courtside - bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs...


sixth man

TIKLAYIN


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

TRANSITION
NBA'den kısa kısa...

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı...

O DEDİ, BU KODU!


KNICKS TARİHİNDEN


TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET

EFVAN


2 Aralık 2001 tarihli Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde, Yurtsan Atakan'ın "Kristal Küre" adlı köşesinden alınmıştır.


PC Net dergisinin Ekim-2001 sayısındaki "Piri Reis'in Seyir Defteri" köşesinden:



1 Ekim 2001, Pazartesi günkü Sabah gazetesinde yayınlanan Haşmet Babaoğlu'nun köşesindeki makaledir.



Jordan geri döndü

Zirvede bırakmak!
İsteriz ki, başarılı ünlüler zirvedeyken bıraksınlar...
Çıkışını gördüklerimizin inişini görmeyelim isteriz.
Nasıl olsa “iniş” hepimiz için kader gibidir ya... Bari onlar... Ünlü sporcular, ünlü sanatçılar, ünlü şovmenler, büyük siyasetçiler, toplumsal kahramanlar bundan uzak olsunlar isteriz.
Onları zirveden alkışlarımızın helikopterleriyle alıp dağlardan uzak bir yere “sürgün”e göndeririz...
Sanki “Kolay mı oğlum başarılı olmak! Çek git ki, seni alkışlayan ellerimizi sonra düşüşüne patlattığımız kahkahaları örtmek için kullanmayalım” der gibiyizdir.
Oysa bir yandan da kendimize karşı bile ikiyüzlü ve nankörüzdür: Hâlâ keyif veren, hâlâ bizi heyecanlandıran, hâlâ hayallerimizi kışkırtan, hâlâ değerli birinin aramızdan ayrılmasını isteriz.
Çünkü kavgamız gelecek zamanladır; korkarız zamanın acımasız akışından...
Kahramanlarımızın yorgun, sarsak, ihtiyar kalabalığımıza karışması tadımızı kaçırır. Bu yüzden “tadında bırakmalarını” isteriz ki, geriye sadece güzel anılar kalsın...
Bu yüzden de, “benden paso!” deyip yarıştıkları ve başardıkları kulvardan havai fişeklerin pırıltıları ve alkışlarımız arasında gidenlerin fikir değiştirip geri dönmeleri moralimizi bozar.
Güzel anıların üzerine eklenecek tatsızlıkların endişesi keyfimizi kaçırır.
Peki, her zaman böyle mi?
Michael Jordan...
Amerikan basketbolunun 23 “uçuş numaralı” harika yıldızı, bıraktığı sahalara yeniden dönme kararını geçen hafta resmen açıklayınca bütün bu düşünceler kafama üşüştü.
Mike’a “dönme!” demek öyle zor ki...
Mike’ın geri dönüşünün keyfimizi kaçıracağını; gidip gidip geri dönmesinin (üç etti!) kabak tadı verdiğini söylemek öylesine yalan olur ki!
Çünkü bırakın ABD’yi, Malezya’dan Türkiye’ye birçok insan “Michael Jordan gitti, basketbolun tadı kaçtı” diye düşünüyor ve öyle hissediyordu!
Fakat profesyonel sporun dünyası “gitme, kalma, dönme” üçgeninde değerlendirilemeyecek kadar endüstriyel bir dünya...
Hani sizlere www.batug.com sitesini tanıtmıştım. O sitede bugünlerde M. Jordan’ın geri dönüşü üzerine çok hoş, çok dolgun yazılar var. Meraklılarına tavsiye ederim. Bu yazılardan biri de Batuğ Evcimen’in “Vay Mike?” adlı analizi...
Batuğ diyor ki, “Jordan sayesinde para kazanan ve kazanmış milyonlarca insan için bu dönüş 1995’ten beri başlarına gelen en güzel hadise! Yani onun ilk dönüşünden beri... Çünkü adam, 1990’dan beri sektöre hükmediyor. Bilet satışlarından TV yayınlarına, reklamını yaptığı onlarca ürünün satışından, kulüplerin hisse fiyatlarına kadar aklınıza gelen her şeye... Salonda satılan bira ve sosisliden reklamlara; Nike’ın pazar payından karaborsa bilet fiyatlarına... Daha spesifik olalım, nba.com tv’nin aylık abone ücretindeki olası artışa dahi hükmediyor Jordan!”
Profesyonel spor böyle bir şey! Ne o senin yakanı bırakıyor ne de sen onu terkedebiliyorsun. Top kadar parayla da oynuyorsun çünkü...
Jordan ise “Ben oyun aşkına dönüyorum” diyor.
Dünya nicedir böyle bir yer işte!
Bir ankette Çinli gençler arasında Mao’dan bile daha popüler olduğu ortaya çıkan bir büyük sporcu, müthiş bir yetenek ve gösteri dünyasının kahramanı Michael Jordan...
Ve endüstri “çabuk dön, sana ihtiyacımız var!” dediğinde 400 milyon dolarlık servetine karşın ayaklarını uzatıp keyfine bakamayacak kadar çarkların mahkumu bir Michael Jordan.
İkisi de gerçek.


