59

 

davranb@gmail.com
2 Kasım 2009, Pazartesi

NBA dünyası birçok açıdan kritik bir döneme yaklaşıyor. Gelecek yaz yer değiştirme olasılığı bulunan pek çok büyük yıldız, yakında bitecek toplu sözleşme ve hala kendine gelememiş dünya ekonomisi yüzünden yakında önemli değişiklikler gözleyebiliriz. Bunlar kadar dikkat çekmeyecek olsa da Charlotte Bobcats’in de önemli değişikliklerin arifesinde olduğu söylenebilir. Takım sahibi Robert Johnson’ın takımı satmak için her türlü girişimde bulunduğunu biliyoruz. Büyük bir olasılıkla önümüzdeki yaz Bobcats’in sahibi bir başkası olacak. Ve bu durumda kadroda artık çok büyük değişikliklere gidilmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu durumu tersine çevirebilecek tek şey bu yıl play-off’larda görünmek olabilir, ama onun da ne kadar düşük bir olasılık olduğunu inkar etmek mümkün değil.

Komplo teorilerine yönelmek yerine bu yaz neler yaptığımıza bakabilirim. Neyse ki sevgili Bobcats yöneticileri bu yaz neredeyse hiçbir şey yapmadıkları için özetlemek hiç zor olmayacak:

Okafor – Chandler Takası

Rezil bir kontratın patronun cebine verdiği tahribatı hissedilir ölçüde azalttı bu takas. Açıkçası ben bile Larry Brown’ın sadece mali kaygılar gözetilerek bir takas yapacağına ihtimal vermezken, bizzat Brown’ın takastaki birincil düşüncenin mali durumu biraz düzeltmek olduğunu ima etmesi sanırım bana söyleyecek başka söz bırakmıyor. Brown’ın söylediği tam olarak “Neden takasın yapıldığını anlayabilirsiniz, oyuncularla ilgisi yok”. Yani Tyson Chandler alındı ama iyi özellikleri için değil, Okafor’unkinden çok daha kısa bir sözleşmesi olduğu için. En azından öncelikli neden bu… İki oyuncunun da yıllık kazancı neredeyse eşit (12 milyon dolar civarı), ancak Chandler’ın sözleşmesi 2 yıl sonra bitecekken, Okafor’unki ise tam 5 yıl sonra bitecek. Yani toplamda 35 milyon dolar civarında tasarruf yapılmış oldu. Her ne kadar mali kaygılarla takas yapıldığını görmek üzücü olsa da, takım bu duruma bizzat kendi elleriyle düştüğü için ağlamak daha da anlamsız geliyor. Zamanında, yani salary cap dertlerimiz yokken biten kontratları verip Mohammed’in, Radmanovic’in, Diop’un katkılarına oranla devasa boyutlardaki kontratlarını yüklenirken bu günlerin de gelebileceğini düşünmeliydik. Ama ağustos böceğinin yaptığını yapıp günü kurtarmaya çalışmak daha kolayımıza geldi (ve işin kötüsü o günü de kurtaramadık, neyse).

Peki ama acaba boş atıp dolu tutma olasılığımız nedir? Takasın elbette parkedeki yansımalarına da bakmak gerek. Ben iki takım için de temelde hiçbir şeyin değiştiğine inanmıyorum. Okafor ve Chandler, artıları ve eksileri açısından çok benzer oyuncular. İkisi de hücum özürlü, sadece kendilerine hazırlanan bomboş pozisyonları ve hücum ribauntlarını sayıya çevirebilme özelliğine sahip. Ve böyle pozisyonlarda ikisini de faulle durdurmak %60 civarındaki serbest atış yüzdeleri sayesinde rakip savunmacılar tarafından sıklıkla tercih ediliyor. Her ne kadar Okafor az farkla daha gelişmiş bir hücumcu olsa da güvenilir olmadığından, ben bu iki oyuncu arasında fazla bir fark görmüyorum hücumda.

