Sedat Koç
sedatkoc_@hotmail.com

21 Haziran 2010, Pazartesi

Sn. Paul George

2010, kolaylıkla farkedileceği üzere 2-3 takviyesi yapmak isteyen takımlar için ideale yakın bir sınıf. Paul George’un bu yüzden gideceği sıra değişkenlik gösterebilir ama herşeyden önce izlemesi keyifli bir çocuk olduğunu söyleyerek başlamalıyım heralde. George’un birçok yaşıtının aksine çok zarif bir şutu var. Gerçekten zarif. Xavier Henry’de de var o zerafet, şut elinden çıkarken size güven veriyor. Elbette NBA’e uyum sağlamak için biraz modifiye etmesi gerekecek şut mekaniğini ama çok da değil, yeterince çabuk çıkarıyor ve mesafe sıkıntısı yaşayacağını düşünmüyorum gözlemlediğim kadarıyla. Atletizmi ve resmi ölçümlerde beklenenden çok daha iyi çıkan rakamlarıyla bana göre mutlaka denenmesi gereken bir oyuncu. Doğru bir çevrede, doğru bir takımda çaylaklığı sorunsuz geçebileceğine inancım var açıkçası.

George hakkında herkesin ortak sıkıntısı, kolejdeki iki senesini WAC gibi zayıf bir konferansın, Fresno State gibi zayıf bir programında geçirmiş ve çok ciddi bir rekabet görmemiş olması. Fresno State’in de zaten vasat bir sezon geçirdiğini unutmamak gerek. İki sene önce aslında Georgetown gibi geleneği olan ancak oldukça uzaktaki bir okuldan teklif aldığında, tanıdığı koçları ve evine yakın olması sebebiyle Fresno’yu seçmiş olmasını elbette sorgulamak bana düşmüyor. Daha önce Rudy Gay için de konuşulan isteksizlik muhabbeti, George için de geçerli ama Gay zaten bu eleştirilere rağmen gayet iyi rakamlar ortaya koyuyordu. George ise, aynı konferanstaki Luke Babbitt’in aksine, hiç domine edemedi zayıf bir konferansta olmasına rağmen. Doğru ortam ve koçla bunun oldukça değiştirilebilecek bir durum olduğu açık, evet, ama insanın aklına kurt düşürecek kadar ince bir delik de açmıyor değil. Ama zaten workout’lar başladıktan sonra ilk turun sonlarında geçen ismi bugün lotaryaya kadar çıkmış durumda. Sezon boyunca o kadar göz önünde olmayan bir oyuncu olarak listelerde bu kadar yükselmesi onu nasıl etkileyecek bilmiyorum, ekiple (l’ekip) oyuncuları paylaşırken onun draftın steal’lerinden biri olabileceğine inancım tamdı ancak şu an lotaryaya çıkan bir oyuncunun steal olması için All-Star olması gerekli, bambaşka bir eşik yani, ama inancım iyi bir NBA oyuncusu olacağı yönünde.

George aslında bir çaylakta görmek istediğiniz bütün detayları barındıran bir çocuk. Dış şutu, seyirciyi ayağa kaldıracak smaçları, yeterli kulaç uzunluğu ve atletizmiyle savunma potansiyeline sahip olması açıkçası ligde neler yapacağına olan merağımı iyice arttırıyor. Tavan olasılığı 8. sıra seçimiyle Clippers gibi gözüküyor. En kötü ihtimalle de 17’den Chicago’nun altına inmez tahminim. Bu aralıkta (hani belki Toronto dışında) her takımın board’unda yer alacak gibi duruyor şu aşamada. Bu arada söylemezsem çatlarım, George da hiç anlayamadığım forma altı tişört ekolü kolej oyuncularından. Yahu nasıl rahat ediyorsunuz anlamıyorum çocuklar, ben mesela nefret ederim kollu tişörtle oynamaktan, boğazlı kazakla sevişmeye benzer, siz bir de onun üstüne forma giyiyorsunuz. Sn. Üründül gibi kalakalıyorum; “Ne enteresan ama di mi?” diyip geçiyorum.

 

Mösyö Avery Bradley

Draft gecesine yaklaştıkça, workout’larda beğenilmesi muhtemel özelliklere sahip bir adam olarak, piyasasının yükselmesini beklediğim bir adam Bradley. Her ne kadar John Wall draft’ı olsa da 2010, guard konusunda oldukça sığ. Hele geçen seneyle karşılaştırılırsa. Bu yüzden gizli bir ilginin olacağını seziyorum üzerinde workout’lar boyunca. Bradley’i izlemeye başladığınızda sizi etkileyecek en büyük özelliği şüphesiz atletizmi. John Wall’un bile altında kalmayan bir atletizm bu, bana güvenin. Bunu tatmin edici wingspan’i ve savunma azmiyle birleştirirseniz, ortaya işlenebilir bir savunmacı potansiyeli çıkıyor. Buna biraz da dış şut eklerseniz, ilk paragrafta demek istediklerimi çok daha iyi anlayabilirsiniz. İyi bir workout ona lotaryada dahi yer açabilir ve açıkçası bu özelliklere sahip bir oyuncuyu ne olursa olsun düşünürdüm ben takımıma. Taraftarın seveceği, sapıtmadığı takdirde keyif veren bir oyuncu.