16 Eylül 2001, Pazar günkü Sabah gazetesinin Pazar ekinde Aslı E. Perker'in "Basket altın günlerine döndü" başlıklı haberinden alınmıştır.



















27 Ağustos 2001 tarihli Radikal gazetesinin ikinci sayfasında yayınlanan, Hakan Gülseven'in haberinin tamamıdır.

Sadece 12 tane değil, bir sürü dev adam var

Bugüne dek basketbolla ilgilenmeyen Türkiye, '12 dev adam'la yüzünü salona döndü. Oysa Batuğ Evcimen, yıllardır NBA'deki 'bir sürü dev adam'ı takip ediyor


HAKAN GÜLSEVEN
İSTANBUL - Ana binanın ikinci katında, Disiplin Kurulu'na ifade vermek için sıramı bekliyordum. Bornova Anadolu Lisesi'nde o dönemler biraz fazla 'disiplin' vakası vardı. Dolayısıyla Disiplin Kurulu'nun toplandığı odanın önünde kuyruk oluyordu. Koridorun sonunda altı kişilik bir grup göründü. Bizden bir üst sınıftandılar.
'Disiplin' kuyruğunda sohbet başladı. O güne dek sadece okulda basket oynarken gördüğüm Batuğ Evcimen'le öyle tanıştık.
Aradan yıllar geçti, Avrupa Basketbol Kupası heyecanını yaygınlaştırmak için, daha evvel Brezilya milli futbol takımı için çekilen bir klipten 'esinlenilmiş' olan '12 dev adam' klibi Türkiye'deki sporseverlerin ilgisini nihayet çekti. Oysa, Batuğ Evcimen, uzun süredir ısrarla basketbol yazıları yazıyor ve son dönemde Türkçedeki en kapsamlı NBA yorumlarını 'www.batug.com' adresindeki web sitesinde yayımlıyordu. Üstelik, temmuzda yayına başlayan site, 30'u aşkın yazarıyla sadece Amerika'nın en üst düzey ulusal basketbol ligi NBA'e değil, Avrupa ve Türk basketbolu ile ilgili kapsamlı analizlere de yer veriyordu. Dahası var. Bilardo, satranç, Formula 1, bisiklet, müzik, deneme köşeleri gibi pek çok farklı bölümleri de bulmak mümkün sitede.

Balatalar 'sıyrılmış'

