Ah mazi...

Şamil BAŞARAN
19 ARALIK 2007


İşler iyi gitmiyor. bir yıl öncelerini mumla arıyoruz. Geçen sene sıra dışı bir sezon geçirmiş olduğumuzu kabul ediyorum fakat sezona yaptığımız yavaş girişten sonra şu anda her yönüyle Dallas standartlarının çok altındayız. İçerde dışarda çizdiğimiz performans beklenilenden çok uzakta. Geçen sezon kendi sahamızda çok zor yenilen bir takımdık. 36-5'lik bir derecemiz vardı. Şimdiden iki yenilgi aldık bile (8-2). Deplasmanlarda da benzer bir çizgideydik (31-10), bu sezon halihazırda altı yenilgimiz mevcut (4-6). Doğu takımlarına karşı da, biri Arenas'sız Wizards'a ve evimizde, diğeri de Pacers'a karşı, iki yenilgimiz var. Herşey bir yana, artık bizim için maçları bir düello haline gelen Spurs'ü -hem de Tim Duncan'sız yakalamışken- yenemedik. Bu bile aslında herşeyi özetliyor.

Şimdi neden bu hale geldiğimizi irdeleyelim.

Sorunların Temeli

Avery Johnson takımın başına geldiğinden beri getirilen en büyük eleştirilerden biri, normal sezonu çok yüksek bir tempoda oynamamız ve playofflara yeteri kadar enerjimizin, sertliğimizin yansımaması (kalmaması?) idi. Bu sezon Avery takımın iplerini biraz serbest bıraktı. Fakat bu serbestlik takıma hiç mi hiç yaramadı. Takım sanki normal sezon değilmiş de sezon öncesiymiş gibi oynuyor. Savunma yapmayı unuttuk, savunma sertliğini bir kenara bırakıp çok yumuşak bir takım haline geldik. Denver maçıyla ilgili olarak Nowitzki'nin “Bi ara rakibin turnike antremanında olduğunu düşündüm” demesi, takımın aczini gözler önüne seriyor. Geçen senelerde böyle durumlar pek olmazdı. Savunma, bizi biz yapan en önemli özelliklerden biri, takım kimliğimizin geri planda kalan önemli parçalarından. Bir hücum takımı olduğumuz doğru ama savunmadaki kararlılığımız da bizi geçen sezonki lig birinciliğine, ondan önceki sene de NBA Finali'ne taşımıştı. Savunmanın temel prensiplerini unutunca da bu hale gelmeniz içten bile olmuyor.

Takımımızın en önemli özelliklerinden biri, adeta bizi biz yapan özelliğimiz takımdaki neredeyse tüm oyuncuların rakip takım savunmalarına adeta bıçak gibi saplanan bir biçimde potaya dikine gitmesiydi. Bu yüzden de, çok sayı atan bir takım olmamıza rağmen ligin en az asist yapan takımlarından olurduk. Bu sene bu potaya akma özelliğimizden de uzaklaşmış durumdayız. Kimliğinizi oluşturan özelliklerinizi unutursanız tanınmaz hale gelirsiniz. Şu anda bu durumdayız.

Avery ideal 5'ini bir türlü bulamadı. Sezon başında Jason Terry banktan geliyordu. Devin Harris gayet iyi oynarken sakatlanınca Jet tekrar ilk beşe yerleşti. Yenilgiler gelince geçen sene bizi lig birinciliğe götüren Harris-Howard-Terry-Dirk-Dampier beşine geri döndük. Bu da işe yaramadı. Avery bir ara Howard'ı banktan getirip bu senenin belki de bizim için en büyük artısı Brandon Bass'i ilk beşe yerleştirdi. İstikrarlı bir line-up başarı için kritik faktör. Sonuçta bir arayış olduğu çok belli. Bu arayışın bir an önce bitmesi gerekli zira takıma zarar verdiği gün gibi ortada.

Oyun kurucu pozisyonunda sorunumuz var. Harris sezona çok iyi başlamasına rağmen takımın gidişatına ayak uydurdu ve çok kötü bir dönem geçiriyor. Özellikle sırayla CP3, Hinrich, Tony Parker ve AI'a karşı adeta sahadan silindi. Rakipleri sezon ortalamalarının üzerine çıkarken 27,3 sayı ve 8 asist ortalamasıyla oynadılar. Devin kâbus gibi akşamlar geçirdi. Potaya dikine gidilmemesi Devin Harris özelinde daha da ortaya çıkıyor. Spurs, Grizzlies, Raptors, Rockets ve Pacers maçlarında toplam 42 kez faul çizgisine gitmiş acar gard. 1-3'lük son dört maçta ise bu rakam sadece dört kez. Onun kendine gelmesi takımın gidişatı açısından çok önemli.

Dirk bir türlü istenilen MVP düzeyine gelemedi. Beklenenden çok uzak bir performans sergiliyor. Takımın ihtiyacı olan zamanlarda ortaya çıkan bir lider rolü oynaması gerekirken bu rolünü unutmuş gibi gözüküyor. Eee, lider böyle ise gerisini siz düşünün.

Çözüm ve Takas Senaryoları

Bana kalırsa tüm bu sıkıntıların çözümü yine takımın kendisinde. Unuttuğumuz melekelerimizi tekrar kazanmamız gerekiyor. Bunu da yapabiliriz. Başarının reçeteleri, anahtar faktörler belli. Takımda herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi ve kendine gelmesi gerekiyor. Buna herkes dahil. İdeal ilk beşimizi bir an önce bulup belirli bir sistematiğe oturmamız şart. Dengeli, özellikle dikine hücum ve sert savunmayı hatırlamak olmazsa olmaz. Playoff temposunda oynamayalım ama böyle de olmayalım, bir ortasını bulalım artık. Bu kalibrasyonu sağlamak Avery'nin görevi. Tekrar ayağa kalkmamız için biraz zamana ihtiyacımız var.

