mr. highriser
Kemal BUDAK

NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.


All-Star izlenimleri

Evet, bir All-Star hafta sonu daha geride kaldı. Aklımızda kalacak birçok enstantanenin yaşandığı bu üç günde yine konuşacağımız, tartışacağımız epey malzeme var elimizde. Bu üç günü, ilki olan Cuma'dan başlayarak kronolojik bir şekilde ele almak, yazımızın daha derli toplu olmasını sağlayacaktır.

Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan akşam çaylaklar ile ikinci senesini oynayan Sophomore'lar arasındaki mücadelede heyecan sadece bir devre sürdü. İkinci yarı oyuna ağırlığını koyan Sophomore team, Denver'da üç gün boyunca ödül alan tek Denver'lı Melo Anthony'nin 31 sayısıyla rakibini devirdi. James hasta hasta gayet iyi iş çıkarırken, istatistiksel olarak Melo'dan daha iyi bir performans gösteren Chris Bosh ise ödül alamadı; ama maçın gizli kahramanıydı (26 sayı, 14 rebound, 3 asist, 4 top çalma ve 1 blok). Korver 7 üçlüğü ve 21 sayısıyla ertesi günkü 3 sayılık yarışması için Iverson ve arkadaşlarını ümitlendirdi.

"Sophomore" kelimesinin kökenine baktığımızda sopho (bilge) ve more (moron) kelimelerinin karışımı olduğunu görüyoruz. Yani "hem bilgelik, hem aptallık alametleri gösteren" anlamına geliyor. Yani bildiğini yarım bilen ve bu yarım bilgisi kendisini daha da batıracak kişiden söz ediliyor. Bizde bir söz vardır ya, "Yarım doktor candan, yarım imam dinden eder" diye. Aynen öyle bir şey. Hakikaten maçın bazı anlarında çok aptalca hareketlerde bulunsalar da, kazanmalarını sağlayacak hamleyi yapmayı bildiler ve maçı kazandılar.

Öte yandan çaylakları ise tamamıyla mazur görebiliriz; zira adı üzerinde zaten. Onlarda da Okafor'un yokluğu nedeniyle, az olan dayanma ümitleri hepten yok oldu. Udrih ve Harris haricinde herkes çift basamaklı sayılara ulaşırken, Jefferson'ın kenardan gelerek double-double yapması dikkat çekiciydi.

* * *
Cumartesi günü yer alan bir sürü etkinlik arasında bahsedilmeye değer üç tanesini görüyorum. Yetenek yarışmasında Nash tecrübesiyle zafere ulaşmakla kalmadı, bu yarışmanın rekorlarını da kırdı. Boykins iyi bir performans gösterdi. (Bu arada, ben oraya gitsem Arenas'ın 55 saniyesinden daha iyi bir derece elde ederdim! Veya Magic Johnson'ı bu kilolu haliyle koysanız 45-50 saniye yapardı. Sayı yönüyle öne çıkan bir oyuncunun ardı ardına beş şutu kaçırması yadırganacak bir şey.) Ridnour da vaziyeti idare etti.

Günün fiyaskosu ise 3-sayı yarışmasıydı. Bir kere hata en baştan yapılarak, şut yüzdesi ahım şahım olmayan oyuncular çağrılmıştı. Meseleye yakından bakalım:

R. Allen
J. Johnson
K. Korver
V. Lenard
V. Radmanovic
Q. Richardson
% 36
% 45
% 40
% 36 (2003-4)
% 41
% 36

Burada nasıl bir seçim yapmamız lazım? Çok atanı mı, yüksek yüzdeli atanı mı seçelim?

Çok atan ise; Richardson ve Korver'dan sonra en çok üçlük atan Damon Jones niçin çağrılmadı? Johnson ve Radmanovic'ten daha fazla atan Damon Stoudamire veya Chucky Atkins neden es geçildi? İçeride Shaq var diye mi kolay atıyor Damon Jones? Peki Richardson atarken içeride Amare-Marion yok mu? Kaldı ki Damon Jones %41'le atıyordu.

