POWERLESS RANKINGS (KASIM)

NBA takımlarını güç dengelerine göre sıralamak bana her zaman müşkül bir iş gibi gelmiştir. O yüzden de sıralama yapan uzmanları gıptayla seyretmişimdir. Öyle ya, güç dengeleri yakın olan takımları birbirleriyle kıyaslamak, yendikleri-yenildikleri takımların gücünü hesaba katmak, form durumlarını ve derecelerini göz önünde bulundurmak ve gelecek haftaki maçlarını da değerlendirmeye almak gibi faktörler arasında sağlıklı bir sıralama yapmak zor olsa gerektir. Şimdilerde bu işin birçok sitede rastlanılabilen türden basit bir şekle bürünmesi, benim de kendi meşrebimce bir tane yapma hevesimi doruk noktaya çıkardı. Mevcut haftalık sıralamaların yanı sıra benden de aylık bir sıralama gelse herhalde pek göze batmaz.

İlk ayki sıralamalar, içinde en çok sürpriz galibiyet barındıran sıralamalardır kanaatimce. Dolayısıyla lige hızlı giriş yapıp da sonradan çakılan takımların ilk ayki sıralamaları hep parlak olagelmiştir. Biz de mümkün mertebe bu sıralamayı yaparken, gelecek aylarda yükselişe veya düşüşe geçme ihtimali olan takımları göz ardı etmeyeceğiz. O halde vira bismillah...

1. Los Angeles Lakers (14-1): Geniş ve tecrübeli kadro, birbirini gayet iyi tanıyan oyuncular, bir süper yıldız, bir normal yıldız, bir geleceğin yıldız adayı, bir çok yönlü oyuncu, bir her türlü pis işi yapmaya hazır oyuncu, bir görmüş geçirmiş ve takıma ağabeylik edecek oyuncu ve iki-üç tane gayet iyi şutör ve kazanmanın derununda yatanları bilen bir koç... Netice? Şampiyonluk için her türlü bileşen mevcut görünüyor; ama şu anki iyi durumlarında, Batı’daki bazı güçlü takımların da çeşitli sebeplerle havalarını bulamamaları sebebiyle kötü oynamalarının payı büyük. Yine de Sezar’ın hakkı Sezar’a...

2. Boston Celtics (16-2): Geçen seneye göre daha yavaş başlayacaklarını düşünüyordum; ama herkese bazı şeyleri unutturmamak gerektiğini düşündüler galiba. Bu sene de sonuna kadar gidecek güce sahipler; ama her şey biraz ne kadar isteyeceklerine, biraz da 23 Numara’ya bağlı. Yine de Posey aranacaktır.

13. Cleveland Cavaliers (14-3): Sezon başlamadan evvelki MVP adayım kuvvetli adımlarla yoluna devam ediyor. Ayrıca Doğu’da Ayın Oyuncusu ödülünü de cebe koydu 23 Numara. Şu an Shaq-Jordan karışımı ve tamamen kendine has bir dominantlık sergiliyor. Atletik açıdan sadece NBA’de değil, en yetenekli sporcular açısından ilk üçe koyabileceğim birisi LeBron. Oscar Robertson gibi 42 dakika üzeri süre verilse ve istatistiklere önem veren birisi olsa her maç triple-double yapabilecek bir kapasitede şu an. Takım olaraksa, hücumda artık sadece tek bir kişinin eline bakmıyorlar. Mo Will kadar, West de sağlam bir katkı yaptı şu ana kadar. 

4. Orlando Magic (13-4): En iyi iki şutörünüz sezona düşük yüzdelerle başlıyor, takım rotasyonunda dört sakat oyuncunuz bulunuyor ve takım lideriniz sadece yüzde 50 civarlarında serbest atış isabeti yakalıyor; ama siz buna rağmen ligde en iyi dereceli dördüncü takım olmaya devam ediyorsanız, hakikaten de dördüncü sırayı (şu an için bile olsa) hak ediyorsunuz demektir. Orlando için şu an tek problem, insanları “contender” olduklarına henüz ikna edememiş olmaları.

5. Portland Trail Blazers (12-6): Sorunlarla boğuşan pek çok Batı takımı arasından sıyrılıp üstlere çıktılar. İlk dört takım arasında sadece bir tane Batı takımının bulunması, zaten Batı takımlarının bu seneye sorunlu başladığının bir diğer göstergesi. Kadrolarının derinliği hoşuma gitmekle birlikte, ne kadar faydalı olursa olsunlar Outlaw ve Blake gibi oyuncuların, Bayless, Frye ve Rodriguez (ve hatta Fernandez) gibi oyunculara nispeten çok daha fazla süre almaları bana adil gelmiyor; zira bu üçü garbage time player olmayacak kadar iyiler bence.