Takas mı? Takas senaryoları beni heyecanlandırmıyor değil. Özellikle işin içinde Jason Kidd var ise. Kidd'in gelmesi takımın çehresini oldukça değiştirecektir. Kidd beraber oynadığı oyuncuları sınıf atlatan bir süper star. Onunla oyun kurucu sorunumuz tamamıyla ortadan kalkacak ve asist ortalamamız da yükselecektir. Kidd'in savunmasını da göz ardı etmemek gerek. Onun gelişi takım içinde bazı felsefelerin de değişmesine yol açacaktır. Şu andaki liderimiz Nowitzki'nin, egosunu frenleyerek Kidd'in önderliğini kabul edebileceğini düşünüyorum. Peki ya Avery?..

Peki Kidd karşılığında kimi ya da kimleri vereceğiz? Daha da önemlisi, Nets bunu kabul edecek mi? Verebileğimiz parçalardan en önemlisi Josh Howard gibi gözüküyor. Onun yanına da birkaç ekleme belki Nets'in iştahını kabartabilir. Fakat Carter ve Jefferson'ın olduğu bir takıma Howard eklemesini Nets kabul eder mi, bilemiyorum. Bir ihtimal Josh'ın yanına Harris'in de eklenmesi ya da yüksek ihtimal bir uzunun. Kidd'in gelmesi bizi mutlu eder orası kesin ama Dallas'ın Geleceği olarak gördüğümüz oyuncuları da kaybetmenin düşüncesi dahi derhal burukluk yaratıyor aslında. Bekleyip göreceğiz.

Uzun Lafın Kısası...

İşler kötü gittiği zamanlarda bunun üstesinden gelmek ve daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmak da bir karakter özelliğidir. Mavs'ın bu özelliğe sahip olduğuna inanıyorum ve önümüzdeki günlere daha olumlu bakmak istiyorum. Bunu kendi içimizde çözüp çıkış yolunu bulabiliriz ya da o çıkışın anahtarı Kidd'de de olabilir. Bunu ilerleyen zamanlarda yaşayarak öğreneceğiz. Umarım bir an önce özlediğimiz gerçek Dallas Mavericks'i izleyebiliriz. Yolumuz açık olsun.


Zirvede

Şamil BAŞARAN
4 OCAK 2007

Kasım sonundaki yazımızdan bu yana bir aydan fazla zaman geçmiş. Arayı fazla soğutmayalım düşüncesiyle geçtik bilgisayarın başına. Takımımızda işler de yolunda gidiyor ya, bu satırları yazmamız için bu da ayrı bir motivasyon oldu. Şimdi hiç vakit kaybetmeden geçtiğimiz ay olanlara bir göz atalım.

Nerde kalmıştık, şimdi nerdeyiz?

En son kaldığımız noktada, sezonun ilk 4 maçını kaybettikten sonra toparlanıp üst üste 9 galibiyet almıştık. Bu galibiyet serimizi 12 maça çıkardıktan sonra 13'ün uğursuzluğuna takılarak Arenas'ın kurbanları arasına katıldık. Bu yenilginin ardından bir galip - bir mağlup devam edip bu dönemdeki üçüncü ve son yenilgimizin ardından yeni bir galibiyet serisine başladık. Şu anda galibiyet serimiz 11'e çıkmış durumda. İlk 4 maçın ardından 25-3'lük bir derecemiz var. 25-7 ile grubumuzda güzide rakibimiz Spurs'un 2½ galibiyet önünde ve hem Batı'nın, hem de ligin zirvesindeyiz.

Takımın performansı

Geride bıraktığımız bir aylık dönemde 12 maçlık galibiyet serisini tamamlayıp bir galibiyet arayla sırasıyla Wizards, Pistons ve Jazz'a kaybettik. Bu yenilgilerde savunmamız ciddi alarmlar verirken, Detroit'e kendi sahamızda 92-82 kaybettiğimiz maç da, bir Doğu takımına karşı American Airlines Center'da iki yıldır aldığımız ilk çift haneli fark yediğimiz yenilgi olarak kayıtlara geçti. İlginçtir ki, 6 Aralık 2004'deki 101-85'lik son yenilgi de Pistons'a karşıydı. Aldığımız son yenilgideyse Utah karşısında tam anlamıyla parkeye gömüldük. Bu maçın ardından toparlanan takımımız tekrar eski kimliğine büründü ve savunmada vidaları sıkınca yeni bir galibiyet serisine başladı, devam ediyor.

11 maçlık seride savunmamız belirleyici bir unsur olarak öne çıktı. Bu dönemde sadece bir kere, o da serinin ilk maçında Kobe'li Lakers'a 100 sayının üzerine izin verdik (101). Bu seride yediğimiz sayı ortalaması 87,6. Bu arada Suns'ı da 99 sayıda tutarak kazandık. Takdire değer. Ribaundlarda rakiplerimize üstünlük sağladık. Stackhouse'un yokluğuna rağmen banktan gelenler oldukça önemli katkı yaptılar. Yeni transferler de takıma ve sisteme uyum sağlamakta gecikmediler. Hücumda da belirgin bir istikrar yakalayınca, mevcut durum ortaya çıktı.

11 maçlık galibiyet serisinde dikkat çekici bir nokta, genelde ilk yarıları önde kapatmamız oldu. Sadece 4 maçta rakip ile eşit ya da onların gerisindeydik. Geçen sene maçlara normal girer, maç sonlarını iyi oynardık. Bu sene işi baştan sıkı tutup maçın sonlarını rahat oynama gibi bir özelliğimiz ortaya çıkıyor. Aksi olan maçlarda sonları iyi oynama özelliğimizi de kaybetmiş değiliz. Bu seride 7 maçı çift haneli farklarla kazanıp marjın 13,5 olmasını sağladık. 2 maçımızı 7 sayı ve altında bir fark ile kazandık. Kulağa hoş geliyor.

