TRANSFER PİYASASI

 

Mehmet GÜRSOY
31 Temmuz 2009, Cuma

 

En son Top 8 öncesi yazmışız buralara, uzunca zaman geçmiş üzerinden. Gerçi araya bir de roundtable sıkıştırdık ama bizim asıl mekanımız burası, boşlamamak lazım tabii. Neyse, biz son yazıyı yazdığımızdan bu yana Top 8 ve Final Four oynandı Euroleague’de ve artık sıra ne olacağını merak ettiğimiz transfer dönemine geldi. Ben de bu yazımda transfer piyasasında şu ana kadar neler olduğunu ve neler olabileceğiyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşayım dedim. Yalnız burda da belirtelim, bu yazıda sadece transfer piyasasına değineceğiz, illaki yazmamız lazım olan grup tahminlerini, kadrolar netleşince yazmak daha doğru olur diye düşündüm.

Değerlendirmeye bu sene transfer piyasasında çok önemli işler yapan Efes Pilsen’le başlamak en doğrusu bana kalırsa. Hepimizin bildiği gibi Biracılar bir önceki sezon tarihlerinin en başarısız Avrupa sezonunu yaşamıştı. E tabii, bu durumun bir çok sebebi var ve uzun uzadıya yazmak yersiz. Ancak bana göre bu başarısızlığın en önemli nedeni , yapılan onca transferden sonra kadro uyumunun yakalanamamış olmasıydı. Çok cefasını çekti Efes Pilsen bu problemin. Bu sezon ise geçen üç sezonun aksine ilk kez yabancılarının büyük bölümünü kadroda tutmaya karar verdi ve yapılacak bir kaç kaliteli takviyeyle yollarına devam etme kararı aldı Ergin Ataman ve yaverleri. Olaylı geçen final serisinden birkaç gün sonra ilk bombayı patlattı Efes. Rakocevic’in ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu uzun uzun yazmaya gerek duymuyorum ancak onun Avrupa’nın en önemli skorer guardlarından biri olduğunu belirtmemek olmaz bana kalırsa. Yalnız dikkat edelim, burada shooting guard diyorum, aman diyorum. Rakocevic’i -her ne kadar kariyerinde az da olsa bir numara oynadıysa da- point guard olarak oynatmak onun verimini önemli ölçüde düşürecektir. Zira, çok başarılı olduğu TAU kariyerine bakarsak, her zaman yanında elit guardlar grubunda değerlendirebileceğimiz iki oyuncu, Prigioni ve Planinic’le desteklendi. Tabii onun gelişi de Kerem- Ender ikilisin sorumluluklarını katladı, onun gibi bir skoreri her zaman sıcak tutmalı Efes’in guard ikilisi.

Geçelim ikinci bombaya, Bostjan “Boki” Nachbar. Şüphesiz çok önemli bir oyuncu. Çok da parlak olmayan 6 senelik bir NBA macerasından sonra bir önceki sezon Childress’ların, Delfino’ların önayak olduğu “Ters Göç” furyasıyla yeniden Avrupa’ya dönmüş ve çok yüksek meblağlarla Dinamo Moskova’ya transfer olmuştu. Özellikle ULEB Cup’ta 16.1 sayı, 4.8 ribaund ve 2.2 asist ortalamaları tutturmuş, gayet klas bana kalırsa. Ancak bana göre burda asıl tartışılması gereken, Efes Pilsen’in Shumpert’ın varlığında yeni bir 3.5 numaraya ihtiyaç duyup duymadığıdır. Nachbar’ın oyun stilini az çok bilenler, onun daha çok şuta dayalı bir oyun sergilediğini, içerde gezmeyi, ribaundları karıştırmayı çok da sevmediğini anımsayacaktırlar. Kısaca, Kakiouzis’in bir kaç gömlek üstü diyebiliriz onun için. Tabii ki takıma önemli katkı sağlayacaktır, ama malum bir önceki sezon takımı yerle bir eden Kasun’un sakatlığını düşününce gerektiği zaman içerden oynayabilen, daha sert bir uzunun alınması daha yararlı olurdu bana kalırsa.

Yalnız Efes Pilsen yönetimini de kutlamak lazım yaptıkları transferlerden dolayı. Özellikle Rakocevic transferi, belli ki önceden planlanmış bir transfer, bir tebrik gönderelim onlara.