6. Denver Nuggets (12-6): Batı’da playoff resmi dışında kalmaları beklenirken, Billups’ın da gelişiyle “fırsattan istifade” deyip yukarılarda yer buldular. Billups takası aynı zamanda Iverson’ın iki sene evvelki gelişinin de yanlışlığını ortaya koymuş oldu, netice itibariyle. Nene-KMart ikilisi şu an ümit edilenin üzerinde. Camby’nin yokluğu çok koymamış gibi gözükse de, şampiyonluk denen nimetten bir seviye aşağıdalar hala.

7. Atlanta Hawks (10-6): Josh Smith olmadan bile bu noktaya gelmeleri gayet güzel. Gerçi yokluğunda bir süre bocaladılar; ama lige tutunuyorlar. Mike Bibby ara sıra eski günlerinden kesitler sunuyor. Bu sene Marvin Williams’tan umutluyum. Kendisi yazın çalıştığını söylüyor. İnanmaktan başka çaremiz yok.

8. Houston Rockets (11-7): Bir önceki yazımda belirttiğim şampiyonluk adayı dört takım (Lakers, Celts, Cavs, Hornets) arasında yoktular; ama Hornets’ın düşündürücü performansı sebebiyle dördüncü olarak alabilirim onları. Bu aralar yüzde 50’yle oynadıklarına inanıyorum. Tam kapasiteye ulaştıklarında (gerçekten mümkün mü bilmiyorum, bu kadar sakatlık ve problem delisi oyuncu arasında) bize güzel playoff serileri izlettirebilirler. Bu takımın sezona hızlı girmemesi mantıklı bir politika...

9. Utah Jazz (11-7): Bir ara Boozer, D-Will ve Okur olmadan oynuyorlar; ama yine de kazanıyorlardı. Çok sevdiğim; ama bir o kadar da acıdığım (zira önünde Okur-Boozer-Kirilenko gibi uzunlar var) Paul Millsap, fırsat verildiğinde neler yapabileceğini cümle âleme gösteriyor; ama Boozer dönünce maalesef yine kısıtlı dakikası olacak. Utah’ın 10 kişilik, çok sağlam ve bir o kadar da şampiyonluk kovalayan takımlarda olması gereken türden, derin bir kadrosu var. Okur-Boozer ikilisi fazla blok katkısı yapamasa da Kirilenko-Millsap ikilisi biraz olsun bu açığı kapıyor. Üçüncü gard Brevin Knight’ın daha bir iki sene evvel Bobcats takımında ilk beş çıktığını hatırlatmak isterim.

10. New Jersey Nets (9-7): Her ne kadar dereceleri Suns, Pistons ve New Orleans’tan düşük olsa da, bu sırayı fazlasıyla hak ettiler. Gelişeceğini tahmin ettiğim; ama bu kadar da gelişeceğini aklımın ucundan geçirmediğim Devin Harris (Cuban kafanı duvarlara vuruyor musun?) önderliğinde Cinderella sezonu geçiriyorlar, playoff yapamaz diyenlere inat. O değil de, Yi, Lopez, Swift, Boone, Williams gibi bir sürü pota altı oyuncusuna sahip (Nenad Krstic’in de Avrupa’ya gitmesine göz yumdular) Nets’in rakiplerinden daha az ribaunt alması aklımı karıştırıyor. Bu arada Nets, Harris’in 47 sayısının anısına 47 dolarlık biletler satıyor sahaya yakın sayılabilecek mevkilerden. Meraklısına...