Bu seride, Clippers'dan alınan acı intikam, Suns ile nefesleri kesen ve tadı damağımızda kalan maçta Dirk'in son saniyede getirdiği galibiyet, bir de Dirk'in yokluğunda onu hiç de aratmayan Josh Howard'ın muhteşem persformansıyla (28 sayı, 17 ribaunt) alınan Denver galibiyeti akıllarda kalan maçlar oldu. Bu maç ile koç Avery Johnson 100. galibiyetine ulaştı ve bu rakama en erken ulaşan koç oldu. Bundan önceki rekor rahmetli Red Auerbach'da idi.

Göze batanlar

Sıradan gidelim. Öncelikle, bu serinin başında mükemmel bir Dampier seyrettik. Ribaundlarda etkili olduğu gibi skora da katkıda bulundu. Savunmada caydırıcılığı ve oyuna katkısıyla, bizlere özlenen Dampier'dan pasajlar sundu. Özellikle deplasmanda Seattle'a karşı Dirk'in ilk çeyrekte sakatlanıp çıktığı maçta Dampier'ın 22 sayı ve 16 ribaundluk performansı ayakta alkışlanacak cinstendi. Onun bu istikrarda oynaması takımımız için çok önemli. Damp'in double-double yaptığı maçları sürekli kazanıyoruz. Bu serinin sonuna doğru Dampier yine bir duruldu, haydi hayırlısı...

Jason Terry de kötü bir sezon başlangıcından sonra kendini buldu. Şutundaki düzelmenin ardından çift haneli skor katkısı da gelmeye başladı. Özellikle Suns'a karşı durdurulamaz bir performans ortaya koydu. Bunun yanında Terry, yaptığı asistlerle de hücumumuzun çok önemli parçalarından biri. Bu arada Jet'in savunmasında da gözle görülür bir gelişme var.

Veeee Josh Howard. Sakatlıktan döndükten sonra mükemmele yakın oynuyor. Oyuna son derece konsantre, oyunun her iki tarafında da inanılmaz etkili ve istekli. Şutunu oldukça geliştirdi ve penetrelerinin dışında yayın dışından da kaydadeğer vurucu bir güç oldu. Hücumda çok yüzdeli oynuyor ve sonuna kadar mücadeleyi elden bırakmıyor. Bu haliyle "Takımın Ruhu" yakıştırmasını o kadar fazla hak ediyor ki. Howard bu süper performansı ile ligde üstüste Batı'da Haftanın Oyuncusu seçildi. Bu ödülü üst üste kazanan ilk Mavs oyuncusu... Ayrıca bu ödülü daha önce birden fazla kazanan Mavs oyuncuları Dirk Nowitzki, Mark Aguirre, Michael Finley ve Jason Kidd'in isimlerinin yanına adını yazdırdı. Dördüncü sezonunda Allstar olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Nazar değdirmemek için fazla bahsetmiyorum. Fena oynamıyor işte, idare ediyor..

Devean George kenardan gelerek Stackhouse'un yokluğunda çok önemli katkı yaptı. Can yakıcı üçlükleri, savunması ve de tecrübesiyle takımımıza yaptığı katmadeğer tartışılmaz.

Bu dönemde Terry ve Howard böyle oynarken, takımın diğer parçaları da görevlerini fazlasıyla yerine getirirken, Nowitzki'ye de fazla iş düşmedi açıkçası. Kazanılan 11 maçta (birinde Dirk yoktu, sinüziti azmış; saçların ıslak dışarı çıkma Dirk!) Nowitzki sadece iki kere takımın en skoreri oldu. Herşey yolunda giderken işlere fazla karışmıyor Dirk. Sadece oyununu oynuyor ve üzerine düşeni yapıyor. Sistem içinde bir yıldız ve bunun gereklerini de yerine getiriyor. Kim sıcaksa, kim formdaysa ona destek veriyor. Egolarından sıyrılmış, illa “Ben atayım” demeyip ihtiyaç olduğu yerlerde devreye giriyor. Onun liderliği ve varlığı takımımız için hayati önem taşıyor. Takımımız tam bir takım olma yolunda istenen kıvama yavaş yavaş geliyor. İstikrar ve sağlık anahtar kelimeler.

Uzun lafın kısası

Mevcut formumuz ve devam eden galibiyet serimiz ile ligin en sıcak takımı durumundayız. Ligin zirvesindeyiz, şimdilik... Oynadığımız 32 maç sonunda önce 12 ve devam eden 11 maçlık galibiyet serilerine imza attık. Lig tarihinde aynı sezon içinde çift haneli seri yapan 19. takım olduk. 1971 Lakers'tan sonra 32 maç sonunda bunu başaran ikinci takımız. 1992-93 ve 1993-94 yıllarının toplamı olarak 24 maç kazandığımızı düşününce, bir hayli yol almışız! Takım olarak oldukça iyi bir konumdayız. Howard başta olmak üzere Jet ve diğerleri Dirk'in yükünü hafifletmiş durumda. Savunmamız iyi iş çıkarıyor. Stack'in yokluğunda bankımızdan skor anlamında sınırlı olsa da, savunma tarafında iyi katkı alıyoruz. Stack'i de dört gözle bekliyoruz. Deplasmanda oynayacağımız Spurs, Lakers ve Jazz maçları sıkı bir sınav olacak ve kendimizi çok daha iyi tartma imkanı bulacağız. Özellikle bu gece Spurs'a karşı oyanayacağımız maçı iple çekiyorum. Bu iki takım arasındaki maçlar nefes kesiyor.