Önündeki en büyük soru işareti, yıllardır bitmek bilmeyen kombo guard tartışması elbette. Her pass-first olmayan, skorer ve 1-2 arası gidip gelen kombo guard müessesesi için benzer yazılar yazılır, eleştiriler yapılır, ortada kalınır. Elbette boşa yapılan bir tartışma değildir bu, bahsedilen oyuncuların genellikle yetenekli adamlar olduğunu göz önüne alırsak bu yeteneklerini doğru rollere uygun şekilde yontmaları gerekmektedir. İdeal bir dünyada elbette takım arkadaşlarını daha iyi gösteren, eski tip oyun kurucuları düşler herkes ama profesyonel basketbolun gittiği çizgiyi gözönüne alırsak bu tip yeteneklerin sık ortaya çıkmadığı bariz, bu yüzden bu tip oyuncuların doğru yönlendirmelerle zaaflarının giderilmesi ve güçlü noktalarının ön plana çıkarılması şart. İlk turun sonunda seçilen Dallas’lı Beaubois ve Spurs’lü Hill güzel örnekler. Aynı durum bu sınıfın bir diğer benzer oyuncusu Willie Warren için de geçerli. Yine de pas yeteneğini geliştirmesi olmazsa olmaz bana göre, çünkü her ne kadar skorer bir guard olsa da, daha sert bir rekabetin olduğu bir ligde oyununu boyutlandırmalı. Bu yüzden biraz güçlenmesi şart. Vasatın üzerindeki şutuna rağmen serbest atış yüzdesi çok çirkin, bu yaz belli bir seviyeye çıkarmalı yüzdesini ilk iş olarak. Sezonu çok kötü bitirdi, turnuvada daha ilk maçta Wake Forest’a son saniye baketiyle yenildiler ve Bradley, Ishmael Smith’e karşı ezildi o maçta. (Ishmael demek çok zevkli bu arada, deneyin, kendi kendime Ishmael diyorum şu an.)

Bradley’i ilk kez geçen sene Nike Hoop Summit’te izlemiştim. O maçta ABD’nin generali tartışmasız John Wall’du ama göze çarpan diğer iki adam da Xavier Henry ve Avery Bradley idi. Lisede de zaten oldukça bilinen ve saygı gören bir skorerdi. Texas’ta Doğuş Balbay’la beraber oynadılar ama çok iyi olarak adlandırmazdım onun için bu sezonu. Texas’ı seçmesinin sebebi ise TJ Ford’u neredeyse idolize edecek kadar sevmesi. Yanılmadınız, TJ Ford. Onu bu kadar seven bir diğer ismin sevimli hayalet Alim Karasu olduğunu hatırlatmak isterim. Liselerarası bir nevi All-Star maçı olan McDonald’s organizasyonunda smaç şampiyonu olması, atletizmi hakkında bir ipucu veriyor aslında. Şans bulması halinde NBATV’de Top 10’lerde izlememiz muhtemel Bradley’i. Savunmaya olan bağlılığı ve atletik yetenekleriyle ligde tutunacağına inanıyorum. Tavanının 13’ten Toronto olabileceğini sanıyorum. Aksi halde 18’den Miami veya 24’ten Atlanta’ya kalması halinde mutlaka düşünülecektir bu sıralarda.

Mr. Luke Babbitt

Luke Babbitt basketbolcudan çok country şarkıcısı izlenimi veren bir isimle 1-0 geriden başlıyor olaya ama sahaya çıktığında görüyorsunuz ki oyunu hiç de o kadar Johnny Cash değil. Duke mezunu olmasına rağmen sevdiğimiz adamlardan Jay Bilas’ın onun hakkında güzel bir lafı vardı, Nevada’da değil de Litvanya’da falan doğmuş olsaydı muhtemelen daha fazla ilgi görürdü diyordu Luke için.

