ARŞİV
03 Haziran 2009
02 Kasım 2008

2009 NBA DRAFT'I: İKİLER VE ÜÇLER...

 

macha_vale@yahoo.com
21 Haziran 2009,
Pazar

Geçen yazıda bu seneki draftin ilk turundan seçilebilecek point guardlara bakmıştık. Serinin ikinci yazısında 2 ve 3 numaralardan kısaca bahsedeceğiz.

James Harden, sezon bittiğinden bu yana baya kilo vermiş, incelmiş, daha bir basketbolcuya benzemiş. Sacramento workoutunda fizik olarak gayet iyi gördüm. Chicago'daki draft öncesi ölçümlerinde de gayet iyi bir iş çıkardı. Dahası boyuyla ilgili endişelerin de büyük ölçüde yersiz olduğu ortaya çıktı. Oyun zekasını çok beğeniyorum. Old school diyebileceğimiz tarzda bir oyuncu. sahada basit ve etkili olan neyse onu yapmaya çalışıyor. Henüz çok iyi bir şutör değil ancak bir yolunu bulup skor üretebiliyor. NBA'de yıldız olmasa bile iyi bir tamamlayıcı oyuncu olacağına inanıyorum.

Gerald Henderson deyince tabi ilk akla gelen Duke ve Duke'dan çıkan bazı balon oyuncular oluyor. Ben Henderson'u beğeniyorum ve beklenenden biraz daha iyi bir oyuncu olabileceğini düşünüyorum. Bence Coach K'yla geçirdiği üç yıl oyununu çok olumlu yönde etkiledi. İnanılmaz atletik ve potaya giden bir oyuncu. 2/3 numara oynayan oyuncular arasında atletizmini karşılaştırabileceğimiz sadece iki oyuncu var, birisi Demar DeRozan diğeri de Terrence Williams. Atletizm konusunda bu üçlü diğerlerinden bir iki gömlek üstün. Tabi ki Henderson'ın oyunu yalnızca atletizminden ibaret değil. Potaya gidebiliyor ve de %100 güvenilir olmasa da iyi bir orta mesafe şutu var. Savunma olarak da yine 2/3 numaralar arasında Terrence Williams'la birlikte zirvedeler. Hemen arkalarından da Sam Young, Danny Green, Earl Clark gibi oyuncuları gösterebiliriz ama Henderson & T-Will ikilisi bu alanda başı çekiyor. Uzak mesafe şutunu biraz geliştirebilse çok daha komple bir 2 numara olabilir ama asla bir Ray Allen olmasını da beklememek lazım. Yalnız hücumu konusunda bazı endişelerim de yok değil. Bir kere soluna hiç gidemiyor, bu da oyununu kolay tahmin edilebilir kılıyor. Hücumunda fazla bir çeşitlilik yok. NBA'de İstikrarlı bir skorer olmasını beklemiyorum, bir maç 20 üzeri atıp sonraki 1-2 maçta 8 sayı 10 sayı gibi performanslarını bol bol göreceğimizi tahmin ediyorum.

Chase Budinger'ın altın renkli bıyık sakal kombinasyonuna ve lüle lüle saçlarına bakıp 'yumuşak bu, bundan oyuncu olmaz' diyenler oluyor. Ben de diyorum ki görünüşe aldanmamak lazım. Bu sene özellikle savunmasını oldukça geliştirdi ve biraz daha potaya gitmeye başladı. Hala zaman zaman pasif oynadığı bölümler oluyor ama onun dışında oyununda çok büyük zaafları yok. Geçtiğimiz sezon belki de dış görünüşüne aldanıp kendisini küçümseyen rakiplerini de oyunuyla birkaç kez zıvanadan çıkardı. Bir maçta yerdeyken rakibi suratına bastı, diğer bir maçta da kasten suratına top fırlatıldı. Buna rağmen sukunetini korudu ve cevabı sahada verdi. 10 numara insan, 10 numara sporcu... Bu arada belirtmekte yarar var, kendisi aynı zamanda çok da iyi bir voleybolcu, sıçrama yeteneğini biraz da ona borçlu. Benchten de gelse ligde mutlaka kendine bir yer bulacaktır. Ancak NBA'deki rolü biraz daha şuta dayalı, spot-up shooter tadında olabilir.

Terrence Williams da Rick Pitino'dan hem çok çeken, hem de sahada yapabildiği birçok şeyi Pitino'ya borçlu olan bir oyuncu. Son senesinde bazı şeyleri daha iyi idrak etmeye başladı ve adeta patlama yaptı. Geçtiğimiz sezona kadar kimse ondan bahsetmiyordu. Ben de zaten temelde Earl Clark'ı izlemek için Louisville maçlarını seyrediyordum fakat sezon başında T-Will'in oyunu çoğu maçta daha çok ön plana çıktı. NBA'de çok iyi bir savunmacı olmasını bekliyorum. Bunun yanında bir 2 numara için çok iyi bir pas yeteneği ve saha görüşü var. Adeta iğne deliğinden geçen, çok incelikli pasları var. Onun dışında müthiş atletik ve kalıplı. Yalnız hücumda hala büyük eksiklikleri var, bunların başında da şutu geliyor. Bazı GM'lerin şutu olmayan 2 numaralarla hiç işi olmadığını göz önüne alarak draft günü biraz daha gerilerden seçileceğini varsayabiliriz. Bence NBA'de hücum yönü asla çok kuvvetli olan bir oyuncu olmayacak ama savunması, sertliği, takım arkadaşlarını oynatması ve atletizmi ligde kalıcı olması için yeterli olur.

