2010

 

submodernlost@hotmail.com
22 Kasım 2008,
Cumartesi

Sıkıcı bir gece; 90 dakika sonra bol bol Ronnie Price, Bruce Bowen, Matt Bonner falan seyredebileceğim ama. Takım iyi tabii ki, kötü olmasını bekleyen yoktu herhalde. Mis gibi takım, kim neden kötülüklerini istesin ki? Söyleyecek pek bir şeyim yok aslında; zamanında çok motiveydim, cut savunması falan diye saçmalıyordum burada, artık o dönem geride kaldı. LeBron var işte, Şerbiyak yok mesela. Madem şampiyon olacağız, DeSagana Diop ve Damon Jones’un alınmasını istiyorum. Bu forma altında şampiyonluk yaşamayı en fazla hak eden kişilerdir çünkü benim gözümde. Dalga geçmiyorum, çok ciddiyim. Bu arada, Wikipedia Diop’un iyi bir “15 foot jump shot”’u olduğunu iddia ediyor. Dalga geçiyorlar herhalde.


LeBron’un 2010’da ne yapacağı zerre kadar ilgilendirmiyor, vallahi billahi. Bu konuyla ilgili görüşlerimi belirtmiştim, giderse gider, NBA’in olayı bu değil mi zaten; Lebron gider, Don Nelson gelir, 11 galibiyet alırız, takım Panama’ya taşınır vs... Bu görüşüm yazarlığa başladığım 2001 senesinden itibaren sabit: Her hal ve şartta, herkes için cezbedici birşeyler mevcut bu ligde. Bir takım lotaryaya oynadığı sene de, Denver falan gibi ne bok yediği belirsiz takıldığı zaman da, LeBron’u olduğu zaman da keyif aynı. Tabii ki güzel kadrolar yakaladığın zaman şampiyon olman lazım, hep sonunculuk hep orta sıralar çekilmez ama bu LeBron’lu durum da beni baymaya başladı. Bu veya gelecek sezonda şampiyon olalım, sonra nereye gidiyorsa siktirsin gitsin. Olmasak da gitsin, değişiklik iyidir, fena mı olurdu şöyle Zach Randolph’lu, Tim Thomas’lı, Raja Bell’li falan bir kadro, başlarında Larry Brown?

 

Cavs yazarlığına başlamam, o sırada Cavs ve Grizzlies yazarları aranması ve benim Kanada’daki takımlardan haz etmememle ilişkili. 2001 senesine tekabül ediyor bu durum. Uzun rotasyonu muazzamdı o zamanlar; Brian Skinner’ın Brian Skinner olduğu, Michael Doleac’ın orta mesafeden attığını vurduğu, Tyrone Hill’in prime zamanları, ki Tyrone Hill’in prime zamanları fenaydı ve Z in the middle. Formalar daha güzeldi hem. Lamond Murray ile Michael Stewart’ın dahil olduğu bir takas vardı, Batuğ Abi bu durumla ilgili değerlendirme yazısı falan yazmıştı, saçmasapan işler. Ama o zamanlar da güzeldi işte. Bob Sura’nın gerçek adının Robert Sura olması ne kadar saçmaysa, bu takımın senelerdir birinci tur draft seçimleri de o kadar saçma: 11’den Alaskan Assassin, 8’den Jamal Crawford seçip, 7’den Mihm’le takas etmek, bir de üstüne para vermek, Dark Saga falan filan. 8’den Jamal Crawford alıyorsan üç kere öpüp başına koyacaksın. Nimettir.


Andriskievicius gibi bir ismi olan Litvanyalı bir delikanlı seçmiştik, birkaç sene önce, Pavel Podkolzine bile zaman zaman karşıma çıkıyor, bu herife birşey mi oldu, öldü mü kaldı mı? Ayıp ettik, öldüyse.


Palace’ta ikinci yarıda verilen maç hoş değil ama bu takım son iki senedir gösterdi ki play-off’ta seviye kesinlikle atlıyor ve normal sezon maçları da bana meşgale çıksın diye oynanıyor. Bu sefer Quicken Loans Arena’da daha fazla maç oynarsak play-off’ta çok daha hayırlı olacak ama sırf bu iş için gereğinden fazla kasmaya da gerek yok. Nasıl olsa şampiyon olacağız bu sene.


Keyon Dooling de Zach’li, Raja’lı falan kadroda oyun kursun. Hoca da Cleveland yazsın artık, hep cızbız hep cızbız, nereye kadar?