Deri rengi yüzünden otomatikman Adam Morrison karşılaştırmaları yapılıyor Luke için ve atletizm kozu ortaya konabiliyor ezbere olarak ama resmi ölçümler gösterdi ki bu büyük bir yanılgı, yani Babbitt iyi bir atlet. Beyaz oyuncuların otomatikman ayak çabukluğu yok, savunma yapamaz diyerek yaftalamak malesef sıkça görülen bir durum. NBA dünyanın en atlet adamlarının bulunduğu bir lig, evet, ama bu atletik adamların kaç tanesine iyi savunmacı diyebiliriz ki zaten? Neyse, Babbitt’e geri dönelim. Dediğim gibi yapılan ölçümler benim tahminlerimin bile üzerindeydi ve açıkçası beni oldukça etkiledi sıçrama ve sprint değerleri. Bu sezonu müthiş geçirdi Nevada’lı forvet, zayıf bir konferansta yer aldı ama dikkat çeken özellikleri var. Çok iyi bir sol bileği var en önemlisi, sırasıyla 51 – 43 – 91 gibi etkileyici şut – üçlük – faul yüzdeleri tutturdu bu sene. Nowitzki-vari pump fake’leri ve uzun kollarıyla şutunu çıkarırken çok sorun çekmiyor ve dediğim gibi hakkaten oldukça iyi bir şutör. Hızlı hücumları tek başına bitirmek için gözünü karartmıyor ve doğru pası veriyor. Küçük bir takımın yıldızından bahsettiğimiz için aslında bu egosunun ne kadar törpülenmiş olduğunu göstermesi adına az da olsa önem taşıyor bana göre. Yine de ilk adımı hızlı oyunculara karşı biraz sıkıntı yaşayacaktır savunmada. En büyük sıkıntı ligin sertliğine ne derece uyum sağlayabileceği. Sinip ceza şutörü mü olacak yoksa çarkların arasına kendini kaptırabilecek mi? Nasıl bir kariyere sahip olacağını merak ediyorum açıkçası.

Aslında liseden mezun olduğunda Ohio State’e gitmesi bekleniyordu Babbitt’in. Evan Turner’la beraber iyi bir ikili olabilirlerdi bana göre Buckeyes’ta ama son anda yaşadığı yeri, Nevada’yı seçti. Alt sıralarda seçilmesi beklenen, aynı takımın oyun kurucusu Armon Johnson’la da çocukluk arkadaşı olduğu için evinden uzaklaşmamak istemesine anlayış gösteriyorum. Kısacası Babbitt, sorunsuz, temiz bir çocuk. Çok zayıf bir konferanstan geleceği için adaptasyon sorunu yaşaması sürpriz olmaz ama lotarya dışı kalması durumunda mutlaka atlanmamalı, denenmeli. Kenardan gelip iyi bir rol oyuncusu olabilir bana göre.

Dr. Lance Stephenson

Sonunda eğlenceli bir adama geldik. Diğer çocukları seçmemin sebebi stillerinin göze hoş gelmesiydi, Lance ise apayrı bir hikaye.

Lance Stephenson adı aslında çok çok öncelerden kulaklara çalınmıştı. Her geçen yıl sıradaki büyük yeteneği bizlere tanıtmaya meraklı Amerikan medyası, Stephenson’ı da çok küçük yaşlarda piyasaya fısıldamıştı. Brooklyn’li 1990 doğumlu bu yeni yıldız adayı, Marbury, Telfair gibi NBA oyuncularının yanında sosyal hayatın birçok alanında etkili olmuş, Nobel ödülleri kazanmış bir sürü mezun barındıran, bilenlerin bileceği, Coney Island bölgesinin meşhur Lincoln Lisesi’ndeydi ünü başladığında. Lincoln’daki 4 senesinde de eyalet şampiyonu oldu ve New York lise basketbol tarihinin bütün sayı rekorlarını kırdı. Başarılı herhangi bir basketbol ikonuna aç olan New Yorker’lar doğal olarak bu yeni çocuğu el üstünde tuttular. Rucker Park’ta devamlı kendinden büyüklerle oynayarak Born Ready lakabını edinen Lance’i, saha içi ve dışında takip eden bornready.tv sitesinin yayınladığı 18 bölümlük bir belgesel – reality show bile var. Böyle bir keşmekeşin içinde büyüyen bir çocuk olarak, tahmin edilebilir bir şekilde Stephenson da ideal bir takım arkadaşı olmaktan uzak bir çizgi izledi. Bir zamanlar Ty Evans, Wall, Jennings ve Holiday’le geçerken ismi, büyük bir skorer olarak yaftalanmanın verdiği bencillik, lisede gelen şöhretin verdiği şımarıklıklar, ne kadar karizmatik bir oyuncu olsa da, onu oldukça unutturdu aslında.