Yüzdeli atmadan bahsedilecekse rezaletin boyutları bir kat daha artıyor: Fred Hoiberg (%52), Jason Terry (%46), Cuttino Mobley (%46), Mike Miller (%45), Eric Piatkowski (%44), Ben Gordon (%43), Morris Peterson (%42), Jon Barry (%42), Lamond Murray (%42), Billups (%42), Steve Smith (%42), Damon Jones (%41). Liste daha uzayıp gidiyor. Peki bu adamlar üvey evlat mı? Belki de yarışmaya katılanlar kadar karizmatik değiller.

Şu katılanlar arasında ismini duyduğumda itiraz etmediğim iki kişi vardı: Korver ve Allen... Korver ekmek parasını üçlüklerden kazanan biri. Allen ise eski şampiyon ve üçlük uzmanı. Gerçi onun da bu yarışmada kontrat meseleleri nedeniyle morali sıfırdı. Lenard da geçen seneki şampiyon; ama bu sene sadece bir maç oynamış birinin çağrılması ne kadar doğru? Tamam Denver'da oynuyor ama… Richardson'ın şampiyon olduğuna bakmayın. Kötüler arasında kötünün iyisi oldu. O da nişanlısının gazıyla.

O halde sonuç ne? 8 puan alan Johnson ve bu yarışmaya özel olarak hazırlandığını söyleyen ve 6 puan alan Radmanovic... Geçen seferde Walker'ı yuhalayanların asıl yuhalaması gereken kişiler, onları çağıran yetkililerdir.

* * *
Smaç yarışması ise bambaşka bir hikaye... Katılanların boylarına bakıyoruz; J. R. Smith 1.98, Josh Smith ve Andersen 2.07, Stoudamire ise 2.10. Dörtte üçü bu yarışma için ciddi ciddi uzun. Bu kadar uzun adamdan hangi kıvrak hareketi bekleyebilirsiniz? Günümüzde sadece iyi sıçramaya bakılıyor. İyi de kardeşim, vücudun şekilden şekle girerek eğilip bükülmesini sağlayacak hareketleri kim yapacak? Amare bile sadece havada kalmaya dayanan şeyler yaptı durdu. Bacak arasından geçirme veya ters smaç basma yeterli mi görülmeli? Tamam, boyuna göre o kadar odun değil; ama o boydaki üç oyuncuyu biz mi sipariş ettik?

Jordan, Carter ve Jason Richardson. Bu üçünün boyu 1.98 değil miydi ve All-Star tarihinin en güzel smaçlarına imza atmadılar mı? Kaldı ki Dominique Wilkins de o boy a yakındı. Ya Dr. J? Bu adamlar güç ve atletizmi en iyi şekilde birleştirmediler mi?

Yarışmaya gelince, ilk turda en orijinal smaçı yapan J.R. Smith'in hemen elendiğini görüyoruz. Andersen ise fiyasko ötesiydi. İki smacı toplam 15 denemede yapabildi. İkinci turda Nash+Amare, orijinal smaçlara rağmen Josh'u geçemediler. Josh, o kadar havada kalmasına rağmen daha iyi smaçlar yapamadı. Biz sadece uçmalarını değil; aynı zamanda Dr. J gibi havada afro saçlı bir kuş görünümü vermelerini bekliyoruz ve bu en tabii hakkımız.

Bu yarışmada neden saçma kurallar var? Mesela eski şampiyonların katıl(a)maması gibi. Carter, Francis, McGrady, Ricky Davis, LeBron (hasta olmamak şartıyla), Kobe, Richardson, Desmond Mason ve Gerald Wallace gibi adamlar olsa, inanın daha zevkli bir şey izlerdik. Yoksa bunlar, kazanamazlarsa karizmalarının çizileceğinden mi korkuyor? İspat mı istiyorsunuz? NBA'in resmi sitesindeki ankette soruluyor: "All-Star hafta sonundan aklınızda kalan en önemli şey nedir?" Cevap: "Carter'ın All-Star maçındaki smacı!" İkinci sırada ise Josh Smith'in Martin'in üzerinden yaptığı smaç var. Daha ne!..

* * *
Gelelim en önemli kısma... Bir arkadaşa "Batı favori ama Doğu da alabilecek güçte ve gönlümden geçen o" demiştim. Belki adamım Kidd yoktu ama olsun. Kaçan alley-oop'lara, tribünlere atılan toplara ve saçma top kayıplarına bakarak, Kidd'i neden çağırmadıklarına hayıflansınlar.

