mr. highriser
Kemal BUDAK

NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.


Point guard'lar

Haydi klasik bir soruyla başlayalım: "Bir basketbol takımının en önemli pozisyonu neresidir?"

Çoğu kişinin verdiği cevap: "Oyun kurucu pozisyonu."

Bu soruya "pivot" cevabını da verenler pek tabii çıkacaktır; ama "bir takım oyun kurucusu kadar konuşur" sözünü düşündüğümüzde bunun neredeyse bir basketbol vecizesi haline geldiğini görürüz ve oyun kurucu cevabının haklılığına inanırız.

NBA'e baktığımızda oyun kurucuların sayısı ve kalitesi bakımından bir sıkıntı yaşandığını söyleyemeyiz. Çok kaliteli epey oyuncu var. Fakat geçen sene NBA'in resmi sitesindeki bir ankette "En az oyuncu sıkıntısı çekilen pozisyon hangisidir?" denmişti ve ilk iki sırayı 2 numara yani shooting guard'lar ve 4 numara dediğimiz power forward'lar almıştı. Kısmen bir doğruluk var; ama burada kastedilen kaliteli oyuncu sayısı mı, yoksa toplam oyuncu sayısı mı? Toplam deniyorsa o zaman "tamam" deriz; ama kaliteden bahsediliyorsa şu örneğe bir bakalım: 3-4 sene önceki All-Star maçlarından birinin 12'şer kişilik kadroları açıklanmıştı. Herkesin ortak görüşü, Batı takımının her yönden zengin bir kadroya sahip olduğu yönündeydi. Düşünsenize Garnett-Duncan-Shaq'tan oluşan bir ön alan ve bunlara yedek olarak Webber-Nowitzki-Stojakovic gibi uzunlar vardı. Doğrudur; ancak o takımda inanmayacaksınız ama Kobe'den başka 2 numara yoktu. Diğer gardlar kimlerdi? Payton (Seattle), Marbury (Phoenix), Nash (Dallas) ve Francis (Houston). Yani hepsi de oyun kurucu gard. Bu arada işe bakın ki bu oyun kurucuların hepsi de farklı takımda şimdi. Demek ki kalite açısından oyun kurucuların bariz bir üstünlüğü vardı. Gerçi Doğu takımında da Pierce, Iverson, Ray Allen, McGrady gibi 2 numaralar vardı; ama orada da Jason Kidd, Baron Davis gibi oyun kurucular ve Batı'da kadroya girememiş bir Bibby vardı. Her neyse… Uzun lafın kısası, lig kaliteli oyun kurucularla dolu.

Peki bir oyun kurucudan beklenen en önemli şey nedir? Asist. Elbette gerektiğinde sayı atması da lazımdır; ama takımda bu işi yapacak oyuncu az olmadığından, bu kişilerden oyunu kurmaları ve arkadaşlarını en kolay şekilde sayıyı ulaştırmalar istenir. Zaten bu yüzden Avrupa'da bunlara playmaker deniyor.

Bu durum karşımıza iki tür oyun kurucuyu çıkarıyor: Sayı atmasını sevenler ve asist yapmasını sevenler.

Sayı atanlar takımlarının genelde sayı yüklerini çekerler, çoğunlukla bencildirler. Bunların asist ortalaması yüksek olsa bile aldatıcıdır; çünkü genellikle "bencil" yaftası yememek için verirler ve o kadar çok topla oynarlar ki, ister istemez şut atmayıp da pas verdikleri de olur. Zaten pas yetenekleri üst düzeydedir; ama asist rakamlarının düşüklüğünün sebebi pas vermeyi bilmemeleri değildir. Veya; sayı pası verdiler mi, jeneriklik olmasına özen gösterirler.

Diğer gruptaki oyun kurucular ise "öncelikle takım önemlidir" felsefesiyle hareket eder, bol bol pas verirler, asist ortalamaları yüksektir. Etraflarındaki oyuncuların da daha iyi olmasını sağlarlar. Bunların sayı ortalamaları ve şut yüzdeleri nispeten düşüktür diğer gruptakilere göre.

Ben de bu bilgilerin ışığında NBA'in en iyi oyun kurucularını birbirleriyle karşılaştırarak hangisinin en iyi olduğunu bulmaya çalıştım ve en beğendiğim yedi oyuncuyu sıralıyorum.

