mr. highriser
Kemal BUDAK
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

COURTSIDE
8, 1'e Bir Şey Katar mı?

kemalbudak@hotmail.com
1 ŞUBAT 2006, ÇARŞAMBA

Öncelikle yiğidimizin hakkını verelim ve gerçekleştirilmesi zor olan bu başarıya imza attığı için kendisini tebrik edelim. Açıkçası Kobe'nin böyle bir şey yapacağını beklemiyor değildim; zira daha önce iki kez üç periyodda 60 sayı civarında gezinmişti. Yani insan, “10 dakika daha oynasa 70-80 olurdu” diyordu haliyle. Kobe belki de birkaç yıl (belki de birkaç ay) boyunca geçilmeyecek seviyede skorer bir akşam geçirdi. Yazılarımızı okuyanlar Kobe'den pek hoşlanmadığımı bilir ama bu, kendisinin yeteneklerine saygı duymadığım anlamına gelmez. Yani, bir Amerikalının dediği gibi "ne yaparsa yapsın, zero as a hero" (hani “ağzıyla kuş tutsa” deriz ya) gibi bir mantık yürütmeyeceğim. Bu yazıdaki amacım, Kobe'yi yerin dibine batırmadan, bir yandan da göklere çıkarmadan, ikisinin arasında ama yer seviyesine daha yakın bir şekilde bir konuma oturtabilmek. Tabii ki negatif öğeler daha fazla olabilir ama yeteneğe saygı çerçevesinde.

Evvela şunu da kabullenelim ki, NBA biraz da kıyas meydanıdır. Matematikteki “elmalar-armutlar” ifadesi burada geçerliliğini yitirir. Burada her şey serbesttir ve en karşı çıkan bile bazı şeyleri kıyaslamadan edemez. Vaktiyle Russell - Chamberlain, Chamberlain - Abdul-Jabbar, Bird - Magic, Jordan - Drexler, Jordan - Magic - Bird, Carter - Jordan, Dr. J - Jordan, Duncan - Garnett ve daha sayamayacağım onlarca, yüzlerce basketbolcu arasında yapılan kıyaslama, şimdilerde de aynı şeyi yapmamız için yeterince meşru bir mazerettir. En basitinden, hayali bir draft yaparken bile (mock draft) herhangi bir oyuncuyu tanıma ya da tanıtma esnasında “kime benziyor?” veya “kendini geliştirirse kim gibi olur?” soruları hep sorulmaktadır. Mesela daha birkaç sene önce Darius Miles lige ilk adım attığında, “kendini geliştirirse pilav üstü Garnett olur” türünden benzetmeler yapılmıştı. Tabii ki benzetme ve kıyas aynı şey değil; ama o adam gerçekten de KG gibi biri olursa, bütün bu benzetmeler yerini kıyaslamanın ta kendisine bırakacaktır. Bu noktada Kobe'nin de Jordan'la ve McGrady'le veya LeBron'un ileride Jordan'la, Kobe'yle kıyaslanması çok doğal bir şey. Gerçi Kobe'nin kendisi bunu yapmak istemiyor, “Ben Kobe'yim” diyor (zaten yapsa da şu an için zararlı çıkar) ama hangimiz Kobe'nin herhangi bir şeyi başardığında (diyelim bu bir NBA rekoru olsun, mesela 12 tane isabetli üçlük sokma) “Jordan'ı bu alanda geçtim, o böyle yapamamıştı” diye düşünmediğini inkâr edebilir?

Hâlâ esas söylemek istediklerime gelemedim ama hiçbir şeye de pat diye dalınmıyor. Son olarak, bu performansın kendisiyle ilgili bazı fikirlerimizi beyan etmemiz lazım.

81 ve Konjonktür

Bir kere rakip Toronto idi... Yani daha birkaç hafta öncesine kadar "Maccabi'yle maç yapsın" denilen takım.

Şu an itibariyle Seattle'dan sonra en çok sayı yiyen takım.

Ayrıca maç başına 37 ribaunt ile ligin en az ribaunt alan takımı (ki maçta da bu kategoride 51-27 Lakers üstünlüğü vardı).

Toronto bunun yanında, 3.15 ile ligin maç başına en az blok yapan takımı.

