NORMAL SEZON

 

Mehmet GÜRSOY
1 Şubat 2010, Pazartesi

 

Arayı açtık yine, farkındayım. Bundan birkaç ay önce transferler hakkında yazmıştık, ondan sonra da bildiğiniz gibi işte. E tabi, yazdan beri birçok şey oldu Euroleague'de, en basitinden normal sezonu bitirmiş bulunduk ligimizde. Bu yüzden kısa kesiyorum giriş bölümünü, zira yazacak çok şey var, bu yazıda.

Yazıya geçmeden önce yazının içeriği hakkında bilgi vermek istiyorum izninizle. Bu yazıda Euroleague normal sezonunu değerlendirip ayrıca yazılarıma yeni bir soluk katmasını dilediğim “Takım İncelemesi” bölümünü de sizlere sunacağım. Bir nevi “Altıncı Adam” konsepti oluşturacağım, Euroleague yazılarında. Bu sefer işleyeceğim takım, Real Madrid.

Euroleague'de Normal Sezon

Çok büyük sürprizler yaşanmadı bu sene Euroleague'de. Geçen senelerde olduğu gibi Top 16 yolcularından bazıları, beklenmeyen bir şekilde bir sonraki turdan mahrum kaldılar, hepsi bu. Yazıya, normal sezonu domine eden takımdan, yani Barcelona'dan başlamak en doğrusu sanırım. Bildiğiniz gibi, 10-0'lık net bir seriyle bitirdiler normal sezonu ve böylece Euroleague tarihinde normal sezonu en iyi dereceyle bitiren takım oldular.

Daha önce böylesine 10 maçlık galibiyet serisi yakalayan takımlar var elbet. Bu takımlar 2006/2007 sezonunda Cska ve Panathinaikos'muş, belirtelim. Hatta daha sonra Cska bu galibiyet serisini 18 maça çıkarsa da, Finalde Obradovic'in Pao'suna karşı koyamamıştı. Neyse, Barça'dan devam edelim. Onları şu anki durumlarına taşıyan en önemli unsur, hepimizin de tahmin edebileceği gibi çok üst seviyede olan kadro kaliteleri. Gerçekten hem uzun hem de kısa rotasyonunda birçok alternatife sahipler, doğrusu. Özellikle Lorbek, Ndong, Fran Vazquez ve Morris'den oluşan uzun rotasyonu, şu anda Euroleague'in en iyisi ve farkı da yaratan onlar, bana kalırsa. Bu dört oyuncunun istediklerini yaptıklarında ne kadar durdurulamaz bir tim oluşturduklarını, en iyi şekilde, gruptaki tek ciddi rakipleri olan Siena karşısında – hem de deplasmanda- görmüştük. 16/22 isabetle atılan 45 sayı, onları özetlemeye yetiyor sanırım.

Kısa rotasyonu da öyle. Burda da özellikle Rubio hakkında birkaç kelam etmek isterim. Öncelikle takıma “cuk” oturduğunu çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz. Örneğin, geçen sezon takım bocaladığında Lakovic'in nasıl kaybolduğunu izlemiştik hep birlikte. Rubio henüz o seviyede bir maç oynamasa da, sorumluluk alma konusunda olumlu sinyaller veriyor. Yine Montepaschi Siena maçlarından gidersek, onun savunma ve hücumdaki oyunu ile ilgili net fikirler elde edebiliriz sanırım. Deplasmandaki maç, Siena'nın en önemli hücum silahı olan McIntyre'ı savunmak çoğu oyuncunun beceremeyeceği bir iştir. Ancak Rubio, hızlı ellerinin sayesinde 5 top kaybına zorlamıştı onu ve tabi hücumda ritmini bulamamasında da bir numaralı etkendi. İçerideki maçta ise hücum yönü çok net bir şekilde ortaya çıktı Rubio'nun. 14 sayı 10 asist, yanında 4 top çalma da cabası. Çok da bir şey söylemeye gerek yok bence onun hakkında, keyif veriyor izleyenlere.

Yine, yeniden

Euroleague'in belki de en alışılan sürprizi Partizan. Her sene takımı baştan kurup, istikrarlı olarak Top 16'ya yükselmek kolay iş değil. Örnek olarak iki sene önce, Panathinaikos'u Top 8 dışına iterken takımın en önemli iki oyuncusu olarak Pekovic ve Milt Palacio'yu sayardık hepimiz. Onlar o sezon sonu takımdan ayrıldılar ve hiç kimse, en önemli iki parçasını gönderen bir takımın yeniden Top 8 yapabileceğine inanmıyordu. Geçen sezon Velickovic ve Tepic önderliğinde yeniden Top 8 yaptı Partizan; ancak onlar da geçen transfer döneminde tıpkı Pekovic gibi Avrupa'nın en önemli klüplerine doğru yol aldılar.

Yeniden bir kadro kurmak zorunda kaldı Koç Vujosevic. En az Lasme ve Palacio kadar doğru seçim olduğunu kanıtlayan Bo McCalebb, yine Tepic kadar umut vaad eden Vesely’nin yanında, Kecman ve Rasic gibi iki Euroleague tecrübeli oyuncu ve bu aralar hakkında ‘yeni Pekovic olabilir mi?’ sorusu sorulan Aleks Maric. Kağıt üstünde gayet zayıf bir takım olarak gözüküyordu Partizan; ancak Vujosevic'in maharetlerinden midir, Pionir Arena'nın atmosferinden midir bilinmez, bu takım yeniden bize sürpriz yapmayı başardı. Maric hakkında da birkaç fikir söylemek lazım tabii. Şu anda Euroleague'in en etkili uzunlarından birisi olduğunu belirtmeliyiz, doğru pozisyonda top aldığında Pekovic ayarında bir bitirici olduğunu söylemek mümkün. Ribaundlarda da en az onun kadar aktif bana kalırsa. Vesely ve Dekic takımın en umut vaad eden yetenekleri, onları birkaç sene Avrupa'nın devlerinde görürsek kimse şaşırmasın. Top 8'e kalmaları çok zor bana göre, ama imkansız kelimesini kullanmayı pek uygun bulmuyorum onlar adına. Pionir rulz!