211. San Antonio Spurs (9-7): Geçenlerde okuduğum bir yorumda, Spurs’un playoff yapamayacağından bahsediliyordu ince hesaplar eşliğinde. “Parker ve Manu şu kadar maç kaçıracak”, “onlar olmadan Spurs bilmem ne kadar maç kaybedecek”, “geldikten sonra da uyum süreci vs. derken kaybetmeye devam edecekler” gibisinden yorumlarla teori ispatı içine girmişlerdi. Derken Manu tahmin edilenden erken döndü, Parker da yeniden parkede ve o yorumcuya bir kötü haberim daha var: Manu ve Parker olmadan 9-6’lık bir derece elde etti Spurs. Galiba birileri, sinekten yağ çıkaran Popovich faktörünü (bir kez daha) hesaba katmayı unutmuştu. Bu arada Roger Mason ve George Hill gibi iki isimsiz oyuncu, çok büyük işler yaptı. Bilhassa canlı seyrettiğim Utah maçında Roger Mason’un üçlük şovu harikaydı ve üç çeyrekte Utah’ın işini bitirdiler. Bu arada 27 Şubat Cuma gününe biletimi şimdiden aldım. Doğu yakasından bir takım geliyor AT&T Center’a. Sakatlık falan olmazsa 23 Numara’yı seyredeceğiz o gün inşallah.

12. Detroit Pistons (10-6): Güvenilmez bir koç ve bu senenin feda edilebileceği manasına gelen bir takasın ardından, Detroit ortalığın sakinleşmesini bekliyor. 2010 Serbest Oyuncu piyasası zırvalığı rüzgarına kendilerini kaptırdıkları aşikâr. Bugünün kıymetini bilmeyen, bugününden şimdiden ümidini kesmiş bir takım izliyoruz. O çok güvenilen “yarınlar” geldiğinde, bugün konumdan better değil de beter bir durumda olmak da var hesapta. Stuckey, Maxiell, Amir ve Afflalo gibi oyuncuların daha ciddi süre alma vakitleri geldi de geçiyor bile. Detroit, elinde kalan son atımlık barutu en az iki ya da üç sene daha verimli kullanabileceğinin şuurunda değil. Vaka ümitsiz olunca radikal tedbirler yerine bazen pansuman çözümlerden medet umuluyor. Bakalım nereye kadar gidecek.

13. Phoenix Suns (11-7): Burhan Altıntop gibi başlayalım: “Çok üzülüyorum ben bunlara ya!..” Phoenix şu an tam anlamıyla Araf’ta kalmış bir takım. Ne deve, ne kuş olabiliyorlar. Nadiren 10 asistin altına düşen Nash’in, artık “arada bir” 10 asistin üstüne çıktığı maçlar seyrediyoruz. Bir-iki maçlarını seyrettim TNT’den ve savunmalarının hiç de kaydadeğer bir gelişim göstermediğini müşahede ettim. Sadece hızlı tempo ile set hücumu arasında kararsız kalmış bir yapıdalar. Amare’nin hücumda daha korkutucu olacağını düşünürken, kendisinin sadece arada bir saman alevi misâli parlaması bir şeylerin ters gittiğinin işareti. Shaq, şu an iyi gidiyor; ama Nash bu sisteme alışamadı. Barbosa da bu sistemle birlikte kilitlendi kaldı. Eldeki oyuncuların hepsinin Shaq hariç hızlı hücuma uyduğu bir sistemde Suns’ın set hücumunda ısrar etmesi, Nash’in kariyerini şampiyonluk yaşamadan bitireceği manasına geliyor.

14. New York Knicks (8-8): Sıralamayı yaparken takımların güç dengesini çok da göz önüne almadığımı belirtmek isterim. Zaten o yüzden sıralamaya “Powerless Rankings” adını verdim. Benim için önemli olan güç-performans dengesi. Mike D’Antoni önderliğindeki Knicks takımı, sevmediğim bir camiaya mensup olmasına rağmen, sempatimi kazanmayı başardı. Son yaptıkları takasa kadar bu sempati daha da üst düzeydeydi. Hücuma dayalı basketbol felsefesi, zaten savunma yapamayan takım için son çareydi ve şimdilik tuttu. Crawford’u vermeleri hoş kaçmadı. Yine de Wilson Chandler, Lee, Nate ve Duhon önderliğinde playoff kovalayacaklar son ana kadar. Bu arada başarılı da olsalar başarısız da olsalar gündemde kalmayı başarıyorlar. Bu sefer de 2010 rüzgarı ve Marbury meseleleri baş ağrıtacak gibi duruyor.  
 

415. New Orleans Hornets (9-6): Şu ana kadar beni hayal kırıklığına uğratan takımlardan bir tanesi olarak göze çarpıyorlar. Chris Paul (Batı Konferansı ayın oyuncusu) şiir gibi oynuyor; ama ona ayak uydurması gerekenler henüz istenen kıvamda değil. Paul, bu oyunu en basit; ama en verimli seviyede oynayan oyunculardan birisi. Geçende bir maçlarını izliyordum, Paul 6-7 hücum üst üste topu her getirişinde ya asist yaptı ya da sayı attı. Hiç kendisini zorlamadan, doğru yerde ve doğru zamanda doğru hareketi yapıyor. Öte yandan Posey şimdilik aldığı paranın hakkını verse de, Posey’den beklenen mükemmel bir takımın son eksik parçası olması. Halbuki, daha geçen seneki oyunlarının fersah fersah uzağındalar. Gelecek haftalarda düzeleceklerini umuyorum.