Ayrıca rakibin yaptığı asistle kendi yaptığı asist arasındaki fark bakımından Toronto üçüncü sırada. Yani Toronto maç başına yaklaşık 20 asist yaparken, Toronto'yla oynayan rakip takımlar 23 asist yapıyor, ki bu -3 averajla Toronto en kötü üçüncü takım. Gerçi bu maçta Lakers 122-104 kazanmasına rağmen asistlerde 20-18 geride. Yani Kobe sayıların büyük çoğunluğunu kendi çabasıyla atmış. “Atmış” kelimesini de, maçın hepsini izlemediğim için söylüyorum, sadece geniş özetlere baktım.

Kıyaslama neye göre?

Elbette bu istatistikler Kobe'nin başarısına gölge düşürmez ama en azından hangi şartlar altında yapıldığını bilmemizi sağlar. Üstelik Kobe'nin bu başarısına çok farklı tepkiler vardı. Shaq “Bana da 50 şut kullandırın, bakın kaç atıyorum” derken; Marc Stein da Kobe'nin bu performansını Wilt'in 100 sayısından daha etkileyici bulduğunu söylüyordu. Birisi de "Kobe'nin all-around oyununu kıskanmayın" diyordu ondan nefret edenlere. İyi de, 5 ribaunt ve 2 asistin neresi all-around, onu anlamadım.

Öte yandan, Shaq'ın görüşüyle birlikte bir sürü daha tartışacak konu gün yüzüne çıkıyor; çünkü Kobe bir perimeter oyuncusu olduğu için Wilt kadar potaya yakın bir yerde top alıp sayı yapamaz. Ama şu kadarı da var ki, pivotlar da hiçbir zaman gardlar kadar şut kullanamaz. Shaq kısmen haklı zira kendisi kariyerinde bir maçta en fazla 40 saha içi atış kullanmış. Tahmin edersiniz ki bunların arasında üçlük yoktur ve işin garibi, 61 sayı atarak career-high yaptığı maçta olmamış bu hadise.

Meselenin diğer yanı ise Wilt'in 100 sayıya ulaşmak için 63 saha içi denemesinde bulunduğunu söylemek, Kobe'nin 46'sının ne kadar mütevazı(!) bir rakam olduğunu gösterecektir. (Bu arada Kobe'nin 7 Kasım 2002'de Boston'a karşı 4 saha içi şut girişiminde bulunduğunu da söylememiz lazım.) Ayrıca Wilt'in takımı o maçta 169 sayı atmıştı. Bence de Kobe'nin bu performansı daha etkileyici Wilt'in 100 sayısına göre; ama kim söyleyebilir ki Wilt'in 100 sayısının NBA tarihinin en iyi performansı olduğunu? Ben şahsen Magic Johnson'ın, hem de bir NBA finalinde pivot oynayarak, 42 sayı atıp 15 ribaunt aldığı ve 7 asist yaptığı o performansı ve birazdan aşağıda bahsedeceğim bir başka performansı tercih ederim Wilt'inkine. Burada Kobe'ninkinin daha iyi bir performans olduğunu kabullenmemiz gerekecek. İşin tuhafı, bu Toronto ilk maçta Kobe'yi 11 sayıda tutmuştu ve Kobe season-low yapmıştı. Yoksa “Kobe Toronto'ya sadece 11 sayı attı” mı demeliydim? Meselenin bu yanı karışık işte…

Peki bu performansı nereye koyacağız?

Bazıları çıkıp bu maçtan sonra "Kobe NBA'in en iyi oyuncusu" dedi. Böyle diyenlerin büyük çoğunluğu bu maça kadar böyle bir iddiada bulunmuyordu. 81 sayı atınca mı işler değişti acep?

Söyler misiniz, Kobe yanındaki hangi oyuncuyu iyi yapmıştır? Kimse inkar edemez ki Pippen, Jordan'dan çok şey öğrendi ve bir ara NBA'in en iyi ikinci oyuncusu oldu. Peki Odom ne öğrendi Kobe'den? Peki Kobe şu ana kadar kaç kere normal sezon MVP'si oldu? Sıfır.

1978 doğumlu Kobe, 23 Ağustos'ta 28'i bitirip 29'dan gün almaya başlayacak. Yani kariyerinin şu an fiziksel açıdan tepe noktasında. Sayı rekorları kıran bu arkadaşın kaç sayı krallığı var? Sıfır. (Belki bu sene olur ilk defa.)