Tabii, sitenin ana direğini oluşturan mevzu, NBA. Ama öyle böyle değil, ABD'deki bu en üst düzey ulusal basketbol liginin içini, dışını, dedikodularını www.batug.com'da bulmak mümkün. Üstelik Batuğ Evcimen, işi gücü bırakıp, "Ben ne anlarım NBA'-den?" diyenler için kapsamlı bir 'NBA terimleri sözlüğü' bile hazırlamış ve sitede yazılanları çok daha anlaşılır kılmayı hedef-lemiş. Zaten sitedeki yazılarda kullanılan dile baktığı-nızda da günlük konuşma diliyle, hafiften de kendine özgü bir jargonla karşılaşıyorsu
nuz. Bu jargon iyi mi kötü mü, 'güzel Türkçe muhafızları' tarafından tartışılabilir ama, akıcı ve esprili bir üslup olduğu kesin.
Türkiye'deki belli başlı basketbol yorumcuları arasında olan Radikal Spor Editörü Yiğiter Uluğ, "Bir gün 'batug.com'da NBA ile ilgili bir haber okudum. Çok ilgimi çekti, NBA'de basketbol coach'u olan bir arkadaşımı aradım. Bana, 'Sen nereden duydun bunu?' diye hayretle sordu. Çünkü Amerika'da bile çok sınırlı çevrede dönen bir dedikoduymuş" diyor. "Ama ses tonundan, oldukça şaşırmış olduğu anlaşılıyordu" diye ekliyor. Evcimen'e bu denli kapsamlı bilgiyi nasıl olup da derlediğini sorduğunuzda enteresan bir yanıtla karşılaşıyorsunuz:
"Böyle bir işi yapabilmek için balataları sıyırmış olmak lazım. Ben de, bizim sitenin yazarları da bu işe merakla başlamış, ardından merakı yenemeyip ayrıntıya dalmış adamlarız. Mesela, NBA'deki tek tek takımları farklı arkadaşlar takip ediyor. Böyle bir uzmanlaşma ve yoğunlaşma sayesinde takımlar hakkındaki son bilgileri, söylentilerle, detaylarla, arkaplanıyla hemen okurlara aktarma şansımız oluyor."
Peki bu kadar kişi nasıl bir araya geldi? Yazarların bazıları Evcimen'in arkadaşı. Mesela 'Anlamayan Adam' borsacı. Batuğ Evcimen'le askerlik sırasında tanışmış. Yazarlardan Riko ve Domat Efendi, Evcimen'in liseden arkadaşları. Biri gazeteci, diğeri dış ticaretle uğraşıyor. Ama esas komik olan, Batuğ Evcimen'in yazarların önemli bir kısmıyla hiç karşılaşmamış olması. Geçenlerde bir akşam sitenin en has yazarlarından Orkun Çolakoğlu'yla bir kafede buluşmak üzere sözleştiklerinde, bu ilk buluşmaya bizzat tanık olmasam pek de inanmazdım açıkçası.
İşin aslı şöyle: Evcimen, daha önce bir internet sitesinde 'çeşni niyetine' haftalık NBA değerlendirmeleri yazıyor, bu arada biraz para kazanıyormuş. Yazılarla ilgili pek çok kişiden mesaj almaya başlamış. Onlara yanıtlar yazmış. Böylelikle köşesinin müdavimleri ile ahbaplık gelişmiş. Ama site ekonomik kriz nedeniyle 'küçülünce', Evcimen'in köşesi de kaldırılmış. Üstelik tam da play-off döneminde. O da okurlarına,
'Bir ay kadar sonra bir yoklayın, www.batug.com diye bir site kurmuş olabilirim, orada devam ederiz' diye yazmış. Bilgi Üniversitesi gerekli altyapıyı sağlayınca, site 17 Mayıs'ta açılışını yapmış. Bir zamanlar Evcimen'e mesaj atanlar ise, yavaş yavaş sitenin yazarları haline gelmiş. Okurlar da istikrarlı bir biçimde artıyor. İlginç olan, siteye girişlerin neredeyse yüzde 20'sinin ABD'den olması.

Azerbaycan'dan geldi

Peki Batuğ Evcimen son dönemde bütün vaktini ayırdığı sitenin kuruluşundan önce ne yapıyordu? Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi. Yeni Asır'a çevirmen olarak girdi. Orada önce gece müdürü oldu, sonra da üç kişilik yayın kuruluna kadar terfi etti. Bir gün Azerbaycan'da telekom işine girmeye karar vererek oraya yerleşti. Ticari bir dehası olmadığını keşfetti ve bir süre basketbol yazmaya karar verdi...

RESİMALTI
Kapsamlı NBA haberleri, 'Yurobasket' ve 'Törkişbasket' derken, farklı alanlara da sıçrayan 'batug.com'un kurucusu Batuğ Evcimen, "Böyle bir işi yapmak için balataları sıyırmış olmak lazım" diye konuşuyor.