Maçtan önceki hesaplamalarımda Doğu takımında 12 oyuncu 26 pozisyonda verimli bir şekilde oynayabilirken, Batı takımının 12 oyuncusu 24 pozisyonun hakkını veriyordu. Yine oyunun genelinde Batı takımındaki dakika paylaşımının daha adil olduğunu görüyoruz; ama sorun da burada zaten. Bu kadar adalet sana maç kazandırmaz bay Popovich; özellikle de Duncan ve Garnett toplam 32 dakika (16+16) oyunda kalırken. Halbuki Doğu'da Iverson tek başına 32, LeBron 31 dakika oynadı ve maçı takımlarına kazandıran istatistiklere sahip oldular. Toplam 73 dakika oyunda kalan Amare-Nash-Lewis-Ginobili 18 sayı-16 rebound-10 asistle oynarken; 32 dakika oyunda kalan TD-KG ikilisi toplam 25 sayı-12 rebound- 4 asistle daha verimli oynadı.

Maça geldiğimizde, bu ikilinin (TD-KG) başlarda sürüklediği Batı takımı ilk çeyreği kolayca önde tamamladı. İkinci çeyrekte fark açılmak üzereyken Ilgauskas'ın sürüklediği Doğu takımı bir ara 13'e çıkan farkı hemen kapadı, üçüncü çeyrekten itibaren de farkı açmaya başladı. Bunda da en önemli etken, Doğu'nun şutlarını düzeltmesi ve ezildiği ribaundlarda dengeyi yakalamaya başlamasıydı. Bütün bu hengame sırasında ise akılda kalan tek şey Carter'ın muhteşem smacı oldu. Bu adam sezonu 1 sayı, 1 ribaunt ortalamasıyla bile oynasa, bu All-Star'da oynamayı hak ediyor. Sevmeyenleri istediği kadar kendini yırtsın, Vinsanity her önemli olaya damgasını vurmayı biliyor. Sonlarda Amare'nin alley-oop smacı da hoştu; ama Air Canada, Rob Petreson'a "Man can fly" dedirtti.

Gördüğünüz gibi böyle bir maçta "kim kaç sıfırlık bir seri yakalamış?", "kim adamını nasıl tutmuş?" gibi sorulardan ziyade, "kim gecenin renklenmesine ne kadar katkıda bulunmuş?" gibi sorular ön plana çıkıyor.

Son olarak maçla ilgili birkaç ilginç istatistik verelim: Batı'da top kaybı yapmayan oyuncu yok. Kobe 4 kayıpla başı çekiyor. Doğu'da kimse 2'den fazla faul yapmazken Batı'da Kobe 5, Ginobili 3 faul yapmış. Batı'da herkes en az bir asist yaparken, Doğu'da Ben Wallace bu şereften mahrum kalmış. Ribaunt şerefinden mahrum kalan tek oyuncu da Nash olmuş. Bizim Kidd olsa en az 3-4 tane alırdı ya, boşver. Arenas ve Lewis berbat şut yüzdeleriyle dikkat çekerken, ilk kez oynamaları bu hatalarını biraz affettirdi. Öte yandan "bizim çocuk" LeBron da ilk kez oynuyordu ve 13 sayı, 8 ribaunt, 6 asist ve 2 top çalma ile hiç yabancılık çekmedi. Ve bütün bunları sessiz sedasız yaptı. MVP Iverson'un 7 top kaybı yaptığını ise kimse duymasın.

Maçın geneline bakıldığında, 1981'deki All-Star maçından bu yana ilk kez kimsenin 20 sayının üstüne çıkmadığını görüyoruz ve bu da, çoğu özünde bencil olan yıldızların MVP olmak için çaba sarf etmediğini ve kısmen de dakikaların adil dağıtıldığını gösteriyor. İşte haftanın özeti; sağdaki fotoğrafta görülüyor...

Dikkat ettiniz mi, Carter'ın kafası neredeyse çembere değecek. Bir de şu basın mensuplarının açık ağzına dikkat!..

Mücadelenin iyice kızışmaya başlayacağı şu günlerde herkese kaliteli seyirler.

kemalbudak@hotmail.com
9 MART 2005, ÇARŞAMBA