Basketbol
Batuğ Ş: EVCİMEN
  Ülker - Efes Pilsen serisi üzüyor

Ülker'in şu ana dek şampiyonluğu daha fazla isteyen taraf olduğu, bu sayede daha iyi mücadele ettiği, ilerisi için daha avantajlı göründüğü, muhtemel şampiyonlukta da bunun payının büyük olacağı kuşkusuz. İşin bu kısmıyla da peşin bir tebriği hak ediyorlar. Zaten iki maça da baktığımızda, kırılma noktalarında üstte kalan tarafın Ülker olduğu, bu süreçlerde gerek takım halinde ayakta ve dirençli durarak, gerekse farklı oyuncularının öne çıkıp hücum ve savunmada ekstra performans göstermeleriyle, iki maçı da kazandıkları açıkça görülebiliyor. İşin sonuç kısmını da (3-0), fazla istatistiğe gerek kalmadan, bu kadarı açıklıyor. Ülker'in yeni kadrosunun sezonun ikinci yarısından itibaren takım olmayı ve öyle kalmayı başarması takdiri hakediyor. Şampiyonluğa ulaşırlarsa, bunun meyvelerini sportif başarı olarak toplamış olacaklar. Az ihtimal görünüyor ama ulaşamazlarsa da, zaten güçlü rakiplerle mücadele ederek geçirilen bu zorlu sezonda gelebildikleri bu yer ve oynadıkları basketbol için topladıkları takdir, alkış ve tebrik, yeterli teselli armağanı... Üzücü olan ise TBL Finali serisinde Efes Pilsen'in yarattığı manzara...

Manzaradan kastım; sahada ve kenarda belli bazı oyuncuları, teknik kadrosu, yöneticileriyle neredeyse kulüp halinde devamlı bir endişe, gerginlik, telaş, panik, öfke ve isyan içinde olan Efes Pilsen'in bu hali (en azından, tarafsız bir bakışla, dışarıdan görünen budur)... Hakemler acemi veya kasıt sahibi, rakip oyuncular hatalı ve haksız, tribün -sanki doluymuş gibi- bilinçsiz, tv yayıncıları, spikerleri, yorumcuları taraflı... Efes Pilsen Kulübü dışında herkes suçlu yani!

Gören göze akıl satmak...

Söylenenleri dinleyecek olursak;

Hakem hataları günümüzdeki Türk Sporu'nun bir parçası, önemli bir yarası, biz de biliyoruz, görüyoruz, inkâr eden de yok... Hakem kararları tartışmaya açık olabilir. Ama tartışmaya... Maç esnasında sahanın içinde mahalle atışmasına, sokak kavgasına değil!

Efes Pilsen'de ise her karara itiraz, her düdüğe muhalefet... Sahadaki oyuncular, yedekler, koç, yardımcıları, hep birlikte hem de. Maça giden de gözünün önündekini görüyor, televizyondan izleyen de tekrar görüntülerinden olanı-biteni seyrediyor. Meselâ ben, bir kısmı uzun sürüp oyunu bölen, bazıları teknik faullerle sonuçlanıp Efes Pilsen'lileri daha da kızdıran bu itirazların çoğunun niye yapılmış olduğunu merak ediyorum, tribündeyken de, tv başındayken de... Bir örnekle açıklayayım - fakat genelleme yapıyorum sanılmasın:

Prkacin'in hakemleri muhtemelen acayip sinir eden itirazları... Bakın, Prkacin'in nasıl bir oyuncu olduğunu tartışmıyorum. Basketbolu ne kadar iyi bildiğine, Efes Pilsen için ne kadar önemli olduğuna, zaman zaman basketbol zekasını hakemlerle ve rakiple oynamak suretiyle haksız bulduğum bir avantaja çevirme huyuna dair benim de ziyadesiyle fikrim var. Ve fakat; bir pozisyonu tekrar görüntülerinden iki ayrı açıdan izledikten sonra, açık bir faul yaptığına dair kanaatim iyice pekişen Prkacin'in 15 saniye süren hararetli itirazına ben anlam veremezken, o anda teknik faulü hakettiğini düşündüğü bu oyuncuya faulü çalıp çalmamakta kararsız kalan hakem ne yapsın?

