HİÇ BAKMA AT FİNK'E, DEĞİL CHATMAN'A

 

Çağrı TURHAN
27 Aralık 2009, Pazar

 

Beşiktaş’ın basketbol şubesinde değişen pek bir şey yok, değişmesini beklediğimiz de yok. Sinir bozucu şekilde ne yukarı çıkabilecek ne da aşağı inebilecek bir takımımız var, daha da kötüsü şampiyonluk adayı ya da yüksek bütçeli takımların hiçbiri ışık vermezken şu an yapılabilecek bir iki hamleyle ciddi iddia sahibi olabilecek bir durumumuz da var. Gelin görün ki, yüce yönetimimizin Akatlar’da olan bitenle ilgilenmesi söz konusu değilken, böyle bir beklenti içinde olmak mı daha anlamsız yoksa İbrahim Üzülmez’in olduğu yerden savunmanın delinmediği bir doksan dakika beklentisi mi, bilemiyorum. Hele futbolda oldukça çalkantılı geçen bir süreçle beraber yakın zamanda kongre varken, bu transfer dönemini de boş geçme konusunda pek ümit vermeyen bir başkanla beraber şu ana kadar geçen senelere kıyasla daha az duyduğumuz maddi sıkıntılar konusunda iyi günlerimizi yaşadığımızı düşünmememiz için hiçbir sebep yok.

Takıma geçecek olursak, sezon öncesi beklentileri aştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Benim pek tutmadığım ama uygulamadaki eksiklikleri göz ardı edersek eldeki kadrodan verim almak için kötü bir tercih olmadığını düşündüğüm bir anlayış var. Tempoyu sürekli yüksek tutarak hücum odaklı bir oyun oynamak, sahada sizin için çoğu zaman fark yaratan tek ismin Mire Chatman olduğu bir ortamda fena sonuç vermedi şu ana kadar. Skorerlik açısından değil ama oyun kuruculuk performansı El-Amin’in bile ötesinde ve yetenek açısından üst düzey olmayan bir kadronun yediği bu kadar sayıyı çıkaracak kadar atmasının yegane nedeni Chatman. Sezon başında ayaklarını yerden kesemediği için turnike atmakta zorlanan Baxter’a aynı maçta üç kere alley-oop yaptırabilen bir adamdan bahsediyoruz, sahada olmadığı zamanlarda zaten bölgesel lig takımından pek de farklı göründüğümüz söylenemez. Chatman’ın dışında da ofansif olarak iyi şeyler var takımda. Basketbol literatüründe Halil Üner taktiği olarak da bilinen “ver Amerikalı guard’a, takılsın” kafasına göre hücum anlayışını uygulamak için ideal bir adam varken hiç bakma at Fink’e pardon Chatman’a yerine belli şablonlar üzerinden sayıya gitme konusunda genel olarak ısrarcı olduğumuzu söyleyebiliriz. Darüşşafaka maçında kısa bir bölüm içerisinde harika oynanmış üç tane backdoor vardı, ki iki sene önceki takım dışında kendimi bildim bileli Beşiktaş’ın böyle şeyler yaptığını hatırlamıyorum. Keza sabırla topu da iyi dolaştırarak savunmalara bayağı arıza çıkarttık şu ana kadar. Yine de bu çok iyi pas trafiği için öncelikli şart Chatman. Onun bire birleri ya da pick and roll’leri olmadan savunmada bir açık yaratamıyoruz. Diğer ana tehdit konumundaki Baxter’a verilen topun geri dönmesini beklemek yerine hazır dört kişiyken diğerleri okeye de başlayabilir. Son haftalardaki sakatlıklar da iyice Chatman’ın eline bakar hale gelmemizin diğer sebebi. Newley, Engin gibi akıllı oyuncular savunmayı okuyarak birşeyler üretebiliyorlardı, ki onların gidişiyle bir de şut tehditlerimizin azalması durumu mevcut. Hal böyleyken at topu Chatman’a olayına paşa paşa dönüyoruz tabii.