Jordan
ise 23 yaşından başlayarak üst üste 7-8 kez sayı kralı oldu, ki 37 sayı ortalamayla oynadığı bir sezonun yanı sıra 32-8-8-3-1 ile oynadığı bir yıl da mevcut. Kobe ise şu an yaklaşık 36-5-4-1-0,4 ile oynuyor. Mesela LeBron yaklaşık 31-7-6-1.6-0.8 ile oynuyor. Yani sayı hariç diğer temel kategorilerde LeBron üstün durumda.

Ya üç şampiyonluk yüzüğü bulunan Kobe'nin kaç Final MVP'si ödülü var? O da sıfır... Sıfıra sıfı, elde var sıfır.

1980'li yılların sonlarına doğru ortaya şöyle bir soru atılmıştı: Hangisi daha iyi; Jordan mı, Magic mi, Bird mü? Bir yazar, Jordan'ınkinin 'tek kişilik bir şov' olduğunu ama Magic ve Bird'ün takım oyuncuları olduklarını vurgulayarak, birkaç şampiyonluk kazanmış Magic ve Bird'ün, o zamanlar hiç şampiyonluk kazanmamış Jordan'dan daha iyi olduğunu iddia etmişti... Ve haklılık payı vardı. Ne zaman ki MJ 1990'ların başlamasıyla yüzükleri toplamaya başladı, o zaman herkesi susturdu (Kobe ve MJ'in kariyer karşılaştırmaları ve kariyerlerinin seyri, apayrı bir yazının konusu). Kobe de şu an için bu tarife uyuyor büyük oranda. Kazandığı şampiyonlukları saymayın çünkü onlara Shaq çıkmaz bir damga vurdu. Şu andan sonrası önemli.

Lamar Odom, şu an için Pippen kalibresinde olmasa da, o potansiyelde bir oyuncu. Kobe'den bir yaş küçük ve eleman 22 yaşındayken 17-8-5 ortalamalarıyla oynamış. Pippen o yaşta bu ortalamaların yanından geçemiyordu. İki senedir de Lakers'ta oynuyor Odom denen zat. Ama tersine, hiç bir ilerleme yok. Bu seneki ortalamalarına bakalım: 14-9-5. Ribaunt 1 artmış ama sayı 3 gerilemiş. O zaman %46'yla oynayan Odom, şimdi %45'le hücum ediyor. Kobe, kuru istatistiğin veya rekorun NBA'de önemli olduğunu hâlâ anlamamış galiba. Baksanıza Pistons'a... 22 sayı ortalamasını geçen yok ama şu an şampiyonluğun en kuvvetli adayı durumundalar. Kaldı ki Kobe'nin 2-3 sene evvel kırdığı 12 üçlük rekoru Donyell Marshall tarafından egale edildi bile geçen sene.

Gelelim zurnanın "zırt!" dediği yere...

Bence Wilt'in bir maçta 100 sayı atmasından daha önemli olanı, 100 sayı attığı seneyi, 50 sayı ortalamasıyla kapatmış olmasıdır. Çarpın 50'yi yaklaşık 80 maçla, eder 4000 sayı. Bu ne demek? 6 senedir NBA'de oynayan ve 6 sezonda henüz 3000 küsur sayı atan Hidayet'in attığından daha fazlası demek.

Peki playoff tarihinin sayı rekoru kimin elindedir? El-cevap: Jordan, 63 sayı. Hem de şampiyon Celtics'e, hem de Boston Garden'da, hem de Bird, McHale, Parish gibi adamların savun(ama)masına karşı. Yani 50 sayı ortalamasıyla oynayan (ki bu ne demek; o sezon Wilt bir maçta 35-40 attığı zaman “eleman bugün kötü günündeydi” deniyordu herhalde) Wilt bile playofflar gelince 63'ü bile bulamamış. Daha doğrusu buldurtmamışlar çünkü playofflar, zayıf ile güçlünün, hanım evladı ile yiğidin birbirinden tefrik olduğu yerdir. Toronto gibi “Gel kardeşim bir de şöyle jump-shot buyurmaz mıydın? Ay, ters turnike atmadan göndermem sizi. Şu üçlüklerin bir tadına bakın” diyen takımlar bulamazsınız. Jordan bunu playoffların ilk turunda NBA'in o zaman en güçlü iki takımından birine, Doğu'nun en güçlüsü Boston'a karşı yaptı. Ne zaman Kobe de Spurs'e karşı aynısını veya bir benzerini yapar, o zaman Kobe ile Jordan'ı ciddi ciddi kıyaslarım.