Öncelikle, araştırmama Iverson ve Wade'i dahil etmedim. Her ne kadar Iverson bu sene oyun kurucu oynuyor olsa da, gerçek pozisyonu 2 numara. Kezâ Wade, bazen 1 numara oynasa da, doğal bir 2 numara. Ayrıca yaptığım sıralama tamamen benim görüşüm olduğu ve insanoğlunun yazdığı her yazı teorik olarak eleştirilebilir olduğu için, sevdiği oyuncuyu listede görmeyen veya alt sırada görenler hemen klavyenin başına geçip "Sen ne yapmışsın be adam, X Y isimli oyuncuyu nasıl listeye dahil etmezsin? Ben onun en koyu fanatiğiyim, onun için gerekirse Çin'e Maçin'e bile giderim" türünden serzenişte bulunmasınlar, şimdiden söyleyeyim vakit kaybı olur.

Evet, üzülerek belirtmeliyim ki Tony Parker (ki sevdiğim bir oyuncudur), Billups (ya ben ne yapmışım, 2004 finallerinin MVP'sini almamışım! Şaka bir yana, aslında MVP ödülünün üzerinde "Pistons" yazması gerekirdi), J-Will, Cassell gibi oyuncular listeye gir(e)medi. Canım yedi kişi seçmek istedi. Görüyorsunuz işte, kimler açıkta kalıyor. Bakın da kaliteyi görün.

7) Gilbert Arenas: Henüz 22 yaşında. Sevdiğim bir oyuncu. İstatistiklerini her sene yükseltmeye devam eden bir eleman. Skorer yönü ağır basıyor. 24-4-5 gibi etkileyici rakamları var. Potansiyel itibariyle bir gün ligin en iyisi olabilir. Ancak asist yönüne ağırlık vermesi lazım. Hem 1, hem de 2 numara oynayabiliyor. Sayı yönü ağır basanları pek sevmem ama bu çocuk özel biri ve yanlışından geri dönmek için hala vakti var. İstatistik olarak bu listede ilk üçte yer alması lazım ama NBA'de böyle bir oyun kurucu 35-40 maç yapıyor ve hiç bir maçta bir türlü 10 asist yap(a)mıyorsa, daha yukarıları hak etmez. Ne demiştik; gıdamız asisttir.

6) Baron Davis: 25 yaşında. Bu sezonu 20-4-7 ile oynuyor ama sağlıklıyken 23-4-8 benzeri rakamlara ulaşabiliyor. İyi fast break yapar. Şutu fena değildir. Skorer yönü ağır bassa da asist hususunda fakir değildir. Dengeyi kurmaya çalışıyor. Ligin en iyi top çalıcılarındandır. Diyeceksiniz ki; "o zaman niye 6 numarada?" Çünkü kendisinin üç senedir sırt problemleri var ve ilk üç senesinde hiç maç kaçırmayan bu arkadaş, son üç senede 70-75 maç kaçırmış. Yani bir sezon havaya uçmuş. Bu sakatlık kariyerini nasıl etkiler bilmiyorum ve zaten şu anda da sakat. Yaşı itibariyle daha çok iş yapacak biri. Bu listedeki elemanlar arasında Nash'ten sonra çaylak yılı en kötü oyuncu. 6-2-4'le bitirmiş o yılı. Fakat kendini ve şutunu zarif bir biçimde geliştirince iyi duruma gelmiş.

5) Mike Bibby: O kadar underrated bir oyuncu ki, çok sevdiğim halde (malum, bu sitede kısa süreli bir Sacto yazarlığımız söz konusu) ben bile daha yukarı koyamıyorum. İşini sessiz sedasız yapıyor. 26 yaşında ve medyanın gözü önünde değil. Kaliteli bir şutu var. Oyunu mükemmele yakın okuyor. 17-4-6 istatistiklerine sahip ama bunlar kesinlikle yanıltıcı istatistikler; çünkü bu adam Kings gibi NBA'in en çok asist yapan takımında oynuyor. Başka bir takımda çok rahat 20 sayı - 10 asist yapabilir. Düşünsenize, Webber bile her akşam yaklaşık 5 asist yapıyor bu takımda. Pick-and-roll dediğimiz klasik hücum sisteminde de ustadır kendileri. Ligde son saniyeleri en iyi oynayan oyunculardan biridir. Topun el yaktığı saniyelerde fütursuzca şut kullanır. Daha 7-8 sene bu düzeyde oynayacak kalitede biri. Defansif yönü ahım-şahım değil.

