Berker Yavuz
by_47@hotmail.com

21 Haziran 2010, Pazartesi

Eric Bledsoe (6-1, 192, FR, Kentucky Wildcats, PG/SG):

Bledsoe, bu seneki draft’ta -takım arkadaşı John Wall haricinde- yüksek kalibreli saf bir point guard olmamasının ekmeğini yemesi muhtemel bir isim. Öyle ki, tüm sene point guard oynamamış olmasına rağmen şu esnada draft’ın en çok tutulan 3-5 point guardından biri konumunda. Elbette ki yaptıkları sayesinde değil, potansiyeli dolayısıyla. Yakın zamanda UCLA’de kendisiyle benzer bir kolej kariyeri geçirmiş ve point guard oynamayı sonradan öğrenmiş olan Russell Westbrook’un NBA’deki başarısı da, kendisi hakkındaki olumsuz düşüncelerin ve soru işaretlerinin nispeten azalmasına referans olacaktır.


Bir defa boyunun 1.86 olmasını 2.01’lik wingspaniyle ve süper atletizmiyle kapatıyor, ancak yine de Nba’de 2 numara oynaması filan gibi bir şey söz konusu olmayacaktır. Sadece kısıtlı sürelerde point guard oynamış bir oyuncunun yaptığı 2.9 asiste karşılık maç başına 3 top kaybetmesini direkt eleştirmek belki acımasızca olabilir, lakin top kaybı miktarı her halükarda çok ve karar verme konusunda şimdilik önemli sıkıntıları olduğu aşikar. Ayrıca 1 numara oynadığı dönemlerde çok etkileyici işler yapamadığını da belirtmek gerek. Bunların yanında, sezon boyunca mecburiyetten oynadığı şutör rolünü iyi kıvırmış olması, gayet iyi olan şut yüzdesini sezon ilerledikçe daha da arttırması ve kariyer maçının March Madness’a, East Tennessee State maçına denk gelmesi Bledsoe’nun diğer artıları.


Kentucky’de Big Three haricinde, Bledsoe ve Orton’un da draft’a gireceğini öğrenince açıkçası bayağı şaşırmıştım. Zira ilk turdan seçilme garantisi olmayan freshmanların draft’a girmeleri pek sık rastlanan bir durum değildir. Patterson ve Cousins’ın arkasında henüz hiçbir şey kanıtlamaya fırsat bulamayan Daniel Orton’ın hareketini hala pek doğru bulmasam da, böylesine guard açığı olan bir draft’ta şansını deneyecek olmak Bledsoe için mantıklı görünüyor. Bu arada nbadraft.net kendisi için Marcus Banks benzetmesi yapmış. Şu anki görüntü itibarı ile bu benzetmeye tamamen katılmakla beraber, konuyla ilgili olarak sadece “inşallah sonu benzemesin” diyebiliyorum.

Jordan Crawford (6-4, 198, SO, Xavier Musketeers, SG):

NBA’de 2 numara oynamak için biraz undersized olmasına karşın gerçekten çok kaliteli bir skorer olan Crawford, adını ilk olarak geçen yaz “LeBron James Skills Academy” çatısı altında oynanan bir maçta Lebron’un -kısmen- üzerinden vurduğu smaçla ve bu smacın videolarının Nike tarafından toplatılmaya çalışıldığı iddialarıyla duyurmuştu.


Indiana’da başladığı üniversite kariyerinin ilk yılının ardından Xavier’a transfer olan ve bu sebeple ikinci yılını red shirt olarak geçiren Crawford bu sezon oldukça iyi bir yıl geçirmesinin ardından -muhtemelen yaşının 21’e gelmesinin de etkisiyle- üniversitedeki son iki senesini es geçerek draft’a girmeye karar verdi.


Orta ve uzun mesafe şutu gayet iyi olan, pozisyonu için oldukça iyi bir top hakimiyetine ve patlayıcı bir ilk adıma sahip olan Crawford kesinlikle gerçek bir skorer. March Madness süresince Xavier’ın oynadığı 3 maçta 87 sayı atıp, takımı adeta tek başına taşıyarak büyük maçların adamı olduğunu da gösterdi.