Takım olarak çok iyi yoldayız. Aynı konsantre ve istikrarla devam edelim ve kendimize çok dikkat edelim. Zirveye gelmek değil orada kalmak önemli. Yolumuz açık olsun. Bu arada tüm Türkiye'nin ve basketbolseverlerin yeni yılını ve bayramını kutlarım.


Taşlar yerine oturuyor

Şamil BAŞARAN
27 KASIM 2006

İlk haftasında ilk dört maçı kaybederek çok kötü bir başlangıç yaptığımız 2006-7 sezonunun sonraki iki haftasında yaptığımız dokuz maçı da kazanmayı başardık. Kâbus gibi geçen ilk haftanın ardından şoku çabuk atlatan Mavs, şu andaki form grafiğiyle, geçen seneyi hatırlamışa ve hatırlatmışa benziyor. Lig genelinde yavaş yavaş dengeler şekillenmeye başlarken, takım içindeki taşlar da zamanla yerine oturuyor ve Dallas Mavericks de şekillenen bu resim içinde yerini alıyor. Özetle; geçen sezonun NBA finalisti ve bu sezonun da en büyük şampiyonluk adaylarından biri olarak, nihayet yeni sezona dahil olduk.

Bıraktığımız yerden bugüne

Kulüp tarihinin en kötü başlangıcını yapıp üst üste dört maçını kaybeden Dallas, bir de üstüne Josh Howard'ı neredeyse kronikleşen bilek sakatlığına kurban verdikten sonra, Phoenix ve Portland'ı deplasmanda yenerek bir toparlanma sinyali vermişti. Chicago'yu yenip evimizde sezonun ilk galibiyetini alarak devam ettiğimiz seride, Memphis'i back-to-back'in iki ayağında da devirmeyi başardık. Spurs'e acı bir sürpriz yapan Charlotte'u evinde yendikten sonra Wizards'ı ikinci yarıdaki müthiş savunmamızla dize getirdik ve güzide rakibimiz San Antonio'nun karşısına çıktık. İki istim üzerindeki silahşörün karşlaşması, yine playoffvâri bir mücadeleye sahne oldu. Özellikle son dakikaları nefes kesen maçtan bu kez galip ayrılan Dallas, hem sezonun ilk maçında evindeki yenilginin rövanşını almış, hem de sezon serisinde eşitliği yakalamış oldu. Bu galibiyetin moraliyle çıktığımız back-to-back'in ikinci ayağında da New Orleans / Oklahoma City Hornets'ı alt ederek , galibiyet serimizi dokuz maça çıkardık. Şu anda ligin en sıcak takımı durumundayız.

Takımın performansı üzerine

Sezona 0-4 başlayıp takımın ruhu Howard'ı da kaybettikten sonra dereceyi 9-4'e getirmemizin mantıklı bir açıklaması olsa gerek. Herşeyden önce, geçen sene bizi biz yapan doğruları yapmaya başladık. Öncelikle iyi savunma yapıyoruz. Geçen sene Avery Johnson yönetiminde kazandığımız bu kıymetli özelliğimiz, dokuz maçlık galibiyet serisinde fazlasıyla belirleyici oldu. Son yedi maçta yediğimiz sayıların ortalaması 88,5 civarında.

Savunma standardımızı oturttuğumuzda, sayı atmakta çok zorluk çekmeyen bir takım olarak, çok farklı bir görüntüde ve etkide oluyoruz. Savunmadaki direnç ve mücadele hücumu da etkiliyor. Ribaundlarda eskiden olduğu gibi yine etkili olmaya başladık. Hücum ribaundlarına fazlasıyla asılıyoruz. Bunun yanı sıra asist ortalamamızda da gözle görülür bir iyileşme var.

Sistem yavaş yavaş oturuyor ve yeniler de sisteme uyum sağlamaya başladı. Bu noktada, yani oyuncuları adapte etme, paniğe kapılmadan hedefe yöneltme ve doğruları hatırlatıp uygulatmada, kenar yönetiminin de çok olumlu katkısı oldu. Galibiyetler de gelmeye başladı.

İçeride olanlar

Howard'ın yokluğunda Avery ilk beşte önce Jerry Stackhouse'a yer verdi. Normalde banktan gelen 1 numaralı opsiyonumuz, gerek tecrübesi gerekse skorer oyunu ile galibiyetlerde çok önemli rol oynadı. Ardından ilk beşe Devin Harris girdi ve o da üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Onun delici hücumları, enerjisi ve skora katkısı çok önem arzediyor. Fiziğini biraz daha geliştirdiğinde, savunmada da daha etkili olacaktır.

Jason Terry
de Howard'ın yokluğunda daha fazla sorumluluk aldı ve isabetli şutlarıyla can yakmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra asistlerle de takımı sürüklüyor. Özellikle San Antonio'ya karşı double-double performansında yaptığı 10 asist geçen sene göremediğimiz bir istatistik ve Spurs'e karşı olması da ayrı bir değer taşıyor.

Bu seride en önemli paylardan biri de Dampier'a ait. Diop'un performansındakini düşüklüğün de etkisiye ilk beşteki yerini geri aldı. Bunun moraliyle birkaç maç double-double yaparak ya da bu sınırlarda gezinerek eski günlerinden pasajlar sundu. Ribaundlardaki ve pota altındaki etkinliği bizim için önem taşıyor ama devamlılık şart. Yerini devraldığı Diop da yedekten gelerek ribaundçu ve blokçu kimliğini gösterme fırsatı buluyor. Mbenga da sakatlıktan kurtulup gelirse, pota altı rotasyonu eksiksiz işleyecek ve iyice oturacak.