4) Stephon Marbury: Sürpriiiz!!! Kendisinin "en iyi" olduğunu iddia eden oyuncu, ilk üçe girememiş. Aslında hakkında yazılması gereken o kadar çok şey var ki... Sevmediğim bir oyuncu. 27 yaşında. 20-3-8 ortalamalarıyla oynuyor. Zeki ve patlayıcı yönü kuvvetli. Defansif yönü vasat. İyi bir şutör değil. Bir oyun kurucuya göre az ribaunt alıyor. Skorer yönü ağır basıyor ve aşırı olmasa da bencil. Her akşam 20-10 yapacak kapasitede ama diyoruz ya; istatistik her şey değil. Adam lige girdi gireli bu yaşına kadar dört takım değiştirdi. Çaylak yılında Minnesota'dayken KG'yi çekemedi ve iki sene sonra kaçtı. Şimdi o Minnesota, Cassell'in yerine adam arıyor. Yetenekli oyuncuların aynı zamanda akıllı olması da lazım. Yani ferasetli olmaları şart. Bu adam KG'nin süper geleceğini gör(e)meyerek Wolves'tan ayrıldı. Düşünsenize Marbury-Sprewell-Wally-KG-Kandi beşinin yapacağını. New Jersey'e geldi. Fazla tutunamadan Phoenix'e takas oldu. Derken kendini çok istediği New York'ta buldu. New York'un bu sene Ocak ayı derecesi 2-13 ve bu adam hala "en iyi" olduğunu iddia ediyor. Takımı, Atlantik gibi en kazma grubun sonuncusu. Ben ne yapayım böyle adamı, isterse her akşam 30 sayı - 15 asist ortalamaları tuttursun. Halbuki NBA tarihinde kariyer ortalaması 20 sayı - 8 asist olan iki oyuncudan biri (diğeri Oscar Robertson) ama nafile…

3) Steve Francis: 27 yaşında. Olağanüstü atletik (en az VC kadar, biraz boydan kaybediyor). Çok yönlü bir oyuncu, ki çok yönlü oyunculara bayılırım. 22-6-7 ile oynuyor. Canı istedi mi pas verir. Skorer yönü iyidir. İstatistiklerde Marbury'den sadece asist yönüyle kötü. NBA tarihinde ilk beş sezonunun tamamında 15-5-5 yapmış dört oyuncudan biridir: Diğerleri Oscar Robertson (yahu bu adam da her istatistikte karşımıza çıkıyor), Magic Johnson ve Grant Hill. 2002-03'te 20-6-6 barajını geçen iki oyuncudan biriydi (diğeri de KG). Bu arkadaş da iyidir hoştur, bizim Hidayet'in takımında oynar, severim ama yanındaki oyuncuları "daha değerli" hale getirdiğini görmedim. Mesela Yao Ming, onun yüzünden ciddi bir gelişim gösteremedi. Bir de 2001-02'de migreni mi ne vardı da sezonun yarısında ortalıkta yoktu. Adam dünyanın tıp merkezi Houston'da yaşıyor ama baş ağrısı nedeniyle oynayamıyordu. Tuhaf!..

2) Steve Nash: 30 yaşında. Son derece orijinal bir oyuncu. 2002 ve 2003 yıllarında peş peşe en iyi üçüncü takıma seçildi. Gerçek bir lider. Şutu da iyidir. Az ribaunt alır pozisyonuna göre. Sadece bir kere 10 rebound alabilmiş oynadığı 593 maçta. Dolayısıyla triple-double yapma olasılığı düşük bir oyuncu. Çaylakken 3-1-2 ortalamalarına sahipti ama çalışkanlığıyla şu an "en iyi iki point guard'dan biri" oldu. İyi şutu olmasına rağmen sayıyı değil, asisti düşünür. Savunma açısından orta veya biraz altı bir seviyededir. Bu sene gerçekten coştu. 34 dakikada 15-3-11'le oynuyor. Takımını harika koşturtuyor. Takımı için o kadar değerli ki, onun olmadığı maçlarda takımın sayı ortalaması 20-30 düşüyor. Amare'yi azgın bir boğa, Matrix Shawn Marion'u uçan füze, Q-Rich'i de iyi bir şutör yaptı.