Kimisi diyebilir; "Turnikeden önce faul yaptı, Efes'in de faul hakkı vardı, basket-faul kararına itiraz ediyor." Farketmez efendim, farketmez. Benim bahsettiğim, haklılık-haksızlık değil, tavır!

Hadi Prkacin'in kim olduğunu unutalım, itirazına "o anlık hırs ve heyecanla sergilediği bir tavır" diyelim, bu argümanı da tekrar ve iki ayrı açıdan düşünelim:

Bir; pozisyonun tekrarında da görülüyor ki, Prkacin'in ilk faulü de turnike başladıktan sonra yapılıyor (Ender'in giren üçlüğünün sayılmadığı pozisyondan farklı yani). Fakat Prkacin'in yüzüne baksanız o anda, sanki hiç dokunmamış rakibe ve kendisi de, takımı da büyük haksızlığa uğruyor. E görüyoruz pozisyonu, ben bir daha Prkacin'in itirazına nasıl kıymet vereyim, hep şüphe duyacağım, hep tekrara bakacağım. Beni bırakın da, hakem nasıl güvenecek ona?

Prkacin, örnek verdiğim bir pozisyonda rolü olan bir oyuncudur, sadece onu eleştiriyorum sanılmasın, Efes'in tamamında bu hava mevcut. Ve izleyenleri de, hatta Efes'i tutanları da hayal kırıklığına uğratıyor, üzüyor bu hava. Basketbola ait bir hava değil çünkü.

Önemli olan bakış açısı ve yaklaşım

İki; tüm gördüklerimizi ve bildiklerimizi hiçe sayarak farzedelim ki Prkacin haklı... NBA'de Batı yarı finallerinde Spurs - Mavericks serisinin yedinci ve son maçında, normal sürenin sona ermesine 20 saniye kala Dallas üç sayı gerideyken rakip potaya yüklenen Nowitzki'ye Bowen tarafından art arda yapılan iki faulü (tekrarlarda açıkça görünüyor) hakemler çalmadı, son anda Ginobili'nin yaptığı faul çalındı ve karar basket-faul oldu. Nowitzki serbest atışı sokarak maçı uzatmaya götürdü. Uzatmada da yenerek seriyi 4-3 kazanıp Batı Finali'ne, ardından NBA Finali'ne çıktılar, belki şampiyon olacaklar. Evet, Mavericks'in sportmen şahsiyeti gelişmemiş sahibi Cuban'ın playofflar boyunca sakil bir dille eleştirdiği, Dallas'a karşı komplo içinde olmakla suçladığı hakemlerin hatalı bir kararının da kapı açmasıyla (en taraflı düşünceyle bile, işleri kolaylaştırmasıyla) işte Mavericks finalde. Basketbol açısından kişisel olarak ciddiye alınmaması gerektiğini düşündüğüm Cuban'ı bir yana bırakın, kimin şampiyonluğa veda edip kimin yola devam edeceğinin belirleneceği bu son dakikalarda verilen bu tartışılabilir karar sonrasında, iki takımın oyuncularının, yöneticilerinin hallerini hatırlayın. 20 saniye kala üç sayı geride olan takım lehine verilen hatalı bir basket-faul kararı... Ve sonuçta iş uzatmaya gidiyor, geride olan kazanıyor. Hatırlanacak, dikkate değer bir durum geliyor mu aklınıza sahada, kenarda?

İşte hatalı veya hatasız ama tartışılabilir hakem kararlarına iki farklı yaklaşımın ortaya koyduğu iki zıt manzara. Bir hatalı kararı mercek altına alıp paranoyakça yaklaşarak, NBA şampiyonunun belirlenmesine çıkan olaylar zincirinde bir halkayı zayıf, kırık ilân etmek, sadece edene sıkıntı ve öfke verir. Halkanın nasıl olduğunu, zincir kırıldığında veya kırılmadığında herkes görür zaten. Mesele de burada; herkesin gördüğüne itibar etmeden, kapalı gözlükle çıkarına ve bunu ilk sıraya koyan zihniyetine teslim olmak...

