Kareem

Uzun zamandır yazı yazmamanın neticesinde biriken gündemlere temas etmeden, bu sefer farklı bir şey yazayım. dedim. Geçende elime bir vesileyle Kerim Abdül-Cabbar'ın NBA'deki son sezonunu günlük şeklindeki notlarla yansıttığı kitabı "Kareem" geçti. Böylesine büyük bir oyuncunun kitabını sadece okumakla kalmayıp aynı zamanda özet şeklindeki bilgilerle de arkadaşların kitaptan istifade etmesini arzuladım. Kitabın Türkçesinin olmaması da, zaten olmayan basketbol literatürümüz için maalesef büyük bir kayıp. Hoş, milletçe sevdiğimiz futbolla alâkalı kitap sayısı da bundan birkaç sene evveline kadar bir elin parmaklarını bulmuyordu ya neyse.

Kerim'i yakından tanımasanız bile adını mutlaka duymuşsunuzdur. Ama yine de kariyeri hakkında kısa bir mâlumat vermeyi üzerime borç bilirim. 1947 New York doğumlu olan Kerim, liseyi New York'taki Power Memorial'de okuyup üç eyalet şampiyonluğu kazandıktan sonra, üniversiteyi UCLA'de (University of California, Los Angeles) bitirdi. 1967, '68 ve '69 yıllarının NCAA şampiyonluğunu, aynı yıllarda En İyi Oyuncu ödülünü kazanarak gerçekleştirdi. NCAA dörtlü finallerinde (Final Four) bu ödülü üç kez kazanan tek oyuncu olarak tarihteki yerini aldı. NCAA'deki dört sezon ortalamaları 27,7 sayı ve 16,7 ribaunttur. Şampiyon olduğu son üç senenin normal sezonlarında takım olarak (Bruins) 88 maçta sadece iki yenilmişlerdi.

Bu arada oradaki efsanevi koç Wooden'ın da Kerim'in hayatındaki yeri bambaşkadır. Peşi sıra girdiği NBA ise hikayemizin esas kısmını oluşturuyor. NBA'de arka arkaya oynadığı yirmi sezonda (1969-'70, 1988-89) attığı 38.387 sayıyla halen NBA'in En Çok Sayı Atan Oyuncusu ünvanına sahiptir.

Kerim bu yirmi sezonun altısını Milwaukee Bucks'da, 14'ünü LA Lakers'ta geçirmiştir. Altı şampiyonluk yaşamıştır (1971 Milwaukee, 80, 82, 85, 87, 88 Lakers). Altı kez de normal sezonda MVP ödülünü kazanmıştır (1971, 72, 74, 76, 77, 80). 1970'te Yılın Çaylağı ödülünü alırken, '71 ve '85'te Final MVP'si oldu. 19 kez All-Star seçilmesi, onun daha uzun süre bu rekoru elinde tutacağının göstergesidir. On kez All-NBA ilk beşine, beş kez de ikinciye seçilmiştir... Beş kez en iyi defans beşine, altı kez de ikinciye seçilmesi bu onur tablosunda ikinci planda yer alıyor, kulaktan dolma "Tembeldi, savunma yapmazdı" lafını taşıyıp duranlardan birine rastlamışsınızdır diye ekliyorum. 1996'da organizasyonun ellinci yılı kutlanırken ilân edilen NBA'in En Büyük 50 Oyuncusu'ndan birinden bahsediliyor olduğu, her zaman herkesin mâlumu olamıyor, mâlumunuz.

Normal sezonda ve playofflarda sahip olduğu diğer bazı 'daha az önemli' rekorlardan söz etmeye gerek duymuyorum. Onun yerine, yandaki tabloda görünen, özellikle MVP seçildiği ilk sezonlarındaki istatistiklerine bir göz atsak fena olmaz:

Sezon

Sayı

Ribaunt

Asist

Blok

1969-70

28,8

14,5

4,1

-

1970-71

31,7

16

3,3

-

1971-72

34,8

16,6

4,5

-

1972-73

30,2

16,1

5

-

1973-74

27

14,5

4,7

3,5

1974-75

30

14

4

3,2

1975-76

27,7

16,9

5

4,1

1976-77

26,2

13,3

3,9

3,1

Açıkçası tabloyu yorumlamaya pek gerek yok. İlk dört sezonunda NBA'de blok istatistiği tutulmadığı için bu bilgilerden mahrumuz. Ancak 1971-72'de tam mânâsıyla zirve yaptığını görebiliriz. Bu istatistiklere yaklaşık 4 blok ortalamasını da eklediğimizde, çok yönlü diye övdüğümüz Kirilenko'yu Kerim'in kapısında ondan “versatility” dilenirken görüyoruz.