Devamlılık demişken, gelelim takımımızın liderine... Ona ayrı bir paragraf açmak gerek. Bu zor dönemde yine sazı aldı eline Dirk Nowitzki. Gerek ribaundlara gerekse skora katkısıyla takımın bu günkü dereceye gelmesini sağlayan en önemli parçaydı. Bunların yanında liderlik özelliğini dikkatle harcıyor ve koruyor; işler yolunda giderken gidişata çok karışmadan sistemin parçası olarak rolünü oynuyor -ki buna, son Hornets maçında ilk çeyrekte farkı açarken hiç şut kullanmaması, bir örnek olabilir-, işler sıkıştığında ise sorumluluk alarak görevini yüksek performansla yerine getirmeyi sürdürüyor. Zaten bu üstün performansıyla Batı'da Haftanın Oyuncusu ödülünü alması da zor olmadı.

Eskilerden bahsettikten sonra, daha fazla merak edilen 'yeniler'e değinmek gerek. Yeni transferlerin tecrübeli oluşlarından ötürü adaptasyonun fazla sürmeyeceğini düşünüyordum. Fakat bu adaptasyon benim beklediğimden de çabuk oldu. Anthony Johnson kenardan gelerek point guard mevkiinde kendisinden beklediğimiz organizasyon ve asist katkısını veriyor. Austin Croshere, Dirk'in dinledirildiği bölümlerde savunma tarafında ribaundlarda ve hücumda kritik şutlardaki isabetleriyle doğru bir seçim olduğunu ispatlıyor... Hrşeyden öte, iyi karakterli bir oyuncu. Savunma temeli çok sağlam ve sahada herşeyini vermeye çalışıyor. Sakatlıkla boğuşan Devean George oynayabildiği dönemde kenardan getirdiği enerji ve tecrübe ile etkili oldu. Bu oyuncuların kimya olarak takımımıza çok uygun olduklarını bu kısa zamanda da görmüş olduk.

Uzun lafın kısası...

Sezon başındaki soğuk duşun etkisi fazla sürmedi. Bu süreci en az hasarla atlatan Dallas, parçaların oturmasıyla ve kendisini geçen sene başarıya götüren doğruları tekrarlamaya başlamasıyla, peş peşe galibiyetler almaya başladı. Şu anda 9-4'üz, aynı dereceli Rockets'ın ardından grupta üçüncü ve konferansta beşinci sıradayız. Josh Howard geri döndü, iyi de döndü. Dirk tam bir lider gibi oynuyor. Asist ortalamamızı geliştirmeye başladık. Harika bir seri yakaladık ve üç maç daha evimizdeyiz. Seriyi geliştirip daha yukarlara tırmanma zamanı çünkü bir engel görünmüyor. Çıkacaktır, çıkmadan yol almak lâzım. Yolumuz da açık olsun.


Bıraktığımız yerden devam

Şamil BAŞARAN
13 KASIM 2006

Geçen sene final serisinde Miami'ye karşı ilk iki maçı kazandıktan sonra üst üste dört maçı ve şampiyonluğu kaybettiğimiz hepinizce malum. Prisizın yazımızda da, bu trajedinin yeni sezonda takımı olumsuz etkilememesi gerektiğini ve bunu umut ettiğimi yazmıştım. Mentalite olarak belki bu durum atlatılmış gibi gözüküyordu ama yeni sezona girerken, öncekini bitirdiğimiz yerden başladık maalesef... Evet, Franchise tarihimizin en kötü başlangıçlarından birine imza atarak, ilk dört maçımızı kaybettik. İki sezonu bir vesileyle birbirine bağlarsanız, Dallas 0-8 gitti yani! Sonraki iki maçı kazandık, vaziyet şu an 2-4.

Geçen sezonun ilk maçında karşısında ilk galibiyetimizi aldığımız, sonra Batı finali oynayıp yendiğimiz, bu sezona da bize benzer başlangıç yapan Phoenix Suns (ilk maçı kazandıktan sonra dört tane kaybettiler), sağolsun, yine ilk galibiyetimizi bahşeden takım oldu. Analoji yumağına bakınız hele, Suns'ı yenmesek böyle bir başlangıç yapamayacaktım. Takımımın bana güzel bir asisti oldu bu galibiyet. Ertesi gün de Portland'ı yendik.

Bu arada, geçen sezonun Batı Konferansı Şampiyonu ile Batı finalistinin bu başlangıçları, bu sene ligin ne denli çekişmeli ve zor geçeceğinin bir göstergesi, daha ilk haftadan.

İlk hafta yaşananlar

Sezona Teksas'ta, San Antonio ve Houston maçlarıyla başladık. Yavaş yavaş aramızda bir rekabetin oluştuğu Spurs'a karşı ilk maçımızı kendi evimizde kaybettik. İlk yarıda iyi oynayıp kritik son dakikalarda hatalar yapınca, geriden gelen, tecrübeli ve bizden çok daha takım olan San Antonio'ya teslim olduk. Sahamızda Spurs gibi Batı birinciliği için çekiştiğimiz ve bu sene de çekişeceğimizi düşündüğümüz bir rakibe kaybetmenin moral bozukluğu içinde çıktığımız ilk deplasmanda da, diğer Texan Houston Rockets tarafından tam anlamıyla delik deşik edildik. Houston'ın Şangaylı kovboyu Yao pota altımızı domine etti, dışardan da Rafer Alston'ı durduramayınca McGrady'ye gerek bile kalmadı ve hezimet kaçınılmaz oldu. Rockets da geçen senelerin intikamını alarak bir parça rahatlamış oldu.

