ARŞİV
02 Kasım 2008

2009 NBA DRAFT'I: BİRLER

 

macha_vale@yahoo.com
03 Haziran 2009, Çarşamba

Malum, Amerikan basketbol dünyası NBA finaline kilitlenmiş durumda... Özellikle Orlando'nun geçen sene draftten 22'inci sırada seçtikleri çaylak oyuncu Courtney Lee'nin playoff performansını gördükçe alt sıralardan yapılan seçimlerin bile bazen ne kadar önemli olabildiğini görüyoruz. Bu yazıda 2009 NBA Draftinin belki de en zengin olduğu pozisyona, yani point guardlara bakacağız.

Lafı uzatmadan hemen İspanya'da oynayan yetenekli oyun kurucu Ricky Rubio'yla başlayalım. Rubio düğümü nasıl çözülecek bunu tam olarak kestirmek biraz güç. Yukarılardan seçen takımlar birkaç sene önce Fran Vasquez'le Orlando'nun başına gelen şey bizim de başımıza gelir mi diye kara kara düşünüyorlar. Memphis'in burada akıllı davranıp Rubio'yu ikna etmesi ve biraz da gönlünü hoş tutması gerekir. Burada en akla yatan senaryo seneye Rubio'nun Memphis forması giymesidir. Memphis yönetimi bir yolunu bulsun, gel bizdeki yetenekli kadroya liderlik et mi derler, bizim kaderimizi değiştirecek oyuncu sensin mi derler ne derler, artık ne yaparlar bilemiyorum. Rubio'da keyfi davranıyor diyemeyiz sonuçta çocuk NBA'de oynamak adına şu anki klubüne cebinden bir ton para verecek. Burada iki önemli nokta var, birincisi Rubio reklam gelirlerini yüksek tutabileceği bir şehirde bulunmayı isteyecektir, ikincisi de çaylak kontratından sonra alacağı kontratı maksimum düzeye çekebileceği bir ortamda olmak isteyecektir. Şu durumda seçici olması kadar doğal birşey olamaz. Çocuk zaten İspanya'da el üstünde tutuluyor, boşu boşuna rahatının yerinde olduğu bir ortamı bırakıp ABD'ye gelmeyi neden istesin? Burada herşey Memphis yönetiminin kabiliyetine kalıyor, seneye bir yolunu bulup bu çocuğu getirsinler, bizlere doya doya izletsinler. Rubio'nun da açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla NBA'de oynamayı çok istiyor. Clippers'ın da lotaryadan hemen sonra Blake Griffin'i seçeceğiz diye açıklama yapması bana biraz komik geldi. Kombineler satıldıktan sonra Clippers yönetimi birinci sırayı pazarlamaya başlar, hatta çoktan başlamış bile olabilirler.

