Herkese Merhaba,


Uzunca sayılabilecek bir zaman diliminin ardından, “eski dost” kıvamında sayılabilecek bir site için bir şeyler yazabilmek gerçekten değişik bir his. Bir süredir sayfalarına uğramadığım bu sitenin yeniden güncellendiğinden nasıl haberim olduğunun sorusunun cevabını verebilmek için, bu satırların yazılışının bir gece öncesine gitmem gerekiyor. Aktif bir dinlenme yaptığım bir anda, gezinmekte olduğum sitelerin bittiğinin farkında vardığım bir lahzada, nasıl olduysa bilmiyorum parmaklarım klavyede hızlı bir şekilde “b”, “a”, “t” harflerine gitti hızlıca ve devamı geldi...

Burayı “eski dost” kıvamında görüyorum her ne kadar yakın dostluklarım olmasa da. Ne forum kısmında yazıyorum, ne sitenin sahibi veya müdavimleriyle aynı mekanı paylaşıyorum, ne de geleneksel basketbol turnuvalarına iştirak etmişliğim var ancak burada beni kendine çeken hava, hiç tanımadığınız ama sizinle aynı duygu-düşünceleri paylaşan insanlara derdinizi anlatabildiğiniz, söylediklerinizden karşınızdakilerin bir şeyler anlayacağından şüphe etmediğiniz zamanlara has hisleri barındırıyor bünyesinde. Yeniden açıldığı şu günlerde, yere düşen yiğidi ayağa kaldırmakla vazifeli insan gurubu arasında addediyorum kendimi. Buna bir nevi vefa borcu denmesinde de bir mahzur olmasa gerek.

Bu bir seneyi aşkın fasılada herkesin hayatında mutlak surette bir şeyler olmuştur. Ben de bu süre zarfında ülke değiştirerek basketbolun anavatanında buldum kendimi. İyi mi oldu kötü mü bilmiyorum, ama bundan sonraki yazılarımın çerçevesini ağırlıklı olarak buradaki genel gözlemlerimin oluşturacak diyebilirim. Şu an San Antonio’dayım. Geçen sene bir ara Dallas’a takılmıştım. “Texas Triangle” adı verilen zorlu Houston-Dallas-San Antonio deplasmanına gelen Doğu Yakası takımları gibi (bu arada bu zorlu üçgenden geçen sene namağlup ayrılan tek takım hatırladığım kadarıyla Celtics’ti) hissediyorum kendimi. İş yoğunluğu sebebiyle fazla maça gitme fırsatım olmasa da, gitmeden de olmazdı bu iş. Normal sezonunun bitimine üç-dört maç kala bizim Mehmet’in Dallas’a gelmesini vesile kılarak Dallas-Utah maçına gittim. İyi ki de gitmişim çünkü 97-94 Dallas’ın galibiyetiyle biten maçta birkaç saniye kala eşitliği yakalayan Utah’a karşı son saniyede Nowiztki’nin elinden gelen üçlük, sadece maçı değil, play-off potasına girme hakkını da kazandırmıştı Mavericks’e. Hoş, play-off’larda bir varlık gösteremeden elendiler ya... Mehmet de o maçta iyi oynamış ve 19 sayı-14 ribaund gibi “solid” bir performans sergilemişti.

Tek bir senede San Antonio şehrinde bulunduğum için burada birçok kişi Spurs’ün bu sene şampiyon olabileceği hususunda umutlu. Bense geçen senekinden daha fazla bir inanca sahip değilim zira Spurs şu ana kadar kaydadeğer bir atılım yapmadı. Takım ciddi bir gençleşme atılımı yapmadığı gibi, gözle görülür bir takas, draft veya free agent transfer de söz konusu değil. Ama Spurs her zaman için Duncan-Parker-Ginobili üçlüsü sağlıklı oldukça ve bu “trio” 35’ini devirmedikçe Batı’da söz sahibi ve çekinilmesi gereken bir takımdır. Gerek organizasyon yapısı, gerek basketbolun Arsene Wenger’i olarak tabir ettiğim Koç Popoviç’in varlığı, gerekse de sıkıcı ve tekdüze (Knicks veya Lakers gibi her gün sansasyonel bir olay olma ihtimali olmadığı için) bir görüntünün ardında aslında NBA’in en mantıklı ve rasyonel yönetilen takımlarından biri olmaları, bu takımı her daim sevilmese de saygı duyulan bir organizasyon yapmaya yetiyor.