Savunma tarafı ise seyrederken fenalık geçirtecek seviyede olduğundan 90 sayı falan yemek iyice standart haline gelmiş durumda. Sakatlıklarla beraber iyice daralan kadronun muhakkak önemli etkisi var ama savunmada rahat takılmak alışkanlık haline gelmiş, ki asıl sıkıntı da burada. Chatman’ın hala o kadar yükle sürekli 40 dakikaya yakın oynarken sahada yığılıp kalmadığına şükretmek gerekirken diğer kısaların oradan kaynaklanan hasarı kapatması gerekiyor aslında. Fakat, Chatman’ın video oyunlarındaki bug gibi top çalma performansı arka alandaki en büyük savunma katkımız olunca, rakip kısalar rahat rahat penetre ediyor. Savunmada zaten pek takılmayan Baxter’la birlikte diğer uzunların da yardım savunması konusunda vasat olmaları ve en büyük blok tehdidinin de sezon başında potaya rahatça giden kısaların arkasından gelerek blok kovalayan Newley ve Muratcan olduğu düşünülünce pek hoş bir tablo çıkmıyor karşımıza doğal olarak. Yine de asıl mevzu dediğim gibi takımın savunmaya verdiği önemde. İddialı takımlara karşı bu kadar facia bir savunmayla kafa tutamazsınız; nitekim Eurocup’da da mucizevi Telekom Bonn maçı dışında galibiyet yok.

Kadroya ilk aşamada bakınca bu tarz bir oyun da beklemiyor insan aslında. Chatman dışında skorer kısa modeline uygun bir eleman yok, uzunlardan da biraz Baxter belki. Geri kalanlar genellikle şutu girmediği gün çok pasif kalabilen oyuncular. Savunması iyi seviyede olan ya da ihtiyaç duyduğunda savunmada vites artırabilecek takımlara karşı şansımız az. Mesela bu haftasonu, Fenerbahçe karşısında olduğu gibi... Sıkıntılı günler geçirse de sırf iyi kötü belli bir savunma anlayışları olduğu için çok daha şanslılar bence.

Bunlara rağmen bir takım bir şekilde bu kadar sayı atabiliyorsa coach’un bunda bir katkısı vardır diye düşünüyorum. Takımın başına menajerlikten inerek geliş şekli benim açımdan rahatsız ediciydi ve oyun tarzını pek tutmuyorum ama şu ana kadar hep beklentileri aşmayı başardı. Final oynadığımız dönemde de o kısıtlı kadronun ivme kazanarak o noktaya ulaşmasında ciddi payı vardır. Hatta onun adına aklımda en çok kalan maç da yarı finalde Ülker’e karşı kaybettiğimiz maçtı. Açılan yüksek farka rağmen maçın sonunda oyuna ortak olmayı başarırken, takımın savunma dışında belli bir hücum performansı ile de o noktaya gelişi beni oldukça şaşırtmıştı. Keza rakibin hamlelerine seri şekilde cevap vermesi ve risk alabilmesi de o takımın başarısındaki en önemli etkenlerdendi kanımca. Eğer takım savunmasında biraz ilerleme kaydedebilirse, sonuç ne olur bilemiyorum ama çok renkli bir sezon geçirmemizi sağlayabilir. Biraz önce transferi resmileşen Likholitov yerine şutör özelliği olan bir kısa alsaydık bu konuda çok daha umutlu konuşabilirdim aslında. İyi savunmalara karşı en çok sıkıntının çekildiği yere bir transfer en azından kendi içinde, kendi anlayışı içerisinde daha komple bir takım olmamıza yardımcı olabilirdi, ki bu takımın savunma sıkıntısını bir adamla düzeltme ihtimalinden çok daha gerçekçi bir yaklaşım olabilirdi takımı bir seviye yukarıya çıkarmak adına.