'Beyaz Gölge'yi geri istiyoruz!
Carver her kuşağa lazım
'batug.com' yazarı Selim Ataz, geçtiğimiz günlerdeki bir yazısında, seneler önce TRT'de yayımlanan 'Beyaz Gölge' dizisini hatırlatıyordu. Gençleri ekran başında kilitleyen, hemen her ortaokul ve lisede basketbol merakının birdenbire yayılmasına, hatta dizideki Carver Lisesi basket takımının ve tabii oyuncuların benzerlerinin ortaya çıkmasına neden olan bu vakanın yeniden yayımlanması için bir kampanya öneriyordu. Hatta Batuğ Evcimen, böyle bir fikrin bugüne kadar kendi aklına gelmemiş olmasına hayıflanıyordu. Kampanya başladı. Şimdi 30'lu yaşlarında olan pek çok kişi, TRT'ye mesaj gönderiyor. Ne dersiniz, Coolidge'i, Salami'yi, 'koç' Ken Reeves'i yeniden görmek fena mı olur?

hgulseven@radikal.com.tr


Yiğiter Uluğ'un 26 Ağustos 2001 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanan makalesinin tamamıdır.

NBA faresi Batuğ

Sekreter, "Biraz önce toplantıya girdiler ama sanırım bağlayabilirim" dedi. Bir an hattın ucunda asılı kaldım, sonra derinden bir "Hello" geldi. Evet, Gregg Popovich karşımda... NBA'den San Antonio Spurs takımının coachu ve genel menajeri... 1996'dan bu yana tanıdığım, hemen her uluslararası turnuvada görüşüp, samimiyeti pekiştirdiğim bir basketbol dostu. Önümüzdeki günlerde bir antrenör seminerinde dersler vermek üzere İstanbul'da olacak. Zaten telefonla aramamın nedeni de bu; seyahat programının ayrıntılarını öğrenmek...
Haliyle konu NBA'deki transferlere geliyor ve o sıralar New York'da oynayan bir oyuncunun adını vererek, "Onu da alıyormuşsunuz" diyorum. Bir an sessizlik... Telefonun öbür ucunda donup kaldığını anlıyorum 'Pop'un. "Nereden duydun bu haberi?" diye merak-hayret karışımı bir ses tonuyla soruyor. "Canım, internetteki dedikodu sitelerinde atıp tutuyorlar işte" diye geçiştiriyorum. İşin doğrusunu telefonda anlatmak epeyce zor olacak. Gregg Popovich'e anlatmayı İstanbul'daki sohbete bıraktığım 'işin doğrusu'nu size anlatabilirim bu pazar. Ne dersiniz?
Aşağı yukarı 20 yıldır bulabildiğim her kaynaktan NBA haberlerini takip ediyorum. Üniversite yıllarımda yabancı gazeteleri satın almaya param yetmediği için, haftada 3-4 gün Amerikan Kütüphanesi'ne gider, Herald Tribune'leri, New York Times'ları, Sports Illustrated'leri su içer gibi okurdum. Gazeteciliği seçmemde o günlerin büyük etkisi vardır.
Bugünden, bizim 30 saniyelik John Havlicek görüntüsüyle idare ettiğimiz yıllara bakınca, şimdiki gençlerin nasıl da şanslı olduğu sonucuna varıyor insan... Ama bir de bulduğu şansı, inanılmaz biçimde doğru kullananlar var. Biliyorum, "Bütün bunların, yazının başındaki telefon görüşmesiyle ne ilgisi var? Sadede gel" diyorsunuz. Geliyorum...
San Antonio'nun en yetkili yöneticisine ilettiğim söylentiyi, gerçekten internette okumuştum. Ama bir Amerikan sitesinde değil, Türkçe yayın yapan bir sitede, hem de bütün ayrıntılarıyla... www.batug.com adlı sitenin sahibi, yöneticisi, başyazarı, belki de her şeyi Batuğ Evcimen. Tam anlamıyla bir NBA hastası. Bu işin vatanı Amerika'da bile kimselerin bilmediği, gazetelerin yazmadığı haberleri, haftalardır bize onlardan çok daha önce duyuruyor. Üstelik bu işi yaparken, kendi yorumunu katıyor, birtakım detaylardan yola çıkarak fikir yürütüyor -ilginçtir, yürüttüğü fikirlerin çoğu, zaman içinde doğru çıkıyor- ve en güzeli, inanılmaz mizah yüklü bir dille yazıyor.
Batuğ'un sitesine keyifle ama sessiz sedasız giriyordum her gün. Yazının en başında anlattığım olayı yaşayınca, dayanamadım, kendisine bir mesaj attım. "Tebrikler kardeşim" demek için... Meğer sevgili Batuğ, benim 95-96 yıllarında her pazar sabahı basket oynadığım eski bir 'tek pota arkadaşım' değil miymiş? NBA sezonunun başlamasıyla birlikte, onunla siz de tanışacak, her hafta bu sütunlarda buluşacaksınız.
Pek çok insan farkına varmamış olsa da, spor basınına yeni bir kan geliyor. Birkaç yıl öncesinin dikkatli okuyucuları, yarının iyi birer yazarı olmak üzere... Neden? Çünkü gençler ilgili, bilgili ve mizaha yatkınlıkları var. Yani 'demode' spor yazarlarında hiç olmayan üç özelliğe sahipler.
İlle de geleceğin spor sayfalarını beklemek zorunda değilsiniz. Bugün de Batuğ'un sitesine bir göz atabilirsiniz.

