Batuhan KAYHAN

NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


NBA WALLPAPERS

COURTSIDE

Basketbol Seyircisi(!) - 2

batuhankayhan@gmail.com
5 OCAK 2006, PERŞEMBE

Bir önceki yazımızda yanlış yanardağı patlatmamak gerektiğini, sağlıklı kurulacak bir piramit ile sağlıklı bir basketbol ortamının ülkemizde gerçekleşmesinin ütopik olmadığını dillendirmiştik. Sağlıklı basketbol ortamını maddeleyip "neler yapılabilir"i inceleyelim;

-- Seyircinin, takımlarına basketbol ortamında destek verdiğini hissettiren bir yapı

-- Seyircinin kendi takımının bünyesi ve atmosferinde basketbol zevkini yaşaması

-- Kulüplerin, yukarıdaki maddeler ışığında sıhhatli destek almaları ve para kazanmaları

-- Kulüp-seyirci sinerjisinin, federasyon ve sponsorları tetikleyerek bu ortamı güçlendirmesi

 “Neler yapılabilir”de istemesek de müessese ve kulüp takımları olarak ayrım yapmak gerekiyor. Çünkü iki farklı kültürün ortak paydada buluşması için çözümlerde bu ayrıma dikkat edilmeli.

Müessese kulüplerinde yapılacak en akılcı işlemlerden biri, güvenilir bir proje ile ülke genelinde pilot bölgeler seçip orada sponsor takımları kurmaktır. Bu, üst düzey spor müsabakalarına aç bölgeyi motive edecek ve takıma sahiplenme konusundaki dezavantajları yok edecektir. Yine de bazı dezavantajlar olacaktır. Şöyle ki;

1- Büyük şehirler harici bölgelere üst düzey yabancı oyuncu gelme şansının az olması. Mamafih ligimizde 10 tane Bologna ayarı takım istemediğimize göre çok da büyük problem değil. Ama rekabet için dezavantaj.

2- Sponsorun mali desteği çekme kararı... Misal; Eskişehir bölgesinde kurulacak pilot takımın şehir insanıyla buluşması sonrası bu ortamın bir anda yok olması oldukça üzücü olacaktır. Kısmen de olsa bu Tofaş'ta yaşandı. Bu konuda en baştan işler sıkı tutulmalı. Kulübün kendi yağında kavrulmasını sağlayacak sağlıklı bir sistem bu riski azaltabilir.

Efes dahi örnek olamadı

Mevcut müessese kulüpleri ise adım atmakta oldukça gecikmiştir. Şahsen oldukça yakından takip ettiğim Efes Pilsen bu konuda tam bir hayalkırıklığı yaratmıştır. Oysa ki 1995 yılında Ayhan Şahenk Salonu ile bütünleşme tarzı bir hamlede bulunmuşlardı. Özellikle 1994-1999 arasında kendine has seyirci profilini --tribünlere yönelik hiç bir harekette bulunmamasına rağmen-- yaratmıştır. Butik ama etkili bir salon, merchandise üretimi ve pazarlaması, taraftarı kulübe ait hissetirecek hamleler (üyelik, kombine bilet uygulaması vs.) ciddi olarak gündeme gelmeyince yavaş yavaş bu profil eridi.

Neden bahsettiğimi merak edenler, 1994 TBL Finali'ne bakabilir. Ülker-Efes maçında Abi İpekçi'de 10 bin kişi vardı. Ne yazık ki geçtiğimiz periyodda lokomotif görünümündeki Efes ve Ülker, fabrikasyon bayraklar, çevre okullara davetiyeler gibi uygulamalar haricinde bir adım atmadı.
Fabrikasyon hamleler ve bedava seyircinin bahsettiğimiz projelere balta vuracağını söylemeye sanırım gerek yok.

Kaybedilen dönem için üst düzey Euroleague maçlarının promosyonu yapılmalı ve kaybedilen profil ve basketbola hevesli genç kuşak tekrar kazanılmalıdır. Dream Team maçlarındaki Abdi İpekçi atmosferini yakalasalar, bir başlangıç olabilir.

Bir de, Abdi İpekçi'deki seyirci azlığı görünmesin diye konan paravan kepazeliği kalkmalı. Bu, teslimiyetin bir kanıtı gibi her maç gözümüze sokuluyor.

Kulüplere öneriler

Kulüp takımlarında ise bir kaç kımıldanma mevcut. Beşiktaş kâfi kapasite ve mevkide bir salona sahip. Fenerbahçe yakın bir zamanda merkezi bir bölgeye salon inşaatına başlayacak. Galatasaray'ın ise derdi başından aşkın.