Bugün aslında bir yazı yok. Aklımda yeni sezonun tahminlerini de yapmak var ama herkesin söylediğine az-çok yakın bir şey söylemekten başka bir şey yapmayacağım büyük ihtimalle. Lebron’un sayı kralı olmasa bile MVP olmasının yüksek bir ihtimal olduğu (Takımı 50 galibiyetin altında kalırsa MVP Chris Paul’e gider), şampiyonun da Boston-Cleveland-Lakers-Hornets takımlarından birinin bir diğerini önce Konferans Finali’nde sonra da NBA finalinde yenmesi neticesinde belli olacağını düşündüğüm bir lig izleyeceğimizi tahmin ediyorum. Tabii tahminler kolaylıkla çürütülmeye müsait olduğu için zaten bu tür tahminleri de bir yönüyle hiç sevmiyorum ama tahminin tutması halinde bir uzman edasıyla kasılıp, “Ben demiştim zaten,” “Birkaç ay önceki tahminlerimde de dile getirdiğim üzere...” türünden tumturaklı cümleler kurabilme ihtimalinin verdiği haz insana dönüp dolaşıp bu tahminleri yaptırıyor. Tutmazsa zaten problem yok, zira çoğunluğun tahmini tutmadığı ve aradan geçen o birkaç ay zarfında herkes sizin tahminlerinizi unuttuğu için aradan sıyrılmak kolay olur da, bir de tahminler tutarsa eski defterleri karıştırmanın tam vaktidir. Ben biraz da tahminleri, tarihe not düşebildiğim ve tahmin yaptığım zamanki zihni haletim ile aradan geçen birkaç ay sonrasında şekillenen düşüncelerim arasında mukayese imkanı yapabildiğim için seviyorum. Elbette bu tahminleri yaparken herkes NŞA dediğimiz “normal şartlar altında” varsayımıyla yapıyor. Nedir peki NŞA? Mesela, Lebron’un sakatlanmadan sezonu bitirmesi, Yao Ming’in sakatlanarak sezonu nihayete erdirmesi, Artest’in antikalıklarına bir yenisini eklemesi veya McGrady’nin sırt sorunlarının yine yeni yeniden nüksetmesi gibi durumlardır NŞA. Zaten böyle olmazsa bilin ki Houston şehri yanı başımızda büyük kutlamalara ciddi manada hazırlanacaktır demektir. Sezonla alakalı daha ayrıntılı tahminleri bir sonraki yazıya bırakma ümidiyle, Dallas-Utah maçında ucuz tribünlerden çektiğim bazı fotoğrafları yorumlar eşliğinde paylaşarak ilk yazımızı sonlandıralım isterseniz.

Not: Yeniden kavuşmak güzelmiş...

 


American Airlines Center’ın otoparklarından biri. Arabaların çoğunun SUV tarzı büyük ebat olduğunu söylemeye hacet yok..

 


Maç öncesinde Mehmet ısınıyor. Onun için normal sezondaki 82 maçtan herhangi bir tanesi...

 


Maç öncesi “The Star-Spangled Banner” (ABD Milli Marşı) başlamak üzere..

 


General Kidd eşliğinde bir Dallas hücumu. “Sellout Crowd” yok; ama tribünler 10-15 dakikada neredeyse tamamen doldu.

 


Faul kararıyla duran maçta fırsattan istifade potaya bir deneme gönderiyor Okur. (Maçta 3’te 3 üçlük isabetiyle oynamıştı)

 


Kidd bir başka Dallas hücumunu olgunlaştırmaya çalışırken, Korver, kendisinden uzun Nowitzki’yi tutma gayretinde...

 


Ronnie Price fast break’i başlatırken, Terry-Nowiztki geriye dönme, Mehmet ise hücuma katılma çabasında...

 


Tavanda henüz bir şampiyonluk banner’ı yok. Dallas Stars’ın (buz hokeyi takımı) 99’da kazandığı Stanley Cup’ı saymazsak...