Bu rezaleti örtbas etmek ve teselli bulmak için döndüğümüz evimizde, bu kez de geçen seneden belalımız Golden State'e yenilmekten kurtulamadık. Warriors'ın başında sahaya çıkan eski dostumuz Don 'The Dragon' Nelson'a da süpriz bir galibiyet hediye ettik. Bu maçta Avery'nin ve Terry'nin çift teknik faulle diskalifiye edildiklerini de vurgulamak gerek. Bu sene hakemlere dikkat! Hiç acımaları yok. Evimizde kaybettiğimiz ikinci maçımızın ardından gidip formda Clippers'a da yenilince, kulüp tarihimizin pas pas günlerini hatırlatan bir lig başlangıcı yapmış olduk.

Allah'tan lige bizim gibi kötü giren bir diğer müzmin rakibimiz Suns karşısında zor da olsa bir galibiyet aldık da biraz olsun rahatladık. Ardından sezona iyi başlayan Blazers'ı (4-3) da yendik de, bizden daha kötü durumdaki (1-5) Grizzlies grup sonunculuğunu bize bırakmamış oldu. 2-4 ile Batı'da da sondan dördüncüyüz.

Takımın performansı

Geçtiğimiz normal sezonda üst üste dört mağlubiyet almamıştık. Bu bir kez, o da finallerde başımıza geldi. Oysa bu sezon bu nâhoş seriyle çok erken tanıştık. Bu haline pek alışık olmadığımız takımımızda yolunda gitmeyen birşeyler olduğu anlaşılıyor. Şu anki derecemizin yanında, rakamlar da şu anda içinde bulunduğumuz durumu gayet iyi özetliyor. Sizleri rakamlara boğmayacağım ama bazı noktaları vurgulamak gerek:

97 yediğimiz Spurs maçı ve 96 yediğimiz Blazers galibiyeti haricindeki dört maçta 100'ün üzerinde sayı yedik. Geçen sezon artık takım olarak kimliğimizin değiştiğini, artık sadece sayı atan değil, iyi mücadele edip iyi savunma yapan bir takım haline geldiğimizi yazıp durduk, ki Mavs'i finallere kadar götüren de bu gelişme oldu zaten. Bu sene bu kimlikten henüz kırıntı göremedik. Savunma yapmayıp iyi de mücadele etmeyince, şu anki mücadelenin yaşandığı ligde iyi sonuç almak mümkün değil. Geçen sene, etkili hücuma da destekleyici olan, sürekli potaya dikine giden, penetre etmekten yılmayan, bolca faul çizgisine giden bir takım görüntüsündeydik. Bu sene bu agresif hücum yapımızdan da eser yok. Geçen sezon ribaundlara çok daha fazla asılıyorduk ve rakipten sürekli fazla ribaunt alıyorduk. Bu sene bu istatistikte de geçen sezonu aratıyoruz. (Takım istatistikleri için tıklayın.)

Takıma kenardan gelen katkı da çok sınırlanmış durumda. Hele da Howard'ın yokluğunda Stack'in ilk beşe yerleşmesiyle, bu katkı çok daha azaldı.

Sorun nerede?

Takım sanki yeni kurulmuş... Herkesi bir yerden getirmişsin de, bir takım yapmaya çalışıyorsun gibi. Dirk dahil herkeste bir şaşkınlık göze çarpıyor. Duracakları yeri bilmeyen, ne yapacağına karar veremeyen bir acemiler mangasını andırıyoruz, özellikle de ilk beş maç genelinde. Geçen senenin şampiyonluk finalistinin yerinde yeller esiyor. Halbuki bu takım toplama takım değil! Terry, Dirk, Howard ve Diop, geçen senenin makina gibi işleyen dişlileriydi. Diğer önemli parça ise makinanın çalışmasına katkıda bulunan ve daha çok savunma ağırlıklı bir işlev görüyordu. Şimdi ne oldu da bu hallere düştük? Kimse bana “Takıma yeni gelenler var, uyum sorunu yaşıyoruz” masalı anlatmasın. Lig öncesinde sezonu yeteri kadar bir arada geçirmeyip takım adaptasyonunu o zamanlarda yerleştirmezseniz olacağı bu. Sezon öncesini hiç de iyi geçirmedik bu anlamda. Çok çalışmak lazım, çookk.

Gelenler tecrübeli oyuncular ve sisteme uyum sağlamakta zorluk çekeceklerini zannetmiyorum (sistemi bir hatırlarsak, tabii). Zaten Croshere ve Johnson, Indiana gibi bir savunma takımından geliyorlar. Bu alanda zorluk çekmeyeceklerdir. Hücum setlerimiz ise zaten belli, Dirk'in üzerinden dönen, potaya akmayı esas alan, boş adamı bulup boş şutu kovalan bir hücum düzenimiz var. Geçen seneki ana parçalar bozulmadığına göre, kötü giden bu durumdan sanırım onları sorumlu tutmak gerekli. Takım kötü giderken sorumluluk alıp kendilerinden bekleneni yapmaları lazım. Sezon öncesi bol sıfırlı kontratları aldılar, şimdi yatma zamanının geldiğini mi düşünüyorlar acaba? Sakın. Umarım böyle bir hataya düşmezler.

Daha sezon başındayız, panik yapmaya gerek yok, ama bekleyip iyi izlemek vemüdahaleye hazır olmak gerekli. Yoksa bu sezon, bizim tahmin ettiğimizden önce biter. Dirk bu konuda kilit adam tabii. Onun lider rolü çok önemli. Sorumluluk alması ve takımı taşıması şart.

