ARŞİV
16 Kasım 2008

26 Ekim 2008

Önceki Yazılar

“CARLISE, BENİ DE GÖR!”

 

oben47@hotmail.com
19 Ocak 2009, Pazartesi

Merhaba. En son Kasım ayında yazmıştım. Yaklaşık iki aylık bir ara vermek zorunda kaldım. Elbette bu istem dışı bir şey. Bazen okuyucular yazarların tembellikten yazmadığını düşünür fakat bu aslında pek gerçeği yansıtmaz. Çünkü tıpkı sınavlar gibi 2 ay ara verince konular birikiyor, yazacak şey fazlalaşıyor. Hepsini yazsan sayfalar tutacak, aradan seçsen hangisinin önemli olduğuna karar veremiyorsun.

Sayfalar tutacak bir yazı kimse tarafından okunmayacağından, elimde olmayan nedenlerle verdiğim uzun aradan sonra yazacağım ilk yazıda nelere değineceğim konusunda epey düşündüm. Bir son dakika haberi ile başlıyorum. DeSagana Diop saçmalığından kurtulduk. Charlotte’a gönderdik, karşılığında Matt Carroll ve Ryan Hollins’i aldık. Sezon başından beri 34 maçta 13.3 dakika oynamıştı. Diğer istatistiklerini vermiyorum. Takıma pek bir katkısı yoktu. Elbette kendisini aşağılamak niyetinde değilim. Başka yerlere umarım katkısı olur. Ama bize yar olmuyordu. Saçma olan sanki 2006’da çok faydalıymış gibi sezon başında tekrar alınmasıydı. Karşılığında gelen isimlerin ise ne gibi katkıları olacağını göreceğiz. Normalde “garbage time oyuncusu olurlar” derdim ama bu seneki yapımızda bizim sınıf takımından herhangi bir eleman Dallas kadrosunda olsa, o bile süre alabilir. O nedenle bu iki genç ismin ne gibi bir görev alacağı konusunda bir tahmin yapmak çok zor. Yarın Hollins ilk beş çıkarsa hiç şaşırmam (ki Dampier’dan faydalı olabilir) Bu konuya aşağıda tekrar değineceğim.

En son yazımdan bu yana takım epey toparlandı. Hala ne kadar ümit vaat ettiğimiz tartışılır ama en azından galibiyet yüzdemiz epey yükseldi. Aralık’ta 11-4 yaptık (ki gayet iyi). Ocak’ta ise 3-4 üz.(ki gayet kötü). Fakat toplamda baktığımızda toparlanma olduğu kesin. Son oynadığımız Utah maçını kazanmadan önce üst üste 4 maç kaybetmiştik ki, bunların üçü Phoenix, Denver ve New Orleans karşısındaydı. Bu takımların Batı ikinciliği için rakiplerimiz olduğunu düşündüğümüzde vahim bir durum. Diğeri ise Sacramento karşısındaydı. Bu daha da vahim bir durum.

Takım için bir olumlu gözlemim özellikle evimizde oynadığımız maçlarda inanılmaz motive ve gaza gelmiş gözüküyor olmamız. Bunda seyircinin de çok önemli bir katkısı var. Ligin en ateşli seyircisi kıvamında hareket ediyorlar, Teksas halkını tebrik ediyorum.

Carlisle’ın henüz rotasyonunu ve haliyle ilk beşini tam oturtamadığını görüyoruz. Herhangi bir siteden bu sezon Dallas oyuncularının maç başına aldıkları dakikalara bakmanızı rica ediyorum, hatta sizi yormayayım adres de vereyim :
http://sports.espn.go.com/nba/teams/stats?team=dal

Bu adreste de göreceğiniz gibi tüm oyuncuların maç başına aldıkları dakikaları topladığınızda inanılmaz bir rakam ortaya çıkıyor. Yani her oyuncu bir şekilde rotasyonda şans buldu, Carlisle onları gördü. Artık şöyle adam gibi 8 kişilik bir takım oluşturmalı. Howard’ı Şubat’a kadar postalayacaksa postalasın, yok eğer onla devam edecekse de sakatlıktan döndüğü zaman Howard’dan mutlaka faydalanmalı. Kanımca bir basketbol takımının başarılı olması için rotasyonunun fazla kalabalık olmaması ve kadrosunda fazla veteran bulunmaması gerekir. Bizde ikisi de var. O nedenle şu veteranları bir rotasyondan atarsak bir taşla iki kuş vurmuş olacağız. Carlisle koçluğunu göstermeli ve artık takımını bulmalı. Tabi doğru takımı da bulmalı. Bence Nowiztki, Kidd, Terry, Howard kemik dörtlüsünün dışında (bu dörtlüden de Terry ve Howard’ın takıma yarar mı zarar mı getirdiği tartışmalı bir konu ama eğer kadrodalarsa oynayacaklar) Barea, Bass, Wright gibi arkadaşlar oynamalı. Artık George, Dampier gibi adamların süresi azaltılmalı, mümkünse sıfırlanmalı.