Şampiyonluk, basketbol oynayarak kazanılır

Ülker'de genellikle bu işlerle uğraşmasıyla eleştirilen Mirsat'ın dahi playofflarda oyuna ve sonuca daha konstantre olarak mücadele ettiğini, bunun kendi performansına da, takıma da ne kadar çok olumlu etkisinin olduğu düşünülürse, Efes Pilsen'in rakibine sahada üstünlük sağlamak yerine haksızlığa uğrayan ve isyan eden bir halet-i ruhiyede çırpınmasının, onları şampiyonluk mücadelesinde böyle geriye düşürmesini de anlayabiliyorum. Çünkü bu, TBL Finali, basketbol şampiyonunu belirleyecek bir seri... Ve serilerde daha çok, daha uzun iyi basketbol oynayanlar kazanır. Bunun için de basketbol düşünmek gerekiyor.

Maç içerisinde bir hakem kararı üzerine fırtına koparıp teknik faullerle sonuçlanan ve gerginliği arttıran bir sürecin ardından, hangi koç, hangi oyuncu kolay ve çabuk olarak savunma ve defans hatalarını, yetersizliklerini telâfi edecek bir aklı selim ve kararlılıkla oyuna devam edebilir? Dahası, grup içinde sürekli tekrarlanıp birbirini tetikleyen, besleyen bu ruh halinden nasıl çıkılabilir de, maç kazanmaya odaklanılabilir?

İki ucu keskin bıçak: Tahrik

Diyorum ya, iki takım bir noktadan sonra farklı işlerle uğraşıyor. Maçın sonucunu da genellikle bu noktadan sonra olanların belirlendiğini düşünürsek, Efes Pilsen'in kaybetmesine Efes Pilsen'lilerin yaptıklarından başka ne sebep bulunabilir, ben bilemiyorum, düşünsem de bulamıyorum.

Efes Pilsen'in kurucusu ve başkanının da sahaya küçük pet su şişesi atarken bunu kime kızarak yaptığını da bilemiyorum. Zaten bunu bilmem de gerekmiyor, bunu yapmanın yanlış olduğunu, yapılmaması gerektiğini bilmem yeterli. Tabii ki bu işin doğrusunu-yanlışını atan da biliyor, ben de bildiğini biliyorum.

Bu durumda, anlık bir şiddetli öfkenin sonucu olarak değerlendirip üzerinde durmamak akla gelebilir. Fakat işin soyunma odalarında sürdüğüne, hakemlerle Efes Pilsen yöneticilerinin karakolluk olduklarına dair haberler, maalesef buna da izin vermiyor. İnsan bunun içinde kalmasına izin veremiyor, daha doğrusu. Türk Basketbolu'na verdiği emek ve kazandırdıkları açısından yanında esamem okunmayacak bir şahsiyetin bu davranışına tanık olmak... Ve o davranışın kesinlikle ve kesinlikle yanlış olduğunu bilmek... Ve ertesi gün de, bu ağır durumu geride bırakmamı sağlayacak bir haber, bir açıklama beklerken, olayların soyunma odasında sürdüğünü, büyüdüğünü, çirkinleştiğini öğrenmek... Üzüyor insanı. Sahaya birşey atanlara ne diyeceğiz? Onları bunu yapmaktan nasıl alıkoyacağız? Bu durumu nasıl izah edeceğiz? (Efes Pilsen Kulübü'nün Başkanı... Türk Basketbolu'nun en saygıdeğer insanlarından biri... Ülker'in evsahipliğindeki maçta... Yani şu ana dek üzüldüğüm, bu iki en önemli basketbol kulübünün final serisinde tribünlerin boş olması gerçeği, bu noktada sevinilmesi gereken bir durum haline geliveriyor. Ve tabii tribündeki başkanı parke üzerinde yaptıklarıyla çileden çıkaranları, tahrik edenleri unutup geçmeyelim, esas suçlu, asıl eleştirip durduğum onlar çünkü.)