Lakin tabii ki her şey toz pembe değil. Topun sürekli elinde olmasını seven ve takımdaki rolü dolayısıyla savunmaya fazla takılmak zorunda kalmayan bu genç, NBA’de böyle bir ortam bulamayınca buna nasıl bir tepki verecek, oyununu böyle bir ortama nasıl adapte edecek, bunlar onun hakkındaki en önemli soru işaretleri. Bunların yanında, pota altında süper bir bitirici olmamasına karşın gözlerini karartıp yaptığı drivelarda pozisyonları sonuna kadar zorlaması ve çok zor durumlarda dahi dışarı pas çıkarmayı tercih etmemesi ve hücumda top elinde değilken ne yapacağını henüz tam olarak bilmemesi de diğer negatif yönleri.


İstediği zaman gayet iyi bir savunmacı olabildiği söylenen bu delikanlı, şahsi kanaatimce bir NBA oyuncusu olabilmek için gereken pek çok şeye sahip. NBA basketboluna mental yönden uyum sağladığı ve müthiş skor potansiyelini, oynadığı takımın ahengini bozmadan kullanmayı kotardığı vakit ligde kalıcı olacaktır.
 

Sherron Collins (5-11, 217, SR, Kansas Jayhawks, PG):

Enfes bir kolej kariyerini geride bırakan “cep herkülü” lakaplı Collins, Jayhawks forması giydiği döneme 4 adet Big 12 normal sezon birinciliği, 3 tane Big 12 turnuva şampiyonluğu ve bir de NCAA şampiyonluğu sığdırmayı başardı. 2008’deki şampiyonluğun ardından Darnell Jackson, Sasha Kaun, Darrell Arthur, Mario Chalmers ve Brandon Rush beşlisinin NBA’e gitmelerinden beri son iki senedir de takımın lideri konumuna yükselmişti. O tarihten itibaren de, 2009’da All-American Second Team’e, geçtiğimiz sezon ise bu defa All-American First Team’e seçilerek kolej kariyerini çok mühim bireysel başarılarla kapattı.


Yalnızca şu başarılarına bakarak dahi, Collins’in çok iyi bir lider ve tam bir winner olduğunu söylemek mümkün. Sadece 1.80 civarlarında ve 100 kilo olmasına rağmen, üst düzey sayılabilecek bir çabukluğa sahip olması da onu özel yapan meziyetlerden biri. Ayrıca kolejdeki 4 senesinde de şut yüzdesi düşmüş olsa da, gerçekten önemli bir skorer olduğu gerçeği göz ardı edilemez.


Tüm bu başarılı geçmişine karşın NBA’de ne derece şansı olacağı ise tam bir muamma. Bir defa fazlasıyla undersized olması, onu sık sık savunmada zor durumlara düşürecektir. Genelde yazları pek iyi geçirmemesi, sezon öncesi kamplarına kilo problemleriyle gelmesi ve ancak sezonun ilerleyen dönemlerine doğru formunun zirvesine ulaşabilmesi gibi durumların ayyuka çıkmış olması da yine kendisi adına soru işareti oluşturacak faktörler. Ayrıca ligde tutunabilme şansının artması da muhtemelen çabukluğunun “iyi”den, “çok iyi”ye çıkmasıyla alakalı olacağından, en azından 5-6 kilo verip daha fit olması yine onun yararına olacaktır. Ancak söylemeliyim ki, son dönemde yapılan draft öncesi çalışmaları hakkında okuduklarım kadarıyla, yağ oranının %13.5’ten %10.2’ye indiği ve an itibarıyla hiç olmadığı kadar iyi durumda olduğu yazılıyor. Bunlar önemli gelişmeler elbette.


Son sezonunda asist/top kaybı oranını 1.9’a kadar yükselterek kariyerinin zirvesine ulaşsa da Collins, “önce skor” mantalitesini benimsemiş bir guard. Bu fizikle NBA’de kendi pozisyonunu ne derece yaratabileceği ya da ne kadar sahada kalmayı başarabileceği bilinmez, ancak kesinlikle liderlik özelliklerini takımı oynatmak konusunda geliştirmesi gerektiği aşikar. Umarım tüm bu dezavantajlarına rağmen Will Bynum ve Ty Lawson gibi benzerlerinin NBA’de yarattığı etkiyi o da yaratabilir.
 

Omar Samhan (6-11, 265, SR, Saint Mary's Gaels, C): 

Fazlasıyla underrated olduğunu düşündüğüm Mısır asıllı bu gençle ilgili düşüncelerime geçmeden önce, eğitimini Avustralya’da sürdürmeyi planlayan biri olarak, Portland Trail Blazers’ın Avustralya vatandaşı oyuncusu Patrick Mills’i geçen sene NBA’e gönderen ve şu esnada da kadrosunda tamamı rotasyonda olan 5 Aussie bulunduran Saint Mary’s Gaels takımına ve dolayısıyla yıldızları olan bu çocuğa karşı ekstra bir sempati duyduğumu belirtmek istiyorum.