Tek bir maça güvenmeyenlere 1993 yılı NBA final serisini hatırlatırım. Chicago-Phoenix, Jordan-Barkley karşı karşıya. Seriyi 4-2 alan Chicago'da Jordan'ın 6 maçlık ortalamaları: 41 sayı, 8.5 ribaunt ve 6.4 asist. Burada bahsedilen bir NBA finali. Gazozuna oynanan bir normal sezon maçı değil.

Kobe'nin 81'i attığı iyi oldu; çünkü 21'ine yeni basan LeBron şimdiden 50 küsur atmaya başladı ve inanın 5-6 sene sonra kimse tahmin edemiyor LeBron'un geleceği noktayı. Gerçi ben LeBron'a 60 sayı, 20 ribaunt, 16 asist gibi bir rakamı daha çok yakıştırırım. Ne de olsa “illa ben atacağım” tavrında bir arkadaş değil.

Yukarılarda “birazdan aşağıda bahsedeceğim” dediğim performans tabii ki 63 sayılık Jordan performansıydı ve o maç Larry Bird'e, içinde Jordan ve Tanrı kelimeleri geçen o aptalca ve rezil cümleyi söyletmişti. Siz isterseniz Jordan'ın ağır grip enfeksiyonu geçirirken yine NBA finallerinde Utah'a 38 sayı attığı maçı da hatırlayabilirsiniz (eskiler "38 derece ateşle 38 sayı" diye de hatırlar!). Unutmayın ki kemmiyet değil, keyfiyet önemlidir (Word hata verdi, makine “kemmiyet yerine 'kemiyet' olacak" dedi. Sana Osmanlıca dil seçeneği de yüklemek lazım). Yyani nicelik değil de nitelik, yani miktar-çokluk değil, kalitedir mühim olan. Lakers ve bir zamanlar Chicago üçgen hücumunun mimarı Tex Winter, malum maçın ardından Kobe'yi öven birkaç cümleden sonra şöyle deyiverdi: “I don't think you can win a championship that way.” Mealen, “şampiyonluk böyle kazanılmaz” veya “bu şekilde şampiyon olamayız” ya da “şampiyon olmak istiyorsak bir daha 81 sayı görmemek için dua etmekten başka şansımız yok” demek oluyor bu cümle.

Son bir soru daha: NBA'in en iyi gardı kim?

"Şu an için" demiyorum, "gelmiş geçmiş" de demiyorum. Şu son 3-4 senede...

Bence T-Mac.

Meseleye sadece istatistiksel olarak yaklaşmayın -- ki sağlıklı bir T-Mac'in istatistiklerinin Kobe'den daha iyi olduğunu da ispatlayabilirim ama yazı zaten yeterince uzadı. Kobe olmasa bu Lakers hiç maç kazanamaz mı? Kazanabilir. Bazı maçlarda Odom 20-25 atar (ki bu normaldir Kobe'nin yokluğunda), Kwame 15, George 15, Mihm 20, Smush 20 atar ve 80 küsur maçta 20-25 galibiyet alırlar.

Peki Houston, T-Mac olmadan yaptığı 13-14 maçtan kaçını kazandı? Sıfır. Üstelik T-Mac'te belki çoğumuzun tahammül edemeyeceği sırt ağrıları var ve bu haliyle yanlış hatırlamıyorsam iki kere sayı kralı oldu.

Kaliteden söz açmışken, T-Mac'in geçen sene Spurs'e 35 saniyede attığı 13 sayıyı da bu 81 sayıya değişmem, tıpkı New York'a 5-10 saniye içinde 8 sayı atan Reggie Miller'ın bu performansını bazılarının değişmeyeceğini de tahmin edebildiğim gibi. Gerçi T-Mac'in performansı bence daha güzeldi; çünkü birkaç saniyeliğine bir takımı şaşkına çevirerek, adamlar ne olduğunu anlayamadan 7-8 sayı atabilirsiniz; fakat 35 saniye boyunca, üstelik o sene şampiyon olacak bir takıma, hem de 8 sayı geriden gelerek ve rakip takım bütün taktik faulleri sayıya çevirdiği halde o takımı hipnotize edercesine dört tane üçlük (çoğu Bruce Bowen'ın üzerinden), bir de faul atarak o maçı kazanmak hiç de kolay değil. İşte Kobe'de bu özellik yok.