16. Miami Heat (8-9): Belki Miami’ye daha aşağılarda yer biçeçekler olacaktır; ama doğru düzgün br oyun kurucusu ve pivotu olmadan bu noktalara gelmesi de bir başarıdır bu takımın. Dün gece Golden State’i uzatmalarda da olsa deplasmanda yenip yeniden yüzde 50 seviyesine geldiler. Sene başındaki Yılın Çaylağı adayım olan Beasley, şimdilik yarışın gerisinde kaldı. Savunmadaki zaafları neticesinde bench’ten gelerek katkı yapmaya başladı. Marion da kötü başladı. Wade MVP kalibresinde sağlam istatistikler yakalasa da kaderi şimdilik Bosh’unkine benziyor. Bakalım Marbury söylentileri doğru mu?

17. Chicago Bulls (8-9): Takımın daha kötü başlaması bekleniyordu, fena değiller. Derrick Rose’dan bu kadarı beklenmiyordu; ancak fazlasıyla iyi şu ana kadar. Yılın Çaylağı yarışmasında en önde gidiyor. Şimdiden bazı istatistiklerde Jordan’la birlikte anılmaya başlandı (çaylak yılında ilk bilmem kaçta sürekli çift haneli sayılara ulaşmak gibi her ne kadar “gudik” bir istatistik olsa da). Chicago’nun bence esas sıkıntısı, oyuncuların performanslarındaki dalgalanma. Double-double yapan bir Gooden’ın öbür maçta yokları oynaması, Ben Gordon’un bir maç 20’li, bir maç 10’lu sayılarda gezinmesi, Tyrus Thomas’ın bir maç için herkese ümit verip sonraki maç ortalardan kaybolması adiyattan sayılır hale geldi, ki bir takım için en tehlikeli şeylerden birisi de budur. Bu yüzden daha iyiye mi yoksa kötüye mi gideceklerini kestiremiyorum.

18. Toronto Raptors (8-8): Yüzde 50’lik galibiyet yüzdelerine rağmen, benim sıralamamda yüzde 50’nin altına düşmelerini şöyle izah edeyim müsaadenizle: Bir süperstar mertebesine yükselmiş oyuncunuz, eski bir All-Star’ınız (Jermaine), All-Star çapında oynayan bir oyun kurucunuz (Calderon), üst düzey iki şutörünüz (Parker ve Kapono), angarya işlerin altına girmekten yüksünmeyen bir işçiniz (Moon) ve boyuna rağmen güzel bir şutu bulunan bir oyuncunuz (Bargnani) olmasına rağmen hala bu seviyelerde geziniyorsanız çok da başarılı olduğunuz söylenemez. Bu takımdan beklentiler yüksek ve Avrupa kökenli Parker ve Solomon, takımın en yaşlı oyuncuları olarak bu genç takımı Jermaine ile birlikte güzel günlere taşımaları lazım. Jermaine ismi son cümleye gitmedi; idare ediverin.

19. Dallas Mavericks (8-8): Geçen seneki ev sahibimi daha düşük bir yerlere koyacaktım; ama son zamanlardaki çıkışlarını da göz önüne aldığım ve Kidd gibi çok sevdiğim bir oyuncuya kıyamadığım için bu sırayı layık gördüm kendilerine.  Kidd geçen seneden bile iyi oynuyor. Sırf bu seneki şut yüzdeleri bile kariyer ortalamasının çok üstünde ve her maç yine triple-double sularında geziniyor. Tabii ki bu bazı şeyler için yeterli değil. Üç sene önce NBA finali oynayan bu takım, kadrosunda çok büyük değişikliklere gitmemesine rağmen, üstüne koyamadı. Bunda Batı’da çok ciddi şekilde güçlenen bazı takımların da rolü büyük. Belki de en büyük hataları, zamanın getireceği tecrübeden medet umup, eksik bölgelere takviye yapamamaları oldu. Üstüne, franchise’ın yüzü olabilecek bir oyuncuyu da kaybettiler. Şu anki halleriyle playoff resminin dışındalar ve içeri girmek için dışarı itecekleri bir takım göremiyorum. Çok ufak bir ihtimal Denver veya yine tecrübesizliklerine kurban giderlerse Portland olabilir. Yine gayet uzak üçüncü bir ihtimal de, birkaç oyuncusu sezonu erken kaparsa Houston olabilir. Tabi şu an bunları konuşmak için erken.