yigiter12@yahoo.com



Kanat Atkaya'nın 24 Ağustos 2001 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan makalesinin tamamıdır.

Beyaz Gölge buraya
yumruk havaya


PEK kıymetli biraderimiz Batuğ, bir süre önce sanal álemde çok şık bir hareket yaptı ve NBA konusunda benim diyecek uzmanlara parmak ısırtacak bir sayfa açtı.

Basketbol ile ilgilenenlerin büyük bölümü istatistik manyağıdır.
Bu ortama adım attığınızda, kendinizi Toys'R'Us'ta ücretsiz alışveriş şansı tanınmış çocuk gibi hissediyorsunuz.
Parayı yığsanız yapılamayacak bir iş.
Basketbola gönül vermiş, aslında kafayı basketbolla bozmuş pek çok yetenekli yazar, aslanlar gibi yazılar yazıyor.
Mesela bir ''6th Man'', yani ''Altıncı Adam'' bölümü var...
Burada NBA'den bir takıma gönül vermiş insanlar, takımlarıyla ilgili inanılmaz başarılı yazılar yayınlıyor.
Bunun yanı sıra, haber konusunda, ABD'den yayın yapan ve başarılı addedilen internet sitelerini bile atlatabiliyorlar.
Çünkü, yerel gazete tarıyorlar vesaire...
***
www.batug.com, bu işe gönül vermiş insanların kalbinde kısa bir süre içinde taht kurdu zaten.
Şu anda bu siteyi dergi yapsanız, ortalıkta basketbol dergisi kalmaz. Bu onların değil, benim iddiam.
İyi bir basketbol seyircisi olduğumu söyleyebilirim. Basketbol oynadım da zaten. O konuda çok parlak olmadığımı kabul edebilirim.
Ama basketbola kalpten bağlı bir insanım.
Bunu, Türkiye'nin basketbol konusunda şanslı olan bir kuşağa ait olmama borçluyum.
Ben 12-13 yaşlarındayken, Challenge Turnuvası yapıldı İstanbul'da.
Yine o yıllarda Balkan Kupası'nı seyrettik.
Efe'li, Mehmet'li, Necati'li efsane kadroyu defalarca izledim.
Ortaokul-lise yıllarımda hafta sonlarımın büyük bölümünü o zamanki adıyla Spor ve Sergi Sarayı'nda geçirdim.
Çoğu cumartesi ve pazar günümü, sabah 09.00 gibi oynanan ilk maçtan, akşam 17.00'de oynanan ''en mühim maç''a kadar ''sosyete'' tribününde değerlendirdim.
''Kaşar ekmek, kaşar ekmek ayraaaan/ Haydi burdan, haydi burdan yaylaaaan'' ezahüratını hatırlayanlar olacaktır.
''Bu da ne demek'' diyenleri merakta bırakmayayım. Bir gün, mühim bir maç sırasında, ''kaşar-ekmek-ayrancı'' tribüne girmişti. Maç da nasıl gerilimli anlatamam. Bu ortalıkta gezinip duruyor kolunda sepetiyle. Bir anda tribün emprovize olarak böyle bağırmaya başlamıştı ve adamcağız da neye uğradığını şaşırıp tribünden kaçmıştı...
Ne güzel günlerdi.
***
Neyse muhterem okurlar; o yıllarda Spor Sergi Sarayı'nda değilsek, bugünkü adıyla Özel Evrim Lisesi olan, o zamanlar bir İtalyan Vakfı'na ait olduğu için bizim kısaca ''İtalyan'' dediğimiz okulun bahçesinde geçiyordu günler.
Sabahın köründen, Don Felice gelip de ''Hadiii çoculaaa! Hadi tamaaam'' diyene kadar maç yapıyorduk.