Point guardlar dedik ama bir combo guardla devam edelim. Memphis Üniversitesi'nde oyun kurucu oynayan Tyreke Evans herşeyden önce fiziğiyle ön plana çıkan bir oyuncu. Son senelerde 1 ve 2 numaralar arasına sıkışmış ve işin gerçeği 2 pozisyonu da yarım oynayan tipteki oyunculara combo guard demek moda olmuştu. Ama bence combo guard 2 pozisyonu da hem fizik olarak, hem de yetenek olarak oynayabilen oyunculara denmeli. Nereye koysan sırıtmamalı. İşte Evans bence böyle bir oyuncu olabilir. Belki NBA'de klasik yarı saha hücum setleri oynayan bir takıma giderse full-time bir oyun kurucu olmaz ama 2 numarada da şutunu geliştirdiği takdirde sırıtmayacak bir oyuncu. Kendi şutunu yaratabiliyor ve bence en önemlisi potaya yönelirken çok akıllı düşünüyor, sanki savunmacının ne yapacağını bir hamle öncesinden görebiliyor ve ona göre çok hızlı bir şekilde karar verip gereken ayarlamayı yapabiliyor. Derrick Rose'la aynı üniversitenin takımında oynadıkları için sene içinde karşılaştırmalar yapıldı ama esasında tamamen farklı tipte 2 oyuncular bunlar. Evans'da bir defa Rose'un atletizmi, sürati, saha görüşü ve pas yeteneği yok. Buna karşılık Evans muazzam bir fiziğe ve çok uzun kollara sahip. Durduğu yerden kollarını kaldırınca NBA'deki ortalama bir 4 numaranın uzunluğuna erişiyor. Evans'ın NBA seviyesinde elit bir savunmacı olması bekleniyor ve tabiki bunun başlıca sebebi de sahip olduğu fiziği. Sağda solda okuduğum kadarıyla yediğine içtiğine küçük yaşlardan beri çok dikkat ettiğini öğrendim. Liseden bu yana bu beslenme olayına çok profesyonelce bakıyormuş. Faydasını da görmüş... Rose gibi patlayıcı bir atletizme sahip olmasa da gücü sayesinde potaya çok rahat gidebiliyor. Ben şutunu en azından ortalama bir seviyeye getirebileceğini düşünüyorum çünkü hakkını teslim edelim, çalışkan ve hırslı bir oyuncu. Zaten 2 numara oynayacaksa biraz şut tehdidi yaratması lazım. Yalnız kusurlarından biri de topu çok sever, hep elinde olsun ister, kendi atmayı da sever. Büyük oyuncu olmak için takım arkadaşlarının işini kolaylaştırması gerektiğini iyice kavradığı gün, Evans özel bir oyuncu olabilir. Bunu da ne kadar erken kavrarsa kendisi için o kadar iyi olur, yoksa onun gibi nice oyuncular balon gibi şişirilerek NBA'e geldiler ve tutunamadılar, bunun onlarca örneği var. Böyle yetenekli bir oyuncunun silinip gitmesi de beni çok üzer açıkcası. Haydi bir de ufak hikaye anlatayım Evans'la ilgili. Sırf size'ından dolayı çok gençken takibe almıştım bu elemanı. Haziran 2006'da master yapmak üzere Amerika'ya geldiğimde uçaktan yeni inmişim, gümrük, pasaport derken diğer aktarmayı bekliyorum. Yorgunluktan ölmüş vaziyette raftaki dergilere bakıyorum, bir baktım Dime dergisinin kapağında Tyreke Evans... Vay dedim ya ben çok yorgunum ya da bizim çocuk meşhur olmuş. Yeni T-Mac olarak lanse ediyordu Dime dergisi Evans'ı... Yani Amerika'ya ilk gelişim Evans'ın hikayesini okuyarak olmuştur, o günden beri de kendisini Indiana formasıyla hayal ederim... Eyy Larry Bird! Yap bir numara, getir bu çocuğu Indiana'ya. Evans, hadi koçum, sen de aklını başına topla, yeteneğine yazık etme.

Gelelim bir başka yetenekli combo guard Stephen Curry'e... Bu draftin en iyi şutörü, buna hiç şüphe yok. Hatta şut konusunda draftin en tepesinde yalnız başına duruyor diyebiliriz. Zaten ilk tura bakıyorum, öyle ahım şahım bir şutör de pek yok, şutörler açısından oldukça fakir bir draft. Bu da Curry'nin işine yarayacaktır mutlaka. Undersized olmasına rağmen ben beğeniyorum Curry'i, scoutların da çok beğendiğini takip edebildiğim kadarıyla biliyorum. Şutunun yanında pas yeteneği olarak da draftin en iyilerinden biri... Yalnız NBA'de sağlam bir ilk 5 oyuncusu olur mu o konuda şüphelerim var. Full-time 1 numara oynayabilecek top hakimiyeti onda var mı orası belli değil. Onu geçtim, savunmada rakibin hangi pozisyonunu savunacak o hiç belli değil. Ortalama bir atletizmi var hatta NBA standartlarında ortalama altı desek daha doğru olur 6 vitesli yıldızların olduğu bir ortamda 4 vitesli Curry bu dezavantajını keskin şutuyla örtebilecek mi? (Zeki Müren de bizi görebilecek mi?) Size dezavantajını minimuma indirebilirse iyi bir oyuncu olma potansiyeli var. Çok maçını izledim, beğendiğim maçları da oldu ama arada çok istikrarsız maçlar da oynadı. Biraz da Uncle Reggie'ye benzettiğimden olsa gerek, NBA'de başarılı olmasını çok istiyorum Curry'nin. İşte Reggie özlemi de insana böyle acaip işler de yaptırabiliyor.