20. Indiana Pacers (6-10): Danny Granger’ın devam ettireceği tahmin edilen gelişiminin tahakkuk etmesi ve Marquis Daniels sürprizi dışında dişe dokunur pek bir faaliyetleri yok. Mike Dunleavy’nin bir gün gelip de mumla değil projektörle aranacağını aklımın ucundan geçirmezdim. Öte yandan basketbol kültürü apayrı bir seviyede olan Indiana takımının Tinsley hadisesini halletmede şu ana kadar gösterdiği beceri de (en azından adamı bench’e oturtup oyuna gir diye yalvarmıyorlar), New York başta olmak üzere, oyuncularıyla başı dertte olan her takıma örnek teşkil etmeli. 

 

321. Milwaukee Bucks (7-12): Fantezi Liglerde son raundlarda almak için oyuncu tavsiyesi isteyenlere hiç düşünmeden tek bir oyuncu ismi veriyordum: Ramon Sessions. Bu adamı tavsiye ettiğim kişiler, “İyi de önünde Ridnour ve Lue,” var diyordu. Cevabım ise, “Her ikisinin de kaç senedir nasıl birer oyuncu olduklarını biliyoruz. Savunma felsefeli bir koçun da, Amerikalıların deyimiyle “Masa-sandalye bile savunamayacak durumda olan Ridnour’a,”  “mebzul” miktarda süre vermeyeceği aşikardı. Kaldı ki Nisan ayında da olsa Sessions bir maçta 25 asist yapmış, ardından o ay içinde 9 asist ortalaması tutturmuştu. Öte yandan sezonun bir başka sürprizi Luc Moute’yle, artık patlama yapmasını beklediğimiz Villaneuva ile ve takımın temel taşı olan Jefferson-Redd-Bogut üçlüsüyle ve elbette gelişen savunmalarıyla Bucks takımı sempati duyduğum ve üst sıralara doğru yol almasını ümit ettiğim bir takım durumunda halihazırda.

22. Philadelphia 76ers (7-10): Açık ara şu an en çok hayal kırıklığı meydana getiren takım... Bir şeyler söylemek için erken belki; ama biz de zaten şu na kadarki performansı eleştiriyoruz. Doğu’da şu an için playoff potasının dışında gözüken Toronto, Indiana, Chicago, Milwaukee ve Philadelphia takımlarının hepsi de playoff yapsa şaşırmayacağım takımlar ve yapmaları gayet mümkün (Bu cümleyi araya sokmak iyi olmadı gerçi).  Brand’in nokta transfer olmasında hemfikir; lakin istikrarlı ve güvenilir bir dış atıcıları olmadığı müddetçe Brand’in nokta transfer olmasının bir anlamı kalmıyor; çünkü dışarıda ceza kesen biri olmadıkça, herkes içeri gömülü müdafaa yapmaya devam edecektir. Thaddeus Young da, Granger-Gay türü bir oyuncu potansiyeli vaat ediyor.

23. Charlotte Bobcats (5-11): Üç sene kadar önceki bir yazımda gelecekte Lebron-Wade-Carmelo-Amare-Dwight beşlisi lige hakim olacaklar dediğimde, bir basketbolsever, “Okafor’u niye saymadın?” demişti. O zaman için ne cevap verdiğimi tam hatırlamıyorum; ama Okafor’un yıldız olsa bile süper yıldızlık potansiyeli bulunmadığından söz etmiştim. Zaman bizi haklı çıkarsa da, aynı zaman gün geçtikçe Bobcats aleyhine işliyor. Şimdilerde sıkça geçen Richardson-Kaman takası gerçekleşir mi bilemem; ama eli yüzü düzgün tek şutörün takımdan gönderilmesi intihar süsü verilmiş cinayet gibi duruyor. Brown, bu takımı uzun vadeli olarak endekslemeli başarıya ve buna da herkesi inandırmalı. Tabii inandırabilirse!..