Kulüp takımlarının öncelikle nasıl bir fırsatı kaçırdıklarını görmeleri gerekir. Müessese klüplerinin en az iki-üç adım önündeler çünkü bir taraftar bağlılığı ve topluluğu yaratmak zorunda değiller. Tek yapmaları gereken, geniş bir havuzdan bahsettiğimiz ortama uygun kişileri cezbedecek seçenekleri sunmak. Birkaç maddede açıklarsak;

-- Kulüp takımı taraftarı için 'maçın oynandığı yer' önemli. Bu açıdan salon şart. Kendi takımından başka her şeyi ifade eden Abdi İpekçi türevi yerlerde oynamak motive etmeyecektir. Gördüğü zaman heyecanlanacağı, girdiği zaman takımını koklayacağı, gaz tâbirle bir 'mâbed'e ihtiyacı var. Burası adeta onun evi gibi olacak. Haliyle, evindeki gibi rahat olmalı. Oturacağı yer belli olmalı, yer bulamam endişesiyle maça gitmekten vazgeçme ihtimali olmamalı, girişte eziyet çekme kaygısı olmamalı, evine girdiği gibi rahatça gireibilmeli... İçerde sıkıntısı olduğu zaman danışacağı birileri hemen yakınında olmalı.

-- Kulüp takımı taraftarları, bu bağlılığı deklare etmeyi ve bununla övünmeyi seviyor. Bu da merchandising için bulunmaz bir fırsat. Taraftarın bu talebini maksimum seviyede karşılamak gerekir. Elbette ki bunu sahadaki başarı ve başarılı tasarımlarla harmanlamak gerekir. Şahit olduğumuz üzere semt pazarı kalitesindeki mala takım adını/armasını basıp taraftarı yolmaya çalışmak samimiyetsizlik olur.

-- Kulüp ve basketbolun ortak payda olduğu mesajı iyi verilmeli. Bu, sahaya her gelenin basketbol gurusu olması anlamına gelmez. Ama sahaya her gelenin bu birlikteliğe saygı göstermesi asgari şart olmalıdır. Güvenlik, fiyatlandırma ve uygulamalarda buna dikkat edilmelidir. Açacak olursak: Saha içi güvenliğin içeride değil, maça girmeden sağlanmasının doğru olduğunun bilincinde olmakta fayda vardır. İçeri giren potansiyel sorun çıkartıcı taraftarı durduramazsınız. Fakat biletindeki veya kombinesindeki yere oturmayan birine çok rahat müdahale edersiniz. Zaten bu gözetimden haberdar olan ve belirli bir rakam vermiş biri, kendini kontrol etme zorunda hissedecektir. Elbette burası İskandinavya ya da Kanada değil. Tribünde oturan kişilerden Budist rahipleri sakinliği beklemek gerçekçi olmaz. Bu, ülke insanının genel yapısına da ters. Fakat etrafa ve ortama zarar verici yönlerini köreltecek adımları atmaktan imtinâ etmek, salonlarda şiddet olarak bize geri döner. Coşkunluğu ve saygıyı bir arada yürütmek bir ütopya değildir.

-- Taraftarın ayağını maçlara alıştıracak uygulamalara önem verilmelidir. Bunun ilk şartı kombine uygulamasıdır. Takıma hak ettiği bir bedel biçilmeli, bu bedeli ödeyen taraftara da bu paranın hakkı verilmelidir ve çeşitli olanaklar sağlanmalıdır. Misal; kombine sahipleri yakın merkezlerden gidip gelecek servislerden yararlanabilir. Takımla antrenmanda tanışma hakkı kazanabilir, hatta belirli periyodlardaki çekilişlerle deplasmana götürülebilir. Ürün alırken indirim hakkı kazanabilir.

Piramidin tavanı ve tabanı

İlk yazıda da söylediğimiz gibi, bu piramidin tepesinde federasyon olmalıdır. Yukarıdaki maddelerin gerçekleşmesi için olmazsa olmaz şartlardan biri, çekişmeli bir lig ortamıdır. Bu sene bu açıdan tatmin edici bir sezon olduğu aşikâr. Bu gelişim planlı olarak ilerideki senelere yayılırsa, yayın hakları konusunda da kulüplere gelir sağlayacak kapıların açılması kaçınılmazdır. Bir süre sonra BJK-FB ya da Efes-GS maçları reklam sektörünün ve sponsorların avucunu kaşındırmaya başladığı zaman, bu teker sağlıklı dönüyor olacaktır.

Piramidin en altında gözüken fakat en önemli unsurlarından olan basketbol seyircisinin de, şu anki "durumu kabullenmiş" havadan kurtulması gerekmektedir. Fransız kalmışlıktan çıkıp haklarının farkında olmalı; seyirci olmaktan kurtulup sahaya inmelidir.


ÖNCEKİLER:

Basketbol Seyircisi(!) - 1