Bunun haricinde bu bölüme ekleyebileceğimiz en önemli şey, Kerim'in sonraki yıllardaki sayı ortalamalarına nazar atfetmek olacaktır: 1977'den sonra sırasıyla 26, 24, 25, 26, 24, 22, 21, 22, 23, 17, 14 ve 10... Son sezonunun sayı ortalaması 10 olan sezonda Kerim'in 42 yaşında olduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım! (Bütün istatistikleri için tıklayın.)

Biraz da kitap

Kitabın geneline, Kerim'in anlaşılır ve vazıh üslûbu damga vurmuş. Son yılını günlük şeklinde tutması, olayların seyrini takip etmemizi kolaylaştırıyor.

Kitap 1988-89 sezonun hazırlık kampıyla açılıyor. Lakers'ın başında, bu yıl Miami'yi şampiyon yapan Pat Riley vardır. 1987 ve '88 yıllarında üst üste kazanılan iki şampiyonluğun ardından (ki bunu 80'li yıllarda başka başaran yoktur) takım, üçüncüsünü de kazanıp hem tarihe geçmek, hem de Cabbar'a güzel bir veda etmek arzusundadır... Bir parantez; Kerim Lakers'a 28 yaşındayken Milwaukee'den, dört oyuncu karşılığında takasla gelmiştir. Junior Bridgeman, Dave Myers, Brian Winters ve Elmore Smith ismindeki oyunculardan çok şey bekleyen Bucks genel menejeri, o yıllarda şöyle düşünmüştür: “Bu adamlar genç ve potansiyelli. Kerim ise 28 yaşına geldi. Kerim basketi bıraktıktan sonra bu adamlar hâlâ oynuyor olacak.” Ancak tarihin seyri bu şekilde gitmemiş ve bu dört oyuncunun hepsi de Kerim'den önce basketbolu bırakmıştır.

Dönelim 1988'e... O sezon Lakers çekirdek kadrosundan birşey kaybetmemiştir. Magic Johnson, James Worthy, Byron Scott, Abdül-Cabbar, A.C. Green, Michael Cooper, Mychal Thompson, Orlando Woolridge ve Tony Campbell'dan müteşekkil kadro derin ve tecrübelidir. Takımın çaylağı ise sonraki yıllarda hepimizin yakından tanıyacağı ve Tofaş formasıyla iki şampiyonluk kazanan David Rivers'tan başkası değildir. Kerim, sayfalar ilerledikçe takım arkadaşlarından sırayla bahseder. Bunu yaparken de arkadaşını bir şekilde kendisiyle irtibatlandırır.

O sezonun Veda Turu anlamına geldiğini herkes bilir. Bu yüzden gidilen bütün deplasmanlarda Kerim ayakta alkışlanır. Sixers maçında onu karşılayan, Doktor J'dir. Oakland'a gidildiğinde sahanın ortasında ödülünü Nate Thurmond'dan alır. Ezeli rakip Celtics bile Boston Garden'da oldukça sıcak bir veda töreni düzenler, öyle ki, Kerim bile buna çok şaşırır.

Aslında bütün bu merasimlerin, güzelliklerinin yanında, bir-iki de yan etkileri olur. Evvelâ her merasim en az yarım saat sürüyor ve bu hem Kerim'in hem de Lakers'ın konsantrasyonunu bozuyordu. Bir süre sonra Koç Riley bu törenlerin 10-15 dakikayla sınırlandırılmasını istedi, çözüm olmadı. Kerim bundan daha da olumsuz etkileniyordu. Bu olumsuz tesir, hem kısa vadede yani maç içinde, hem de uzun vadede yani sezonun ilk haftalarında etkisini gösteriyordu. Nitekim Lakers, sezona hızlı bir giriş yaptıktan sonra, bir ara üst üste sekiz maç kaybederek kendi rekorunu kırıyordu. Sekizinci maçın ardından Magic Johnson soyunma odasına hışımla dalıyor, bütün eşyaları yumrukluyor ve herkesin kendisine gelmesini istiyordu.