24. Golden State Warriors (5-12): Batı’da bu sene ara-sıra iyi işler çıkarsa bile paspas olmaya namzet epey bir takım var ve Warriors bunların başını çekiyor. İtiraf etmem gerekirse kadroları tam NBA Live 2009’da yapacağınız türden fantezi bir kadro. Dört tane atıcı (Crawford, Jackson, Maggette, Monta Ellis), yanlarında her sene üstüne koyan ve şut atmasına pek fırsat kalmayacak bir pivot (Biedrins) ve yine bulduğunu potaya gönderme kabiliyeti bulunan yedekler Morrow ve Azubuike ile üzerinde kesinlikle oynanması gereken bir takımları var (!) Şutları girdiği takdirde her takımın canını yakabilirler; ama savunma yapmadıkları sürece de herkese yenilebilirler. Şimdilik ikinci seçenek ağır basıyor.

25. Sacramento Kings (5-14): Kesinlikle daha yukarıda bulunmaları gereken bir takım... Pota altı deseniz Miller ve Hawes gibi oyuncuların yanı sıra Thompson ve Moore gibi ortalama üstü oyuncuları var. Kevin Martin’in kalitesi belli, Salmons, Martin’in yokluğunda skor yükünü çekiyor, Garcia tam bir görev adamı, hem de şutu da var. Udrih de iç güveysinden hallice. Bu tablonun karşılığı bu derece olmamalı ve Martin’in dönüşünden sonra bu takım maç kazanamamaya devam ederse, Reggie Theus, kovulacak bir diğer koç olabilir.

26. Minnesota Timberwolves (4-11): Al Jefferson ve Mike Miller tamam; ama Foye istikrarlı bir katkı vermek zorunda. Gomes ve Love da oyunlarını bir üst kademeye taşıyıp, seneye güzel bir oyuncu seçerlerse, gelecek sene için daha iddialı bir konuma gelirler. Telfair de bu arada hâlâ basketbol oynamamaya kararlı gözüküyor. Ee, kimin kuzeni... Bu arada basit bir “trivia” sorusu: Bu takımın kaptanı kim? Durum hemen tahinlerinizi sıralamayın, zira nasıl olsa karavana olacak. En iyisi ben söyleyeyim: Kevin Ollie.

27. Los Angeles Clippers (3-13): Bu takımın başından eksik olmayan bir talihsizlik var; ama hadi hayırlısı. Ne yapsalar ters tepiyor. Gerçi tam ellerinden birilerini kaçırdıklarında, başka birilerini ele geçiriyorlar; ama Melekler Şehri’nin “öteki”si olmaktan kurtulamıyorlar. Neredeyse bedavadan Randolph geldi ellerine. Şimdi Kaman’ı takas edebilirler; ama benim esas merak ettiğim konu Eric Gordon’un nasıl bir gelişim göstereceği.

28. Washington Wizards (2-12): Eddie Jordan’ı gönderip muradlarına erdiklerine göre çıkışa geçebilirler. Ne ki, playoff trenini yakalamak için geç kalınmış da olabilir. Yine de Butler-Jamison önderliğinde bu aydan itibaren onur mücadelelerine başlayacaklardır. Bir takımın en tehlikeli anı kaybedecek bir şeylerinin olmadığını anladıkları zamandır. Dirilişlerine mi yoksa çöküşlerine mi şahit olacağız bakalım...

29. Memphis Grizzlies (4-13): Mümkün mertebe çaylaklarını geliştirmeye baksınlar bence. Mayo ve Gasol tonla süre alsın, Gay, Batı yakasının Granger’lığına soyunsun, Warrick Milicic’ten daha fazla süre alsın ve Haddadi bir sakatlığı yoksa oynama süresi bulsun. Madem oynatmaycaktınız niye aldınız? Sanki playoff iddianız mı var? Jaric, Milicic, Walker ve Buckner gibi adamların yerine tecrübesiz oyuncularınızın tecrübesini artırın. Ha bir galibiyet fazla, ha eksik.
5 30. Oklahoma City Thunder (2-16): Gelecek vaat eden oyuncularına rağmen bana nedense gereksiz bir takım gibi geliyorlar. Bunda biraz da eski şehirlerini küstürerek gelmelerinin de rolü olsa gerek. Geçende bir arkadaş odaya “tandır” koymaktan bahsedince, aklıma bu takım geldi. Zaten başka türlü de gelmiyorlar akla. Bu sene de dahil en azından üç-dört seneye ihtiyaçları var. Westbrook ve Green’in üzerinde en az Durant kadar durulmalı.