Peki neydi bizi böylesine basketbol manyağı yapan şey?
Cevap basit: Koç Ken Reeves ve efsane Carver Lisesi takımıydı.
Televizyonun siyah-beyaz olduğu dönemde yayınlanan Beyaz Gölge (adını yazarken bile duygulanıyorum var mı böyle bir şey?), benim kuşağımın (Sanırım Orhun Ene, Levent Topsakal gibi isimler için de geçerlidir bu) basketbola kalpten bağlanmasını sağlamıştı.
Beyaz Gölge ve hemen o dönemde gelen Challenge, Balkan Kupası vesaire, Türkiye'nin gördüğü en büyük basketbol rüzgarını yaratmıştı.
Mahalle aralarına potalar kurulmuştu hemen. Para biriktirip ''Mikasa'' veya ''Voit'' (Vahit diye taklidi çıkmıştı bir de değil mi?) çember için file almalar... Şahane zamanlardan söz ediyorum.
***
Şimdi başa dönersek...
www.batug.com'daki yazılarını beğenerek izlediğim Selim Ataz, ''Wassup?'' adlı kıymetli köşesinden bir çağrıda bulundu.
Benim bu yazıyı yazmama neden olan da o yazı oldu zaten.
Selim Ataz biraderimiz özetle der ki; ''TRT, tozlu arşivlerden çıkarıp Beyaz Gölge'yi bir daha yayınlasa, bugünkü gençlerimiz de o güzelliği yaşasa; Coolidge'i, Salami'yi, Gomez'i vesaireyi tanısa fena mı olur?''
Bence şahane olur.
www.batug.com, bunun üzerine ''www.trt.net.tr'' adresine girip, TRT'ye e-mail yağdırmak üzere bir kampanya başlattı.
Başarılı olur muyuz bilmiyorum.
Ben her gün, elim gittikçe e-mail atacağım.
31 Ağustos- 9 Eylül tarihleri arasında Türkiye, Avrupa Basketbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak.
Fırsat bu fırsat.
Basketbol aşığı yeni bir kuşak yaratmak için bu fırsatı değerlendirelim.
Girelim TRT'nin internet sitesine, veya ne bileyim işte faks yollayalım, posta güvercini uçuralım, Beyaz Gölge'yi yayınlatalım.
İzlenme oranının da yüksek olacağına eminim.
Beyaz Gölge buraya, yumruk havaya!
Haydi bir el atalım şu işe...
Çok güzel olacak.

katkaya@hurriyet.com.tr


23 Ağustos 2001 tarihli Sabah gazetesinde, Haşmet Babaoğlu'nun köşesinde yer alan Siberuzay başlıklı bölümden alınmıştır.


SİBERUZAYDAN

Basketbolun süperlerinden süpernovalara

Bu köşede fırsat bulduğumda nasıl beni özel olarak ilgilendiren filmlerden, albümlerden, televizyon programlarından söz ediyorsam, bundan böyle internette karşılaştığım ve gerçekten ilginç bulduğum sitelerden de söz edeceğim.
Bugün iki site var meraklısının dikkatini çekmek istediğim.
Birincisi... Amerikan Profesyonel Basketbol Ligi meraklılarını monitörün ekranına zamk gibi yapıştıracak bir site: http://www.batug.com. (Türk basketboluyla ilgili bir bölüm de ayrılmış.)
Celtics'den Lakers'a her takımın sıkı takipçisi bir "altıncı adamı" var bu sitede. Yazılar keyifli, medyayla girişilen polemikleri "vay canına" dedirten bir spor ve haber sitesi bu... Ayrıca bilginiz olsun, NBA jargonunun güzel bir sözlüğü de var.
...