Zaten yeteri kadar geniş bir kadromuz varken, hala Carlisle’ın rotasyona yeni isimler katmaya çalışmasını anlamak bir açıdan zor. Diğer taraftan da “yeni bir yapılanmanın tohumları mı atılıyor?” sorusunu soruyor insan. Yeni oyuncuları denemek, onlara ciddi süreler vermek elbette güzel ama eskilerinden hala vazgeçemiyorsan ortaya karman çorman bir şey çıkıyor. Bu şartlar altında yazımın başlığı da haliyle şu şekilde oluştu: “Carlisle, beni de gör!”

Kasım ayındaki yazımdan bu yana değişmeyen en önemli şey Nowitzki’nin hala takımın ribaund lideri olması. Ve hala takımımızın ribaund liderinin maç başına 9 ribaund alamaması.(bu elbette Nowiztki’nin suçu değil)

Bu sezonun hoş sürprizi Jose Juan Barea oldu. Özellikle Aralık ayındaki çıkışımızda büyük pay sahibiydi. 1.83’lük Porto Rikolu Aralık’ta bir ara ilk beş dahi çıkıyordu. Son maçlarda dakikaları azalsa da hala toplamda 19.4 dakikada 7.0 sayı 3.2 asist ortalamaları ile oynuyor ki bu bize yeter. Kidd’le birlikte sahada olduklarında iki guardla epey etkili olabiliyoruz. Çift guard sistemi son yıllarda sıkça tercih edilen bir sistem oldu. Eğer eli yüzü düzgün bir swingmanin yoksa bence de çok makul ve tercih edilebilecek bir sistem..

Yazıyı bitirirken ligin genel durmu hakkında da birkaç gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum. 1998’den beri NBA’i takip eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki şu ana kadar gördüğüm en zayıf lig. En başta şundan eminiz ki eğer bir ay içinde bomba bir takas olmazsa Haziran ayında sevinme ihtimali olan takım sayısı sadece üç. Kimse kusura bakmasın ama bilinen üçlünün arkasından gelen New Orleans ve Orlando gibi takımların adları şampiyonluk kelimesi ile yan yana geçiyorsa ortada bir sorun var demektir. Derdim bu takımlarla değil, yine plase olarak gözüken eski topraklar Pistons, Spurs, Suns ve bizim halimiz de içler acısı. Şu saydığım altı takım, bizim final oynadığımız 2005-06’da veya 2006-07’de ligde olsalardı neler yaparlardı acaba çok merak ediyorum. Diğer taraftan en baştaki üçlünün de durumu pek parlak değil. Madem bu takımlardan biri şampiyon olacak, o zaman şu soruyu sormak gerekir: Bu sezonun şampiyonu 98’den beri şampiyon olan takımlardan hangisini yenebilir? Bu sezonki Lakers’ın three-peat yapan Lakers’ı yenme ihtimali var mı? Ya da Boston hangi şampiyon olan Spurs takımını yenebilir?(bence sadece 99’dakini) Cleveland 2004’ün Detroit’ini ya da 2006’nın Miami’sini yenebilir mi? Benim yorumum 98’den bu yana gelen şampiyonlar içinde 99 Spurs dışındaki tüm takımların bu seneki üçlüden iyi olduğu yönünde. Arkadan gelen takımların ise şampiyonluk adayı olması bile bana garip geliyor, ne yalan söyleyeyim. Şu an NBA’in pazarlayabileceği iki şey var: Biri tekrar alevlenen Boston - Lakers rekabeti, diğeri de insanlık sınırlarını aşan LeBron James. NBA organizasyonunun şansı da burada. Bizi her türlü ratingi yüksek ve zevkli bir final serisi bekliyor. Ha tabi Spurs “2009 tek yıl” derse, ya da bizim oğlanlar play-off’ta coşarsa veya Iverson “ben hala buradayım”derse işler değişebilir.