1) Jason Kidd: 31 yaşındadır. NBA'de en sevdiğim adamdır. Şimdilik 13-7-7'yle oynuyor. 8 ay basketbol oynamadı ve sakatlıktan yeni döndü. Sağlıklıyken 16-7-10'la oynar. Jack Ramsey'e kulak verelim: "Kendisi Magic Johnson'dan sonraki en iyi oyun kurucudur." Evet, aynen katılıyorum. Stockton'dan bile iyidir. Herkesi oyuna dahil eder. Oduna bile basket attırır. Yanındaki oyuncuları iyi hale getirir. Dört sezon üst üste ligin asist kralı olmuştur. Çaylak yılındaki 11-5-7 istatistikleriyle, Grant Hill ile beraber yılın çaylağı ödülünü paylaşmıştır. O Grant Hill ki o sene 19-6-5'le oynuyordu ve geçen yazıda bahsettiğim, çaylak yılında 20-5-5 barajını aşanların arasına 0,1 farkla girememişti; zira 19,9 sayı ortalaması tutturmuştu. İstikrarsız bir şutu vardır. Kötü bir şutör diyemem; çünkü tam bir clutch player'dır. Yani son saniyelerde coşar. Bu listedeki en iyi savunmacıdır. Harika ribaunt toplar. New Jersey'e geldiği ilk sene ilk turda zorlu Indiana serisinin iki uzatmaya giden beşinci ve son maçında Reggie Miller'a dersini vererek son dakikaları iyi oynadığını göstermiştir, ki üniversitedeyken de Duke'ü son anda yıkan basketin de sahibi yine kendisidir. Pas vermeyi sever arada bir kafası kızarsa 40 sayı bile atar (43'ü var). Hatta birkaç maç 30+ seri yakaladığını hatırlıyorum Phoenix'teyken; ama bunlar %1'dir. Her an triple-double yapabilir. NBA tarihinde de zaten Oscar Robertson ve Magic Jonson'dan sonra üçüncüdür triple-double'da. 61 tane mi de TD yapmıştır ve bu listede Francis hariç diğer gardların hayatlarında yapacağı TD miktarını bir senede yapar. Adam sakatlıktan döndükten sonra bu sene iki TD yaptı ve dört kez de 1 farkla kaçırdı. Kenyon Martin'in Kidd olmadan Batı'da sıradan bir forvete dönüştüğünü görmediniz mi? Kidd rezil bir takımı aldı, Van Horn, Martin, Kittles, McCulloch gibi oyuncularla NBA finali oynadı (Jefferson o sene daha çaylaktı) ve yaklaşık 10 asist ortalaması tutturdu. Şimdi Suns'ta olsa bence en az 13-14 asist ortalaması tuttururdu çünkü 10 asist yaparken pota altında Amare ve Marion gibi iki kaliteli canavar ve dışarıda Q-Rich ve Joe Johnson gibi iki kaliteli şutörü yoktu. Düşünsenize, takım dışarıdan sadece Kittles'a emanet!

Biraz daha yakından bakalım hadiseye:

