Yine Yeniden

Çağrı Turhan

cturhan@ug.bilkent.edu.tr
25 Ekim 2008, Cumartesi


Mevzubahis Beşiktaş olunca işin içine yönetimin saçmalıkları girmeden olmuyor bir türlü. Basketbol şubesinde de yapbozlar ve belirsizlikler yaz dönemlerinin ana temaları, ki bu yaz da durum pek farklı değildi.

Geçen sezonun sonu kötü oldu. Hem Torino’da Galatasaray’a, hem de ligde Telekom’a elenmek (kupada sinir bozucu bir şekilde Efes’e elenmek de var) tam bir hayalkırıklığıydı. Boş takımlar değildi rakipler ama kapandığı sezonki Tofaş’tan beri en beğendiğim takıma yakıştıramıyorduk. Yine de sağlam bir temele sahip olduğumuzu düşünerek kendimizi avutuyorduk. O takımı sezon içinde frenlemeyi başaran büyük yönetimimiz yaptığı işi yarım bırakmadı ve takımı koruyamayarak da genel performansını devam ettirmeyi başardı en azından. Yaz başındaki belirsizlikte kendimizi iyiden iyiye yatırımın yine azaltılmasına, iki sezon önceki işkence takımının farklı bir versiyonuna hazırlamışken birden transferler başladı. Buradan anlaşılan sorunun temelde ilk aşamada düşündüğümüz üzere maddi durum olmadığı. “Madem öyle niye takımı dağıttınız?” gibi bir soru sormuyoruz zira Beşiktaş yönetiminden mantıklı kararlar vermesini beklemeyi bırakalı bayağı oluyor. Neyse, daha fazla sinirimizi bozmayalım, bu umutsuz vakayı bir kenara bırakıp bu sezonki takıma geçelim. (Geçelim demekle olmuyor tabii iş, yazının bu kısmı yazıldıktan sonra, Stanojevic ayrıldı, yorum yapmaya gerek duymuyorum bile.)

Hakan Demir

Hakan Demir koç olarak yönetimin ilk tercihi değildi. Hedeflenen bir isimden çok geriye kalan seçeneklerden biri olarak tercih edilmişe benziyor. Kısa koçluk kariyeriyle de yüksek hedefleri olan bir takım için çok iyi bir tercih gibi durmuyor. Yine de pozitif baktığım bir isim. Bunun da temel sebebi Tekel’in başındayken gösterdiği performans. O sınırlı takımla yaptıklarını, TBL’ye çıktığından beri bir düzen oturtamamış görünen Mersin’deki sezonundan daha önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum. Bir de Tigana Baba’ya benziyor bazı açılardan, ki asıl hoşuma giden tarafı o aslında.

Tekel dönemini baz alırsak, benzer şeyleri burada da ortaya koyabilirse müthiş olur takım için. Bizdeyken karın ağrısı olmaktan pek öteye gidemeyen Aubrey Reese’den disiplin abidesi bir takımın merkezindeki isimlerden biri olarak çok iyi verim alması, hatta Beşiktaş’ın onu bonservis ödenecek değerde bir isim olarak görmesini sağlaması, taşın suyunu çıkaracak kadar eldeki kadrodan verim alıp o sezon için beklenilenin çok üstüne çıkan bir takımı yönetmesi şüphesiz ki ümit verici. Eğer on sene önce böyle oynayan bir takımımız olsaydı müthiş memnun olurdum kendi adıma ama bu zaman zarfı içinde artan hedefler doğrultusunda bünyesinde soru işaretlerini de barındırıyor Hakan Demir. Ancak Efes Pilsen formasyonundan gelmiş olması bu dezavantajını bir nebze olsun azaltıyor.

Kritik soru, Tekel’deki gibi güçlü yanı savunması olan bir oyun düzenini burada ne kadar yerleştirebileceği. En iyi oyuncusu bile sahada tam bir görev adamı gibi hareket eden Tekel’e kıyasla, ofansif yanı öne çıkan çok daha fazla oyuncusu olan bir takımda işinin bu açıdan daha zor olduğu açık. Umut verici kısım ise kadrolarını geliştiren rakiplerimize karşı elimizdeki tüm malzemeyi iyi kullanmaya ihtiyacımız varken, Nedim Dal’dan, Umut Tınay’dan, Engin Algın’dan ( bu oyunculardan ikisi şu an TB2L’de) iyi katkı alabilmiş birisi olarak Cevher Özer’den, Adem Ören’den, Mehmet Yağmur’dan da benzer katkıyı alabilme ihtimali.

Gelenler

Geçen seneden geriye Cevher, Mehmet ve Arın dışında kalan elemanımız yok. Yani takım toptan değişti demek yanlış olmaz. Son yıllardaki trendin aksine Türk Telekom bizim eski oyuncuları transfer etmedi, biz onlardan aldık. Yine başkentten gelen Ömer Ünver var bir de. Tabii bu konuda da Beşiktaş yönetimi klasını gösterdi ve elini çabuk tutup, daha koçunu bile halletmeden yerli transferini halletti. Bravo, ne diyelim…

Haluk Yıldırım’ın geri dönüşü güzel. Telekom’un onu bırakmasına anlam veremedim açıkçası. Sakatlık vs. olmadığı müddetçe iyi katkı verecektir mutlaka. Telekom’da işin skor tarafına da ciddi katkı yaptığı ve dış atışlarını da ilerlettiği düşünülürse bizdeki sezonundan daha faydalı olması muhtemel.