Geldik Avrupa’da mücadele eden ikinci takımımıza. Geldik gelmesine de, onlar bu sezon transferde en suskun takımlardan biri Avrupa’da. Türkiye’nin güvenilir(!) gazetelerinden Fotomaç’ın McCalebb haberi dışında pek bir giren çıkan yok Fenerbahçe’ye. Elbette daha beklemek lazım, çok başındayız transfer döneminin.
Bizim takımlarımız kadrolarına takviyeler yaparken, doğal olarak Avrupa’nın diğer takımları da boş durmuyorlar. Transfer piyasasında en az Efes Pilsen kadar etkili olan takımlar var şüphesiz. Bu takımların başında da Real Madrid geliyor bana kalırsa. Ronaldo, Kaka, Benzema öhm pardon... Darius Lavrinovic, Sırp Velickovic çok önemli transferler, kimsenin bir itirazı da yok buna. Ancak şu yapılan transferlerin yanında asıl dikkat çekici hamle tartışmasız Avrupa’nın en 'winner' koçu olan Messina’nın bundan sonra Los Galacticos’a (o kıvama gelirler basketbolda da, merak etmeyin) hizmet edecek olması. Ettore Messina’nın şu ana kadar kadar yaptığı işleri, kazandığı kupaları burada yazmayacağım, isteyen girip bakar zaten. Ancak onun antrenörlük becerileriyle ilgili bir kaç kelam etmeden de olmaz. Kuşkusuz, Messina’nın en çok öne çıkan özelliği, gittiği her takımda belirli bir sistem oturtması ve bu sisteme yıldız-normal oyuncu ayrımı yapmadan bütün oyuncularını dahil edebilmesidir. Zaten başarının sırrı budur da, neyse. Ayrıca, Real Madrid ve Perez’in yıllardan beri futbol şubesinde yapamadığı doğru hoca seçimini basketbolda yaptığını söylersek pek de yanılmayız sanırım. Ha bu arada, Perez’in “Hayat biter, transfer bitmez” dediğini de unutmayalım. Yakın zamanda 3-4 bomba bekliyorum Beyaz Şimşekler’den. Szczerbiak mı? Neden olmasın.

Bir başka İspanyol temsilcisi Barcelona’ya baktığımızda bu sene köklü bir pota altı revizyonu yapacaklarını söyleyebiliriz. Yalnız belirtmek lazım, bu revizyon yönetim kararlarından çok oyuncu tercihlerinden dolayı olacak. Kuşkusuz takımın en önemli pota altı oyuncusu olan Andersen, yaklaşık yedi yıllık bir aradan sonra kutsal görev için Teksas’ta oynayacak bu sezon. Keza Ersan da öyle, o da Avrupa’da gayet başarılı geçen iki sezonun ardından şansını tekrar NBA’de denemeye karar verdi. Yalnız o Çar’ın aksine, yine, yeniden eski takımı Milwaukee’de mücadelesini sürdürecek. Santiago’yu da Barcelona serbest bıraktı zaten. Haydaa, koskoca Barcelona Fran Vazquez’e mi kaldı demeyin, o işi çoktan halletti Barcelona yönetimi. Bir önceki sezon genelde inişli çıkışlı bir performans gösteren Morris ve yine geride bıraktığımız sezon kendini önemli ölçüde geliştiren Mickeal de artık Xavier Pascual’ın kanatları altında. Gerçi çok da kanatları altına girmek istenecek bir koç da değil ya, bize ne.

Devam edelim Unicaja’yla, onlar da tıpkı Barça gibi takımda çok önemli rolleri olan, iskeleti oluşturan oyuncularını kaybettiler. Bu kaybettikleri oyuncuların yerlerini tam olarak dolduramayacaklarını savunuyorum şu aralar. Kaybettikleri oyunculara bakarsak en önemlisi Haislip, çok net. Bu takımda üstlendiği rol bakımından diğer oyunculardan ayrılıyordu Unicaja’da geçirdiği 2 sene boyunca. Cabezas da bu sene Khimki adına mücadele edecek, eminim oraya da önemli katkılar yapacaktır. Ha unutmadan bir de Ndong var ki, ayrılışı Unicaja adına büyük eksi olur pota altında. Kesin bir şey olmadığı için, onun hakkında düşüncelerimizi bir sonraki yazıya bırakmak en iyisi olacak.

Bu arada TAU’yu da transferin hareketli takımlarından biri olarak görebiliriz rahatlıkla. Rakocevic’in ayrılışının onları çok derinden etkileyeceği apaçık ortada. Kuşkusuz bir ara adı NBA dedikodularına karışan Splitter’la birlikte takımın saha içi lideriydi. O pozisyona yaptıkları English transferi de, en optimist bakışımla bile iyi bir yedek olur gibi duruyor . Eğer hedefleri yeniden Final 4 seviyesine yükselmekse, oraya en sağlamından saf bir skorer bulmalılar.

Yeni Moda Armani Jeans Milano

Şu transfer döneminde seni en çok şaşırtan takım hangisi diye sorsalar, cevabım çok net Armani Jeans Milano olurdu doğrusu. Gerçekten Milano çok önemli hamleler yaptı, yapmaya da devam edecekler gibi duruyor. Şu ana kadar yaptıkları en önemli hamle Petravicius şüphesiz. Pota altında sert, atletik , gerektiği zaman post-up oynayabilen, yani genel olarak taş gibi bir uzun. Ribaundlarda da gayet başarılı olduğunu eklemek lazım tabii ki, önemli katkı sağlayacaktır pota altında. Özellikle bir Partizan maçı hatırlıyorum ki (ribaundlar 35-17 Partizan), bir daha böyle bir maç izlemeyiz sanırım. Maciulis de gayet şık bir transfer bu arada, onu da atlamamak lazım. Özellikle oyunun savunma bölümünde büyük artılar sağlayacaktır takıma.