Lance Stephenson’ı tanıyan herkesin üstünde birleştiği bir nokta var. O da bu çocuğun kimseden çekinmediği. Devamlı kendinden büyüklerle oynayarak kendi şehrinde edindiği caka ve karizma hakkaten büyük. 2005’te kendisinden 3 yaş büyük olmasına rağmen o zamanlar “next best thing” denen, ülke çapındaki en flaş lise oyuncusu olan OJ Mayo’ya meydan okuduğu yaz kampı maçı görüntülerden hatırlıyorum. Oyuna girip maçı ciddiye almayan Mayo’nun üzerinden sayılar atmaya başlar ve Lance’i tanıyan izleyenler coşar. Mayo bunun üzerine sinirlenir ve ona unutamayacağı bir ders vermeye başlar. Öyle ki bir pozisyonda kendisini Stephenson tutmamasına rağmen, ona doğru seslenip kendisini savunmaya çalışmasını söyler. Geri adım atmayan Lance, Mayo’nun karşısına dikilir ama Mayo uzaklardan şutu sokar.

Stephenson çok büyük atletik yetenekleri olmayan, sokak basketboluna ve gücüne dayalı oyunuyla lise basketbolunu domine etmiş ama her zaman takım oyunu konusunda sıkıntı çekmiş, soru işaretleriyle dolu bir çocuk. Bu mentalite sıkıntısı, belki de onun değerini bu denli düşüren. Bu sezon aslında o kadar da kötü geçmedi, Cincinnati’de. Biraz daha durulmuş, söylenenlere göre ve yılın çaylağı seçildi konferansında. Sokak basketbolunun getirdiği ortalamanın üstü top hakimiyeti ile özellikle açık alanda çok tehlikeli bir hücumcu, izlerken biraz ağır çekimde oynuyormuş gibi geliyor size ve o kadar fazla oynuyor ki topla bazen sinir bozabiliyor, artık daha fazla pas veriyor diyor onu bizlerden daha yakın takip edenler, oyuna giriş çıkışlarda topu emanete bırakıyor olabilir tabi ama şu anki piyasası, potansiyelinin altında bana kalırsa. 2. turun tepesi gibi gözüküyor şu anki tahminler, benim tahminim 38-39’daki iki Knicks seçiminin altına inmez gibi. Ne olursa olsun, NY’ta hala oldukça ünlü Lance.

Sinyor Greivis Vasquez

İkinci turda denenmesi gereken adamlardan biri de Maryland’in Venezuelalı oyun kurucusu Greivis Vasquez. Vasquez’i gördüğünüzde ilk dikkatinizi çeken özelliği tabi ki, bir oyun kurucu için muazzam olan 1.98’lik boyu. 4 senedir Maryland’de artık simge haline gelmişti bu karizmatik Güney Amerikalı ve aslına bakarsanız oldukça iyi maçlar da çıkardı sezon içerisinde. Şampiyon Duke’a karşı iki iyi maçını hatırlıyorum mesela, turnuvaya da ikinci turda şanssız bir –daha sonra Final Four’a kadar çıkacak olan- Michigan State mağlubiyetyle veda ettiler. Vasquez’in en büyük handikapı zaman zaman ipin ucunu kaçırıp, saç baş yoldurma potansiyeli. Ama havaya girdiği zaman da izlemesi çok keyifli. Çok hırslı bir oyuncu herşeyden önce, bütün maçı aynı yoğunlukla götürebiliyor ve bu özelliği yüzünden favori kolej oyuncularımdan biriydi. Klasik ve biraz da geyik bir tabirle atmak kadar attırmayı da seven bir guard ama hızlı rakiplere karşı oldukça zorlanacaktır savunmada. Yine şut tercihleri ve o tercihlerdeki istikrarsız yüzdesi, koçların ona karşı çok da sevecen olmamasını sağlayabilir.
 


Lise zamanında bir süre Kevin Durant’la aynı takımda oynamış olan Vasquez aynı zamanda Venezuela milli takımının da bir üyesi. Bu bilgiyi hayatınızın neresinde kullanacağınızı bilmiyorum elbette ama olası bir Oklahoma maçında sarılırlar, öpüşürler, garipsemezsiniz. Bu sezonki performansı ona, ülkenin en iyi kolej oyun kurucusuna verilen Bob Cousy ödülünü, John Wall’un önünde, kazandırdı. Yalnız koskoca Bob Cousy ödülünü şu ana kadar kazananların Jameer Nelson, DJ Augustin, Ray Felton, Dee Brown, Acie Law falan olması, ödülün sokaktaki ederini Babylon’da iki konser davetiyesi eksenine indiriyor, söyleyeyim. Dediğim gibi öyle büyük bir yetenek falan değil Greivis Vasquez ama guard derinliği olmayan bu sınıfta, ikinci turdan hiç de fena bir deneme olmayacaktır.

Ama bir insan zaten Venezuelalı olarak atmışsa adımını hayata, şans eşiği de yeterince yüksektir, çok fazla endişelenmemesi gerekir. Basketbolda kaybeden aşkta kazanır Greivis biraderim.