Kidd bu sene döndüğünde takımın derecesi 7-15'ti. Bu maçların sadece 10'u deplasmandaydı. Ondan sonraki 22 maçın 16'sını deplasmanda oynadılar. Buna rağmen 11-11'lik bir derece elde ettiler ve bunu son 13-14 maçtır takımın en skorer oyuncusu Jefferson olmadan yapıyorlar. O Jefferson, Kidd dönmeden önceki dört maçta sırasıyla 24, 21, 22, 26 sayı attı. Ki bunların üçü New Orleans, New York, Atlanta gibi zayıf takımlara atıldı. Kidd döndükten sonraki ilk dört maçında ise Memphis, Cleveland gibi takımlara (bunların üçü deplasmandaydı) 38, 28, 42, 27 attı. Hatta 1 Şubat'ta kendi sahalarında formda Chicago'yu da devirdiler 12-11 oldu (ardından Boston'a yenildiler ve şu an 12-12). Atlantik gibi kimsenin 0.500'ün üzerine çıkamadığı bir grupta Jefferson'sız iyi gidiyorlar. Doğru dürüst pota altı oyuncuları bile yok. Çaylak Krstic, dede Campbell gibilerinden medet umacaklar. Carter bile Kidd sayesinde acayip oynuyor. Adam haftanın oyuncusu seçildi. (Kendisinin en son ne zaman haftanın oyuncusu seçildiğini bilen var mı?) Aralık'ta 8 sayı ortalamasıyla oynayan Krstic, Ocak'ta 11'le oynuyor. Kariyer ortalaması 5 olan Jacque Vaughn'a 23 sayı, yine kariyer ortalaması 3 olan Scalabrine'ye 29 sayı attırıyor. Scalabrine Aralık'ta 4.8, Ocak'ta ise 10.2 ile oynuyor. Jefferson'sız her maç birini sahneye sürüyor Kidd. Geçen sene 1.9 sayı ortalamasına sahip Buford, Aralık'ta 9, Ocak'ta 11 sayı ortalamalarına sahip. Yahu kimdir bu Scalabrine, Buford, Vaughn denen adamlar? Kaç kişi tanır bunları dünya üzerinde? İşte Kidd'in mahareti burada. Dedik ya, adam oduna bile attırıyor. Peki Kidd beyefendi ne yapmış Aralık ve Ocak'ta? Aralık'ta 12 maçta 8-6-6-1'le oynayan Kidd (ki bu maçlarda sakatlıktan yeni döndüğü için 28 dakika ortalamayla oynadı), Ocak'ı 16-6-7-2'yle bitirdi. Son 10 maçında ise 17-7-9'la oynayan Kidd, Chicago'yu devirdikleri maçta 26 sayı, 13 ribaunt, 9 asist, 2 top çalma ve 1 blokla oynadı. Yani performans gittikçe yükseliyor, ki bu dönemde Lakers, Cleveland, Chicago (iki kez) gibi takımları yenmişlerdir…

Yetmedi mi? Şunları da ilave ediverin bir zahmet:

En İyi Birinci Takım: 1999-2000-2001-2002-2004
En İyi İkinci Takım: 2003
En İyi Savunma Beşi: 1999-2001-2002
En İyi İkinci Savunma Beşi: 2000-2004
7 kez All-Star
Yılın Çaylağı Ödülü: 1995 (Hill ile beraber)

………

Şimdilik bu kadar. All-Star arasının yaklaştığı şu günlerde iyi seyirler…


Not 1: Geçen yazımın yayımlanmasından bir gün sonra internette bir yazı gördüm. Buraya tıklayarak ulaşabileceğiniz yazıda, bu sene NBA'deki en önemli 33 şeyden bahsediliyordu. Bilin bakalım bir numarada ne vardı: LeBron... İşte yazının beni ilgilendiren kısmı.

1) LeBron James
In my opinion, this isn't even a debate right now: He's headed for 55 wins on a team with an overmatched coach, two decent starters, three role players and a bunch of stiffs. More importantly, he's reached "There's nothing on right now, maybe I'll flick on The Package and see if LeBron is playing" status -- which hasn't happened since MJ was playing in Chicago. Not only is LeBron the most talented young player since MJ 20 years ago, he's going to average a triple-double within the next 5 years. And he just turned 20. This is unbelievable.
Two questions remain ...
A. Over the past three months, have you seen anything to make you think that we're NOT watching someone in the early stages of becoming the greatest basketball player ever?
(Um ... no.)
B. And did you ever think we would see a player who combined the best qualities of a Young MJ and a Young Magic?
(Me neither.)

Vallahi bu yazıdan çalıntı yapmadım. Yaptıysam Allah cezamı versin. Çok ciddiyim. Belki Türkçe bilen varsa benim yazıdan aşırmıştır. Heh heh…

Not-2: Bizim çocuk o yazıdan kısa süre sonra iki tane triple-double yaptı. Bir kaç kez de etrafında gezindi. Aynen devam…

Not-3: Kapanış Murat Murathanoğlu ustadan:
"Belki hiçbir şeyi mükemmel yapmıyor ama her şeyi çok iyi yapıyor." (Kidd Hakkında)

kemalbudak@hotmail.com
3 ŞUBAT 2005, PERŞEMBE