İlk ve ikinci maçın tartışılan, tarafları karakolluk olmaya yaklaştıran hakem kararlarına baktığımızda; ortada fırtına koparacak, kasıt aranacak bir durum göremiyorum (Ömer'in ayağının çizgide olup olmadığı, Ender'in üçlüğünün geçeri sayılıp sayılmaması). Bu fırtına koptuğunda ise verilen teknik fauller zaten tepkinin çizgiyi aşmasınadır, pozisyonla ilgisi yoktur. Dolayısıyla, karara itiraz ederken (hem de bu itirazı rahat rahat edebilirken) aşırıya kaçıp sonra cezalandırılınca tepkiyi isyana dönüştürmeyi anlayamıyorum. Birisi basketbol oyunuyla ilgili bir pozisyona dair karardır, diğeri ise sahadaki disiplin sorunuyla ilgili bir karar, ikisi de ilgili kurallar çerçevesinde. Tartışılabilir, hak aranabilir elbet. Fakat bağırma, çatma, efelenme, gerginlik yaratma, küçümseme, aşağılama, taraflı görüp itham etme, küsme vs. suretiyle hak aramak olmaz. Bu hâl, kararlara itiraz etmek, onları tartışmak değildir bence. Peki nedir?

Hakemin itibarı, maçın ve takımların da itibarıdır

Aklıma, sonraki pozisyona, sonraki periyoda, sonraki maça yönelik avantaj sağlama çabası geliyor... Mağdur edildiğini öne sürerek bunun telafi edilmesi gerektine dair baskı yapma fikri geliyor. (Hoş olmasa da basketbolun içinde olan bir durum... Genç Phil Jackson'ın Bulls yılları meselâ... Fakat usturubuyla, üslubuyla, akıl ve lafla, ince ince... Böyle cazgırca değil!)

İllâ budur demiyorum, diyelim ki böyle... E bu zaten yanlış, bunu uygun görmek, onaylamak mümkün değil, zira benim basketbol anlayışım, Kaan Kural'ın "Telafi kararı, hakemlerin en acı anlarından biridir" lafı üzerinden işler. Maç esnasında hakemliğin diplomasisi de olmaz, politikası da... Ve TBL Finali'nde mücadele eden takımların yöneticileri, maçı yöneten hakemlerle polislik olmaz. Özellikle de işin bu noktalara varmasına sebep oluşturan olaylar saharda ve herkesin gözü önünde cereyan etmişse... Ve tarafsız bakanlar veya bakmaya çalışanlar da işlerin bu noktaya varmasına anlam veremiyorsa.

Diğer açıdan da bakalım da, eksiğimiz kalmasın: Diyelim ki Efes Pilsen'liler gerçekten o kararların çok kritik anlarda çalınmış yanlış düdükler olduğuna inanıyor ve buna itiraz ediyor... Mâlum hakem kararlarına döneyim; Ömer'in ayağı çizgide veya değil, burada mühim olan, hakemin bu pozisyona çok yakın ve ayağa-çizgiye bakıyor olması... Bunun üzerine verilen karara o gördüğümüz koç ve oyuncu tepkileri, itirazları nedir öyle?

Sahanın öteki ucundan bir oyuncu geliyor ve üzerine yürüyerek hezeyan içinde hakeme yalvararak çıkışıyor! Bir-iki tane değil, grup halinde, beri yandan da teknik kadro ve bank aynı şeyi yapıyor zaten.

Bir basketbol maçı esnasında oyuncuların, yöneticilerin ve hakemlerin geldikleri noktaya bakın. TBMM gibi! Sokak gibi! Bağıranın sesi duyulacak, güçlü olanın dediği olacak. Olmuyor tabii... Çünkü orası basketbol sahası.

Gerginlik, gergin olan tarafa zarar verir

Sinirler yatışınca, pozisyonlar izlendiğinde geriye pişmanlık ve utanç kalıyor olmalı. Fakat her zaman değil. Efes Pilsen'in sitesindeki maç haberinde "... Uzatmanın son 3 saniyesinde rakip takım 77-73 önde iken Ender'in uzak mesafeden üç sayılık atışı esnasında rakip tarafından yapılan faul, basket faul olarak değerlendirilmeyince takımımız farkı kapatamadı ve karşılaşmadan 78-74 mağlup ayrıldı..." diye yazılırsa, bunun adı 'yanlış bilgilendirme' olur ve izlemeyeni, tanık olmayanı da hatalı düşünmeye sevkeder. Çünkü Ender'in uzak mesafeden üç sayılık atışı esnasında faul yapılmamıştır, o orta sahayı top sürerek geçerken yapılmıştır o faul. Ve o sırada Ender turnikeye giriyor veya şuta kalkıyor olmadığı için de, sonradan potaya fırlattığı top girse de geçerli olmaz, sayı verilmez, atış halinde faule hükmedilmez. Buyurun burdan yakın şimdi. O kavga neyin kavgasıydı peki?