2.11 boyu 120 kilosuyla gayet güzel bir fiziğe sahip olan, Radford’dan Artsiom Parakhouski’yle beraber geçen sezon Division I’de 20 sayı-10 ribaund ortalamalarını yakalayan 2 oyuncudan biri konumunda bulunan ve maç başına 2.9 da blok yapan bu delikanlı, inanılmaz bir şekilde, değil mock draft’larda bazı listelerde en iyi 100 oyuncu arasında bile gösterilmiyor. NCAA’e ilk geldiğinde 150 civarında olan kilosunu 4 sene içinde 120’lere kadar indirmeyi başarıp, oyununda da her sene büyük aşama kaydetmesi ve son senesinde artık gerçek bir yıldıza dönüşmesi belli ki scoutların onun atletizm açıklarını görmezden gelmelerini sağlayacak kadar etkileyici olamamış. Piyasası hala oldukça düşük olsa da, Gaels’in son NCAA turnuvasındaki Richmond ve -özellikle- Villanova zaferleri ve Omar’ın bu iki maçta %75 şut isabetiyle 61 sayı atması en azından insanların böyle bir oyuncunun varlığından haberdar olmalarını sağladı.


Nihayetinde, süper bir çalışma etiği olduğu söylenen, sayı atmayı gerçekten bilen bu adam büyük bir ihtimalle NBA’de tutunamayacak, lige hiç uygun olmadığı düşünülen tarzı yüzünden belki de şans dahi bulamayacak. Ancak ben, orta ölçekli Avrupa takımlarında kendisini gayet güzel bir kariyerin beklediğini düşünüyorum. Mısır kökeni dolayısıyla, öyle ya da böyle, bir milli takım deneyimi de olacaktır muhtemelen.

 

Keith “Tiny” Gallon (6-10, 302, FR, Oklahoma Sooners, PF):

Konu basketbol olduğunda Amerika’nın bir numaralı lisesi olan ve NBA’de halihazırda Rajon Rondo, Carmelo Anthony başta olmak üzere bol miktarda oyuncusu bulunan Oak Hill Academy’nin basketbol dünyasına bir başka armağanı olacak Tiny Gallon gerçekten çok değişik tarzda bir oyuncu. Sıfat olarak çokça benzediği Al Jefferson’la akrabalık bağının bulunduğunu da en başta söylemiş olayım.


Öncelikle bir zamanlar 168 kiloyken, şu esnada 137 kiloya kadar inmeyi başarması şüphesiz kendisi için artı bir puan. Yine de bu, halen vücudunun %15.1’lik bir kısmının yağ tabakasından oluştuğu ve bu alanda Dexter Pittman ve DeMarcus Cousins ikilisinin arkasında draft’ın 3 numaralı ismi olduğu gerçeklerini değiştirmiyor. Ayrıca yapılan draft öncesi testlerde hem hız, hem de çeviklik drill’lerinde yaklaşık 50 oyuncu arasında sonuncu oldu ki, bu onun için hiç de iyi bir referans değil. Özellikle çeviklik testindeki derecesi gerçekten skandal. Aslında bu bana bayağı ilginç geldi, zira izlediğim kadarıyla sahada o kadar da yavaş durmuyor. Belki de hareketleri göze hoş geldiği için öyle algılamak istemiş olabilirim, bilemiyorum. Bunların yanında 2.07’lik boyu, 2.24’lük wingspan’i ve 2.77’lik standing reach’i, NBA’de 4 numara oynayabilmek için gayet yeterli. Yine de ilk turda seçilme şansı pek olmayan bir freshman’ın draft’a girmesi pek sık görülen bir durum değil. Ben bunu, yakın zamanda ortaya çıkan, kendisinin bir finans danışmanından para aldığı söylentileriyle bağdaştırıyorum. Zira belki de seneye NCAA’de forma giymesinin engellenmesine kadar gidebilecek bir süreci yaşamak yerine, biraz mecburiyetten de olsa, bir an evvel draft’a girme kararı aldı.


