STUCK IN MEDIOCRITY

 

davranb@gmail.com
10 Temmuz 2009, Cuma

Lise yıllarımdan beri bu siteyi okuyucu olarak takip eden biri olarak burada bir gün bir şekilde yazabilmek önüme koyduğum hedeflerden biriydi. Asıl amacım yazabilecek birikime sahip olabilmekti aslında, fırsatın gelişi sadece bana bağlı bir etken değil olmadığı için tek yapmam gereken elimden geldiğince hazır olmaya çalışmaktı. Yazarlığına gönüllü olduğum takımın da NBA’in en düşük popülariteye sahip takımı olması (hele Türkiye’de tutmak alay konusu, en azından benim için öyle oldu yıllardır) işimi çok daha kolaylaştırdı. Bobcats yerine Lakers veya Celtics veya Bulls taraftarı olsaydım durum çok daha farklı olurdu. Ama bir şekilde elime bir fırsat geçti, ben de bundan sonra, koşullar elverdiği müddetçe Charlotte Bobcats takımının durumu ve gidişiyle ilgili düşüncelerimi batug.com aracılığıyla sizlerle paylaşacağım.

Bobcats’le ilgili söyleyeceklerim şimdilik fazla değil, ama başlamadan önce bazı insanların adını anmak isterim. Öncelikle 3 yıl boyunca Bobcats yazıları yazmama izin verip kendimi bir nebze de olsa geliştirmeme yardımcı olan nbakolik.com ailesine, başta Mehmet İstanbullu olmak üzere nbakolik.com aracılığıyla tanıdığım tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Ayrıca son birkaç aydır beni –ne konuda olursa olsun- yazmam konusunda teşvik eden Orkun Çolakoğlu ve Bobcats 6. adamlığını bana devreden Fırat Demir’e de teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Charlotte şehriyle NBA basketbolunun arası hiçbir zaman çok iyi olmadı. Hornets döneminden kalma soğukluk (Charlotte’lılar hala George Shinn’i hoş anılarla hatırlamazlar), aslında hep var olmuştu. NCAA’in en elit basketbol takımlarından üçünün North Carolina’da oluşu (UNC, Duke, Wake Forest) ve NBA takımlarının beklenen noktalara hiçbir zaman gelememesi, Hornets’le birlikte Bobcats’in de “istenmeyen evlat” gibi doğmasına neden oldu.

Böyle bir giriş yapmamın nedeni, takımın şu an yaşadığı basketbol dışı sıkıntıların kökeninin yattığı yerlere işaret edebilmek… Takım sahibi Robert Johnson geçen 5 yılda takıma çok büyük yatırım yaptı. Takımı kurarken verdiği 300 milyon $ ve oyunculara bağladığı paraların yanında, 260 milyon $’a malolan Time Warner Cable Arena nedeniyle her yıl büyük miktarda paralar kaybetti. Sonuçta o bir iş adamı ve bu işe sadece “spor” olsun diye girmedi. Takım beklenen noktaya hala gelemedi. Zaten fazla gönüllü olmayan Charlotte ahalisi de maçlara az ilgi gösterdi, formasını almaya değecek bir yıldız olmayınca az forma satıldı, sonra hepimizin bildiği ekonomik kriz geldi çattı. Patron da görünen o ki artık daha fazla para kaybetmeden bu işten sıyrılmanın yollarını aramaya başladı. Geçen ay içinde takımın satışıyla ilgili girişimlere başladığı haberleri basına yansıdı. Michael Jordan’ın takımı satın alabileceği konuşulsa da önemli olan kimin alacağından çok, bu üst kademe belirsizliklerinden ötürü bir ölü sezonun daha yüksek olasılıkla yalan olacağı…

Zaten free agent’ların hiçbir zaman tercih listelerinde üst sıralarda değildi Charlotte… En az 1 NBA takımına ev sahipliği yapan şehirler arasında en yüksek nüfuslu 11. şehir olmasına ve coğrafi olarak da çok kötü bir yerde bulunmamasına rağmen bu hep böyle oldu. Bunun nedenlerini sorgulamak anlamsız, Charlotte’a hayatımda hiç gitmedim, mutlaka oyuncuların bir bildikleri vardır. Ben sonuçla ilgileniyorum ve ulaştığım sonuç şu: eldeki kadroyla playoff olur, belki bu sene bile olabilir, ama malzeme kesinlikle şampiyonluğa oynayacak kalitede değil. Daha kötüsü kadroyu geliştirme imkanlarımız çok sınırlı ve artık elimizde cap boşluğu da yok (ve uzunca bir süre olmayacak).