Avery'nin yapacaklarına gelince... Felsefe ve mentalitede bir değişim yok. Takımın işlemesi için, eksik parçadan (Griffin? Geçici olarak da Howard) kaynaklanan eksik fonksiyonları yeniden tesis etmesi ve kadro genelinde uyumu sağlaması, sistemi rotasyona (rotasyonu da sisteme) oturtması gerekiyor. İlk başlarda Buckner'ı denedi fakat aşı şimdilik tutmadı. Howard'ın artık klasikleşen bilek sakatlığı sonrası Stackhouse'a yönelen Avery hücum anlamında bunun faydasını görebilir, fakat savunma ve ribaundlar anlamında sıkıntı çekeceğimiz de bir gerçek. Howard'ın olmayacağı iki-üç haftalık periyodda Stack ile hücum gücünü destekleyip savunmadan fedakârlık yapacağız, onun dinleneceği zamanlarda da Dirk ile Terry'nin eline bakacağız gibi gözüküyor. Harris ile başlamak belki bir çözüm olabilir fakat bu sefer de takım kısalacaktır ve skor opsiyonumuz sınırlanacaktır. Mide rahatsızlığından dolayı ilk maçlarda oynayamayan George'un gelişi, savunma ve ribaunt anlamında takımımıza fayda sağlayabilir. Bu noktada geçen sezon çok iyi çıkış yapan Anthony Johnson'dan iyi bir performans alınabilir.

Sonuçta Avery bir arayış içinde. Fakat bunu yaparken saçmalamamalı da. Örneğin, sanki geçen sezon hiç tecrübe edilmemiş gibi, Suns maçına Dampier ile başlamanın mantığı nedir? Aynı zamanda, bu durum karşısında paniğe kapılmaması da gerekiyor, ki bu ihtimal, tecrübesizliğinden dolayı akla geliyor, her açıdan doğaldır yani... Neticede, bu havanın takıma hakim olmasına izin vermemeli, bunun için başta kendi kafasını korumalı... Geçen sene finalde stresine ve paniğine çokça şahit olduk. Bu da takımı olumsuz etkiliyor, gördük. Takımı sakince yönetip ara ara unuttuğu kavramları yeniden hatırlatmak (ve hatırlatmak) zorunda.

Göze batanlar...

2-4... Şu anda göze batan en dikkat çekici performans bu. Dirk'in double-double ile başlaması, kötü giden takımda nispeten iyi başlamış olan Howard'ın sakatlanması, Suns maçında da Dirk-Terry-Stack'in ilk dört maçtaki takım ortalamalarını yakalayan performansları, takımımız adına dikkat çekici olaylardı. Bu arada, daha ilk maçtan Bruce Bowen'a bulaşan Josh da sezonun ilk cezasına imza attı.

Bunun yanında, takım anlamında Utah, San Antonio, Orlando, Clippers, New Orleans ve Atlanta sezona iyi giren takımlar. Oyuncu bazında başta Yao, Redd (57!), Boozer, Joe Johnson, Dwight Howard ve Chris Bosh performanslarıyla dikkat çeken oyuncular oldu. Bizim çocuklardan da Hido'nun son saniye basketi ile maç kazandırması, Memo'nun da iyi performansı ve Rip'e yaptığı son saniye bloğu ile maç kazandırması, gurur vericiydi.

Uzun lafın kısası

Lige kötü bir başlangıç yaptık. Geçen sezonki takımı mumla arar olduk. Fakat bunun çok uzun sürmeyeceğini düşünüyorum, düşünmek istiyorum ve öyle umut ediyorum. Çünkü geçen sezonki takımı gördüm ve tanıyorum. Neler yaptığımızı gördük ama bunlar arşiv istatistiklerinde kaldı. Şimdi tekrar aynı konsantrasyonu sağlayıp bizi başarıya götüren formulü, özellikleri ve ilkeleri hatırlayarak, özlediğimiz günlere geri dönme zamanı. Bunu yapabilecek potansiyele, oyunculara ve teknik kadroya sahibiz. Yarınlar güzeldir. Yolumuz açık olsun.


Yeni sezon, yeni ümit

Şamil BAŞARAN
31 EKİM 2006

Çok ama çok özlediğimiz NBA'de yeni sezon başlıyor. Heyecan, müthiş maçlar, uykusuz geceler yine bizi bekliyor. 82 maçlık bir maraton ve ardından playoffların nefes kesen heyecanı, bu büyülü oyunun oynandığı en üst noktada bizlere bir kez daha büyük zevkler yaşatacak.

Biz de bu zirvenin yakın takipçileri ve bu oyunun sevdalıları olarak fazla mesaiye başlamış bulunuyoruz. Bir sezon boyunca takımımızla yatıp takımımızla kalkacağız. Benim açımdan bu noktaya ve bu güne gelmek hiç de kolay olmadı aslında. Bütün yaz boyunca haziran sonundaki şoku atlatmaya uğraştım. Dwyane Wade'e nasıl yenildiğimizi idrak etmeye çalıştım. Üçüncü maçın son 3,5 dakikasını, Nowitzki'nin kaçırdığı faulu, Howard'ın aldığı anlamsız molayı, beşinci maçın normal süre ve uzatmasının sonunu, son maçta olup bitenleri defalarca yaşadım. Bir süper yıldızıyla beraber 15 güçlü adam kâbusum oldu anlayacağınız.

Bu kâbusu bizim takımın da fazlasıyla yaşamış olduğunu düşünüyorum. Mutlu sona bu kadar yaklaşmışken üst üste dört maçı da kaybederek şampiyonluğu bir başka yaza ertelemek, başa çıkması çok kolay olan bir durum olmasa gerek. Nowitzki saçlarını kestirerek bir reaksiyon verdi ama inşallah bu yıkımın etkisi yeni sezona yansımaz. Bu acı tecrübe yeni sezon için bir motivasyon olacaktır kanımca.

Takımımız bu sezon gelinen noktayı daha da ileri götürmek için bazı değişiklikler yapma yoluna gitti ve transferde hareketli bir sezon geçirdik.

Şimdi gelene geçene göz atalım.

Gidenler

Darrell Armstrong: Indiana'ya gitti.

Marquis Daniels: Indiana'ya takasla gitti.

Adrian Griffin: Chicago'ya geri döndü.