Telekom’da iki senedir kayıpları oynadığından pek dikkat çekmese de Muratcan ligdeki en iyi yerli oyunculardan bana göre. İyi kullanılırsa Karşıyaka’dakine benzer bir performans sergilemesi sürpriz olmaz. Ercüment Sunter’in takımında çürüyen bir başkası olan Mutlu Akpınar’ı da alabilseydik keşke.

Adem Ören’den pek bir beklentim yok ama onun için pek de ideal olmayan Telekom’un yüksek tempolu oyunundan daha fazlasını verebileceği bir sisteme geçiş onun için iyi olabilir. Bir de dar uzun rotasyonumuzda daha istikrarlı bir süre almak da oyununu pozitif etkileyebilir. Tabii yine de bunlar oldukça iyimser yaklaşımlar.

Ömer Ünver’in gelmesinin en olumlu yanı rakipte olmadığından bize kafayı yedirtmeyecek oluşu. Eğer TED Kolej’teki gibi onun için iyi pozisyon hazırlanırsa hücumda oldukça faydalı olabilir zira otomatiğe bağladı mı rakip ne olduğunu anlamadan maçı koparabiliyor.

Asıl önemli olansa yabancı seçimleri elbette. Bu zamana dek sadece Kepez maçını seyredebildiğim için yabancılar hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğim ama Euroleague’de asist kralı olmuş Mire Chatman’la Avrupa’da iyi bir kariyeri olan Mario Austin önemli isimler mutlaka. Marcus Faison’ın da istatistiklerinden çok Malaga forması giymiş olması potansiyeli için önemli bir gösterge kanımca. İlk maçtan dikkatimi çeken şeyse hepsinin de seyirciyle beraber havaya girerek performanslarını çok daha yukarıya çekebilecek oyuncular olduğu, ki bu da bizim gibi bir takım için artı mutlaka. Tabii Apodaca hayalkırıklığından sonra temkinli oluyor insan; dolayısıyla daha önceki kariyerlerine bakmaktan çok Beşiktaş performanslarını görmek lazım.

Bir de sırf Türk statüsünde oynatılabilme ihtimalinden dolayı kadroya katılan Dennis Mims var. Bu ihtimale rağmen önceki kariyerine bakarak burada ne aradığı hakkında zerre bir şey anlayabilmiş değilim zira üç maç burada, beş maç orada oynayarak geçirmiş basketbol hayatını.

Kepez Maçı

Kepez Bld. geçen sezonki gibi kadrosunu iyi kullanan, sert, hücumda akıllı oynayan, kısacası taş gibi bir takım bu sene de belli ki. Hücumda pek de gününde olmamasına rağmen böyle bir takıma karşı maçın büyük bölümünü kontrol altında götürerek kazanmak ilk hafta için olumlu. Kepez’in uzun problemi olmasa işler bizim için daha zor olurdu, orası muhakkak. Kepez’de topu alan kısa oyuncunun içeri girmesine ve uzunlarımızın yerden ayağı kalkmamasına rağmen savunmada da istekliydik maçta belli bölümlerde. Bu maça dair en çok hoşuma gidense rakibin oyunda kalmak için zaman zaman çok sert oynamasına rağmen, sürekli içeriyi zorlamaktan, fiziksel temastan takım olarak kaçınmamamız oldu. Muratcan ve Adem’in Telekom günlerine göre çok daha kendilerine güvenerek oynaması ise ilerisi için başka bir artı. Chatman’ın yokluğunda skor olarak iyi iş çıkaran Mehmet Yağmur’un hücum tercihleri ise onun adına ilerisi için güven vermedi pek.

Bundan Sonrası

* Kulüp olarak gene Beşiktaş geleneklerine uygun kura çektik, geçen sezonki kolay kura belli ki istisnaymış. Garbajosa ve Delfino’yu alarak Olympiakos’tan sonra bu yazın en çok sapıtan takımlarından olan Khimki ve Benetton var grupta. Son takım olarak da Triumph’ı beklerken Oostende gelecek gibi görünüyor, ki tek kötü yanı Kerem Tunçeri’yi tekrar Akatlar’da görememek olacak. Ama Benetton’ın gruba girmesiyle Nicevic’i tekrar görme şansımız var artık.

* Stanojevic’in yerine ne zaman biri gelir bilemiyorum ama Chatman’ın da yokluğuyla önümüzdeki dönemin daha da zor geçeceği açık. Bir aylık sürede Mersin, Efes, Fenerbahçe ve Telekom deplasmanları var. Allah’tan Eurocup’a daha zaman var.

Görüşmek üzere.