Demar DeRozan büyük kumar. Bu kumarı oynayan ya büyük kaybedecek, ya da büyük kazanacak. Ortası yok. NBA scoutları genelde oyuncunun sahada yaptıklarından çok, fiziksel silahlarıyla neler 'yapabileceğini' göz önüne alırlar. DeRozan'ın öyle ahım şahım bir sezon geçirmediği ortada, zaten öyle bir sezon geçirse muhakkak ilk 3'de ismi geçerdi. Ancak işin bir de diğer tarafı var, aynı zamanda kötü bir oyuncu olmadığını, çıkıp oynayabildiğini ve lise yıllarından gelen popülaritesinin en azından bir dayanağı olduğunu da gösterdi. Yarı saha setlerinde zorlandığı doğru. Daha iyi bir program ve daha iyi bir koçla kendini belki daha da çok geliştirebilirdi ama USC'de hiç alışık olmadığı bir sistemde oynadı. Pac-10 turnuvasında biraz daha kendini buldu ve potansiyelini gösterdi. İnanılmaz atletik, çok iyi bir vücuda sahip, karakterli ve dünya kadar potansiyeli var. Gerald Green de olabilir Vince Carter da... İçimden bir ses Carter kadar iyi, Green kadar da kötü olmayacağını söylüyor.

Klasik 3 numara mı 4 numara mı tartışması Earl Clark için de geçerli ama ben kolej kariyeri boyunca 'tamam bundan 4 numara olur' diyebileceğim hiçbirşey görmedim. Belki iyi ribaund alıyor ama sırtı dönük oyunu hiç yok. Kendisi de zaten hep Allen Iverson gibi olmak istediğini ancak büyüme çağında bir anda boy atınca guard olamadığını söylüyor. İşin kötüsü boyu ve kolları bu kadar uzun olan hem de yenetenkli bir oyuncunuz varsa onu mümkün olduğunca potaya yakın oynatmak istersiniz ama Clark sürekli temastan kaçıyor ve devamlı dışarıda oynuyor. Louisville'deki kolej kariyeri boyunca Pitino'yla bir türlü anlaşamadılar. Pitino'nun kendi oyuncularından beklentisi çok yüksektir ve aslında Clark üzerinde de çok büyük emeği vardır, burası kesin ama yine de Louisville'deki aşırı beklenti ve yoğun antrenman programı Earl Clark'ı biraz boğdu. Louisville, Clark'ın yapabildiklerinin alkışlandığı bir yerden çok yapamadıklarının eleştirildiği bir yerdi. Bu durum NBA için iyi bir sinyal midir kötü bir sinyal midir ona karar vermek zor ancak oyuncusunun gönlünü hoş tutmayı bilen ve oynama zevki aşılayan bir koçun elinde belki de yeniden doğabilir ve potansiyeline yaklaşabilir. Diğer bir eksi yönü ise elleri oldukça küçük ve bu durum pota etrafındaki potansiyelini sınırlıyor. Bana göre en büyük artısı da uzun kollarını kullanarak yaptığı bire bir savunma... Sahip olduğu fiziksel özellikler mutlaka bazı takımların başını döndürecektir fakat işin sonunda Pandora'nın kutusundan hangi Clark çıkacak orasını kestirmek biraz güç. Fakat kesinHangi takım tarafından seçileceği çok önemli.

James Johnson'ın çok yönlülüğü kendini hemen farkettiriyor. Muazzam fiziğiyle hem içeriyi karıştıran hem de dışarıda oynayabilen bir oyuncu. Ortalama bir atlet olduğu yazılıp çiziliyor ama o fiziğine rağmen yaptığı bazı smaçları kendi gözleriyle gören birisi olarak atletizmini ortalamanın üzerinde görüyorum. Çok çeşitli karşılaştırmalar okudum Johsnon'la ilgili. Bunlardan bazıları, David West, Antoine Walker, Glen Davis, Ryan Gomes, Al Harrington, Leon Powe, Glen Davis, Clarence weatherspoon, Mark Aguirre, Erik Daniels, Danny Granger, vesaire, vesaire bu liste daha uzar gider. Gördüğünüz gibi liste hayli çeşitli. Bana şu an itibariyle içlerinden en mantıklı karşılaştırma Al Harrington gibi geliyor. Bu arada aynı babası gibi kendisinin de kompetan bir kickboxcu olduğunu belirtelim. 9 dünya şampiyonluğu bulunuyormuş.