Rawle Marshall: Indiana'ya takasla gitti.

Pavel Podkolzin: Avrupa'ya döndü.

Josh Powell: Indiana'ya takasla gitti.

Gelenler

Greg Buckner: Denver'dan geldi.

Austin Croshere: Indiana'dan takasla geldi.

Devean George: Lakers'dan geldi.

Anthony Johnson: Indiana'dan takasla geldi.

Çaylaklar

Maurice Ager: 28'inci sıradan seçildi. Michigan State'den geldi.

Pops Mensah-Bonsu: George Washington'dan geldi.

Ayrıca Jason Terry'nin kontratı 2012'ye kadar uzatıldı (altı yıl, 57 milyon dolar). Nowitzki ve Josh Howard ile de 2011'e kadar imza atıldı. Nowitzki'ye 60, Howard'a da 40 milyon dolar garanti edildi. Oyuncular tarafında bu gelişmeler olurken, koç Avery Johnson ile de sözleşme yenilendi. Para saçtık yani!

Nasıl bir Mavs?

Geçen sezon Mavs büyük bir kimlik değişimi yaşadı. Nowitzki etrafında toplanan, takım oyunu oynayan, iyi savunma yapmayı öncelik olarak belirleyen, sonuna kadar mücadeleyi elden bırakmayan, ribaundlara asılan, iddialı olmanın yanı sıra hazirandaki finallere aday bir takım haline geldik.

Oyun kurucu açığımızı, geçen sezonun sonunda Indiana'da büyük çıkış yapan Anthony Johnson ile gidermeye çalıştık. Johnson'ın gelişiyle asist ortalamamız biraz yükselebilir. Üstelik Indiana gibi bir savunma takımından gelen Johnson ile ön alan savunmamız da güçlendi diyebiliriz. Devin Harris ve genelde 2 numarada izleyeceğimizi düşündüğüm, aslında öyle de olan Jason Terry ile beraber bu pozisyonu paylaşacaklardır. Johnson'ın tecrübesini de göz ardı etmemek gerek. Rol oyuncusu olarak takıma olumlu katkıda bulunacağına inanıyorum.

Greg Buckner ve Devean George da faydalı oyuncular. Özellikle Wade gibi skorerleri savunmak için Buckner uygun bir çözüm. George da savunması ve Lakers'da yaşadığı şampiyonluklardan getireceği tecrübe ile katma değer sağlayacaktır.

Croshere, Dirk'in dinlendirildiği anlarda kullanılmak üzere Van Horn'un yerine alındı. Van Horn'dan daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Çok fazla birşey beklemiyorum ama en azından savunma yapıyor, ribaund alıyor ve Van Horn kadar da üçlük atabiliyor. Savunmayı ön planda tutan bir takım için yerinde bir değişiklik.

Yeni çaylağımız Maurice Ager'ı yaz kamplarındaki bir iki maçta seyrettim. Hareketli ve mücadeleyi seven bir genç. Mayası iyi. Fakat çok çalışması ve vücudunu da güçlendirmesi gerek. Avery tecrübe kazanması açısından garbage time'da ona görev verecektir.

Oyun olarak çok fazla bir değişim beklemiyorum sezon başında. Yine sette Dirk Nowitzki etrafında şekillenen ve fast-break kovalayan bir hücum anlayışı hakim olacaktır. Her şartta potaya dikine giden gardlarımız olacak. Johnson'ın katılımıyla asist ortalamamızda kıpırdanma olabilir. Savunma ve hücum ribaundlarına asılacağız. Dampier-Diop-Mbenga üçlüsüyle caydırıcı bir pota altımız olacak. Fakat bu pozisyondan fazla skora katkı beklemiyoruz. Savunmamız yine ön plana çıkacak. Artık attığımız kadar savunma da yapan ve mücadele eden bir takım haline geldiğimiz unutulmamalı.

Tahmini ilk beş: Johnson - Terry - Howard - Nowitzki - Diop

Yedekler: Harris, Stackhouse, Buckner, George, Croshere, Dampier, Mbenga

Bu sezon ne yaparız?

Geçen sezon eminim hiç kimse bizden böyle bir başarı beklemiyordu. Kabuk, yapı ve mentalite değiştiren bir klübün 60 galibiyetlik bir sezon geçirmesi ve finallere kadar yükselip şampiyonluğu kıl payı ile kaçırması, gerçekten de sezonun sürprizi olarak tarihte yerini aldı. Fakat bu sezon işimiz çok daha zor olacak. Artık 'hedef takım' konumunda olacağız. Yeni transferlerin takıma uyumu zaman alabilir fakat gelenler, tecrübeli ve bu alandaki açığımızı kapatabilecek oyuncular.

Takım geçen sezondan çok şeyler öğrendi, gelişen ve hedefi olan bir takımız. Özellikle Avery de koç olarak daha çok tecrübe kazandı. Benzer şekilde takım sahibi Mark Cuban'ın da bazı hatalarından ders aldığını umut etmek istiyorum ama huylunun huyundan vazgeçeceğini zannetmiyorum. Cuban'ın saçma sapan demeçleri, açıklamaları, takımın bazen önüne geçmesi, tribünlerde, bankta, maçlarda bu kadar sivrilmesi, takıma çok zarar verdi. Herkes kendi işini yapmalı ama gel de bunu bizim şımarık çocuğa anlat. Kendini biraz geri çeker inşallah.

Bu sene geçen sezondan daha zor olacak. Geçen sezonki gibi 60 maç kazanamayabiliriz fakat şampiyonluğun yine birkaç adayından biriyiz. Yolumuz açık olsun.

Bu arada Red Auerbach'ın vefatına gerçekten çok üzüldüm. NBA için bir simgeydi. Onu ve pürosunu çok özleyeceğiz.