2004 Genişleme draftında Gerald Wallace’ı seçmemizden sonra takım tarihinin en hayırlı hareketi olarak Larry Brown’ın takımın başına getirilmesini görüyorum. Brown takıntılı bir huysuz ihtiyar da olsa, elindeki malzemeden en yüksek verimi alabilecek, saf basketbol oynatmaya dayalı karakteri nedeniyle yıldızsız bir takım için bence en uygun antrenör. Geçen sezon oynatmaya çalıştığı bol pasa dayalı kolektif basketbol, Steve Kerr’ün hediyesi Boris Diaw’la beraber yavaş yavaş sonuç vermeye başladığında ne yazık ki çok geç kalınmış, fikstürde deplasman maçlarının büyük çoğunlukta kalmasıyla playoff treni son maçlarda kaçırılmıştı. Tabii bu durum önümüzdeki sezon daha iyi yerlere geleceğimizi garanti etmiyor. Geçen yıl playoff yapamayan Toronto, Washington gibi takımların çok daha iyi duruma geldiklerini söylemek mümkün. Buna karşın Bobcats cephesi draftta fena iş çıkarmadı, eldeki haklarla vasatın üzerinde seçimler yapıldı diyebiliriz.

DRAFT

Drafttan önce 1 numaralı isteğim şutör garddı, 12. sıradaki hakkımızla Duke’tan “junior” gard Gerald Henderson Jr.’ı aldık. Pederi Gerald Henderson Sr.’ı Boston Celtics’in 80’lerin başındaki kadrosundan hatırlayabiliriz, kendisi 3 şampiyonluk görmüş bir oyuncuydu. Oğul Henderson ise özellikle 3. sezonunda kendini gösterdi, 16.5 sayı 4.9 ribaunt, 2.5 asist ortalamaları yakaladı. Şut yüzdesi o kadar göz kamaştırıcı olmasa da, ortalama üzeri bir savunmacı (birebirde değil yardımda) ve müthiş bir atlet oluşuyla, sakatlıklardan uzak kalması durumunda sağlam bir oyuncu kazandığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Zayıf yönleri ise pozisyonu için biraz kısa oluşu, top kontrolünün zayıf olması ve dolayısıyla yüksek top kaybı ortalaması (son sezonunda 2.2)... Yine de 2010’da sözleşmesi bitecek olan Raja Bell’in arkasında bir yıl durduktan sonra ilk 5’e yerleşeceğini düşünüyorum. Yıldız potansiyeli olduğunu düşünsem de şu anda çok ham, ilerideki durumu şutunun gelişimine bağlı…

2. turda iki hakkımız vardı, 40. sıradakiyle Xavier’ın forveti Derrick Brown’ı aldık. Özellikleri ve fiziğiyle eski aşkım Jared Dudley’yi andırıyor. 3 ve 4 oynayabiliyor, ama genelde 3 oynuyor, yine de 3 numara için fazla atletik olmayan bir oyuncu. 3. ve son sezonunda 13.7 sayı, 6.1 ribaunt ortalamaları tutturmuş. Seçtiğimiz yer açısından baktığımızda iyi bir tercih gibi duruyor şimdilik. Faydalı olacağını düşünüyorum. 54. sıradan seçtiğimiz gard Robert Vaden’ı da para karşılığında Oklahoma City Thunder’a gönderdiğimizi söyleyerek draft konusuna nokta koyayım. Şu anda söyleyecek fazla bir şey yok, seçtiğimiz iki oyuncuyu da 2’şer kez workout’lara çıkardığımıza bakarsak teknik ekibin istediği oyuncuları seçtiğini söylemek mümkün. Bu yıl Bobcats yaz liglerine katılmayacağı için Brown, Utah Jazz, Henderson da Minnesota Timberwolves takımlarında “kiralık olarak” yaz liginde boy gösterecekler.