Siena’nın da kadrosunu büyük ölçüde koruduğunu görüyoruz tıpkı geçen sezonlarda olduğu gibi. Avrupa’nın Varajeo’su Stonerook ve bir önceki sezon bir çok maçta takımın skor yükünü üstlenen Kristof Lavrinovic bir kaç sezon daha bu küçük İtalyan kasabasındalar. Yalnız onlar için bu sene asıl sorun guard mevkiinde. Henüz net bir şey olmamasına rağmen McIntyre ve Kaukenas’ın gelecek sezon farklı renkler için mücadele edeceğini öngörmek çok da zor değil. Özellikle McIntyre için iki komşu kulübü de devrede. Ancak Yunan Ligi için bu sezon değişen yabancı sınırlaması kuralı, bu transferin önündeki en büyük engel olarak gözüküyor. Transferde yaptıkları en önemli hamle ise Zizis gibi duruyor. Her ne kadar CSKA’da istediği süreleri bulamasa da, guard rotasyonunda önemli bir alternatif olacaktır.

Bu sezon yaklaşık %30 civarında bütçesini düşürmesine rağmen kadrosunu büyük ölçüde koruyan bir diğer takım da CSKA. Zizis, Messina ve Morris dışında (oha daha ne olsun dediğinizi duyar gibiyim sevgili okurlar, kadronun geri kalanına bakalım lütfen) takımdaki bütün önemli oyuncuları korudular. Ayrıca Ponkraşov adında bir oyuncuya da sahip olacaklar. Çok fazla izleme şansım olmadı ancak okuduklarım ve çok güvenilir kaynaklardan aldığım bilgilere dayanarak, Holden’ı rahatlıkla yedekleyebileceğini söyleyebilirim.

Aynı Kadeh, Aynı Mey

Öncelikle şu yukarıdaki başlığın sadece Maccabi’nin Bluthenthal fetişiyle alakalı olduğunu belirtmek isterim. Şu adamı her iki-üç sezonda bir transfer edip geri göndermenin mantığını açıklayabilen varsa uzun uzun tartışmak isterim. Neyse, Blunthenthal çık aradan diyoruz ve devam ediyoruz. Maccabi’den geçen sezonla hatırlamak istediğim iki oyuncu vardı: Bir tanesi tahmin edebileceğiniz üzere Ommri Casspi, diğeri de Lior Eliyahu. Bu iki oyuncu, Maccabi ölçeklerinde berbat geçen sezonda kendilerini dikkat çekici bir şekilde geliştirdiler ve şu anda yoklar. Ommri Casspi’nin draft edilip, şansını NBA’de deneyecek olması gayet geçerli bir neden, ancak Eliyahu’nun - eğer varsa - Maccabi’nin gelecek planları içinde yer alması gerekirdi bana kalırsa. Maccabi’ye şu yaptığı hareketlerden dolayı kırgınım ancak Avrupa’da bulunan her üç oyuncudan birine sulanarak, üçün birini almaya yakın olduğunu hissediyorum şahsen. İzlemek, görmek lazım...

Geçelim komşuya. Bilmem farkettiniz mi ama neredeyse bir transfer yazısını sonlandırmak üzereyim, Yunan devlerine sıra yeni geliyor. Sanırım bu durum, Olympiakos ve Panathinaikos’un geçen seneye nispeten ne kadar sessiz olduklarını da açıkça ortaya seriyor. Olympiakos, iki senedir alıştığınız/alıştığımız üzere NBA’in orta seviye oyuncularına sulanmaya devam ediyor. Şimdiki hedefleri de Nate Robinson. İki sene 10 milyon yeşil gibi gayet şık bir teklifle gitmişler Nate’in karşısına. Childress’ı getiren Nate’i de getirir diyor bir tarafım, bakalım. Bu arada Thomas Kelati’yle anlaştı Kırmızılar. Kelati’nin Polonya vatandaşı da olmasında dolayı, takıma katkı sağlayabilecek klas bir hamle bana kalırsa. Panathinaikos ise işlerini erken halletti bu sene. Tıpkı geçen sezon Pekovic’e yaptıkları gibi Tepic’e de transfer dönemi başlar başlamaz imzayı attırdılar. Seçme hakkım olsa her zaman Tepic’i yeğlerim Nicholas’a karşı. Nick Calathes de önemli transfer tabiİ. Saras’la henüz anlaşamayan Yoncalar için iyi bir transfer oldu. Onunla da ilgili yazacak çok fazla şeyim yok doğrusu, izledikten sonra daha sağlıklı yorum yapabilirim sanırım.

Not 1: Arkadaş transfer yazısı yazmak ne zor işmiş, sürekli yeni bir gelişme, sürekli yazı planını değiştirme. İyi tecrübe oldu bu genç yaşımda.

Not 2: Aha bir tane daha, Herrmann TAU’da. Olmadı Walter, geç kaldın yiğidim.

Not3: Mesut Ulukök’e teşekkürler.


Eyvallah.