MELEKLER KORUSUN

 

Cem PEKDOĞRU
13 Eylül 2009, Salı

 

 

Siteye gönderdiğim son Efes Pilsen yazısına bir göz attım da, seri 2-2 ile Ayhan Şahenk’e dönerken ve Efes Pilsen ivmeyi kazanan takımken yine de şampiyonluğa inanabildiğimi söylemek mümkün değilmiş. Aslan payını Bogdan Tanjevic’e vermek gerekebilir, fakat özellikle Thornton, Shumpert, Sinan gibi isimlerin final serisi boyunca karakter göstermesi, ilerleyen yıllarda bu oyunculardan oluşacak çekirdeğe birkaç tane kaliteli ekleme yaparak Euroleague’de tekrar en yukarıyı hedefleyen bir takım yaratılabileceği anlamını taşıyordu benim için. Fakat Gönlüm hadisesinin transfer muhabbetinden başrolü çaldığı bu ölü sezonun, bende final serisi sonrası oluşan o olumlu düşünceleri gerçekleyebildiğini söyleyemiyorum. Genel olarak son iki yıldan hiçbir ders alınmamışçasına hareket edildi ve yine yapılan birçok doğru, yapılamayan birkaç doğru sebebiyle gölgede kalacakmış gibi gözüküyor. Gönlüm konusuna ise çok fazla değinmek istemiyorum, çünkü çok az şey biliyorum. Ancak Fenerbahçe Ülker kulübü adına yapılan açıklama ne kadar nahoş olsa da, Kasun’un kanında aynı maddenin bulunması birçok soru işaretine zemin hazırlıyor ve bir müessese olarak Türk sporunda önemli bir misyonu üstlenip, yıllardır bunun hakkını veren Efes Pilsen kulübünün bu soru işaretlerini ortadan kaldırmak için bir şeyler yapması gerekir. Bugünkü tavırsa ‘soğukkanlılık’ kelimesiyle meşru gösterilebilecek bir tavır değil. Umarım değişir.

Gelenler ve Gelmeyenler

Takıma katılan yeni isimler Igor Rakocevic, Bostjan Nachbar ve Daniel Santiago oldular. Pilot takım Pertevniyal’in uzunu Ali Işık da kupa maçları için kadroda bulunuyor şimdilik. Ama süre bulması çok mümkün değil. Aslında kadroya girmesini beklediğimiz asıl isim Dusan Cantekin idi, en azından alt yaş milli takımlarında adını sıkça duyduğumuz, beklenti içine girdiğimiz bir uzun kendisi. Fakat onun da bir sakatlığı varmış. Gerçi Ergin Ataman’ın koçluğunda önündeki en büyük engelin sakatlık olduğunu da sanmıyorum. Yukarıdaki kısa transfer listesinde oyuncuların özelliklerine, pozisyonlarına bakmaya gerek duymadan şu çarpıklığı görebilirsiniz ilk aşamada. Bunların hiçbirinin adı Ahmet, Müfit ya da Bahadır değil. Geçen sezonki yerli kadrondan takımdaki ikinci aklı başında oyun kurucunu kaybediyorsun ve dar uzun rotasyonunun en etkin parçalarından biri uzunca bir süre senden uzakta olacak. Buna rağmen herhangi bir yerli oyuncu gündeme gelmiyor ve ligin sonuna kadar sahada iki yerli bulundurmak zorunda olacak koç da tüm hazırlık karşılaşmalarını bunun farkında değilmiş gibi geçiriyor. Bu şartlar altında Türkiye Kupası’nda 21 sayıdan verilen Kepez Belediyesi maçı -yahut şut antrenmanı- da, yine benzer bir farkla öndeyken son topta kazanılabilen Beşiktaş Cola Turka maçı da çok şaşırtıcı olmuyor. Daha iki sezon önce David Blatt ile çekilen sıkıntılar nasıl unutulabiliyor, anlamak mümkün değil. Adam yokluktan sezon boyunca Mustafa Abi’yi ilk beş çıkardı. Hem de Ataman’ın şu anda elinde bulundurduğu oyuncu grubunun aksine o, yeni kurulmuş bir kadroya sahipti ve takım birlikte oynamaya ihtiyaç duyarken her hafta sonu sahada vasıfsız bir 3 numara 20-25 dakika süre alıyordu. “Bizim için bu sezon lig öncelikli değil, zaten her türlü play-off yaparız” gibi bir söylem de düz mantığın hası olmakla birlikte, gerçeğin bir hayli uzağında. Zira bu oyunculara sahada bir alışkanlık kazandırmak CSKA Moskva’yı İstanbul’a getirmekle olacak bir iş değil. Bir transfer olacaksa o oyuncuya da ‘mevsimlik işçi’ ya da ‘yazlık ev’ muamelesi yapmadan onu rotasyonun sağlam bir parçası haline getirmek şart. “Ama Türkiye şartlarında böyle bir oyuncu bulmak imkansız” dersen, Türkiye şartlarında bir takım olmaya devam etmek zorundasın.