SERBEST PİYASA

Elimizdeki serbest oyunculardan en önemlisi kuşkusuz Raymond Felton. Sınırlı serbest olduğu için gelecek teklifleri karşılama hakkı Bobcats’te. Resmi pazarlık döneminin başlamasının üzerinden 1 hafta geçmesine rağmen Felton’la ilgili fazla habere rastlamadım. Zaten sınırlı serbestlerin takım bulmaları geleneksel olarak daha fazla zaman alır, tekliften sonraki 1 haftalık bekleme süresi nedeniyle takımlar teklif yapmakta aceleci davranmazlar. Felton’la ilgili alabildiğim tek bilgi, menajerinin birkaç takımdan telefon aldığı ama öncelikle Bobcats’le anlaşmaya çalıştığı yönünde. Piyasanın durumu da malumken, büyük bir sürpriz olmazsa Mid-Level civarında bir paraya veya çok az üzerine Bobcats’te kalacağını tahmin ediyorum. Ama free-agent yarışında Hidayet’i beklerken zaman kaybeden Blazers, Odom veya Lee’yi alamazsa -önümüzdeki sezonlarda ellerinde olmayacak cap boşluğunu kullanmak adına- bir türlü çözemedikleri oyun kurucu sorununu Felton’a yıllık 7 milyon civarında bir teklif yaparak çözmek isteyebilir. Bu durumda en iyisi Felton teklif almadan onu bağlamak olacaktır ama şimdi bunları düşünmek için hala erken, sınırsız serbest oyuncuların ve Lee, Millsap gibi gözde sınırlı serbestlerin ne yapacaklarını görmeden kimse Felton’ın peşine düşmeyecektir.

Henderson’ın gelişiyle, şu anda kadromuzdaki en zayıf noktayı PF yedeği olarak görüyorum. Piyasada harcamak üzere elimizde MLE var, ancak harcayabileceğimiz fazla oyuncu yok. Diaw’ın arkası için ben sezonun bitiminden beri en çok Brandon Bass’i istemiştim ama o seçeneklerini üçe düşürmüş ve aralarında Bobcats yok. Basında Brown’ın eski oyuncuları Antonio McDyess ve Allen Iverson’ın da isimleri geçti, ama Dice Spurs ile anlaştı, Iverson da MLE’nin tamamını vermediğimiz sürece bize yanaşmaz. Zaten gard rotasyonumuz nerdeyse tamamlandığından, hiç öyle bir maceraya girmesek daha iyi olur. Rasheed Wallace da çok iyi olurdu ama Boston yolunu tuttu o da. Piyasadaki oyuncuların hiçbiri ihtiyacımızı karşılamıyor, karşılayanlar MLE’den daha pahalıya gelecek oyuncular, bizim de elimizde uzun ve kallavi kontratlar var yani hareket kabiliyetimiz çok sınırlı. Belki Channing Frye olabilir ama onu da isteyen çok. Risk alınıp sakat Leon Powe’a teklif götürülebilir ve bence iyi de olur. Ama herhalde yapabileceğimiz en iyi şey, 35 yaşındaki Juwan Howard’ı 1 yıl daha tutmak olacak ne yazık ki…

STUCK…

Kadromuz iyi gibi görünüyor, ama bizi en iyi olasılıkla vasatın üzerine taşıyacak kadar iyi. Artık kimse Okafor’un bir Duncan olmasını beklemiyordur, veya Felton’ın bir Paul olmasını (itiraf etmeliyim ki bu bendim), atsan atılmaz satsan satılmaz sınıfından bir sürü kontratımız var (Nazr, Diop, Radman, ne tesadüftür ki hepsi takaslarla gelmiş). Wallace iyi ama kırılacak eşya gibi, DJ iyi ama fazla undersized, Diaw iyi ama çok top kaybediyor vs. vs. Herkesin bir “ama”sı var. Kadro iyi ama gerçekçi olmak gerekirse hiçbir zaman en iyi olacağına ne yazık ki inanamıyorum. Bu da beni yazının başlığında kullandığım “stuck in mediocrity” yani “vasatlığa mahkumluk” gibi düşüncelere sevkediyor. Playoff bile beni umutlandırmayacak gibi görünüyor. Daha bir kere bile playoff yapamamış bir takımın taraftarının playoff’u beğenmezlik etmesini fazla burnu büyük bulabilirsiniz, ama takımın ilk günlerinde beslediğimiz umutları hatırlayınca hayal kırıklığım bir kat daha artıyor ve devamı gelmeyecek başarıyı başarısızlıkla eşdeğer sayıyorum. Her halükarda bu sezon, takımın gelecekte gideceği yön açısından (rebuilding, hatta şehir değişikliği) belirleyici olabilir, hazırlıklı olmak lazım.

“Takım önümüzdeki sezon ne yapar, ne eder”i konuşmak için kadronun biraz daha şekillenmesini beklemek yararlı olacak. Diğer konuları bundan sonraki yazılara bırakalım. batug.com’daki ilk yazımda sürç-i lisan ettiysem affedin…

--ДАВАЙ ЛЕНА--