Diğer bir guard UCLA'e büyük umutlarla gelip, oynadığı bir senede beklenenden çok uzak bir görüntü çizen Jrue Holiday... Geçen sezon rakamları gerçekten kötüydü. Bunun çeşitli sebepleri var, Collison'un yanında 2 numara oynatılması, takımdaki hücum alternatiflerinin çeşitliliği dolayısıyla fazla top kullanmaması, vesaire. Fazla uzağa değil, aynı okuldan geçen sene drafte giren Westbrook'un ilk yıl istatistiklerine bakalım, Holiday'inkilere az çok benzer rakamlar... Dolayısıyla ilk sezon performansı yanıltıcı olabilir ama bazı maçlarda özellikle hücumda hayalet gibiydi. Şu aşamada ne çok iyi bir şutu var, ne elit bir pasör, ne de üst düzey bir top cambazı... E o zaman nesi var? Bir kere 1 numara için müthiş bir fiziği var (6'4 ölçüldü) ve 1-2 numaraları savunabiliyor.

Bu draftteki oyuncular arasında savunmadaki en büyük upside'lardan biri bence Holiday'de. Aslında özelliklerine tek tek bakınca hiçbirinin öne çıkmadığını ama hiçbirinin de çok aşağı seviyelerde olmadığını ve gelişmeye müsait olduğunu görüyoruz. Örneğin şut formu hiç de fena değil, tek problem isabet bulamıyor. İki elini de gayet iyi kullabiliyor ama adamını ekarte edip şutunu yaratmakta zorlanıyor, vesaire... Yani temeli var ve geliştirmeye açık. Geçen hafta Sacramento'da workoutu vardı, çok beğenildiğini okuduk. Fakat benim şahsi görüşüm Holiday aynı Westbrook'un yaptığı gibi ikinci senesi için UCLA'e geri dönmelidir. Şayet bu sene girerse ilk 10'da seçilmesi muhtemeldir, seneye girdiği takdirde bu kadar yukarılardan seçilmeyebilir ama 1 sene kolejde full-time oyun kurucu oynayarak en azından bu mevkiyi oynayabildiğini göstermelidir, yoksa NBA'de ilk seneden benchin arkalarına doğru çakılabilir ve NBA kariyerine yokuş yukarı başlamak zorunda kalabilir.

Holiday'den sonra yavaş yavaş daha saf point guardlara geçebiliriz herhalde. Tabi ilk akla gelen isim geçen sene İtalya'da forma giyen Brandon Jennings oluyor. Eurolegue'de gayet iyi süreler almasına rağmen rakamları iç açıcı değil. 16 maçta ortalama 20 dakika almış ve 7.6 sayı, 1.6 ribaund, 1.6 asist, 1.2 top çalma ve 1.2 top kaybıyla oynamış ve yüzde 38'le şut atmış. 3 sayı yüzdesi ise yüzde 27. Tabi bu rakamları ne kadar ciddiye almak lazım, ne kadarını görmezden gelmek lazım ona takım yöneticileri karar verecek. Bana göre Jennings'in eksikliklerini de yansıtması açısından bu rakamlar önemli. NBA'de ilk 5 oynayan point guard olmak istiyorsan ve de hiç şutun yoksa ya size'ın, atletizmin ve rakibi durduran savunman olacak ya da ilk 5 rüyasından vazgeçeksin. Brandon şu an çok cılız ve boyu da o kadar uzun değil. Şut tehdidi olmadan potaya gidip çemberin etrafında bitirici bir oyuncu olması bir hayli zor. Çok yaratıcı bir pasör ve atletik özellikleri de üst seviyede. Top çalmasına çalıyor ama rakibi bunaltan bir bire bir savunması yok, genelde aklı hücumda. NBA'deki başarısını veya başarısızlığını öngörmek pek kolay değil. 2008'de liselerden mezun olan grup içerisinde 'top recruit,' denilen yani başka bir deyişle tüm liselerin en gözde oyuncusuydu. O listeyi hazırlayan da RSCHIHoops diye bir şirket. Açılımı da Recruiting Services Consensus Index. Yani çeşitli scouting firmalarının görüşlerini değerlendirip liseli oyuncuların iyiden kötüye sıralandığı bir liste hazırlıyorlar. 2008'de Jennings'in tepede gösterildiği listenin ilk 5 sırasında bu yıl ki NBA draft'ine girmesi beklenen diğer oyuncular da Holiday(2), Evans(3) ve DeMar Derozan(5). Bunlar hep aynı aynı yaş grubundan. İşin ilginç tarafı ise bu isimlerin NBA draftinde muhtemelen birbirlerine yakın sıralardan seçilecek olmaları. NBA seviyesinde de bu oyuncuların arasında sıkı bir rekabet olacağını tahmin ediyorum. Bu dörtlüden hangileri daha başarılı olacak, kim kime üstünlük sağlayacak, hangileri NBA'de devamlı olabilecek bunları ileriki yıllarda hep beraber göreceğiz.