Ağustos 2001 tarihli Blue Jean dergisinde yer alan, Özgür Özgencer ve Kerem Arsal'ın hazırladıkları "Digital Bölge" köşesinden alınmıştır.




Ağustos 2001'in FHM dergisinde yer alan, Burak Kıroğlu'nun hazırladığı Replay bölümünün "Ayın Siteleri" köşesinden
alınmıştır.



4 Temmuz 2001 tarihli Aktüel dergisinde yer alan, Şahin Artan'ın hazırladığı Cyberman köşesinden
alınmıştır





28 Haziran 2001 tarihli Aktüel dergisinde yer alan, Şahin Artan'ın hazırladığı Cyberman köşesinden
alınmıştır

INTERNET'İN GÖNÜLLÜ YARATICILARI 'TİCARİ'LERİ SOLLADI
Arkası, dayısı yok!
Arkalarında büyük şirketler, hevesli girişimciler yok. Tek başlarına ya da birkaç kişilik küçük gruplar halinde kendi sitelerini yaratıyorlar. Hem de Internet teknolojilerini sonuna kadar kullanarak, birbirinden zevkli tasarımlarla, ilginç ve daima taze içeriklerle. Eriştikleri kullanıcı sayısı ise çuval çuval para dökülerek hazırlanmış ticari sitelerin erişebildiği kullanıcı sayısından az değil.




Köşe yazarı Kanat Atkaya'nın 09 Haziran 2001 tarihli Hürriyet Gazetesi'nin Cumartesi İlavesi'nde yayınlanan
makalesinden alınmıştır.



Sanal
alemde
kral
hareketler

GEÇTİĞİMİZ haftanın olayı, naçizane sosyal çevremizde bir tür fırtına yaratan www.batug.com idi. Batuğ, has kardeşim Riko'nun küçük model bir insan olduğu dönemden, yani talebelik yıllarından beri arkadaşıdır.
NBA üzerine, memleket sınırları içinde bir guru muamelesi görür.
Batuğ kardeşimiz, sonunda NBA üzerine süper model bir internet sayfası hazırladı. Alem görsün sepet oyunu üzerine nasıl yazı yazılır, helal olsun...
Batuğ, bizim Riko'ya da bir köşe açmış ve demiş ki, ''Öksür bakalım fikir kumbaranı!'' Bizimki de bir eşi IBM Müzesi'nde sergilenmekte olan laptop'unun başına oturmuş, döşemiş yazıyı. İlk yazısının başlığı ''uyur-idi-uyardılar!''
Aralardaki tireler zaruriyetten. Çünkü Riko ustanın klavyesi bozulmuş, boşluk bırakamıyor. Makalesini de böyle postmodern bir şekille yazmış zaten.
Riko kardeşimiz iyi yazmış güzel yazmış da, arada bana 'Uyuyan-riko'yu-Hürriyet'te-Kanat-Atkaya-adıyla-nam-salmış-zat-ı-muhterem-entel-biraderimiz-çıkardı-ortaya. Bu-entel-zat-tuttu-yazılarına-malzeme-yaptı-uyuyan-riko'yu-uyandırdı' diye hafiften ekleştirmiş.
Direkt aradım bunu ve banka şubesinde sıkıştırdım.
''Birader senin o asabi hallerini, her öğünden sonra üç kaşık modeline sadık kalarak yerim. Ne öyle entel-mentel imaları!'' diye kafadan girdim.
Çocuk korktu tabii! Ama, altta da kalmaması lazım.
Bir yandan elektrik faturası yatırmaya çalışıyor, bir yandan da ''O benim şahsi fikrimdir ve arkasında da dururum'' türü klasik ''canım polemik istiyor'' cümleleri kuruyor.
Arada bir de ''Ben krallarla hapis yattım! Alemler tanır benim sakalımı'' gibi tahrik yönü ağır basan laflar ediyor.
Altta kalmayacağız tabii, ''Metalden korksak, bozuk para taşımayız. Delikanlıyı bıçak kesmez, adımını şuurlu at'' gibi birşeyler de biz geveliyoruz.
Bu durum sadece 30 saniye sürdü, çok da eğlendik. Aynı muhabbeti, akşam buluşup Topesto'nun önünde tekrarlamak üzere karar aldık.
''Öperim kardeşimi'' filan diye kapadık telefonu.
...