İkisi de savunmacı karakterleriyle tanınıyor, ama farklı tipte savunmacılar. Okafor kısa, güçlü ve atletizm fakiri iken, Chandler ise uzun, zayıf ve atletik. Biri bireysel savunmacı, diğeri takım savunmacısı. Aralarındaki en büyük fark ise yıpranmışlık dereceleri. Aynı yaşta olmalarına rağmen Chandler liseden geldiği için 3 yıl daha fazla NBA’de oynadı ve bilindiği üzere daha fazla sakatlıkla boğuştu. Okafor ise ikinci sezonunun çok büyük kısmını kaçırmasına neden olan bilek sakatlığı dışında istikrarlı bir şekilde sahada yer aldı ve son iki sezondur 82 maçta forma giyiyor. Chandler’ın geçen sezon Oklahoma City’ye takas edildikten sonra sağlık kontrolünü geçememesi nedeniyle Thunder’ın takası iptal etmesi de halen hafızalarda yer tutan bir ayrıntı. Üstelik bu yaz Chandler hem sol ayak baş parmak tırnağından, hem de sol ayak bileğinden ameliyat geçirdi. Bütün bunları üst üste koyunca Bobcats’in daha zararlı çıktığı düşünülebilir. An itibariyle iki oyuncu da sezona sakat ama oynayacak durumda giriyorlar, yani bence iki takım da benzer riskleri almış durumdalar. Bana kalırsa sadece Okafor’un yıllarca bir arpa boyu ilerleme göstermeyen oyununu izlemek zorunda kalmamak bile olumlu bir nokta.

Geçen sezonun sonlarına doğru Larry Brown Okafor’u agresif oynamamakla basın önünde suçlamıştı; Chandler en azından bu açıdan faydalı bir transfer oldu. Ama kötü de, iyi de oynasa, Bobcats’in açısından sonucun değişeceğinden şüpheliyim. Ayrıca Okafor’un Hornets’le çıktığı maçlardaki başarılı oyunu da fikrimi henüz değiştirmiş değil, bu takas eşit bir takastır görüşümde ısrarcıyım.

Diğer Hamleler

Andre Miller’ın Portland’la sözleşme imzaladığı gün, Raymond Felton’ın Bobcats’in 5.5 milyon dolarlık “qualifying offer”ını er ya da geç kabul edeceğine inanmıştım. Bu ikisi biraz bağımsız olaylar gibi gözükseler de aslında bağlantılıydılar. Çünkü piyasada oyun kurucu arayışında bulunan ve Felton’ın kafasını karıştıracak bir teklif verebilecek tek takım Blazers’tı. Aynı zamanda Bobcats yönetiminin fazlasıyla cimri davranacağı da ortadaydı. Yani Felton’ın başka bir seçeneği kalmamıştı. İddialara göre Bobcats’in yıllık 7 milyon dolarlık teklifini Felton kabul etmemiş, eğer bu doğruysa önümüzdeki yaz Felton kafasını duvarlara vurur. Zaten ortalıkta bir sürü yıldız varken ve salary cap’te de büyük bir düşüş beklenirken kimse Felton’a bu ayarda bir kontrat önermeyecektir. Keyfi bilir.

Sonuçta oldukça uzun süren pazarlık döneminden sonra qualifying offer’ı kabul ettiğinde ise piyasada Bobcats’in sulanabileceği pek fazla oyuncu kalmamıştı. Zaten kadroda garanti kontratlı oyuncu sayısı oldukça fazlaydı ve lüks vergisi sınırına iyice yaklaşılmıştı. Yine de bu çerçeve içinde bence çok çok iyi bir harekete imza atılarak geçen sezonu Atlanta Hawks’ta geçiren Ronald Murray ile 1 yıllık anlaşma yapıldı. Murray stres kırığı sakatlığı yüzünden ne yazık ki kampın çoğunu kaçırmış olsa da skor gücü düşük olan takıma çok büyük bir katkı sağlayacaktır.