Kerim o anda bu veda hadiseleri sebebiyle takıma yeterince katkıda bulunamadığını, sezona fizik olarak hazır olsa da, zihinsel ve psikolojik olarak hazır olmadığını fark etmişti. İşte tam bu sıralarda bazı spor yazarları Kerim'in sene sonunu beklemeden hemen emekli olmasını istedi. Kerim bu eleştirilere cevaben şöyle dedi: "30-31 yaşımdan beri bazıları sürekli emekli olmam gerektiğini söyleyip duruyor. Eğer ben bu kişileri dinleseydim, Lakers'la yaşadığım beş şampiyonluğu göremeyecek ve 1985 yılında Final MVP'si ödülünü kazanarak En Yaşlı MVP ünvanına kavuşamayacaktım. Bu kararı verecek olan benim, onlar değil."

Medya ve kariyer

Kerim, medyayla olan mesafesinin lise ve üniversite yıllarından süregeldiğini, bunun çok da faydasını gördüğünü söylüyor. Gerçekten de, üniversitede John Wooden'ın bu konudaki katı tutumu sayesinde Kerim, basının karşısına fazla çıkmayarak yıpranmıyordu. Ama NBA'de durumlar farklıydı. Milwaukee'de yaşadığı şampiyonluğun aynısını Lakers'a gelir gelmez LA'e de yaşatması bekleniyordu. Oysa buradaki şampiyonluk, Magic Johnson gelene kadar yaşanmayacaktı.

Zaten Kerim Bucks'tayken de yanında, NBA'deki ilk uzun boylu oyun kuruculardan yıldız Oscar Robertson vardı. Sezonu triple-double ortalamalarla tamamlayan Oscar, Kerim'le birlikte West, Chamberlain ve Baylor'lı efsanevî Lakers kadrosunu durduruyordu.

Uzun lafın kısası, Kerim bu eleştirilere boyun eğmiyor, öte yandan da koç Riley ve o zamanlar Lakers yöneticisi olan Jerry West'le görüşerek süresinin artırılmasını istiyordu; çünkü o dönemde Kerim 20 dakika civarında süre alıyor ve son periyodda genelde kenarda oturuyordu. Riley'nin süre artırma sözü vermesi üzerine Kerim yeniden kendini sıkı bir çalışma temposuna alarak işine yoğunlaştı. O sene Lakers ligin en iyi derecesini Detroit'e kaptırsa da Batı'da birinci sırayı ve dolayısıyla saha avantajını ele geçiriyordu. Playofflara sonra değineceğiz, önce birkaç önemli nokta daha var...

Kerim hiç bir zaman çalışmaktan yılmayan birisi olarak tanımlıyor kendini. Daha doğru ifadesiyle, eksiklerini kapatıp kendini geliştirmeyi ihmal etmeyen birisi. 1983 finallerinde Sixers ve Moses Malone karşısında süpürüldükten sonra, 37 yaşında kendini ağırlık salonuna kapatarak ciddi miktarda kas ekliyor o yaz vücuduna, ve Moses gibi iri yarı pivotların itmesiyle hemen yoldan çekilmeyecek bir hale geliyor.

Kerim 2.18 boyu ve 130 kiloluk ağırlığıyla ideal pivot ölçülerinde olsa da, '80'li yıllarda bu ölçüler bir pivot için yeterli olamayabiliyordu; zira NBA'deki boy ölçüleri çok ciddi sınırlara gelmişti. 2.25'lik Manute Bol, ona yakın Mark Eaton, Ralph Sampson ve Kevin Duckworth gibi iri kıyım pivotlar bu durumu mecburi kılıyordu. '60'lı yıllarda 2.10'un altındaki Bill Russell pivot oynarken, '80'li yıllarda Magic Johnson Russell'dan iki-üç santim kısa boyuyla oyun kurucu, Russell'la hemen hemen aynı boyda olan James Worthy ise kısa(!) forvet oynuyordu. Gerçi şimdi Garnett, Nowitzki gibi oyuncularla iş iyice çığrından çıktı ama meselemiz bu değil. Emekliliğini isteyenler, 37 yaşındaki bu adamın daha bitmediğini haykırması karşısında bir cevap veremiyordu.