Tamam, Kobe son şutu en iyi kullanan kişi son zamanlarda; ancak imkansızı başarmak türünden bir seri yakalamak Kobe'nin harcı değil. Elbette Kobe demek nereden baksanız fazladan 15-20 galibiyet demek; ama… İşte meselede bu “ama”da düğümleniyor.

Peki Kobe MVP olmalı mı bu sene? Lakers playofflara girerse ciddi adaylardan biri olur; ama bence Nash bu sene de bu onuru hak ediyor. Çoğu kimse, tükürdüğünü yalamamak için herhalde, Nash'in adını zikretmiyor. Halbuki Nash'in sayı ortalaması 3, ribaunt ortalaması 1 daha fazla geçen seneden, asist ise aynı (ki o da zaten iki sezondur ligin en yükseği!). "Başarı?" derseniz, Amare'nin yokluğuna rağmen Suns harika gidiyor. Sene başına hangimiz Suns'un bu kadar galibiyet alacağını tahmin etti? En iyimserler bile “8'inci sıradan playoff belki olur, o da Amare döndükten sonra” diyordu. Şu an Batı'da 3'üncüler ve Amare sonrası neler olacağını kestirmek gerçekten güç.

Gelişme mi, ego mu?

Kısacası, Kobe'nin performansına diyecek bir şeyimiz yok. Yalnız şunu da unutmayalım: Kobe'den daha yüksek yüzdeyle şut atan LeBron'a da aynı sayıda şut imkanı ve 20 tane de serbest atış olanağı versek, o da aşağı yukarı aynı sayıya ulaşır. Demek istediğim hemen ilk maçta ulaşacağı değil. Belki iki-üç maç sonra. Nitekim Kobe de Boston'a karşı 47 şut kullanıp 60'ı bile bulamamıştı.

Belki size tuhaf gelecek ama Kobe'nin 81 sayısı biraz da coaching hatası. Hiç bir takımın oyun planı ve taktiği “Her hücumda topu 8 numaraya verin. O atacak. Hepiniz ona çalışacaksınız. Başka kimsenin attığını görmek istemiyorum” olabilir mi? Kobe bu maçta Phil'in sözünü dinlemedi ve resmen kontrolden çıktı. Bu çocuk açıkçası uncoachable. Yani idare edilemez, koç sözü dinlemez, kontrolden çıkmaya müsait bir tip. Küçükken yaptığımız mahalle maçlarında takımının bütün gollerini kendisi atan çocuklara “yaşa, varol” değil, “ulan amma bencilsin ha” diyorduk. Dikkat ederseniz Phil, “hayatımda böyle bir şey görmedim” dedi; ama takdir de etmedi.

“İyi de Lakers o maçta çok kötüydü ve Toronto'nun 18 sayı gerisindeydi ve Kobe de sazı eline aldı” diyebilirsiniz. İyi de o zaman Lakers'ın diğer elemanlarının her kötü maçında Kobe böyle mi yapacak? Bu adamların hiç mi başka fırsatlara ihtiyacı yok?

Ya da şöyle düşünelim: Kobe kötü bir gününde olsa, mesela ilk iki periyodda 15'te 2 atsa, ikinci devre başladığında hiç bir Lakers oyuncusu Kobe'ye pas vermese... Kobe kıyameti koparmaz mı öfkesinden?

Bu arada all-around performans meselesi aklıma gelmişken, Jordan da normal sezonda 37 saha içi şutla 69 sayı attığı maçta 46 şut kullanmış olsaydı, belki 90'ı zorlardı. Ha, aklıma gelmişken, Jordan o maçta 18 de ribaunt almıştı.


ÖNCEKİLER:
Kendi Kendinin Zebanisi
Gündüz Vakti Zafer Rüyası
TRT 6'ncı Adamlar Gençlik Korosu
Sezon sonu ödülleri ve playoff çeşitlemeleri
Basketbolda "Tanrı" sorunsalı
All-Star izlenimleri
Point guard'lar
"Bizim çocuk", ligin geleceği