Tabii tek maraz bu olsa Euroleague için daha ümitvar konuşabilir, bu sezon da ligi almayıverelim derdik. Fakat çok beğendiğim ve takıma sınıf atlatabilecek düzeyde gördüğüm Nachbar’ın transferine sevinemiyorsam, bunun sorumluları da belli. Gönlüm’ün cezasının hala belli olmamış olması komik, fakat işin bu noktaya varacağı da açıktı. Onu hesaplarda tutmak romantik bir çaba olurdu. Kaya, Kasun, Santiago üçlüsü var pota altında. Ve orijinal pozisyonu 3 numara olan, fakat Ataman tarafından zaman zaman 5 numarada bile kullanılabilecek oyuncular olarak görülen Shumpert-Nachbar ikilisi var. Geçen sezonki transferlerden biri de Kakiouzis idi hatırlayacak olursanız. Yani burada sorunun kaynağının yıllardır iyi pota altı ikililerinin Avrupa’da başarı için vazgeçilmez olduğunu tecrübe etmiş Engin Özerhun olmadığını söyleyebiliriz. Koçumuzun böyle bir ‘undersized PF’ saplantısı mevcut. Ancak bu saplantı Final-Four hedefiyle yola çıkan, bütçesi ve aldığı oyuncularla bunun altını da dolduran bir kulüpte geri dönüşü olmayan bir tahribata yol açabilir. Belki yerel ligin final serisinde Shumpert yeterli olabilir, ancak Euroleague’de bunun mümkünlüğü tartışmaya açık bile değildir bana kalırsa. Olympiakos ve Real Madrid’in bu yaz yaptıklarından sonra Final-Four yapamaması büyük sürpriz olur. Son şampiyon Panathinaikos da hala çok güçlü. Efes Pilsen ise Paris uçağındaki dördüncü koltuk için 6-7 takımla bir mücadele içinde olacaktır bence. Fakat büyük bir aday değil… Yukarıdaki üçlüyü hesaba katmasak dahi, Erazem Lorbek, Matjaz Smodis, Ksistof Lavrinovic, Lior Eliyahu, Mirza Teletovic, Andre Hutson, Shaun Stonerook, Terence Morris gibi oyuncular olacak karşıda -ki bu oyuncular 4 numaradan süre aldığında Efes Pilsen’in kadro içerisinden ideal bir savunmacı bulma ihtimali yok.

Daha Güzel Bir Dünya İçin

Yabancı kontenjanının yarattığı zorluklar yıllar boyu dillere pelesenk oldu, fakat kimse de bunun etkin kullanılacak bir altyapıyla ve nokta atışı transferlerle sorun olmaktan çıkacağını görmek istemedi. Partizan örneğini falan vermeyeceğim, absürd olur zaten. Sadece bu sezonki Efes Pilsen kadrosuna bakalım. Oyun kurucu pozisyonu yerlilerle geçilmiş, orada Tunçeri’nin sahada olmayacağı 15-20 dakikalık bir süre de Allah’a emanet edilmiş. Rakocevic’i oyun kurucu oynatırsan bilemem, ama o zaman da “Neden aldın bu herifi, Vujanic kalsaydı” derim. 5 numara için Kasun kafayı verebilirse iyi seçim, ama en güvenilir adam olmadığı ortada ve oraya bir de veteran eklemesi yapmışsın sadece Euroleague maçları için. Bu da anlaşılabilir. 2+1 tamam, dört adam için daha yerimiz var. Nasıl seçiliyor bu dörtlü: Thornton, Smith, Shumpert, Nachbar. Nachbar’ın sunmadığı neyi sunuyor Shumpert? Yüreği daha büyük. Kontenjanın varlığında orada şişkinlik yaratmak için yeterli bir özellik mi? Kesinlikle değil. Kalacaksa da Nachbar’ın gelmesi anlamsız zaten. Geçelim diğer çakışan doğrulara… Smith ayakları gittikçe yavaşlamasına rağmen, onun kadar top çalma ve blok kovalayan bir oyuncudan beklemeyeceğiniz kadar iyi bire bir savunmacı. Şutunu kendi yaratabiliyor, ancak zaman zaman kullandığı hücum ritmi dışındaki şutları, Rakocevic’in de bulunduğu bir takımda problemleri beraberinde getirebilir. Bu takımla iki final serisine çıkmış bu adamın hücumda sinmediği tek bir maç gösterebilir misiniz? Belki tek bir tane. Euroleague’deki kritik maçlarda da genelde sadece savunma katkısıyla var. Bu büyük maçlarda sinmeyen bir skoreri zaten kadronda bulunduruyorsun. Adamın adı Bootsy. Savunmada hemen hemen aynı katkıyı verebilecek, ceza şutlarını sokmayı da öğrenmiş bir Sinan var kadroda. Sinan-Bootsy ikilisinden bir Smith katkısı yakalamak çok mu zor? Yaratılacak bu iki kontenjan için bomboş 4 numara pozisyonuna yakışıklı bir Amerikalı ve geçtiğimiz ocak ayındaki CSKA Moskva maçını sadece 2 asistle bitirebilen takımında net biçimde upgrade yaratacak ve Rakocevic’in verimini iki katına çıkarabilecek ortalama üstü pass-first bir oyun kurucu pekala bulunabilir. Tunçeri’den daha iyi olmasına bile gerek yok, sadece Ender’e 15-20 dakika veren bir takımın Final-Four hayalleri kurmasını inandırıcı bulamıyorum.

Yazın yapılan hamlelere bir bakış atmış olduk bu yazıda. Bir sonrakinde de daha önce iki “Euroleague Sayı Kralı” apoletli oyuncuyu transfer eden, ama ikisini de geldikleri takım kadar iyi kullanamayıp deyim yerindeyse murdar eden Efes Pilsen’in yeni bir sayı kralıyla imtihanını yazmak istiyorum. Elde bir Pablo Prigioni olmayabilir, fakat bu Rakocevic’in hazırlık maçları ve kupa maçlarındaki oyun tanımının idealden çok uzak olduğunu görmemizi engellemez. Bu transferleri kim yaptıysa, onları çocukluğumuzdan bir şarkıyla selamlamak istiyorum:

Sağ elimde beş parmak,
Sol elimde beş parmak.
Say bak, say bak, say bak.

Hepsi eder on parmak.
Sen de istersen saymak.
Say bak, say bak, say bak.