Medyayla alâkalı olarak Kerim'in yaşadığı bir başka önemli hadise de şuydu: 1980 finallerinde medyada genel kanı, ilk beş maçta 33 sayı ortalamasıyla oynayan Kerim'in, şayet Lakers şampiyon olursa, Final MVP'si olması gerektiği yönündeydi. Beşinci maçta ayağı burkulan ve o halde maçı tamamlayıp kazanılmasını sağladıktan sonra yürüyemez hale gelen Kerim, altıncı ve yedinci maçların oynanacağı Philedelphia'ya gitmiyor, maçı evinden seyrediyordu. 3-2 önde ama Kerim'siz ve güvensiz çıktıkları altıncı maçta harika oynayan çaylak Earvin Johnson (42 sayı, 15 ribaunt, 7 asist), serinin yedinci maça uzayacağını düşünen herkesi şaşırtarak işi bitiriyordu.

Altıncı maçın sonunda medyadan birisi, yedi yazar ve televizyoncuya baskı yaparak, MVP oylarını Magic lehine değiştirmeleri yönünde baskı yapıyordu; zira Final MVP'si ödülünün boş bir sandalyeye verilmesi, CBS televizyonu yayıncılarının işine gelmeyecekti. Kerim Los Angeles'ta kaldığı için, ödülün orada hazır bulunan birisine verilmesi daha münasip(!) olacaktı.

Daha sonra Kerim, bu hadiseyi ortaya çıkaran Bill Livingston'a minnettar olduğunu ifade ederken, ödülün Magic'e gitmesiyle alâkalı olarak da, bu durumu asla mesele yapmadığını ekliyordu.

Kerim sonraki yıllarda medyayla arasının daha iyiye gittiğini söylüyor; ama arada ufak tefek atışmalar da yaşanmıyor değildi. Meselâ, Kerim bazı maçlarda sezon ortalamasının biraz altında atsa, rakip takımın şehrinin yerel gazeteleri, pivotlarının Kerim'i nasıl madara ettiklerini yazarlardı... (Yukarıda bahsini geçirdiğim "Kerim tembeldir, savunma yapmaz" palavrası, şimdi size biraz daha anlamlı geliyor mu, acaba?)

Cevap

Bunun dışında kitapta dikkatimi en çok çeken hadiselerden biri de, Kerim'in Wilt'e (Chamberlain) yazdığı açık mektuptu. Kerim'in sezon ortası emekliliğinin tartışıldığı dönemde Doug Krikorian adlı gazeteci Wilt'e Kerim'in son sezonu hakkında bir şeyler sorduğunda, Wilt'in cevabı “Birisi hakkında güzel birşey söyleyemeyeceğiniz zaman hiç bir şey söylememelisiniz” oldu. Bunun üzerine, bahsedilen açık mektup devreye girer (özetini veriyorum):

Wilt Chumperlame'e Açık Mektup (Yanlış yazmadım, Kerim ona böyle hitap ediyor)
Kaç yıldır performansımı tenkid ediyorsun. Sen yaptıklarınla medyada görünemediğin için, benim yapamadıklarımla görünmeyi amaçlıyorsun. Evet sen büyük bir oyuncuydun, bir maçta 100 sayı atan, 33 maç üst üste kazanan Lakers takımında oynayan, 3-saniye koridorunun genişlemesini sağlayan birisin. O halde beni niye bu kadar kıskanıyorsun?
Önce NCAA'de Kansas'ta oynarken Russell'a finalde kaybettin. Halbuki şampiyonluğa kesin inanıyordun. Hakemleri, takım arkadaşlarını ve başka şeyleri suçladın. NBA'de de hep Russell'a karşı kaybettin. Üst üste 6-7 sene Russell'a karşı finalde kaybettikten sonra, nihayet 67'de şampiyon oldun. Her kaybedişinde takım arkadaşlarının kendin gibi yetenekli olamadığından ve hakemlerin gösterdiği kötü yönetimden dem vurdun. Ama ertesi sene yine finalde kaybettin.
Sonra Lakers'a kaçtın. Orada yetenek noktasında hiç eksiklik yoktu. Jerry West ve Elgin Baylor gibi efsaneler takım arkadaşlarındı. 69'da yine Russell'lı Boston ve ardından 70'te Knicks şampiyon oldu. 72'de ancak şampiyon olabildiniz.
88 finallerinde “Kerim beş sene önce emekli olmalıydı” dedin. Halbuki o zaman emekli olsaydım 85, 87 ve 88 yıllarındaki şampiyonlukları göremeyecek ve 85 yılında 38 yaşındayken NBA tarihinin en yaşlı final MVP'si olamayacaktım.
Ben basketbolu bıraktığımda arkadaşlarına yardım eden bir galip olarak, sen ise daime bir mağlup olarak hatırlanacaksın.