Hazırlık kampı için çağrılan üç oyuncudan sadece Stephen Graham takıma girmeyi başardı. Hatta Larry Brown’ın büyük övgülerine mazhar oldu (Brown kendisi için “yeni George Lynch” dedi). Hazırlık maçlarındaki eforu ve performansıyla bu Brown’ı haksız çıkarmayacak gibi görünüyor. Geçen yıl aynı Graham gibi çaptan düşmüş Shannon Brown’ı bulup çıkarmıştık (gerçi sonra Lakers’a hediye etmiştik), umarım Graham umutsuz görünen sezonda en azından kendinden beklenenleri karşılayabilir. Raja Bell’in de sakatlandığı bir ortamda doğrusu buna çok ihtiyaç duyulacak.

Ayrıca çaylak kontratıyla oynayan D.J. Augustin ve Alexis Ajinça’nın üçüncü yıl opsiyonlarının kullanıldığını da hatırlatalım.

Parlak Olmayan Gelecek

Evet, Raja Bell Milwaukee Bucks ile oynanan hazırlık maçında sol el bileğinden sakatlandı. Kopan bağ nedeniyle doktorlar ameliyat olması gerektiğini bildirdiler, ancak ameliyat olması halinde 4 ay sahalardan uzak kalacak olan Bell ameliyat yerine rehabilitasyonu tercih etti. Bu kararı almasında kontrat sezonunda bulunmasının etkili olduğunu söylemeye gerek yok. Zaten şutör gard pozisyonunda zayıf olduğumuz yetmezmiş gibi Murray’nin ardından Bell’in de sakatlık geçirmesi çok baş ağrıtabilir. Elimizdeki alternatiflerin çaylak Henderson ile Stephen Graham olması, durumun vahim boyutunu net bir şekilde yansıtıyor sanırım.

Takımın sahadaki performansı da yeterli görünmedi. 8 maçta 2 galibiyet aldığımız hazırlık dönemine bakarak kesin yargılara varmayacağım. Sadece izleyebildiğim Lakers maçının sonuna bakarak, takımdaki yıldız oyuncu eksikliğinin bu sezon yine maç sonlarında başımızı çok ağrıtacağını gördüm. Larry Brown ise daha çok ribaunt zaafımıza dikkat çekti, ki bu da gayet ciddi bir sorun. Okafor’un yokluğunda, Chandler’ın da fazla oynamadığı dönemde ribauntlarda bütün rakiplere ezildik. Chandler hariç sahip olduğumuz hiçbir uzun ribauntçu sayılmaz. Diop ve Mohammed hantal uzunlar. Ajinça ve Diaw yumuşak uzunlar. Bu noktada tek umudumuz çaylak Derrick Brown ve tabii ligin en ribauntçu 3 numaralarından Gerald Wallace’ın biraz da olsa bu dezavantajı azaltacak derecede gayret göstermeleri.

Ancak geride kalan 3 maçtan sonra gördük ki aslında en büyük sorun hücumda. Takım 80 sayı ortalamayla oynuyor. Her maç rakipleri 75 sayıda tutamayacağımıza göre bir şeyler yapmak gerek. Elimizdeki bu kadroya da önemli bir ekleme yapma olasılığımız düşük. O zaman eldeki kadroya kabaca bir bir göz gezdirip bu yazıyı bitirelim.

Oyun kurucu bölgesi fazla derin olmamasına karşın diğer bölgeler kadar sorun yaratmayacak. Felton bir yıl daha takımda kalmaya karar verdi ve arkasında D.J. Augustin var. Augustin henüz benim beklediğim seviyede görünmüyor, Felton da istikrarsızlıkta istikrarını sürdürüyor (New York maçında bacağındaki kramplarla maçı kurtaran adam, bir gece sonra Cleveland maçında 8 top kaybı), yine de diğer bölgelerimizdeki sefil durumu düşününce buraya fazla laf etmeye gerek duymuyorum. Ayrıca kısa dönemlerde Flip Murray ve hatta Diaw da top getirmek için kullanılabilir.