NCAA’deki tek yılında, son 9 maçını kaybederek sezonu kapayan ve NCAA’in geçen seneki en önemli hayal kırıklıklarından olan Oklahoma formasıyla maç başına sadece 24 dakika sahada kalıp, ortalama 7.9 ribaund alması gerçekten çok etkileyici. Ribaund alma konusunda sahanın her iki tarafında da oldukça üst düzey bir yeteneği olduğu aşikar. Zaten ligdeki akıbetini de en çok bu alanda yaratacağı fark belirleyecektir, çünkü belli ki -ayak çabukluğu dolayısıyla- asla iyi bir savunmacı olamayacak ve o çok güçlü fiziğinin hakkını tam olarak verecek bir oyun tarzı da henüz yok. Bunun yanında cüssesine göre bayağı iyi top hakimiyetine sahip olmasıyla bana çok sevdiğim AND1 oyuncusu Troy “Escalade” Jackson’ı da anımsatıyor, lakin sezonu maç başına yaptığı 0.8 asiste karşılık 2.4 top kaybıyla bitirmiş olması beni bu konuyu tekrar düşünmeye sevk ediyor. Ayrıca fena bir şutör olmamasına rağmen bazen haddinden fazla dış şut denemesi, fiziğini kullanmayı henüz tam olarak öğrenememiş olması, istikrarsızlığı ve çabuk yorulması diğer mühim eksikleri.


Aslında gayet güzel bir post oyununa sahip olan bu delikanlı, dış oyuncu gibi oynama sevdasından vazgeçip cüssesinin hakkını vermeyi biraz daha öğrenirse, bolca benzetildiği Robert Traylor tarzında bir skorere dönüşebilir ya da pek çok takıma Glen Davis’in Boston’a yaptığı katkının benzerini verebilir. Lisedeki popülaritesinin ve pota kırma videolarının hatrına, ikinci turun başı ile ortaları arasında seçileceğini tahmin ediyorum.

Darington Hobson (6-6, 204, JR, New Mexico Lobos, SF):

Geçirdiği sancılı lise dönemi ve SAT sınavının ne olduğunu biraz geç öğrenmesi dolayısıyla üniversitedeki ancak üçüncü senesinde üst düzey basketbol deneyimi yaşayabilen Hobson, sene başında College of Eastern Utah’tan New Mexico’ya geçmeyi başarıp makus talihini değiştirdikten sonraki performansıyla ülkedeki en iyi genç basketbolculardan biri olduğunu tüm Amerika’ya gösterdi.


NCAA Division I’daki tek sezonunda, Ohio State’in yıldızı Evan Turner’la beraber ülkede 15 sayı-9 ribaund-4 asist barajını geçmeyi başaran iki oyuncudan biri olan ve geçirdiği süper yılı All-American Third Team’e seçilerek iyice taçlandıran bu solak gencin ikinci turun ortalarında seçilmesi bekleniyor.


Tıpkı istatistikleri ve oyun tarzının benzediği Turner gibi o da birden fazla pozisyonu oynayabiliyor, ancak yine de NBA’de point guard oynayabilecek top hakimiyeti olduğunu söylemek pek doğru olmaz. 1.99’luk boyu ve 2.07’lik kanat uzunluğu sayesinde alacağı sürelerin çoğu, en rahat ettiği pozisyon olan kısa forvette olacaktır. İyi bir skorer, pozisyonuna göre süper bir ribaundcu ve çok iyi bir pasör olan Hobson, maçlara sakat sakat çıkacak kadar mücadeleci ve savaşçı bir yapıya sahip olsa da, elbette ikinci turdan seçilmesi beklenen her genç gibi onun da birçok büyük eksiği var.


Kendisi oldukça iyi bir skorer olsa da, oldukça istikrarsız olması ve kötü tercihler yapabilme potansiyeli soru işaretlerine yer açıyor. New Mexico da dahil olmak üzere şu ana dek oynadığı tüm takımlarda 1 numaralı opsiyon olmuş olmanın verdiği özgüven dolayısıyla yapabileceklerinden fazlasını denemek gibi de bir eğilimi var. Ayrıca atletizm seviyesi NBA standartlarında en iyimser ihtimalle “iyi” olacaktır, bunun yanında sağ elini kullanma konusunda sıkıntıları ve bir an önce geliştirmesi gereken bir üst vücudu var.


3 ay sonra 23 yaşına girecek olması dolayısıyla gelişim potansiyeli kısıtlı olsa da, çok yönlü oyunu ve yüksek basketbol zekasıyla Hobson, pek çok takıma kenardan gelip katacağı boyutla katkı verebilir.