Değinilmeden geçilmemesi gereken bir başka nokta da Kerim'in Müslümanlığıdır. Çoğumuzun bildiği gibi, NBA'e girdiğinde adı Kareem Abdul-Jabbar değil, Ferdinand Lewis Alcindor'dur. 1 Mayıs 1971'de Müslüman olduğunu açıklar. Ama İslam'a dair tercihi üniversite yıllarına dayanır.

Bir keresinde evi yakılır. Bu durumu kendi ifadeleriyle söyle anlatır: "Hiç birşeyim kalmamıştı. Sahip olduğum herşey yanıp kül olmuştu. Kitaplarım, plaklarım, caz koleksiyonum, herşey! O an herşeyin fani olduğunu anladım. Sahip olduğum bütün servetin bir anda yok olup gitmesi bana dünyanın geçiciliğini iyice öğretti."

1989 yılında nisan ayına denk gelen Ramazan ile alâkalı olarak da, "Geçen sene Kur'an'ı baştan sona okudum. Bu sene de playofflara denk gelecek olaması nedeniyle belki hepsini okumak zor olabilir; ama deneyeceğim. Kur'an beni rahatlatıyor. Özellikle de Kamer, Neml ve Şuara sureleri" diyordu.

Sky hook

Kerim'in en meşhur hareketi ve aynı zamanda şutu olan sky hook'la alâkalı olarak bildiğim en önemli şey, bu kelimenin Chick Hearn tarafından bulunmuş olmasıydı. Yanılmışım. Kelimenin mucidi Eddie Doucette imiş.

Kerim bu hareketi, emekliliğinin yaklaştığı günlerde bile antrenmanlarda ciddiyetle çalışıyordu. Her ne kadar icat eden kendisi olmasa da, harekete en güzel şeklini vererek onu geliştiren ve zirveye çıkaran, ta kendisidir. Bu hareket aynı zamanda bir çok kişi tarafından “en zor ve etkilisi” olarak da tanımlanır; zira topu kafanızın çok üzerinden tek elle ve de adeta rastgele, füze ateşlercesine çıkarırsınız.

Bu harekete karşı yapılabilen verimli bir savunma falan da yoktur. Shaq ve Yao da dahil kimse durduramaz.

İnsanlar Kerim'i, sadece bu hareketiyle uzmanlaştığını iddia ederek küçümseyebilirler; ancak günümüzde Shaq başta olmak üzere bir çok pivotun doğru düzgün beceremediği bu hareketin, kullanılsa ne kadar öldürücü bir silah olacağının hâlâ farkına varılmadığı düşünüldüğünde, Kerim'in büyüklüğü burada da kendini belli ediyor. Düşünsenize Amare, Yao gibi adamların bu silahı kullnadıklarını.

MVP Amca'nın finalleri

Pek çok kez geldiği NBA finallerinin de Kerim'in hayatında ayrı bir yeri vardır. '80'li yılların NBA'ini Boston-Lakers rekabeti olarak özetleyebiliriz. 1984'teki final serisi sırasında Lakers takımı Boston'da otelde kalırken gece yarısı çalan yangın alarmları, Bostonluların Lakers'lıların konsantrasyonunu bozup onları uyutmamak için yaptığı bir numaradan başka birşey değildi. Aynı numarayı '83 finallerinde Sixers da uygulamıştı. Yine de o sene çok çekişmeli giden finaller yedinci maça kadar uzar ve Lakers bir sayı farkla kaybeder son maçı. 1959'daki Minneapolis Lakers'ı da dahil edersek, Lakers'ın Boston karşısında NBA finallerindeki dercesi 0-8'dir. Şeytanın bacağı nihayet '85 finallerinde kırılırken, Abdül-Cabbar da NBA tarihinin En Yaşlı Finaller MVP'si olur.