Şutör gard durumunun sefilliğinden bahsetmiştim, garanti olmayan kontratla kadroya giren Stephen Graham’i bütün maçlarda ilk 5’te çıkarmak durumunda kalmamız durumun vahimliğini tek başına açıklamaya yetiyor. Aslında sakat olan Raja Bell ve Murray sağlıklı olsalardı genel durum fena değil derdim. Burada merakla beklediğim isim çaylak Gerald Henderson. Patlayıcı özellikleri gelişmiş olmasına rağmen hala güvenilir bir dış oyuncu olmaması, onu da sezonun geneli için güvenilmez kılıyor. En azından Murray kısa sürede sahalara dönebilirse bir daha 59 sayılık felaketler yaşamayız gibime geliyor.

Kısa forvetler fena değil, Gerald Wallace ve arkasında Radmanovic’le, zaman zaman çaylak Derrick Brown’la burayı idare ederiz. Kritik nokta, iyice daralan uzun rotasyonu yüzünden Wallace’ı 4 numaraya kaydırmak gerektiğinde, fazla yıpranmasını önlemek olmalı. Sakatlığa ne kadar eğilimli bir oyuncu olduğunu söylemeye gerek yok.

Genel itibariyle uzunlar ise gerçekten felaket. Chandler ve Diaw sakatlıklardan yeni çıktıkları için etkisizler. Mohammed ve Diop sınırlı yetenekte oyuncular. Bu pozisyonun kritik adamları Ajinça ile Derrick Brown olabilir. Ajinça hazırlık maçlarında zaman zaman Larry Brown’ın kendisinden tüm beklentilerini karşıladı, ribaunt aldı, blok yaptı, içeriden oynamaya çalıştı. Ne kadar iyi bir şutör olduğunu biliyorduk. Ve bu kadro darlığında geçen seneki gibi kenarda oturmayacak, mutlaka arada bir sahaya çıkıp katkı yapması gerekecek. Diğer kritik adam ise Brown. Ondan da ribauntlarda çok mücadele etmesini umuyorum.

Her zaman mücadele etmeye değer bir şeyler olduğuna inanıyorum. Umarım Bobcats takımı oyuncuları da bunu unutmazlar. Son bir söz yeni formalar için: Fena değiller, zaten ince şeritli forma Charlotte şehri için bir takıntı gibi (90’lardaki Hornets formasından ötürü), yine de beyaz formanın Orlando’nunkinden hiçbir farkı yok gibi geldi bana.


Not: Bu yazının büyük bir bölümü Boston maçından önce yazılmıştır. Yazıya başlık arıyordum, sağolsunlar bizimkiler eşi benzeri görülmemiş bir skora (bundan önceki franchise low iki-üç yıl önceki bir Houston maçından kalma 62 sayıydı) imza atarak beni bu dertten kurtardılar. Her maç 59 atmayız, ama her maç, tıpkı Boston maçındaki 3. çeyrek başlangıcı gibi 5-6 dakika sayı bulamadığımız dönemler yaşarsak hiç şaşırmam. batug.com season preview’da Bobcats bölümünü hazırlayan sayın Arda Arşık’a genel itibariyle katılıyorum, takımın gerçekten ön plana çıkıp kendini izlettirecek hiçbir özelliği yok. Ama yalnızca sonuçlarla ilgilenmemiz gereken bir noktada bu takım. Henüz sezonun başındayız, zaten kazanmamız imkansız olan iki maçı kaybedip kazanmamız gereken tek maçı da kazandığımız için aslında bir şey kaybetmiş değiliz. Ama aklımızı başımıza toplamazsak zaten zayıf olan play-off umutlarına çok erken mendil sallarız. Bell ve Murray’nin bir an önce dönmesini, Chandler’ın da üzerindeki tozu toprağı silkelemesini umalım. Esen kalın..

--ДАВАЙ ЛЕНА--