Efes Pilsen'deki bu ruh haliyle ilgili sorun tabii ki o hakem kararlarından kaynaklanmıyor. Bunu açıkça görebiliyorum. Sorun başlı başına o ruh hali zaten. Bir maça, bir final serisine bu kafayla hazırlanarak veya çıkarak, rakipten daha iyi basketbol oynayıp kazanmak bana mümkün görünmüyor. Ama zaten o ruh hali, bu final serisinden, playofflardan, hakem kararlarından filan kaynaklanmıyor. Efes Pilsen'de sezon boyunca var olan, giderek artan ve takımın Türkiye ve Yurolig'deki performansına yansıyan sorunların, bunların yol açtığı huzursuzlukların yarattığı gerginlikten bahsediyorum. Bunlar, doğru bilgi, doğru analiz, mantıklı görüş ortaya konarak, üzerine gidilerek çözülecek sorunlar. Yoksa, tartışılabilir görünen bir hakem kararı fırsat bilinerek, haksızlığa gösterilen tepki şemsiyesi altında sahaya, maça, finale yansıtılmamalı. Çünkü bunda o finalde yer alan rakibin, izleyenlerin, hakemlerin suçu yok.

Efes, organizasyon içindeki ve sürgelen sorunlardan kaynaklandığı izlenimi veren bu tepkilerle, özel hayatını herkesin önünde yaşayan ve bir süre sonra akıl-mantık çerçevesini aşıp kontrolsüzce davranan, ağzına geleni söyleyiveren Tele-Vole karakterleri gibi davranıyor. Ve Efes Pilsen'in basketbol kimliğinin ve karakterinin bu olmadığını, buna dönüşmesinin de basketbolu seven herkese ve Türk Basketbolu'na zarar vereceğini biliyorum. Bu mevcut (ama tabii ki iyileştirilebilir) karakter bozukluğu nedeniyle Efes Pilsen bir cepheye dönüşmüş, herkese çatıyor, herkesi suçlu, taraflı, zaman zaman düşman gösteriyor olabilir... Bu tedirgin ve isyankâr döngünün içinde yer alanlar, hadiseleri dışarıdan, serinkanlı ve rasyonel olarak göremiyor olabilirler. Gösterenlere de aynı kusurlu düşünce yapısı ile kızıyor olabilirler. Ama zaman geçtikten sonra olayları (gerekirse maçları tekrar tekrar izleyerek) yeniden değerlendirdiklerinde varacakları sonuç, lafla anlatılamayan gerçeği ortaya koyacaktır.

Medyayla ilgili sorunlar

Yukarıda Efes Pilsen sitesinden de bir alıntı yapmıştım, o noktaya dönüp iki çift laf da, çoğu "medyanın önde gelenleriyiz, devleriyiz" diye şişinip duran kuruluşların basketbol gazeteciliğine ilkel yaklaşımı için edeceğim: Ne Efes Pilsen'in sitesinde, ne herhangi başka bir sitede (TBL, Hürriyet, Radikal, Vatan, Sabah vs.) TBL Final serisinin maçlarına dair istatistik tablosu yer almıyor (bir tek Milliyet -o da yarım yamalak- vermiş, benim gördüğüm kadarıyla). Çıkışını yapıp uluslararası seviyede adını duyuran ve düşüşe geçen basketbolumuzu toparlamak ve potansiyelden maksimum verimi tekrar alabilmek için işe bunlarla başlamak gerekiyor işte.