Ne hikmetse Final Four'dan sonra herkesin göklere çıkardığı Ty Lawson'dan şimdilerde kimse bahsetmez oldu. Lawson'un bir üst seviyedeki en büyük handikapı fiziği olacak. Fakat yine de ben NBA'de Lawson'a yer olduğunu düşünüyorum. Hatta şansı da yaver giderse ligde bir ilk 5 oyuncusu bile olabilir. Özellikle yüksek tempoda hücum eden bir takım tarafından seçilirse kendisi için hayırlı olur çünkü koş koş oynamayı seven bir guard. Zaten en çok ön plana çıkan özelliği de sürati. Özellikle sene başında takımı oynatamadığı yönünde eleştiriler almıştı ama ben saha görüşünü ve organizasyon yeteneğini kötü bulmuyorum. Şayet NBA üçlüğüne çabuk adapte olabilirse işe yarar bir 1 numara olur, şut tehdidi yaratamazsa da geçmiş olsun, böyle ufak tefek, süratli guardlardan piyasada çok var. Fakat kolejde geçirdiği senelerde oyununu baya ilerletti, o konuda da hakkını teslim etmek lazım Lawson'ın.

Syracuse guardı Jonny Flynn'de esasında genel anlamda Lawson'a benzer özellikleri olan bir point guard. Şimdiden klasik olan UConn'la oynadıkları 6 uzatmaya giden maçta 67 dakika süre alıp attığı 31 sayıyla takımını galibiyete taşımıştı. Bu maç da Amerikan basınında hatta dünya basınında büyük yankı bulmuştu. Sezon sonundaki performansıyla da adını birinci tura yazdırmıştı, şimdilerde ise ismi lotaryada hatta ilk 10 içerisinde konuşulur hale geldi. Birçok takımında Flynn hakkında şüpheleri olduğunu da biliyoruz. Boyu problem olacak bir kere o kesin. Onun dışında, şutu yeterli mi? Öncelikle dağıtıcı mı, yoksa skorer mi? Diğer taraftan kafa olarak çok kararlı ve hırslı bir oyuncu olduğunu biliyorum. Karşısında kaliteli bir oyuncu olduğu zaman olayı kişisel alır ve savunmada adamına adeta kene gibi yapışır. Reebok Roundball Classic'de kendisinden oldukça uzun bir oyuncu olan OJ Mayo'ya çok sert bir savunma yapmıştı. Fakat o boyuyla NBA'de savunma zaafiyeti yaratacağı da bir gerçek. Ancak Aaron Brooks'un playofftaki oyunundan sonra Flynn tarzındaki oyunculara olan rağbet artabilir.

Bu seneki draftte benim belki de en aşina olduğum isim Eric Maynor, çünkü mezun olduğum okulun takımında tam 4 sene oynadı. 2007'de Duke'u elediğimiz maçta attığı buzzer beater'la gündeme gelmişti ama o ana kadar basın tarafından pek takip edilen bir oyuncu değildi. O turnuvadan sonraki performansıyla biraz daha yakından takip edilir oldu. Son senesinde de oyununu biraz daha geliştirdi ve bu sene birinci turdan seçilecek oyuncu adayları arasına ismini yazdırdı. Özellikleri itibariyle NBA'de yedek point guard olarak tutunabileceğine inanıyorum. Saha içinde kafası çalışan bir oyuncudur, saha görüşü gayet iyidir, gerektiğinde skor anlamında sazı eline alır. Yalnız biraz kilo eklemesi şart çünkü çok zayıf bir vücuda sahip.

Son değerlendireceğimiz isim de UCLA'in senior oyun kurucusu Darren Collison. Bu sezonki performansı scoutların ve yöneticilerin kafasında soru işaretleri oluşturdu çünkü zaman zaman takımı oynatmak yerine 1'e 5 hücum etme konusunda fazla hevesliydi. Takım arkadaşlarını oyuna dahil edemediği yazıldı. Ben yine de potansiyel olarak fena bir yedek olmayacağını düşünüyorum çünkü yetenek konusunda çok da boş bir oyuncu değil. Zaten böyle olmasa koç neden Collison yerine Holiday'i bir numarada düşünmesin? Collison'a da kısaca değindiğimize göre serinin ilk yazısının sonuna gelmiş olduk. Görüldüğü gibi 1 numaralar konusunda seçenekler bol. İkinci yazıda SG ve SF'lere göz atacağız.