Austin Daye'de hem fiziksel olarak, sahip olduğu yeteneklerle nev-i şahsına münhasır bir oyuncu. Boy neredeyse 6'11, wingspan desen 7'3, harika bir şutu var, ama gel gör ki yu-mu-şak! Artı öyle bir fiziği var ki neredeyse Anthony Randolph'u mumla aratır. Tabi o fizikle 4 numara oynaması pek mümkün değil. Geçirdiği ciddi sakatlıklıklardan dolayı atletizmini de büyük ölçüde kaybetmiş görünüyor, bu sebeple 3 numarada da çok zorlanır. Yalnız bütün gün şut antrenmanı yapsa sıkılmadan izlerim, öyle düzgün bir bileği var. Çok ilginç bir oyuncu esasında lisedeyken NBA'de çok büyük bir yıldız olması bekleniyordu ama işler pek de beklenildiği gibi gitmedi. Ben olsam şöyle ilk turun sonlarına doğru mutlaka seçerim. Beklenti de fazla olmaz ama bir de potansiyeline ulaşırsa tadından yenmez...

Jeff Teague hakkında 'James Harden'dan önce seçerim' diyen scout da var, 'PG özelliklerini geliştirmezse bundan hiçbirşey olmaz' diyen scout da var. Draft günü kim tarafından seçileceğini en çok merak ettiğim oyunculardan biri. Boyu ve fiziği 2 numara için kesinlikle elverişli değil. 1 numarada da takımı oynatmaktan bihaber... Öncelikli tercihi skor üretmek. Ancak bu tarz guardların NBA'de çoğaldığını göz önüne alınca, bu durum artık eskiden olduğu gibi 'dünyanın sonu' gibi algılanmıyor. Hatta takımlar bu tarz kolay skor bulabilecek, atletik, undersized 2 numaraları ve onların getirdiği anlık enerji patlamalarını benchlerinde bulundurmak istiyorlar. Aralarından bazıları bu rolle yetinmeyip yıldızlığa hatta süper yıldızlığa kadar yükselebiliyor.

Sam Young'un en çok aklımda kalan ilginç özelliklerinden biri inanılmaz etkili bir shot fake'e sahip olması. Bir diğeri de bire bir savunmadaki gayreti. UT'den Doğuş Balbay'ın takım arkadaşı olan Damion James'le beraber yaptığı workoutta, James'i tam anlamıyla denize döktüğü de yazılanlar arasında... Kendi şutunu yaratabilen bir oyuncu değil ama sahadaki savaşçı mantalitesi birinci turda seçilmesi için yeterli olacaktır. Hatta ilk 20 bile ihtimal dahilinde.

Wayne Ellington hiç şüphesiz bu draftin en iyi 5 şutöründen biri. Hatta belki göze en hoş gelen şut formu Ellington'da. NCAA turnuvasında oyununun farklı yönlerini de gösterme fırsatı buldu. Takım arkadaşı Danny Green'in ilk turda seçilip seçilmeyeceği henüz belli değil. Green'in NBA için oldukça iyi bir fiziği var ve iyi bir savunmacı, boş kalınca da şutları sokan bir oyuncu. Bu tarz oyuncular için NBA takımlarının kadrolarında her zaman yer vardır, ikinci turda seçilse bile kontratı kapabilir.

DaJuan Summers ve Georgetown benim için sezonun en büyük hayal kırıklıklarından biriydi. Greg Monroe'nun kötü performansı da buna dahil tabi. Açıkcası Summers freshman sezonunda çok daha gelecek vadeden bir oyuncuydu, beklenen ilerlemeyi bir türlü gösteremedi. Bir kere hiç top süremiyor ve savunmada özellikle sağa sola kayarken çok ağır kalıyor. Bunları biraz yapabilse fena bir oyuncu olmaz esasında. Size'ı var, güçlü ve şutu da hiç fena değil. İlk turun sonlarında seçilir diye tahmin ediyorum.

Derrick Brown da 4 numaradan 3 numaraya mecburi geçiş yapması muhtemel oyunculardan. Özellikle savunmada çok beğeniyorum 2, 3, 4 numaraları savunabilen bir oyuncu. Gayet iyi de bir fiziği var, bir takım ilk turda mutlaka şans verir Brown'a. Yalnız geçtiğimiz sezon kendisinden beklenen ilerlemeyi bir türlü gösteremedi. İlk turun sonlarında kazanan bir takım tarafından seçilip, benchten olumlu katkı sağlayacaktır diye umuyorum. İkinci tura da kalabilir.

Gelecek yazıda da 4 ve 5 numaraları inceleyerek bu yazı dizisini tamamlayacağız. Vaktim olduğu takdirde önümüzdeki günlerde draft konusunda başka sürprizlerle karşınızda olabilirim. Stay tuned...