Bugün Türkiye'de NBA maçlarının en önemsizinden en önemlisine kadar tümü hakkında ayrıntılı istatistik bilgilerine ulaşmak mümkün. Ve ilgilenenler de ulaşıyor zaten, maçları izleyemeyenler, olan-bitenin bu ayrıntılı dökümüne bakarak yeterince bilgi ve fikir sahibi olabiliyor. Gelin görün ki memlekette otuz küsur senedir (benim bildiğim kadarıyla tabii, yaşım bu kadarına müsait) halen maçlarla ilgili olarak doğru dürüst istatistik tablosu verilmiyor. Tutulmuyor mu? Tutuluyor. Niye verilmiyor? Allah bilir! TBF ve TBL sitelerinde yok, Efes Pilsen'in sitesinde yok, Ülker'in sitesinde hiç yok! (Hatta Ülker'in sitesindeki haberin tamamını buraya alayım: "Final serisinin ikinci karşılaşmasında Efes Pilsen'i uzatmaya giden mücadelede 78-74 mağlup ederek durumu 3-0 yaptık. Seride kazanacağımız bir maç bizi şampiyon yapacak." Evet, hepsi bu! TBL 2006 Şampiyonu olmanın eşiğindeki, on üç senelik maziye, müzesinde ondan fazla kupaya, Türk Basketbolu'nun ulaştığı noktada büyük paya sahip olan Ülkerspor'un sitesinde, bu senenin belki de bu en önemli maçıyla ilgili yer alan haber, işte bu kadar. İnsan üzülüyor, çok üzülüyor. Ülker'i de eleştirmişken, artık basketbolun eğlendirici, keyifli bir parçası olarak Türkiye kültürüne de giren, Pınar Liselerarası Basketbol Şampiyonası Türkiye Finali'nde bile yer alan maç arası şovlarının TBL Finali'nde kesintiye uğraması da üzücüdür. Üzerinde durulmayacak değil, aksine, düşünülmesi, sebebi araştırılması gereken bir detay bence.)

Televizyon programlarında, gazete köşelerinde, salonlarda 'basketbol adamı' ahkâmı kesen, özellikle medya organlarında spor yöneticiliği veya basketbol kurumlarında idarecilik yapanlara tek lafım var: Yazıklar olsun! Sporseveri yanlış veya eksik bilgilendiren adamdan ne gazeteci olur, ne spor adamı... Yorumlarından da ne köy olur, ne kasaba! Bu kişilerin işlerini son derece samimiyetsiz yaptıklarını düşünüyorum... Laflarına kıymet vermiyorum, görüşlerine itibar etmiyorum (basketbol açısında konuşuyorum tabii, şahsen tanımadığım insanlara ilgili olarak, ortak tek konumuz basketbol haricinde herhangi bir yorum yapmakta olduğum düşünülmesin).

Kapanış yine Efes'le...

Niyetim bu değildi, yazarken içimden akıverdi, biraz uzun oldu, basitleştirerek toparlayayım...

Efes Pilsen'in oyuncularının ve yöneticilerinin bu playofflardaki ve finaldeki halleri, içlerindeki sorunları hallettikçe geçecektir. Aklın yolu bir. Bu seneki transferlerin de, kadronun da kapasitesi bu kadar. Ha, zorlanırsa daha ileri gidilmez mi? Gidilebilir tabii, şampiyon da olabilirler, daha seri bitmedi. Fakat bu kadroyla, bu ruh haliyle Efes Pilsen gelecek sezon da çıkıp TBL'de ve Yurolig'de mücadele edecek mi? Ederse başarılı olacak mı?

İşte bu soruların cevapları, Efes Pilsen yöneticilerine ve oyuncularına, kime kızmak, neyi düzeltmek gerektiği konusunda doğru dürüst bir fikir verir. Beğenilmeyen, başarılı olamayan ve asla muhafaza edilmeyecek bir kadronun aşikâr yetersizlikleri üzerinden sezonun son haftasında karışıklık ve polemik yaratmaktansa, hazımsızlık göstererek basketbolseverden layık oldukları güzel manzarayı esirgemektense, derhal Efes Pilsen'i yakın geçmişteki dirayetli ve itibarlı kimliğine kavuşturmaya çabalamak doğru olandır.

Bizim onlarla şimdiye dek hep gurur duyduğumuz gibi, onlar da bu gurura layık olmalılar. Çünkü Türk Basketbolu dendiğinde akla ilk olarak Efes Pilsen gelmektedir.

5 HAZİRAN 2006, PAZARTESİ
batug@bilgi.edu.tr