TAKIM İNCELEMESİ: Real Madrid

Geçen sezon pek de fena olmayan kadrosuyla Top 8'e kadar yükselebilmişti Real Madrid; ancak Olympiakos'un onlara göre çok daha geniş olan rotasyonuna pek de direnememişlerdi. Bu sezon çok iyi transferler yaptılar ve şu anda Avrupa'nın en iyi kadrolarından biri onlarda. Şimdi o kadroyu inceleyip, ileride neler yapabileceklerini konuşalım.

Bana göre takımın en önemli artısı birçok farklı tip oyuncudan oluşan guard rotasyonu. Prigioni gibi pass-first bir oyuncunun yanında, delici Kaukenas, şutör Bullock ve savunma direncini en üst düzeye çeken Sergio Llull var. Kağıt üstündeki bu genişliği sahaya da iyi yansıttıklarını gördük sezon boyunca. Örnek vermek gerekirse, Panathinaikos maçı önümüzde duruyor. İzleyenler bilir, iki farklı maç izlemiştik o gece. İlk periyotta Spanoulis ve Pekovic'in oynadığı ikili oyunlar, Spanoulis'in takımını tam anlamıyla sürüklemesi, Real Madrid'in savunmasının dağılışı; ilk periyodun son iki dakikasından itibaren ise Kaukenas ve Llull'un topa yaptığı baskı ile oluşan 20-0'lık seri ve Madrid lehine dönen skor. Bu tür örnekleri sıkça görebiliriz Top 16'da, hazırlıklı olalım.

Real Madrid'in kadrosuna baktığımızda gözümüze ilk çarpan guard ve pivot mevkilerindeki bolluğa rağmen forvet mevkisindeki darlık. Bana göre Jaric transferi de bu doğrultuda yapıldı. Yukarıda bahsettiğim gibi, Llull ve Prigioni'nin yüksek formu normal sezon boyunca sürdü ve onların arasına girmesi de şimdilik zor, bana kalırsa. Bu sebeple forvet pozisyonu onun için biçilmiş kaftan diye düşünüyorum. Ayrıca, her üç pozisyonda oynayabilmesi de Messina ve Real adına büyük artıdır diyelim.

Garbajosa, Velickovic ve Darius Lavrinovic. Bu üç oyuncunun ortak özellikleri tipik Avrupalı uzun özelliklerini taşımaları, yani ağırlıklı olarak dışardan oynamaya çalışmaları. Özellikle Garbajosa'nın şu seviyede oynamasının en önemli nedeni budur bana kalırsa. Velickovic'i de ona benzetmek mümkün; ancak onun hücum menüsü Garbajosa kadar kısıtlı değil. Bu sene post-up oyunlarını daha da geliştirdiğini belirtmek lazım, Messina etkilerini göstermeye başladı onun üstünde. Burda asıl parantezi Darius Lavrinovic için açmalıyız. Bana göre kardeşiyle birlikte Avrupa'nın hücum yönünde en iyi birkaç oyuncusundan biri. Real Madrid'e ise hem savunma hem de hücumda katkıları yadsınamaz seviyede. Onu senenin transferi olarak sayabiliriz, şu ana dek gösterdiği performansla. Eğer böyle devam ederse takımını ciddi şampiyonluk adaylarından biri haline getirebilir.

Takımın forvet problemi dışında en önemli sorunu, uzunların pota altında gerekli sertliği bir türlü ortaya koyamaması, burada hemfikiriz sanırım. Özellikle ilk dört haftada çok sıkıntı çektiler. Khimki karşısında bile Jankunas (10 sayı, 11 ribaund), Javtokas (11 sayı, 8 ribaund) ve Timofey Mozgov'a (10 sayı, 6 ribaund) karşı koyamayarak ilk mağlubiyetlerini almışlardı, hatırlarsınız. Özellikle Garbajosa ve Velickovic çok etkisiz kalmıştı bu maçta. Ha keza içerdeki Panathinaikos maçında, Llull ve Kaukenas oyuna girene kadar Pekovic'e çare üretememişlerdi. Ama Reyes'in gelişi de bu sorunu çözmüşe benziyor, takıma pota altında sertlik kattığı kesin. Ancak Batiste'in sakatlığı nedeniyle çok da kuvvetli bir rotasyonla karşılaşmadılar Pao karşısında. Onları Barcelona karşısında görmek daha güvenilir bilgiler verecektir bize.

Her ne kadar sorunları da olsa, Real Madrid benim şampiyonluk adaylarımdan biri. Barcelona'nın şu ana kadar nasıl getirdiğini biliyoruz ancak Real'in yapacağı bir pota altı ve forvet transferi onlara karşı koymak için yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Messina da çaylak Xavi Pascual'a karşı birkaç gömlek üstün.

Diyeceğim şimdilik bu kadar, yakın zamanda Fenerbahçe hakkında bir yazı yazmayı planlıyorum, tetikte olun.

Eyvallah.