Yukarıda yarım bıraktığımız Veda Sezonu'nun ardından 1989 Playoffları başlar ve Lakers ilk turda Portland'ı, sonraki turda Seattle'ı ve Batı Finali'nde Phoenix'i süpürür. Finalde rakip Isiah Thomas ve Joe Dumars'lı Detroit'tir.

İlk maçın antrenmanı sırasında Byron Scott sakatlanır ve sezonu kapatır. Saha avantajı zaten Kötü Çocuklar'dadır ve bu sakatlık -kimse belli etmek istemese de- Lakers'ın moralini bozar. Ne de olsa Scott'un olmaması Lakers'ın her maç yirmi sayılık bir katkıdan mahrum olması demektir. Bu moralsizlikle oynanan ilk maç kaybedilir. İkinci maçın ısınma herketleri sırasında da Magic sakatlanır ve o da seriyi kapatır. Scott belki bir derece ama Magic Johnson gibi takımın hemen herşeyi olan bir oyuncunun, takımın beyninin sakatlanması Lakers'ı mahveder. Buna rağmen ikinci maçın son periyoduna 92-84 önde girerler. Ancak son periyodda 2/14 isabetle 13 sayı atarlar. Yine de maç 106-104 iken James Worthy serbest atışların ikisini de atsa eşitlik olacaktır; ama birini kaçırır. Isiah iki taktik faulü kaçırmaz ve 108-105 kaybederler.

105 sayı, amansız Detroit savunmasının o sene playofflarda yediği en yüksek sayıdır. Ama bu bile teselli veremez. Üçüncü maçta Magic'in de ısınma hereketleri yaptığını görünce herkes şaşırır ve Magic inanılmaz bir fedakarlık örneği gösterip kariyerini riske ederek maçın ilk beş dakikasında göstermelik bir şekilde oynar. Bu bile yeterlidir. Maçın son dakikasında Lakers 113-110 gerideyken çaylak David Rivers bir top kaptırır ve Laimbeer'in serset atışıyla maç 114-110 biter. Üçüncü maçın sonunda Kerim soyunma odasına giderken babası yanına gelir ve ona maç istatistik kağıdını verir. 24 sayı ve 13 ribaunt ile Kerim, 42 yaşında sezonun en iyi maçını çıkarmıştır. (Bu arada, bu istatistikleri şu an Garnett ve Duncan 27-28 yaşında yapıyor.) Son maç ise Worthy'nin 40 sayısına rağmen 105-97'lik bir mağlubiyetle biter.

Normal sezonun son maçında The Forum'da (Lakers'ın Inglewood'daki eski sahası) Kerim'e güzel bir sürpriz yapılır. Yönetim ve oyuncuların katkısıyla ona son model beyaz bir Rolls-Royce hediye edilir. Bu belki de daha önce örneği hiç görülmemiş bir şeydir. Hediyeyi takdim eden Magic şöyle der: "Yıllarca sen bizi sırtında taşıdın. Biz de sana, seni taşıyacak bir şey alalım , dedik."

Her sporcu gibi, Kerim'in de yirmi yıllık basketbol hayatı, final serisinin ardından sona ermişti. Sadece on yıllık dönemlere damgasını vuranlara inat, Kerim NBA'in tam 20 yılına damgasını vurmuştu. Basketbol yaşantısının yanı sıra Bruce Lee'nin öğrencisi olması ve birkaç Hollywood filminde rol alması, onun renkli yönlerinden sadece birkaçı olacaktı.

Kerim, gerek yetenekleri, sporculuğu ve azmi, gerekse de örnek karakteri, dinini yaşayışı ve sempatikliğiyle, parkelerde eşi benzeri bulunmayacak birisiydi. Günümüzde en iyi yıldızların bile çeşitli yönlerden istikrar sorunu yaşadığı bir dönemde, Kerim Abdül Cabbar gibilerini çok özlüyoruz.

11 KASIM 2006