğrenilir mi?

Berbat sacayağı

Ve bu arada, durumdan hoşnut olmayan ve kelle isteyenler... Üç-beş gün sabredip edep-adap içinde sorunları evinizde aranızda çözmeye otursanız... Karı-kocanın misafirlikte kavga etmesi gibi oluyor çünkü bu sizinki. Bir susun da şu turnuvayı seyredelim, vaziyet giderek daha fazla zevk ve heyecan verirken. Bak, sana fark atan Almanya dün, onlardan daha az farkla yenildiğin yenilgisiz Slovenya'dan senin yediğin kadar fark yedi. Anlaşılıyor mu bu cümle, aloo, bunu yorumlayabiliyor musunuz? Ne diyorsunuz bu işe? Yarın Almanya elenirse ne olacak, çökmüş mü sayılacak Alman basketbolu? Türkiye çökük, Almanya çökük, o ona otuz atmış, kim daha çökük? Almanya İtalya'yı yenerse, hangisi bizden daha iyi acaba? Bizimle birlikte turnuvadan eleneni sevecek miyiz? Otuz atan mı daha az kötü, son umut maçında uzatmada yenen mi? Hangisi kaç karşılaşmada kaç kere yenmiştik yahu? Fransa'ya yatsak kim kalır kim çıkar, biz Fransa'ya kıl mıydık, orada son durum ne? Son durum baştakiyle aynı efendim. Halen basketboldan uzağız. Bu yenme-yenilme endeksli değerlendirme usulü çağdışı, mantıkdışı. Artık Ülkerbahçe'nin koçu olduğu için Tanjevic'in milli takımın başındaki performansının eleştirilmesine karşı çıkan yönetici acaba hangi hesabı yapıyor, bu ilgisinin-bilgisinin olmadığı konuda ortalığı karıştırırken? Milli takım umurunda mı onun?

Fakat o otuz sayı gerideyken yorumculara üzüntü yayını yapmıyor diye kızan seyirci, işte o yöneticiye saygı besliyor, onun işaret ettiği herkese karşı da saygısızlık... İkisinin arasına yerleştirin bu taraftarın-yöneticinin gazeteci versiyonunu, teveci türevini... Yönetici, taraftar, gazeteci; bencil, cahil ve gâfil; işte bu üçlü yaygaralarıyla basketbolu bitiriyor, senelerdir bu topraklarda futbolu, sporu ve sporcuyu bitirdiği gibi... Dinlemesek, kıymet vermesek... Yapabilsek bunu... Kimin ne zaman ne dediğini dinlesek, düşünsek neyi niye dediğini ve ne istediğini, anlasak niyetini, yazsak bir köşeye unutmamak için, ve hatırlasak tekrar, o ses yeniden çıktığında, kıyaslasak sözlerini öncekilerle. Bunu bir kez yapmak yeterli, gerisi gelir, o kadar otlaşmadık daha, kendimizden bu ipuçlarını esirgemeyelim, tarihi geçmişimiz uçurumun karşı tarafında da, bari dünümüzden kopmayalım bu kadar... Şu turnuvaya nasıl, hangi havada geldiğimizi hatırlayalım... Ve iki maçtan sonra o havanın nasıl bir atmosfere dönüştüğünü iyi kaydedelim, bunu kimlerin hangi sözlerle yaptığını da...

Açıklayamıyorum = Bilmiyorum

Hakyemez'in demeçlerini açın arşivden arka arkaya okuyun, inanabilecek misiniz acaba bunları aynı kişinin üç-beş gün içinde söylemiş olmasına? Ve maç sonralarının ateşli yorumcusu, maçlar bitmeden Türkiye'ye döndü, tevede daha fazla zaman içinde daha uzun yorumlar yapmaya, yine başı sonundan, bugünü dününden kopuk... "Mehmet enbieyde pota altına girmeden oynuyo, Tanjevic'in sisteminde öyle değil, ondan oluyo... Sayın bakın Memo enbieyde sekseniki maçta kaç kez pota altına girmiş..." filan diye devam eden, hiçbiryerden gelmeyip hiçbiryere gitmeyen o cümleyi dinlemiş iseniz, evet onu kastediyorum, yazın ve hatırlayın o cümleyi... Hakyemez daha doğru dürüst bir laf edene kadar, Memo'nun milli takımla ilgisini yöneticisi açısından tanımlayan cümle olsun bu sizin için.

Federasyon Başkanı Demirel'in çıkıp "Bu performansı açıklayamıyorum..." diye başladığı cümlenin devamını o performansı ümitsizce açıklamaya çalışmakla getirmesini ve basketbol terimleriyle diğer kelimelerin oluşturduğu düzensiz bir söz yığınında kaybolup gitmesini de yazın bir kenara, "İbo o basketi atmış olsaydı şimdi başka havada olacaktık" demesinin altını çizin... Burası çok çok önemli, basketbol federasyonunun başkanının basketbol anlayışını ortaya koyuyor: Yenseydik böyle olmayacaktı... Hayır efendim, öyle sanıyorsunuz... Geçen sene yendiniz, işte olan bu... Yenmiş haliniz bu sizin... Yenip de geldiğiniz yerdeki vaziyet bu. Mühim değil diyeceğiz, sefere diyeceğiz, hataları soğukkanlılıkla görüp sükunetle düşünerek tartışırsak, başarılı organizasyon ve takımları örnek alırsak sorunları çözeriz, diyeceğiz... Fakat onun için mühim. İşte sorun burada... Milli takımın başarısızlığından felaket çıkaran bizzat başarısızlığın sorumlusu... Oysa ortada ne bir felaket var, ne de felakete yol açan alınası kelleler. Tanjevic'i beğenmiyorsan gönderirsin, ama başkasına şikayet edemezsin. Onu sen getirdin, esas ben şikayet ederim. Çıkıp bana dersen ki "Hatice değil netice", saçma ve komik olur, çünkü Hatice sensin.

Anlayamadınız mı, Haticeye veya neticeye bakmak doğru veya yanlış değil, bunlar bakış açısı... Oturduğunuz koltuklarda kullanılmaması gereken, tribünlere, izleyicilere ait bakış açıları. Yöneteceğiniz de bizler değiliz, şikayet edecekleriniz de... İşinizi yapın, fazla traşa girmeden. Takım kurarken daha titiz davranın, kadroyu takım haline getirmeye, öyle tutmaya gayret sarf edin, kadronun özelliklerine göre basketbol sistemleri düşünün, çalışın ve rakibine göre gerekli anda gerekeni kullanın. Bunlar gibi bir sürü yapılması gereken var başarı için, bunları yapan takımlar da... Önce susun ve oturup turnuvanın kalanını seyredin. Avrupa'daki geçmiş ve gelecek rakiplerinizi daha iyi tanıyın çünkü yapacağınız takım -ruhu var veya yok- yine onlarla karşılaşacak.

Yine burada akşamı ettim sinir içinde ve notlarımdan hiç birşey yazamadım, turnuvayla ilgili iki cümle edemedim. Ne yapalım, hava böyle kirli olunca insan ister istemez etkileniyor. Bu da bu turnuvada Türkiye takımının üzerinde bir bardak suda koparılan fırtınayla ilgili yazacağım son yazı olur ümit ederim, yarına İspanya 2007 basketbol konuşuruz yeniden.

Hadi eyvallah.

11 Eylül 2007